gasabalilarin forumu
Eylül 06, 2010, 03:30:01 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hiciv ve hicivli şiirler  (Okunma Sayısı 10422 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ali Aydilek
Ziyaretçi


E-Posta
« : Nisan 28, 2006, 02:29:59 ÖS »

Eylemem ölsem de kizbi ihtiyâr
Doğruyu söyler-gezer bir şâirim
Bir güzel mazmun bulunca Eşrefâ,
Kendimi hicv eylemezsem kâfirim!
--Şair Eşref

Hiciv-1
Ne taaccüb ediyorsun buna dünya derler
Duyulan herzelere onda nihayet yoktur
Yerin altında öküz var mı dedi bir meczup
Onu bilmem dedim fakat üstünde pek çoktur
--Ferit Kam

Hiciv-2
Tahir efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp tahirdir
--Nefi

Hiciv-3
Zehr-i hicvi cihana neşredenin
Dili bir şekzeban-ı efidir
Tahir olmaz köpek,fakat beşere
Nef-i vardır o halde Nef'idir
--Tahir Olgun

Hiciv-4
Bayır turbunun nef-i yoktur diyorlar
Osurdukca cıkan Nef'i degil midir?
--Nigari (Kanlı Nigar  Nefi ye cevap)

Hiciv-5
 Millete erbab-ı mansıptan biri eşşek demiş
 Reddedilmez böyle söz amma ki pek can sıkar
 Olsa da millet eşşek,eşşek diyen bilmez mi ki
 Sadr-ıazamlarla valilerde milletten çıkar
--Şair Eşref

Hiciv 6
Gâvur İzmir'de sokaklar dardır
Bir selâm tavrı ile can koruruz
Söyle dursun atlarla araba
Yolda eşeklere biz hasdururuz.
--Şair Eşref

Hiciv  7
İngiliz palyaçosu, şu kralın halini gör,
Yurdun sinesine tohum-u esaret ekiyor.
Yuları düşman elinde, beşere çifte atar
Bir Mısır eşeğini bak sekiz at zor çekiyor.
--Şair Eşref
(Kral Faruk'un Parlamentoya geldiği arabanın 8 at tarafından çekildiğini görmüş ve yazmıştır.)

Salla Başını, Al Maaşını
Ey inleyen zavallı; bulmuşsun kırk yaşını,
Kazanmak istiyorsan bu hayat savaşını,
Yemelisin hakikat denen zehir taşını!
Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını,
Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını.

Tatar ağası gibi öyle dolaşma yaya
El oğluna baksana, ne ar kalmış ne haya!
Sen de bulup bir dayı hemen arkanı daya!
O ne derse hıı deyip hemen salla başını
Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını

Kör kadıya şehla de, incitme düztabanı
Düşküne ver nasihat, kodamana arkanı!
Zengin ol sen de aşır her dağdan arabanı,
Tekerine taş korlar sallamazsan başını,
Dilini tut uslu dur, her ay al maaşını

Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil
El pençe ol, divan dur, bu şerefsizlik değil!
Uşaklığı meziyet, riyayı fazilet bil
Kim ne derse hıı deyip hemen salla başını,
Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını

Şeflerle iyi geçin, amirle bul arayı
Azıcık sen de öğren dalgayı dubarayı
Bırakıver kanasın vicdan denen yarayı!
Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını,
Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını!

Köpeklerle boğuşma, tepişme hiç katırla
Hamamda kavga olmaz sütü bozuk natırla
Kulağına küpe yap, bu sözümü hatırla:
Kim ne derse hıı deyip hemen salla başını
Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını.

Diyorlar ki taç bile baş eğilmezse konmaz,
Önünde eğilirsen kılıç bile dokunmaz.
Dik durdukça bir başa devlet kuşu da konmaz,
Bu dünyada kaide sallamaktır başını
Eğil bükül gerdan kır, her ay al maaşını.

Bir güvercin eder mi atmacalarla yarış?
Öğrenmedin dünyayı gezdin de karış karış
Gel vazgeç bu sevdadan, haydi kervana karış
Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını
Sürüden ayrılma ki versinler maaşını.

Artırmaya konmuştur terfiler maliyede,
Bu usulle yapılır nakiller saniyede
Söylesen de faydasız Vali-yi Aliye de
En iyisi hıı deyip hemen salla başını
Uslu dur dilini tut, her ay al maaşını

İrtikapla irtişa sanma ki güç bir iştir,
İlmini bilen için ismi alış veriştir
Usulünü öğren de bu nimetten veriştir!
Her lokmada hıı deyip hemen salla başını
Uslu dur dilini tut, her ay al maaşını

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını. 
-   Namdar Rahmi Karatay

Karaman'ın Koyunu
Oğul sana bir öğüt vereyim, dinle beni,
Ağzını açma sakın açarsan aç keseni,
En candan bildiklerin tefe koyarlar seni,
Birer birer denedik olgununu toyunu,
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.

El oğlunu bilmezsin, o ne hin oğlu hindir,
Pamuk gibi görünür, granitten çetindir,
Arkandan kuyu kazar, dibi yoktur, derindir,
Açılma el oğluna anlamadan soyunu,
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu

Senin ayıbını arar el oğlu bir iş gibi,
Arkanda dolaşırlar sanki müfettiş gibi,
Bırakırlar ortada seni bir ibiş gibi,
Öğretirler dünyanın körfezini koyunu,
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Doğruyu görürsen de ulu orta anlatma,
Bağır, çağır, nara at, fakat sakın taş atma,
Elini uzat amma, boynunu hiç uzatma,
Sana ölçü verirler, uzatırsan boynunu,
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Ne tilkiye eğri bak, ne de kurtlarla yarış,
Ne etlisinden bahset, ne sütlüsüne karış,
Ağzını açık korlar sonra senin bir karış,
Nene gerek elin üç keçi, beş koyunu,
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.

Ne erkeğine kan, ne dişisine inan,
Dişisi erkeğinden olur bir kat afacan,
Sonra gösterir sana gülünü şebboyunu
Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
--Namdar Rahmi Karatay

Geçti Bor'un Pazarı
Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani?
Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!

Sende cevher var imiş, onu herkes ne bilsin?
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin,
Ne çıkar öğrenmişsin mesahasi (piy) diye,
Geçti Bor'un pazarı sür eşşeği Niğde'ye

Bilmem ki ne olmaktı senin gayen, maksadın?
Fare gibi kitaplar arasında yaşadın,
Ne dansettin, eğlendin, ne de sevdin kız, kadın,
Kim dedi ey serseri gençliğine kıy diye ?
Geçti Bor'un pazarı, sür esşeği Niğde'ye!

Gönül ne çalgı ister, ne eğlence, ne de dans,
Ne güzel kadınların önlerinde reverans,
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans,
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!

Fırsatı iyi kolla, olma sakın dangalak,
Genç iken vur partiyi, durma, ye, keyfine bak,
Sonra iç şampanyalar, viskiler, bardak bardak,
Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!

Hasan'ın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli,
Yanıp da kavrulmadan mükemmelen pişmeli
Sonra seni almazlar hiçbir yere çiğ diye
Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!
--Namdar Rahmi Karatay

Aşıklık Ne Halına
Gönül sen ne sersemsin, ne körsün, ne sakarsın,
Yulaksız bir su gibi her güzele akarsın,
Neye sebepsiz yere yüreğini yakarsın,
Göz koymaktan ne çıkar elin günün malına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bu kara bahtını sen kambur gibi taşırsın,
Bir de topal eşekle kervana karışırsın,
Eller arabasını dağdan dağa aşırsın,
Senin her gün bir kambur yüklenirken dalına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bunca yıl uma uma eridin bir mum gibi,
Bu umut mabudunu bekledin kayyum gibi,
Karardıkça karardı kara baht kurum gibi,
Bundan sonra devam et yine bakla falına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Eller aştı denizi, oturdun mu sen şapa,
Herkesin yolu düz de seninki neden sapa,
Kulaklarını tıka gözlerini de kapa,
Bakma elin etine, kaymağına, balına,
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Birisi yakalamış suna gibi bir kızı,
Öteki her gün sarar başka güzel yıldızı,
Senin içinde yanar hiç olmayan bir sızı,
Güzeller geçer gider hep salına salına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.

Bu atalar sözüdür: Kim kazana kim yiye,
Gönül bağlamamalı bu dünyada her şeye,
Ah şu güzelin kaşı, vay gözü diye diye,
Ömrün dönüp gidecek bir yılan masalına
Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
--Namdar Rahmi Karatay

İşte Geldik Gidiyoruz...
Ne beklerdin, ne buldun sen yeryüzünde hey serseri?
Bilinir mi böyle yerde bir kimsenin öz değeri?
Unut arık bunca yıldır tükettiğin emekleri,
Devlet kuşu konsa bile istemem ben bundan geri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Sen pişirdin, sen yuğurdun, elin hamur karnın açtır,
Kursağına düşen en son tuzsuz, yağsız bulamaçtır,
Kimse bilmez kim kazanır bu oyunda, bu bir maçtır,
Yediğimiz emek aşı, içtiğimiz alın teri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Uğraşırsın, çabalarsın, parasını eller alır,
Bir gölgeye benzer umut, bir uzanır bir kısalır,
Çok umuda düşen kişi karanlıkta yaya kalır,
Bir oyuncak sanmış idik bir zamanlar koca dehri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Yüze geldi düne kadar köşesinde keyf çatanlar,
Vatansever oldu çıktı başımıza kaltabanlar,
Bizler bugün buyruk kulu, onlar ise kahramanlar,
Biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Bir kılkuyruk gelir sana çalım satar, kafa tutar.
Birer birer toplarsın sen, o binleri birden yutar,
Binbir çeşit ezgi hergün aşımıza ağı katar,
Bir boğazı tokluğuna çekiyorsun bunca kahrı,
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.

Dinlenmeden bir gün başım gençlik böyle geldi geçti,
Olan işler yüreğimde birer birer yara açtı,
Neden sonra alık gönül karanlıkta akı seçti,
Kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri
İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
---?

Yüzüne Vurulur Ayıbı Elin
Yüzüne vurulur ayıbı elin,
Hiç kendi suçunu gören olur mu?
Kabahat kız olsa etseler gelin,
Acaba gerdeğe giren olur mu?

Şimdi mal devridir, böyleydi dün de,
Kürk yoksa itibar olmaz düğünde.
Cahilin Karun'a döndüğü günde,
İlimle göğsünü geren olur mu?

Kaide değişti: Sabreden derviş
Murada ermeden bir gün gebermiş.
Aslanın ağzına el atmaktır iş,
Lokmayı kolayca veren olur mu?

Bu hasis devirde yetmişlik ninem
Diyor ki: Altınla süslensin sinem.
Mahşerde, maaşlı olsa cehennem,
Atını cennete süren olur mu?

Ey Necdet! Bahtına temmet çekili,
Gönlünde her zevkin taşı dikili.
Sen artık gülmezsin: Sazlı, içkili,
Karacaahmed'de tören olur mu?
--Necdet Rüsdü Efe

Sorma Hocam
Bana sual sorma, cevap müşküldür,
Her sırrı ben sana açamam, hocam!
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam, hocam.

Kayd-i ahiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete.
Hayvan otlatırken, gidip cennete,
Sana hulle donu biçemem, hocam.

Mi'racı anlatma, eşek değilim,
Bildiğin kadar da melek değilim.
Günahkar insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam, hocam.

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve ahiret bu köhne kalıp.
Ben softa değilim, cüppemi alıp
İmaret imaret göçemem, hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese.
Bu demi sürerken ecel gelirse
İşimi gırakıp kaçamam, hocam.

Şarabı menetme, o değil hüner;
Aşıkım, badesiz pak başım döner.
Gönlümde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sade su içemem, hocam

Nar'ı cehennemi önüme serme,
Günahımı döküp kaygılar verme,
Kitapta yerini, bana gösterme;
Ben pek o yazıyı seçemem, hocam.

Filozof Rıza'yım, dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama.
Her ipte oynadım, cambazım amma,
Sırat Köprüsü'nü geçemem, hocam.
--Rıza Tevfik

Geçer
 Izdırabın sonu yok sanma bu alem de geçer
 Ömr-ü fani gibidir gün de geçer dem de geçer
 Gam karar eyleyemez hande-i hurrem de geçer
 Devr-i şadi de geçer gussa-i matem de geçer
 Gece gündüz yok olur an-ı dem ademde geçer
 
 Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi
 Çaglayan göz yaşımı yoksa ki hicran seli mi?
 İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
 Çevrilir dest-i kaderle bu şuunun filimi
 Ney susar mey dökülür gulgule-i Cem de geçer

 İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan
 Nefsini kurtara gör masya-i mafihadan
 Niyyet-i hilkat-i bul aşk-ı cihanı aradan
 Önü yoktan sonu .oktan bu kuru davadan
 Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer

 Ne şeriat ne tarikeat ne hakikat ne türe
 Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
 Cahilin korku kokan defterini tanrı düre
 Marifet mahkemesinde verilen hükme göre
 Cennet iflas eder efsane-i adem de geçer

 Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne
 Girmemiştir bu avalim bu bedayi gözüne
 Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne
 Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne
 Hac olur pir-i mugan sohbet-i hemdem de geçer
--Neyzen Tevfik

Eşeğe Gem Vurmayın!
Benim ağzım pek yandı, ama siz dikkat edin,
Yalnız layık olan adama hürmet edin,
Haddini kim bilmezse ona hakaret edin,
Ele alçak durmayın, onu hakikat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
İnsanların kimisi uyuz köpek gibidir,
Kimisi ayı gibi, kimi eşek gibidir,
Tilkiye doğru olmak, hakka sövmek gibidir,
Namerdi okşamayın, onu bir tokat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
Pehpehler, pohpohlarla çok itleri at yaptık,
Uçurduk da göklere alkıştan kanat yaptık,
Hiç yoktan başımıza koca saltanat yaptık,
Üstüne çul vursanız, it onu kanat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
İşini uyduranlar tilki gibi kurnazdır,
Silahı hep yalandır, zekası gayet azdır,
Yalanını tutsanız, fayda yok utanmazdır,
Yüzüne tükürseniz, onu kalafat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
Gösterme karda gez de kimseye izlerini,
Kıymet bilmeyenlere arz etme cevherini,
Varlığını belli et, açmadan her yerini,
Bir hamal kayığını sarhoş bilmez, yat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
Sözü yerinde söyle, demiri tavında döv,
Öveceğin adamı iyi tart da öyle öv,
Söveceğin adamın yüzüne tükür de söv,
Yüzüne tükürmezsen onu iltifat sanır,
Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır.
--Namdar Rahmi Karatay

Halimiz
Her nereye gittiysek istenmedik, kovulduk.
Kendimizi kimseye beğendiremedik biz.
Bir arpa boyu için, bu güne dek yorulduk,
Ne edersek edelim, gizlenemez kelimiz.

Ne içerde seven var,ne dışarda isteyen
Olduk kendi eliyle düşmanını besleyen
Refah içinde olan az, çok fazla inleyen
Hürken, yazık ki beter kölelerden halimiz.

Gözlerimiz kör gibi, bakar görmez doğruyu
Körelmiş, sağırlaşmış, hissetmez duygu, duyu
İçemeyiz ne etsek bulandırmadan suyu
Akıllımız sürgünde, hükümdardır delimiz.

Fakirlikte önderiz, hikayede baştayız.
Hayalperestiz hayret, oldukça da laçkayız
Kendi değerleriyle sürekli savaştayız
Bir türlü gerçekleri söyleyemez dilimiz.

Yanımıza zayıflar, gelemez kibrimizden
Müstekbirler çok memnun olurlar halimizden
Bize en büyük zarar inanın gelir bizden
Yüzümüz gül koksa da, pislik kokar içimiz.

Sorumlular sorumsuz, meseleler kangren.
İnleriz, ağlarız yok halimizi bir gören
Duygular nasırlaşmış, düşüncelerse ören
İnanın çok perişan rezilcedir hâlimiz.

Var mı, alemde bilmem, bizim gibi bir millet?
Bizde hayat bulur her hayat bitiren illet
Kaplamış bünyemizi adi olmak ve zillet
Mümkün mü güzel olsun, felçtir istikbalimiz.
--Kadir Karaman

Bozacaklar Fiyakanı
alkış tutsaydık palavralarını
"en büyük sensin-herşeyi sen bilirsin"
deseydik..
pohpohlasaydık yalanlarını..
vicdanlarımızı susturup
yapsaydık şakşakçılığını
üç maymunu oynayıp
eleştirmeseydik hatalarını
nah... harcardın sen bunca adamı
ama merak etme
bu ilk perde
son perdede
bozacaklar fiyakanı..
--Mehmet Turan
Marko paşa'ya arz-ı hal
saltanat, dalkavukluk, saray, istibdat dedik
kükredik bir hamlede yerle yeksan ettik
şu hürriyet uğruna bilsen ne haltlar yedik
meğer sözler, vaatler yalanmış baştan başa
halimi arza geldim, dinle ey Marko paşa..

Dünya nefret ederken Hitler'inden, Hes'inden
vazgeçmedik onlara benzemek hevesinden
mahrum kaldık nihayet hürriyetin "H"sinden
her sözün arkasından "Padişahım sen çok yaşa"
bu derdin devası ne, söyle ey Marko paşa..

alemi ahmak sanıp başladık alayişe*
hokkabazlık karıştı her davaya, her işe
küfretmek adet oldu şeref dolu geçmişe
ağzını açsan hemen bir yumruk iner başa
bu derde bir deva bul, muhterem Marko paşa..

ahlakla fazileti bıraktık bir tarafa
adetle, an'aneyi kaldırdık, koyduk rafa
borçlu kaldık yıllardır tarih denen sarrafa
kanun, nizam, kaide, hepsi keyfe ma yeşa
bu derde bir çare bul, muhterem Marko paşa..

mukaddes dört kitaptan daha kutsalmış diye
hep hürriyet bekledik taş yiye, yiye
mademki bu akibet mukaddermiş biz niye
böyle hülya peşinde katıldık her savaşa
bu suale bir cevap ver, ey Marko paşa

göz açtırmaz kimseye dalkavukla şarlatan
rütbe, makam onundur, onundur güzel vatan
bilmez ki o gafiller harikalar yaratan
bu millet bir gün vurur hepsini taştan taşa
maruzatım bu kadar, şimdilik Marko paşa..
--Abdullah Çağlayan (1907 - ?)

SİNEK
Yaratmıştır güzel Mevla,
Neden buna sahip olmaz,
Küçük amma başa bela,
Takip etsen, takip olmaz.
 
Engel olur işlerine,
Düşme sakın peşlerine,
Kurşun sıksan döşlerine,
Ateş alıp tahrip olmaz.
 
Çeksen hayvan pazarına,
Satamazsın zararına,
Versen odun hızarına,
Tahta çıkıp kalıp olmaz.
 
Sinek denen kara nokta,
Var git eğlen otta, b..kta,
Ben gelirim doksan okka,
Senden bana rakip olmaz.
 
Girmiş kara elbiseye,
Papaz şahit hadiseye,
Yol uğratmış kiliseye,
Sinek, senden rahip olmaz.
 
Şu Rasim\'in kederine,
Sinek kondu defterine,
Nokta koydu her yerine,
Sinek, senden katip olmaz.
--Rasim Köroğlu

SONRADAN GÖRME
Hep aynı kalır mı sonradan görme,
İlk önce serveti, malı değişti,
Tek tek saydırıp da gel beni yorma,
O bildiğin cümle hali değişti.
 
Yalan ise, Allah versin belamı,
Edemezdi iki satır kelamı,
Hello diye verir şimdi selamı,
Ağzında lisanı, dili değişti.
 
Yormazdı halini kimse hayıra,
Benzerdi kafası çıplak bayıra,
Ekin eker gibi sanki çayıra,
Ektirdi saçı da keli değişti.
 
Sadece kendini sanıyor zeki,
Aslına bakarsan aptalın teki,
Girse tuvalete kesiyor çeki,
Cebinde parası, pulu değişti.
 
Bıraktı göbeği, kızardı ibik,
Kaybolup gidiyor etinde kemik,
Spora başlamış, adı ayrobik,
Kalçası, vücudu, beli değişti.
 
Bu yıl dedesinin ölüm senesi,
Sosyeteden flört buldu nenesi,
Veledin, kaç avrat gördü sinesi,
Evlisi, bekarı, dulu değişti.
 
Sığırtmaç Ahmet'in vardı deneyi,
Vurdukça yıkardı beş, on danayı,
O koruyor şimdi kızı Mine'yi,
Buldu badigardı yolu değişti.
 
Bir yıkık evleri kaldı şurada,
Nostalji yapıyor gelip arada,
Boşa sorma Rasim O'nu burada,
Göçtü İstanbul'a ili değişti.
--Rasim Köroğlu

SOSYETE SOFRASI
Kurulmuş masalar sosyete işi,
Her gelen oturdu binbir poz ile,
Olsaydı ortada anamın aşı,
Doyardı şu karnım belki haz ile.
 
Bir sohbet başladı şubattan, marttan,
Konçerto dinledik Bach'dan, Mozart'tan,
Hiç haberim yoktu böyle bir şarttan,
Yenirmiş yemekler meğer caz ile.
 
Bıçaklar sağ ele, çatallar sola,
İcat edenlerin gözü körola,
Her lokmadan sonra bir saat mola,
Kimsenin işi yok burda hız ile.
 
Çatalın ucuyla aldı tabaktan,
Silmedi boyayı pembe dudaktan,
Değmeden geçirdi dilden, damaktan,
Hap yutuyor sanki hanım doz ile.
 
Boğazım yandı da dilim küçüldü,
Sinirler gerildi, damar açıldı,
Gözlerimden sanki ateş saçıldı,
Yutunca viskiyi birden buz ile.
 
Keser iken kucak kucak odunu,
Kesemedim burda tavuk budunu,
Dalga geçti erkek ile kadını,
Dürtüp birbirine şöyle diz ile.
 
Rasim der ki, beni kimler getirdi,
Ben yemedim, yemek beni bitirdi,
Bütün kazancımı aldı götürdü,
Ödenmezmiş hesap burda az ile.
--Rasim Köroğlu

ŞİMDİ
Akın etti şehre, köyü, bucağı,
Yaylalar, obalar bitiyor şimdi.
Almıyor, kentlerin doldu kucağı,
Geleni kenara itiyor şimdi.
 
Heryerde aynıdır hayatın zoru,
Anladı şehirde atınca turu,
Anası yollamış unu, bulguru,
Köyünden geleni yutuyor şimdi.
 
Kahvede geçiyor günü yarısı,
Öğleyi bulmadan kalkmaz karısı,
Şehirli ya, mühim değil gerisi,
Böbürlenip çalım satıyor şimdi.
 
Tavukta, çullukta kalmış hevesi,
Getirdi balkona kurdu kümesi,
Şehire ayarlı horozun sesi,
Aklına estikçe ötüyor şimdi.
 
Çayırın, harmanın epey uzağı,
Bodrumda, inekle yatar buzağı,
Doldurur sobaya, yakar tezeği,
Doğal gazdan güzel tütüyor şimdi.
 
Oğlunun yolları, yolun sapası,
Kulakta sallanır altın küpesi,
Bağırır kızına, atmış tepesi,
Önüne gelene çatıyor şimdi.
 
Doğduğu köyünü gözü tutmadı,
Şehirde kalmaya gücü yetmedi,
Rasim\'in denecek sözü bitmedi,
Bu günlük bu kadar yetiyor şimdi.
--Rasim Köroğlu

TELEVİZYON
Şu televizyona işin yolunu,
Bulanlar çıktı da ben çıkamadım.
Sosyetenin damat ile gelini,
Olanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Kimisi kapalı, kimisi açık,
Kimisi akıllı, kimisi kaçık,
Köşklerin önünde çırılçıplacık,
Kalanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Hani gizli idi ibadet, niyaz,
Ekranda dedem de göründü biraz,
Naklen yayın ile camide namaz,
Kılanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Bu konuda, medet beklemem tıptan,
Kırkımı geçtim de düşmedim çaptan,
Gücünü XXX denilen haptan,
Alanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Yerindeyse eğer budu, kalçası,
Mühim değil sözün önü, arkası,
Bir klibi ile birkaç parçası,
Olanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Nereyi açarsan üç ile beşi,
Müzikte popçular çekiyor başı,
Röportaj yaparken sahnede çişi,
Gelenler çıktı da ben çıkamadım.
 
İntihar etmeye gelmişti güya,
Sıkıca yapıştı, düşmedi suya,
Boğaz Körüsü'ne bir boydan boya,
Dolanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Futbolla doldurup koca kasedi,
Çatlattılar benim gibi hasedi,
Mezarlıktan gece vakti cesedi,
Çalanlar çıktı da ben çıkamadım.
 
Olmak mı ilazım onun ikizi,
Belgeselde çıktı yaban öküzü,
Lotoda, totoda; yedi, sekizi,
Bilenler çıktı da ben çıkamadım.
 
Benzetmişler beni koca kütüğe,
Takılır demişler gidip RTÜK'e,
Rasim gibi biraz aklı yitiğe,
Gülenler çıktı da ben çıkamadım.
--Rasim Köroğlu

VELET
Dolu dolu öğüt verdim almadı,
Boş arıyom gardaş bizim velede,
Ezdi bu sinemi, hayrı kalmadı,
Döş arıyom gardaş bizim velede.
 
Bizim tercihimiz burcu balıklı,
Pantolon giyecek dizi delikli,
Hani, şöyle biraz hippi kılıklı,
Eş arıyom gardaş bizim velede.
 
Büyüdü, amcası masa tutacak,
Kumar oynayıp da bizi ütecek,
Ya çift yapacak, ya okey atacak,
Taş arıyom gardaş bizim velede.
 
Olmayacak O'na işin telaşı,
Koymayacak hiç taş üstüne taşı,
Postayla gelecek eve maaşı,
İş arıyom gardaş bizim velede.
 
Bizim sosyetenin teni yaktığı,
Çoğumuzun şöyle yan yan baktığı,
Turistlerin üstsüz girip çıktığı,
Duş arıyom gardaş bizim velede.
 
Salam, sosis, jambon, bir de hamburger,
Namerdim, birini bilirsem eğer,
Temel gıda olmuş hepsi de meğer,
Aş arıyom gardaş bizim velede.
 
Dışımdan bellidir, içerim hisli,
Bazen sakin oldum, bazen de hırslı,
Rasim der ki, biraz akıllı, uslu,
Baş arıyom gardaş bizim velede.
--Rasim Köroğlu

ZAM GELDİ
Akşam açıklandı yeni fiyatlar,
Sabaha kalmadan yine zam geldi.
Yarına kalırsa, elbet bayatlar,
Bir günü dolmadan yine zam geldi.
 
Zehir etti bize zamlar hayatı,
Bıraktım tazeyi, aldım bayatı,
Hor lokmanın aynı değil fiyatı,
Ekmeği bölmeden yine zam geldi.
 
Kimler girdi bilmem, benim kastıma,
Telefonun kilit vurdum üstüne,
İki satır yazı yazdım dostuma,
Mektubu salmadan yine zam geldi.
 
Uzun söze gerek var mı arife,
Berberde asılı eski tarife,
İki katı para verdim herife,
Sakalı yolmadan yine zam geldi.
 
Zor denkleyip çıktım pazar parası,
Biraz ucuz gibi geldi şurası,
Nasıl oldu bilmem kaş göz arası,
Tezgahı bulmadan yine zam geldi.
 
Her gelen açıyor bir zam sayfası,
Başımdan eksilmez oldu furyası,
Ağladım, sızladım yok ki faydası,
Gözümü silmeden yine zam geldi.
 
Olmuş idim bir gün ishal hastası,
Helacı da olmuş zammın ustası,
İçerde değişti fiyat listesi,
Taharet almadan yine zam geldi.
 
Ayırmıştım üç beş kuruş kenara,
Götürdüm hepsini verdim mezara,
Azrail'in işi çıkmış bu ara,
Şu Rasim ölmeden yine zam geldi.
--Rasim Köroğlu

YİYEMEYOM DOHTUR BEY

Verdiğin perhize budur gayratım,
Bundan başka uyameyom dohtur bey!
Üç sepet yumurta sabah kahvaltım,
Teker teker sayameyom dohtur bey!

İki leğen pilav bir yayık ayran,
İster yağlı olsun isterse yavan,
Yanına kesiyom beş kilo sovan,
Yeyom yeyom doyameyom dohtur bey!

Üç tencere bamya yerim bişinci,
Yirmi tas su içip biraz koşinci,
Her yanım sökülür karnım şişinci,
Sağlam göynek giyemeyom dohtur bey!

Şinciye acımdan çoktan ölürdüm,
Sağolsun komşular gönderir dürüm,
Bir guzudan çok yiyemem, var sözüm,
Ayıp olur cayameyom dohtur bey!

Bazı az geliyo beş kasa hurma,
Yedi lahanadan yapıyoz sarma,
Onuda mı yedin diye hiç sorma,
Utanıyom deyemeyom dohtur bey!

Günde iki çuval unum gidiyo,
Avradım her sabah ekmek ediyo,
Bir gazan fasille gönül ye deyo,
Artırmaya gıyameyom dohtur bey!

Senede gırk dönüm bostan ekerim,
Benden başka kimse yemesin derim,
Gavunu, garpuzu gabuklu yerim,
Aceleden soyameyom dohtur bey!

Bilmem bu işin sonu nere gider,
Buyumuş gısmetim, buyumuş gader,
Bir günde yediğim işte bu gader,
Daha fazla yiyemeyom dohtur bey!
--Anonim

DEVLET MEMURU!
Her derde şeker, Dert, çile çeker,Boynunu büker,Devlet memuru!
Ne versen râzı,Reddetmez azı,Tavşan, hem tazı,Devlet memuru!
Malzeme elde,Oyuncak dilde,Kıvranır çölde,Devlet memuru!
Ne ekse bitmez, İşi rast gitmez,Kazancı yetmez,Devlet memuru!
Bâzen tetikçi,Bâzen de tekçi,Aç, açık bekçi,Devlet memuru!
Kör, sağır ve lâl,En uysal hamal,Kusursuz îmal,Devlet memuru!
Başlar üstünde(!?)Kışlar üstünde,Taşlar üstünde,Devlet memuru!
Yetkisi çoktur, Etkisi yoktur, Ne aç, ne toktur, Devlet memuru!
--Kadir Karaman

DÜRZÜ
Ağlattığın için yetimi, dulu,
Senin de yüzün hiç gülmesin dürzü,
Görmesin ceplerin parayı pulu,
Delinsin dipleri dolmasın dürzü.
 
Malını, mülkünü kumarda satsın,
Briçte kazansın pokerde batsın,
Kafelerde gezsin, otelde yatsın,
Avradın evine gelmesin dürzü.
 
Her gün sabah banyo yapıp süt'ünen,
Dolaşsın çarşıyı elde it'inen,
Koca arasın hep internet'inen,
Kızını kimseler almasın dürzü.
 
Sokmasın işini felek ayara,
Söz geçmesin oğlun denen hıyara,
Virüs girsin evde bilgisayara,
İçinde program kalmasın dürzü.
 
Telefonda sapık biri arasın,
Kapatır kapatmaz geri arasın,
Hiç ara vermesin seri arasın,
Gözlerin uykuya dalamasın dürzü.
 
Etrafını sarsın bütün arsızlar,
Kredi kartını çalsın hırsızlar,
Senin gibisine yürek mi sızlar,
Dostların derdini bölmesin dürzü.
 
Sen dururken niye garibi tutsun,
Dilerim Hindistan Gribi tutsun,
Tedavi edecek tabibi tutsun
Derdinin dermanı olmasın dürzü.
 
Hastalık imamı yatağa tıksın,
Müezzin senelik izine çıksın,
Musalla taşını ürüzgar yıksın,
Kimse namazını kılmasın dürzü.
 
Rasim sana derin bir mezar açsın,
Onun da altından fay hattı geçsin,
Her sene sallansın, her sene göçsün,
Arayan kabrini bulmasın dürzü.
--Rasim Köroğlu
« Son Düzenleme: Nisan 29, 2006, 11:20:42 ÖS Gönderen: Ali Aydilek » Kayıtlı
Ali Aydilek
junior üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 81


E-Posta
« Yanıtla #1 : Haziran 19, 2007, 09:17:42 ÖS »

            Yirmidokuz harflik sözde aydınlar,
            Yafta yazar, isim takar başıboş.
            Allah'ım sen acı bu saf millete,
            Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş...
                                   ***
            Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana,
            Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana...
            Zaman korkunç daire; ilk ve son nokta nerde,
            Bazı geriden gelen, yüz bin devir ilerde!..
                                   ***
            Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul,
            Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul!...
            Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa,
            "Yaşasın kefenimin kefili, karaborsa!.."
                                   ***
            "Enkaz devraldım"diye rol kesen sefil aktör,
            Bir pislik devretti ki; kaldırmaz ekskavatör...           
          Necip Fazıl Kısakürek
           *****************

            Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak,
            Yarın, bakarsınız, söner bugün çatırdayan ocak,
            Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
            Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
            Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı pür-nevâ sizin,
            Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin...
            Tevfik Fikret

            ***************
            Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne
            Acırım tükrüğe billahi, tükürsem yüzüne...
            ***
            Düşürdün milletin en kahraman evladını ye'se
            Ne mel'unsun ki, rahmetler okuttun rûh-i iblise...
            ***
            Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere,
            Tükürün, onlara alkış dağıtan kahpelere...
            Tükürün, ehli salibin o hayasız yüzüne,
            Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne...
            Medeniyet denilen maskara mahluku görün,
            Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün...
            Hele îlanı zamanında şu mel'un harbın,
            "Bize efkâr-ı ûmumiyesi lazım garbın,
            O da, Allah'ı bırakmakla olur" herzesini,
            Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini
            Susturan abtalın idrakine bol bol tükürün!...
            ***
            Eyvah!..Beş on kafirin imanına kandık,
            Bir uykuya daldık ki, cehennemde uyandık...
            ***
            Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ya, ey câni, bürün...
            Hem bütün dünyayı ifsât et, hem de muslih görün...
            ***
            Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan,
            Hey sıkılmaz, ağlamazsan bari gülmekten utan...
             Mehmet Akif Ersoy




Kayıtlı
Ali Aydilek
junior üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 81


E-Posta
« Yanıtla #2 : Haziran 25, 2007, 10:44:35 ÖS »

Bize kafir demiş Yahya efendi
Tutalım ben ana diyem müselman
Varıldıkta yarın ruz-ı mahşere
İkimiz de çıkarız anda yalan – Nef’i

Asrin yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürs-i liyakat pezevenk, puşt olanındır!  - Neyzen Tevfik


“Yalan dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beyim büyükler bilir
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Rüşvet vermek rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele... meydan meydan adam gütmeyi
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Anlamayız kopya nedir, asıl ne
Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
Üçkağıtta erkan nedir usul ne
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Viski, votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi, vatan satmayı
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Seyrettikçe ana-baba filmini
Hissederiz baskısını zulmünü
Lisans üstü maskaralık ilmini
Biz ne bilek beyim büyükler bilir

Adettir gerekmez malumu ilam
Taklide günaydın, asıla selam
Ne hınzırlık varsa hasıl-ı kelam
Biz ne bilek beyim büyükler bilir” -Abdurrahim Karakoç
« Son Düzenleme: Haziran 25, 2007, 10:47:41 ÖS Gönderen: Ali Aydilek » Kayıtlı
Ali Aydilek
junior üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 81


E-Posta
« Yanıtla #3 : Temmuz 30, 2009, 08:21:33 ÖÖ »

Güvenme kış gününün gününe, gün doğarken kar yağar.
Güvenme avradın ermişine, er dururken er arar. 
Haşmetli

Güvenme insanların samimiyetine, menfaatları için gelirler vecde.
Vaat etmeseydi cenneti Allaha etmezlerdi secde.

Hararet oddadır saçta değildir. Maharet baştadır taçda değildir.
Her ne ararsan kendinde ara, Halep'te, Hicaz'da, Hacda değildir.

Halt edip durduk siyaset namına. Türk'ü mahfettik celadet namına
Mülkü yıktık aşk-ı millet namına, milleti soyduk hamiyet namına.
Süleyman Nazif

Ok gibi doğru olsam yayla yabana atarlar beni, yay gibi eğri olsam elde tutarlar beni.
Doğruda aç görmedim, eğride tok. Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok.
Mevlana

Kim demiş gül yeşerir diken himayesinde. Dikenin itibarı ancak gül sayesinde.
Yalnızken vurulmaya mahkumdur diken. Lakin sık sık sulanır gülle beraberken.
Mevlana

Karıya iyi deme züğürtlük görmeyince,
oğula iyi deme el kızı girmeyince,
tarlaya iyi deme bol ürün vermeyince.
 
Kalbin temiz,amelin iyi olmayınca hacı hoca olmuşsun kaç para.
Takke tesbih, post, seccade güzel amma Allah kanarmı bunlara.
Ömer Hayyam

Ne kahrı dest-i abadan, ne lütfu aşinadan bil.
Umurun hakka tefviz et, Cenab-ı kibriyadan bil.
(Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu tanıdıktan bil.
İşleri hakka havale et. Onları Allah'dan bil.)

Ladin bahçesinde gonca gül olmaz. Kamil ile yoldaş olan yorulmaz.
İki mahluk vardır. Hakka kul olmaz. Mağrurluk, kibirlik etmeli değil.
Hatay-ı

Bir elde kadeh, bir elde Kur'an, bir helaldir işimiz bir haram, Şu yarım yamalak dünyada, ne tam kafiriz, ne tam Müslüman.
Ömer Hayam

Kimi sordumsa seni, doğru cevap vermediler. Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler. Künyeni almak için partiye ettim telefon. Bizdeki son kayda göre o şimdi mebus dediler.
Neyzen Tevfik

Zaman öyle bir zaman ki, Kartallar esir olmuş saksağana,
Eşekler arpadan usanmış bıkmış. Küheylanlar hu çeker sarı samana.

Sanmayın her dilenen fukaradır. Kimi mevki, kimi kadın, kimi menfaattır, paradır.
Gerçi dilenmek kabahattir. Ama en affa layıkı zamparadır.
Namık Kemal

İkbale zeval erse ne var. Sende kemal var.
Mağrur-u kemal olma ki, ardınca zeval var.
Süründürdün yetişmez mi. Her dem sürünsün mü bu halde Dertli.
Ver mihnetteki adem sürünsün mü? 
 Dertli

Keser gibi olma hep bana hep bana,                   
Rende gibi de olma hep sana hep sana,       
Testere gibi ol bir sana bir bana.           
 
Dokunmayın bana yahu, Hafid-i pürsefayım ben.   
Kanımı dökmeyin yahu, Torun-u Mustafa'yım ben.                         
(Rahmetli Berber Ahmet Şenel den aktarım)

Hadim-i şirk olan diyanetime, Bu davada eylerim bir yemin olsaydı.
Bir Muhammet daha eylerdi zuhur, dünyada iki Allah olsaydı.
 Namık Kemal

Asrın yeni umdesi var. hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık şarlatanındır.
Geçmez ele bir paye, kavuk sallamayınca
Kürsi yi liyakat pezevenkle puşt olanındır.
Neyzen Tevfik

Sanma ciddiyet ile sarfedim sanatımı, ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde sufehanın saza meftun oluşu, nazarımda su içen eşeğe ıslık gibidir.
Neyzen Tevfik

Kamçı ile yürümezse at. Söz dinlemiyorsa evlat.
Bir de huysuz ise avrat. Ne idesin ölüyü gir ağla çık ağla
Deh demeden yürürse at, eğer söz dinlerse evlat,
Bir de iyi ise avrat. Ne idersin düğünü gir oyna çık oyna.

Bir ipte iki cambaz oynamaz. Amma bir ipte bir sürü cambaz.
Hilebaz, matrabaz, kumarbaz, ateşbaz, işvebaz, hokkabaz.
Bu ip neye kopmaz. 
Orhan Murat Arıburun

Kör kader saikimiz oldukça, atlı girsek hana harlı çıkarız.
Bizde oldukça bu baht-ı na-saz. Hızır ı görsek de zararlı çıkarız.
Şair Eşref

adamlar bilirim sönük, adamlar bilirim çürük
adamlar bilirim rozetleri, yüreklerinden büyük
adamlar bilirim yamuk, adamlar bilirim maskara
adamlar bilirim ki elleri, eldivenlerinden kara
Süleyman ah Süleyman bu ayaklar nasıl ayak
yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak

"içi boş bir şapkayı binaenaleyh kırk yıl başımızda taşıdık
baş örtmek farz değildir nitekim nü resimler yapmak lazım
demokrasi, laiklik, insan hakları boş ver ağam boş ver bunları
çağdaşlığın ölçüsü dokuzuncu senfoni cenireyşin nekst yani

bol geyikli programlar, belden aşağı sanatçılar
tükür ağam tükür. sanat dünyasında bütün soytarılar"

adamlar bilirim coşkun, adamlar bilirim durgun
adamlar bilirim ki adları, boylarından uzun
adamlar bilirim iri, adamlar bilirim ufak
adam bilirim ki sözleri, eserlerinden parlak
Süleyman ah Süleyman bu ayaklar nasıl ayak
yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak

"oportünist ve pragmatist yaklaşımlar
ali babanın çiftliğine dönen makamlar
 
demokrasilere rot balans ayarı, contacı geldi vatandaş
bu yapılan sapına kadar darbeyi, bırakın bırakın bu ayakları
Hasan Sağındık

Allah'ı çok, kıblesi çoktur herifin,
Hesap gününden korkusu yoktur herifin.
Cahil avcısıdır, göz boyar ve işi iş.
Beyni boş,kalbi boş,ama her zaman karnı toktur herifin.
 A.Karakoç

Süleymanname
Sen gül diyarının yapma gülüsün! Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu; Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden, Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine; Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün 1
Ve devlete mason biraderlerin, Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş! Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap; Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta; Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen, Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat, Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de, Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon; Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle, Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satıl alırsın; Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz; Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer; Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere; Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark, Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun! Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadoludur? Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan, Sen o belaların son püskülüsün!
( 1971 ) Necip Fazıl Kısakürek
Kayıtlı
Ali Aydilek
junior üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 81


E-Posta
« Yanıtla #4 : Ekim 08, 2009, 09:58:07 ÖS »

 İNSAN OLMAK BU KADAR MI ZORLAŞTI
Varmaz oldu, vermeye hiç elimiz,
Dönmez oldu, bir özüre dilimiz,
Teşekküre çoktan bitti pilimiz;
En küçük damlada, sabrımız taştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Bilgisizlik, ne vehimler üretti;
Önyargılar, vicdanları kör etti.
Dürüst olmak.. Affedilmez cür'etti,
Öfkemizden, yüreğimiz korlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Çağdaşlığı, maske yaptık yüzlere;
Bu çifte yüz, yakışmadı bizlere,
Merhametten, haktan yana sözlere,
Hoşgörümüz, neden böyle darlaştı?
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Bir tarafta, ilme şaşı bakanlar,
Bir tarafta at gözlüğü takanlar,
İrfan desen, bu lisandan kim anlar?
Gerçek âlim, gözümüzde horlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Helâl kazanç, nefsimize az geldi,
Bankerlere tavuk verdik, kaz geldi,
O gözyaşı sağnakları, vız geldi;
Saçlarımız, değirmende kırlaştı,
İnsan olmak bu kadar mı zorlaştı?..

Yedik içtik, haram helâl bir tuttuk,
Dişe göre ne bulursak hep yuttuk,
Mahşer, Mîzan, Kur'ân, vicdan unuttuk;
Yollarımız, hep zulümde birleşti,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?

Paspas oldu; sevgi, saygı, paraya,
Ahlâk döndü, kanayan bir yaraya,
Ailede, şeytan girdi araya;
Karı, koca, kardeş, bacı hırlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Evde pişen, bizi tatmin etmedi,
Beş yıldızlı sofra kurduk yetmedi,
Şişelerle yarışımız bitmedi;
Kalp gözümüz, şehvetlerle körleşti;
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Kendimizi, masaya hiç sermedik,
Başkasına hiç söz hakkı vermedik,
Sövdük, dövdük..Bunda vahşet görmedik
Mazlum yüzler, yumruklarla morlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Bayramlarda, beş dakika mezarlık,
Bir senede, iki namaz... Nazarlık,
Ettik hâşâ Allah ile pazarlık;
Bir gaflet ki; içimize yerleşti,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Oysa bizler, ihsan için varolduk;
Meleklerin secdettiği bir kulduk.
Bu şerefi taşımaktan yorulduk.
Edep, hayâ, akıl, fikir yozlaştı,
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Dîn.. İslâm dinidir, Allah indinde,
İlim, irfan, sevgi, barış bu dinde,
İnsanlık, ne buldu, nefrette kinde ?
Sağduyumuz, hedefinden çok şaştı;
İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..

Ey Mübarek akl-ı selîm , nerdesin?
Sen, ateşle aramızda perdesin,
Hasreti var, gör ki sana herkesin;
Cür'etimiz, haddimizi çok aştı;
İnsan olmak, ne kadar da zorlaştı...

DESİNLER DİYE
Şu insan denilen, iki cinsiyet;
Bazen, şeytan ile kurar ünsiyet.
Namus, şeref, hayâ, edep, haysiyet,
Ne bulursa harcar.. Desinler diye...

Kimi var, öyle bir süsler ki sözü;
''Allah'' derken bile, reklamda gözü.
Kırk yılda bir kollar, iki öksüzü,
Ne cömert bir insan.. Desinler diye...

Kimi, iffetini koyar masaya;
Sattıkça doldurur, çelik kasaya,
Bir maymuncuk bulur, her tür yasaya,
Ne akıllı insan.. Desinler diye...

Kimi, şuuraltı, cinsel özürlü;
Dürüst evliliğe, kalbi mühürlü..
Kolyesi boynundan, çıkmaz bir türlü;
Ne çapkın bir erkek.. Desinler diye...

Kimi var, modanın dümen suyunda,
Teşhir hastalığı vardır huyunda.
Kimlik arar durur, etek boyunda;
Ne modern bir kadın.. Desinler diye...

Kimi, kırkbeşini devirmiş çoktan;
Bütçe delik deşik, anlamaz yoktan...
Kaşları kemandır, kirpikler oktan;
Aman ne hoş kadın.. Desinler diye...

Kimi, yaşlandıkça isyankâr olur,
Yılda bir çâreyi neşterde bulur.
Altmışlık cildini, gerdirir durur;
Hâlâ güzel kadın.. Desinler diye...

Kimi, beş yıldızlı salon züppesi;
Eğildikçe, yer süpürür cübbesi.
Kopacak gibidir, o kalın sesi;
Ne nâzik bir insan.. Desinler diye...

Kimi, gönül vermiş, güyâ bilime;
Beyni muhâliftir, aklı selime.
Ezberlemiş, birkaç yaban kelime;
Ne kültürlü insan.. Desinler diye...

Kimi, şöhret yapar, ilim vesîle,
Allah rızâsını, düşünmez bile..
Tepeden bakar ki, cümle câhile;
Ne âlim bir insan.. Desinler diye...

Kimi, iflâs etmiş, ahlâktan yana,
Politik virüsler, karışmış kana.
İhânet vız gelir, hatta vatana;
Siyaset cambazı.. Desinler diye...

Kimi, kıyâmeti, almaz nazara;
Râzı olmaz taştan, normal mezara.
Mermer ısmarlatır, türlü pazara;
Ne büyük adammış.. Desinler diye...

Daha kimler var ki; saymakla bitmez
Hiçbirine, doğru kelâm, kâr etmez.
Gaflet kapısından, ölse de gitmez;
Son nefeste bile, Desinler diye...

SEN NEYMİŞSİN BE ABLA
Nasıl da kapılmışsın irtica sellerine
Dini alet etmişsin türlü emellerine
Hele bir gün dediler fırsat geçsin eline
Devleti yıkarmışsın başındaki eşarpla
Doğrusu ya şaşırdım SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

Razı edip çıkmışsın köyden ana babanı
Bırakmışsın tarlada öküzlerle sabanı
Şaşırmışlar görünce tıbbiyede çabanı
Doktor bile olmuşsun başındaki eşarpla
Bu kadar da olmaz ki SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

Hele varmış ki senin anlaşılmaz bir yanın
Bikiniyle miniyi çekmiyormuş hiç canın
Bunca entel ve çağdaş, milyonlarca insanın
Göz zevkini bozmuşsun, başındaki eşarpla
Sollamışsın terörü SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

Dediler ki; parayla örtermişsin başını
Militanlar seçermiş, mantonun kumaşını
Rol için dökermişsin, meğerse göz yaşını
Bölermişsin milleti başındaki eşarpla
Hiç ummazdım bunları SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

Karanlık odaklardan alırmışsın hediye
Uyutmuşsun milleti "dürüstüm" diye diye
Kalbini yarmışlar ki her yaptığın takiye
Göz dikmişsin düzene, başındaki eşarpla
Bu cüssede bu cür'et SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

Varoşlara el atmış, oynatmışsın taşları
Bir meyhane görünce, çatarmışsın kaşları
Çok tedirgin etmişsin, bil cümle ayyaşları
Huzuru bozarmışsın, başındaki eşarpla
Korkutmuşsun dünyayı SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

İyisi mi sen yine var git eski köyüne
Dağlarda odun taşı, ilim bilim neyine
Gerek yokmuş bu kadar diplomalı beyine
Haddini çok aşmışsın, başındaki eşarpla
Ne yürekmiş sendeki SEN NEYMİŞSİN BE ABLA

SLİKON BEYİNLİLER
Dün gece bir kâbusla, fırlamışım yataktan,
Sanki çırpınıyordum, çıkmak için bataktan.
Bulunduğum yer sanki, bu dünyanın dibiydi;
Etrafımda insanlar, uzaylılar gibiydi...

Göğüs,kalça,göbek,bel,dudaklar,kaş,göz,burun;
Her yerleri silikon!.. Daha bitmedi durun.
Estetik cerrahide, sınırları yıkmışlar;
Beyinleri çıkarıp, silikonlar takmışlar...

Böylece akıl, fikir, zikirden kurtulmuşlar;
Beyinsiz yaşamakta, mutluluğu bulmuşlar.
Hayat dizayn edilmiş, çağdaş formata göre,
Yeni baştan yazılmış; örf, âdet, ahlak, töre...

Kadınlarda eşdeğer, dişilikle kişilik,
Karaktere yansımış, erkeklerde dişilik.
Kısacası; yıkmışlar utanma engelini;
İstifa etmiş şeytan, bırakmış çengelini...

Eller, beller karışmış, kollektif zürriyetler,
Cinsî alış verişte, limitsiz hürriyetler.
Hak, hukuk, vicdan gibi, boş kavramlar atılmış,
Paraya dinler üstü, tanrısal güç katılmış...

Bir irticâ korkusu, pompalanmış derinden,
Bilerek oynatılmış, bütün taşlar yerinden.
Çekmek için her yerde, ''kalbim temiz'' kartını;
Bire tenzil etmişler, dînin o beş şartını...

Kimi devran kuklası, kimi sosyalist kinci,
Kimi haddini bilmez, dinden habersiz dinci...
Âlim diye ortada, iki alkış delisi,
Duydum ki; uykudaymış, âlimlerin gerisi...

Ekranlarda içi boş, göstermelik sohbetler,
Bir edep katliamı, internetteki ''çet''ler.
Eğitim öğretimde, okullar devre dışı;
Medya yönlendiriyor, bu bilimsel yarışı...

Bütün dünya seyirci, sahnede bir oyun var;
Bir Buş'un karşısında, altı milyar koyun var.
Almışlar küçük Buşlar, localarda yerini;
Bu oyunda kırıyor, müslüman birbirini...

Beni ilkel bularak, merak edip soydular,
Dinazor teşhisiyle, bir fânusa koydular.
Hele orjinal beynim, onlar için bir şoktu;
Düşünen bir beyine, tahammülleri yoktu...

Can havliyle fânusa, nasıl tekme atmışım,
Meğerse o tekmeyle, yorganı fırlatmışım.
Bu korkunç kâbus beni, sırılsıklam terletmiş;
Çok şükür.. Bütün bunlar, rüyadan ibaretmiş...

Oysa, gerçek dünyada, böyle şeyler ne arar !
Herkeste sevgi, saygı, barış, güven, istikrar.
Bozmayalım dünyanın, bu güzel durumunu,
Kimse kurcalamasın, rüyanın yorumunu...

OKUMUŞ YOBAZ
Dünyada yepyeni bir insan türü;
Üredi gün be gün, oldu bir sürü.
Künyesinden belli, meşreb kültürü:
Göbek adı: çağdaş, adı: madrabaz;
Bir de soyadı var: OKUMUŞ YOBAZ!..

Viskisi elinde, aklı belinde,
Doğmuş anasından, cambaz telinde,
Adâlet.. Müsâvat... Hep tekelinde;
Diploması dersen; cehline cevaz;
Câhilden beterdir, OKUMUŞ YOBAZ!..

Eline saz versen, tutar tersine;
Bayılır.. Soprano, tenor sesine.
Senfoniler var ya.. Gayrı nesine ?
Kütük yontulmakla, kereste olmaz,
Bunun isbatıdır, OKUMUŞ YOBAZ!..
 
KONJOKTÜR MÜSLÜMANI
Bir yanda, sahte mehdî önünde saf tutanlar,
Bir yanda falcılarla, medyumlarla yatanlar,
Bir yanda , Cennetleri parsel parsel satanlar,
Gör ki; neylemiş gaflet, bunca güzel insanı,
İşte bunlardan biri; konjonktür müslümanı...

Âmentüsü; şan, şöhret, lüks araba, köşk yalı,
Kapısında bir boncuk, üstünde bir at nalı,
Haftalık takviminde, uğursuzdur her salı;
Şöhret için kullanır, el yazması Kur'ân'ı,
Antikaya düşkündür, konjonktür müslümanı...

İçgüdüyle kurulur, şuuraltı dengeler;
Boşlukları doldurur, enişteler yengeler,
Mürşitlere (!) âmâde, pür makyajlı bendeler,
Dilde gıybet, elde mey, cepte Cennet fermanı,
Her zaman huzurdadır (!), konjonktür müslümanı...

Diyelim ki; eş lâzım, kız veya küçük beye,
Siparişler verilir, en yakın bir türbeye,
Sıra gelir, üç mumla çöpçatanı görmeye,
Bazen, mendil de bağlar, eğer isterse canı,
Rüşveti bolca tutar, konjonktür müslümanı...

Ramazanda, çok sıkı bir rejime girilir;
Yıllık fazla kilolar, böylelikle verilir.
Sonra gevşek deriler, uzmanlarca gerilir;
Gelsin artık kumlarda, boy gösterme zamanı,
Üstelik, çok cömerttir (!), konjonktür müslümanı....

Karakteri brüttür, belli değildir neti,
Çağdaşlığı gereğidir, geçmişine cür'eti,
Kendisine sorarsan, maymundan zürriyeti,
Çok pişkindir.. Renk vermez, suludur zira kanı,
Her modele mankendir, konjonktür müslümanı...

Her cenazede başlar, bir nezâket barışı,
Hanımlarda bir ihlâs, ve tesettür yarışı,
Boş gözlerle süzülür, tabutun her karışı,
Kaç yerde ayaküstü, kaynar sohbet kazanı
Namazdan da muaftır, konjonktür müslümanı....

Teşekkür listesini, ilân eder basından,
Bir hatîm satın alır, işporta borsasından,
Bir de mevlid gönderir, mevtânın arkasından
Artık rahatlamıştır, kar beyazı vicdânı,
Zaten temiz kalplidir, konjonktür müslümanı...

BEN CAHİLİM BE ABİ
Ben cahilim be abi, anlamam ki edepten,
Bir kusurum olursa, anla ki bu sebepten.
Okullarda vermedi, bana kimse dans dersi,
Lisan desen; aklımda kaldı bir 'boku mersi'...

Anlamam felsefeden, sosyoloji, mantıktan,
Adaletten, hukuktan, iradeden, sandıktan.
Bana öğret be abi ! Kadeh nasıl tutulur?
Hangi renkli şarapla, hangi etler yutulur?..

Korkuyorum be abi, bende yürek ne arar,
İçki haram diyorlar, veremedim bir karar.
Gör ki dilim dönmüyor, bir viskinin adına;
Nerde kaldı varayım, onun damak tadına...

Yalvarırım be abi ! Deme bana mürtecî,
İnan ki; bu iftirâ, küfürden daha fecî.
Razıyım.. Yeter ki sen, arada bir tokat at,
Korkma, bende beyin yok, benimkisi sakatat...

Bana öğret be abi ! Çağdaş insan nasıldır?
Şu çapkınlık dersinin, kitabı kaç fasıldır?
Bu konuda tecrüben, denizler kadar engin...
Görüyorum ki sende, koleksiyon çok zengin...

Hepsi aynı potada; esmer, kumral, sarışın,
Sırrı nedir be abi , bu toplumsal barışın?
Ben de olmak isterdim (!), senin gibi zampara;
Ama, gel gör ki ben de, ne yetenek ne para...

Ben cahilim be abi , ne anlarım paradan,
Doğuştan fakir kılmış bendenizi Yaradan.
Bir hocaya danıştım; faizin câizini,
Dedi ki; zor bulursun, sistemin vâizini.

Geçenlerde aradım, bir tefeci dostumu,
Birkaç yara bereyle, zor kurtardım postumu.
En sonunda kavuştum, bir kredi kartına,
Ocağımı söndürdü, faiz denen fırtına...

Biliyorum be abi, benim kalbim bulaşık,
Oysa seninki temiz, sütten çıkmış bir kaşık...
Ben gariban bir zenci, siyaha çalmış tenim,
Yani sözün kısası.. Kurtuluşum yok benim....

BİR GİZLİ KİBİR
Zengin olsan, hayırlarla yarışsan,
Âlim olsan, ilimlerle barışsan,
Yiğit olsan, gazalara karışsan,
Secde yoksa eğer, bil ki bedende,
Bir gizli kibir var, ille de sende....

Camiler yaptırsan, köprüler kursan,
Taşını, altınla tartıya vursan,
Vakıf kapısında, bir ömür dursan;
Secde yoksa eğer, bil ki bedende;
Bir gizli kibir var, ille de sende...

Kur'ân'ı okuyup, yazsan ezbere,
Şöhretin tez varsa, gittiğin yere,
'Kalbim temiz' desen, günde bin kere,
Secde yoksa eğer, bil ki bedende;
Bir gizli kibir var, ille de sende...

DAHA KURAN NE DESİN
Ey insan! Yaşıyorken, hem de Kur'ân çağında;
Çırpınıp duruyorsun, cehâlet batağında.
Kalbin katı... Gözün kör... Başın kibir dağında
Kur'ân sana gel diyor, bak bendedir adresin.
Ey eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur'ân ne desin!..

Özgürce seçmen için, iki yoldan birini;
Apaçık bildiriyor, bütün ayetlerini.
Ya Peygamber, ya şeytan... Seç diyor rehberini;
Öyle seç ki; sırattan rüzgar gibi geçesin,
İlle şeytan diyorsan.. Daha Kur'ân ne desin!..

Ya Cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
Mekân var mı dünyada, öyle derin, öyle dar?
Hiçbir şey yakın değil, insana ölüm kadar.
Diyor ki; hesabı var, aldığın her nefesin;
Mezarlar konuşurken..Daha Kur'ân ne desin!..

Malın, mülkün, şöhretin, dünyada herşeyin var;
Ya dünyadan Rabb'ine, götürecek neyin var?
Bana yeter diyorsan, şu üç günlük itibar;
Bir dördüncü gün var ki; çok çetindir bilesin,
Bunlar masal diyorsan.. Daha Kur'ân ne desin!

Âyet diyor ki; eğer, dağa inseydi Kur'ân;
Paramparça olurdu.. Dağ, Allah korkusundan.
Hangi insan durup da, ibret almaz ki bundan?
Sen ki, bir dağ yanında, ne kadar da cücesin,
Haddini bilmen için.. Daha Kur'ân ne desin!..

O münezzeh ruhundan, ruh vermekle insana;
Erişilmez bir şeref, bahşetti Allah sana,
Ne kadar sevdiğini, buradan anlasana !
Sen ki; taparcasına, kendine kul kölesin,
Nefsini put yapana.. Daha Kur'ân ne desin!..

Bir gün var ki; çok yakın, dağların yürüdüğü,
Göklerin, güneşleri önünde sürüdüğü,
Kâinatı toz duman, dehşetin bürüdüğü;
Kıyâmet senaryosu, oyun değil bilesin;
Hâlâ ürpermiyorsan.. Daha Kur'ân ne desin!..

O büyük mahkemede, bütün diller susacak;
Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, kol, bacak.
Uzuvlar birer birer, haramları kusacak;
Açılacak önünde, defterleri herkesin;
Kendine gelmen için.. Daha Kur'ân ne desin!..

O gün, buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek,
Ve doldun mu dedikçe, daha yok mu diyecek;
Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;
Hâlâ secde yok ise.. Daha Kur'ân ne desin!..

Gör ki, dünya sırtında, nice insan taşıyor;
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.
Kimi Arş-ı Âlâ'ya dolu dizgin koşuyor;
İşte Cennet.. İşte sen.. Gayret et ki giresin;
Ey! Eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur'ân ne desin!..

Cengiz Numanoğlu

« Son Düzenleme: Ekim 08, 2009, 10:04:25 ÖS Gönderen: Ali Aydilek » Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!