Ali Aydilek
Ziyaretçi
|
 |
« : Nisan 28, 2006, 02:29:59 ÖS » |
|
Eylemem ölsem de kizbi ihtiyâr Doğruyu söyler-gezer bir şâirim Bir güzel mazmun bulunca Eşrefâ, Kendimi hicv eylemezsem kâfirim! --Şair Eşref
Hiciv-1 Ne taaccüb ediyorsun buna dünya derler Duyulan herzelere onda nihayet yoktur Yerin altında öküz var mı dedi bir meczup Onu bilmem dedim fakat üstünde pek çoktur --Ferit Kam
Hiciv-2 Tahir efendi bana kelp demiş İltifatı bu sözde zahirdir Maliki mezhebim benim zira İtikadımca kelp tahirdir --Nefi
Hiciv-3 Zehr-i hicvi cihana neşredenin Dili bir şekzeban-ı efidir Tahir olmaz köpek,fakat beşere Nef-i vardır o halde Nef'idir --Tahir Olgun
Hiciv-4 Bayır turbunun nef-i yoktur diyorlar Osurdukca cıkan Nef'i degil midir? --Nigari (Kanlı Nigar Nefi ye cevap)
Hiciv-5 Millete erbab-ı mansıptan biri eşşek demiş Reddedilmez böyle söz amma ki pek can sıkar Olsa da millet eşşek,eşşek diyen bilmez mi ki Sadr-ıazamlarla valilerde milletten çıkar --Şair Eşref
Hiciv 6 Gâvur İzmir'de sokaklar dardır Bir selâm tavrı ile can koruruz Söyle dursun atlarla araba Yolda eşeklere biz hasdururuz. --Şair Eşref
Hiciv 7 İngiliz palyaçosu, şu kralın halini gör, Yurdun sinesine tohum-u esaret ekiyor. Yuları düşman elinde, beşere çifte atar Bir Mısır eşeğini bak sekiz at zor çekiyor. --Şair Eşref (Kral Faruk'un Parlamentoya geldiği arabanın 8 at tarafından çekildiğini görmüş ve yazmıştır.)
Salla Başını, Al Maaşını Ey inleyen zavallı; bulmuşsun kırk yaşını, Kazanmak istiyorsan bu hayat savaşını, Yemelisin hakikat denen zehir taşını! Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını, Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını.
Tatar ağası gibi öyle dolaşma yaya El oğluna baksana, ne ar kalmış ne haya! Sen de bulup bir dayı hemen arkanı daya! O ne derse hıı deyip hemen salla başını Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını
Kör kadıya şehla de, incitme düztabanı Düşküne ver nasihat, kodamana arkanı! Zengin ol sen de aşır her dağdan arabanı, Tekerine taş korlar sallamazsan başını, Dilini tut uslu dur, her ay al maaşını
Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil El pençe ol, divan dur, bu şerefsizlik değil! Uşaklığı meziyet, riyayı fazilet bil Kim ne derse hıı deyip hemen salla başını, Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını
Şeflerle iyi geçin, amirle bul arayı Azıcık sen de öğren dalgayı dubarayı Bırakıver kanasın vicdan denen yarayı! Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını, Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını!
Köpeklerle boğuşma, tepişme hiç katırla Hamamda kavga olmaz sütü bozuk natırla Kulağına küpe yap, bu sözümü hatırla: Kim ne derse hıı deyip hemen salla başını Gerdan kır belini bük, her ay al maaşını.
Diyorlar ki taç bile baş eğilmezse konmaz, Önünde eğilirsen kılıç bile dokunmaz. Dik durdukça bir başa devlet kuşu da konmaz, Bu dünyada kaide sallamaktır başını Eğil bükül gerdan kır, her ay al maaşını.
Bir güvercin eder mi atmacalarla yarış? Öğrenmedin dünyayı gezdin de karış karış Gel vazgeç bu sevdadan, haydi kervana karış Ne derlerse hıı deyip hemen salla başını Sürüden ayrılma ki versinler maaşını.
Artırmaya konmuştur terfiler maliyede, Bu usulle yapılır nakiller saniyede Söylesen de faydasız Vali-yi Aliye de En iyisi hıı deyip hemen salla başını Uslu dur dilini tut, her ay al maaşını
İrtikapla irtişa sanma ki güç bir iştir, İlmini bilen için ismi alış veriştir Usulünü öğren de bu nimetten veriştir! Her lokmada hıı deyip hemen salla başını Uslu dur dilini tut, her ay al maaşını
Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler, Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler! Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler, Beyhude inat etme hemen salla başını, Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını. - Namdar Rahmi Karatay
Karaman'ın Koyunu Oğul sana bir öğüt vereyim, dinle beni, Ağzını açma sakın açarsan aç keseni, En candan bildiklerin tefe koyarlar seni, Birer birer denedik olgununu toyunu, Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
El oğlunu bilmezsin, o ne hin oğlu hindir, Pamuk gibi görünür, granitten çetindir, Arkandan kuyu kazar, dibi yoktur, derindir, Açılma el oğluna anlamadan soyunu, Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu
Senin ayıbını arar el oğlu bir iş gibi, Arkanda dolaşırlar sanki müfettiş gibi, Bırakırlar ortada seni bir ibiş gibi, Öğretirler dünyanın körfezini koyunu, Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
Doğruyu görürsen de ulu orta anlatma, Bağır, çağır, nara at, fakat sakın taş atma, Elini uzat amma, boynunu hiç uzatma, Sana ölçü verirler, uzatırsan boynunu, Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
Ne tilkiye eğri bak, ne de kurtlarla yarış, Ne etlisinden bahset, ne sütlüsüne karış, Ağzını açık korlar sonra senin bir karış, Nene gerek elin üç keçi, beş koyunu, Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu.
Ne erkeğine kan, ne dişisine inan, Dişisi erkeğinden olur bir kat afacan, Sonra gösterir sana gülünü şebboyunu Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu. --Namdar Rahmi Karatay
Geçti Bor'un Pazarı Başta kavak yelleri estiği günler hani? Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani? Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani? Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye, Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!
Sende cevher var imiş, onu herkes ne bilsin? Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin ? Şöyle bir dairede müdür bile değilsin, Ne çıkar öğrenmişsin mesahasi (piy) diye, Geçti Bor'un pazarı sür eşşeği Niğde'ye
Bilmem ki ne olmaktı senin gayen, maksadın? Fare gibi kitaplar arasında yaşadın, Ne dansettin, eğlendin, ne de sevdin kız, kadın, Kim dedi ey serseri gençliğine kıy diye ? Geçti Bor'un pazarı, sür esşeği Niğde'ye!
Gönül ne çalgı ister, ne eğlence, ne de dans, Ne güzel kadınların önlerinde reverans, Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans, İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye, Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!
Fırsatı iyi kolla, olma sakın dangalak, Genç iken vur partiyi, durma, ye, keyfine bak, Sonra iç şampanyalar, viskiler, bardak bardak, Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye, Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye!
Hasan'ın böreğine vaktinde yetişmeli, Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli, Yanıp da kavrulmadan mükemmelen pişmeli Sonra seni almazlar hiçbir yere çiğ diye Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeği Niğde'ye! --Namdar Rahmi Karatay
Aşıklık Ne Halına Gönül sen ne sersemsin, ne körsün, ne sakarsın, Yulaksız bir su gibi her güzele akarsın, Neye sebepsiz yere yüreğini yakarsın, Göz koymaktan ne çıkar elin günün malına Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
Bu kara bahtını sen kambur gibi taşırsın, Bir de topal eşekle kervana karışırsın, Eller arabasını dağdan dağa aşırsın, Senin her gün bir kambur yüklenirken dalına, Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
Bunca yıl uma uma eridin bir mum gibi, Bu umut mabudunu bekledin kayyum gibi, Karardıkça karardı kara baht kurum gibi, Bundan sonra devam et yine bakla falına, Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
Eller aştı denizi, oturdun mu sen şapa, Herkesin yolu düz de seninki neden sapa, Kulaklarını tıka gözlerini de kapa, Bakma elin etine, kaymağına, balına, Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
Birisi yakalamış suna gibi bir kızı, Öteki her gün sarar başka güzel yıldızı, Senin içinde yanar hiç olmayan bir sızı, Güzeller geçer gider hep salına salına Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına.
Bu atalar sözüdür: Kim kazana kim yiye, Gönül bağlamamalı bu dünyada her şeye, Ah şu güzelin kaşı, vay gözü diye diye, Ömrün dönüp gidecek bir yılan masalına Çapıtına çuluna, aşıklık ne halına. --Namdar Rahmi Karatay
İşte Geldik Gidiyoruz... Ne beklerdin, ne buldun sen yeryüzünde hey serseri? Bilinir mi böyle yerde bir kimsenin öz değeri? Unut arık bunca yıldır tükettiğin emekleri, Devlet kuşu konsa bile istemem ben bundan geri, İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
Sen pişirdin, sen yuğurdun, elin hamur karnın açtır, Kursağına düşen en son tuzsuz, yağsız bulamaçtır, Kimse bilmez kim kazanır bu oyunda, bu bir maçtır, Yediğimiz emek aşı, içtiğimiz alın teri, İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
Uğraşırsın, çabalarsın, parasını eller alır, Bir gölgeye benzer umut, bir uzanır bir kısalır, Çok umuda düşen kişi karanlıkta yaya kalır, Bir oyuncak sanmış idik bir zamanlar koca dehri, İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
Yüze geldi düne kadar köşesinde keyf çatanlar, Vatansever oldu çıktı başımıza kaltabanlar, Bizler bugün buyruk kulu, onlar ise kahramanlar, Biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri, İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
Bir kılkuyruk gelir sana çalım satar, kafa tutar. Birer birer toplarsın sen, o binleri birden yutar, Binbir çeşit ezgi hergün aşımıza ağı katar, Bir boğazı tokluğuna çekiyorsun bunca kahrı, İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri.
Dinlenmeden bir gün başım gençlik böyle geldi geçti, Olan işler yüreğimde birer birer yara açtı, Neden sonra alık gönül karanlıkta akı seçti, Kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri. ---?
Yüzüne Vurulur Ayıbı Elin Yüzüne vurulur ayıbı elin, Hiç kendi suçunu gören olur mu? Kabahat kız olsa etseler gelin, Acaba gerdeğe giren olur mu?
Şimdi mal devridir, böyleydi dün de, Kürk yoksa itibar olmaz düğünde. Cahilin Karun'a döndüğü günde, İlimle göğsünü geren olur mu?
Kaide değişti: Sabreden derviş Murada ermeden bir gün gebermiş. Aslanın ağzına el atmaktır iş, Lokmayı kolayca veren olur mu?
Bu hasis devirde yetmişlik ninem Diyor ki: Altınla süslensin sinem. Mahşerde, maaşlı olsa cehennem, Atını cennete süren olur mu?
Ey Necdet! Bahtına temmet çekili, Gönlünde her zevkin taşı dikili. Sen artık gülmezsin: Sazlı, içkili, Karacaahmed'de tören olur mu? --Necdet Rüsdü Efe
Sorma Hocam Bana sual sorma, cevap müşküldür, Her sırrı ben sana açamam, hocam! Hakkın hazinesi darı değildir, Cami avlusunda saçamam, hocam.
Kayd-i ahiretle düşmem mihnete, Ben burda memurum şimdi hizmete. Hayvan otlatırken, gidip cennete, Sana hulle donu biçemem, hocam.
Mi'racı anlatma, eşek değilim, Bildiğin kadar da melek değilim. Günahkar insanım, ördek değilim, Bu ağır gövdeyle uçamam, hocam.
Halka korku verme velvele salıp, Dünya ve ahiret bu köhne kalıp. Ben softa değilim, cüppemi alıp İmaret imaret göçemem, hocam.
Ölümden ürker mi tez ölen kimse? Çoktan mazhar oldum ben hak nefese. Bu demi sürerken ecel gelirse İşimi gırakıp kaçamam, hocam.
Şarabı menetme, o değil hüner; Aşıkım, badesiz pak başım döner. Gönlümde muhabbet ateşi söner, Özrüm var, sade su içemem, hocam
Nar'ı cehennemi önüme serme, Günahımı döküp kaygılar verme, Kitapta yerini, bana gösterme; Ben pek o yazıyı seçemem, hocam.
Filozof Rıza'yım, dinsiz anlama, Dini ben öğrettim kendi babama. Her ipte oynadım, cambazım amma, Sırat Köprüsü'nü geçemem, hocam. --Rıza Tevfik
Geçer Izdırabın sonu yok sanma bu alem de geçer Ömr-ü fani gibidir gün de geçer dem de geçer Gam karar eyleyemez hande-i hurrem de geçer Devr-i şadi de geçer gussa-i matem de geçer Gece gündüz yok olur an-ı dem ademde geçer Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi Çaglayan göz yaşımı yoksa ki hicran seli mi? İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi? Çevrilir dest-i kaderle bu şuunun filimi Ney susar mey dökülür gulgule-i Cem de geçer
İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan Nefsini kurtara gör masya-i mafihadan Niyyet-i hilkat-i bul aşk-ı cihanı aradan Önü yoktan sonu .oktan bu kuru davadan Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer
Ne şeriat ne tarikeat ne hakikat ne türe Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre Cahilin korku kokan defterini tanrı düre Marifet mahkemesinde verilen hükme göre Cennet iflas eder efsane-i adem de geçer
Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne Girmemiştir bu avalim bu bedayi gözüne Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne Hac olur pir-i mugan sohbet-i hemdem de geçer --Neyzen Tevfik
Eşeğe Gem Vurmayın! Benim ağzım pek yandı, ama siz dikkat edin, Yalnız layık olan adama hürmet edin, Haddini kim bilmezse ona hakaret edin, Ele alçak durmayın, onu hakikat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. İnsanların kimisi uyuz köpek gibidir, Kimisi ayı gibi, kimi eşek gibidir, Tilkiye doğru olmak, hakka sövmek gibidir, Namerdi okşamayın, onu bir tokat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. Pehpehler, pohpohlarla çok itleri at yaptık, Uçurduk da göklere alkıştan kanat yaptık, Hiç yoktan başımıza koca saltanat yaptık, Üstüne çul vursanız, it onu kanat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. İşini uyduranlar tilki gibi kurnazdır, Silahı hep yalandır, zekası gayet azdır, Yalanını tutsanız, fayda yok utanmazdır, Yüzüne tükürseniz, onu kalafat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. Gösterme karda gez de kimseye izlerini, Kıymet bilmeyenlere arz etme cevherini, Varlığını belli et, açmadan her yerini, Bir hamal kayığını sarhoş bilmez, yat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. Sözü yerinde söyle, demiri tavında döv, Öveceğin adamı iyi tart da öyle öv, Söveceğin adamın yüzüne tükür de söv, Yüzüne tükürmezsen onu iltifat sanır, Eşeğe gem vurmayın, kendisini at sanır. --Namdar Rahmi Karatay
Halimiz Her nereye gittiysek istenmedik, kovulduk. Kendimizi kimseye beğendiremedik biz. Bir arpa boyu için, bu güne dek yorulduk, Ne edersek edelim, gizlenemez kelimiz.
Ne içerde seven var,ne dışarda isteyen Olduk kendi eliyle düşmanını besleyen Refah içinde olan az, çok fazla inleyen Hürken, yazık ki beter kölelerden halimiz.
Gözlerimiz kör gibi, bakar görmez doğruyu Körelmiş, sağırlaşmış, hissetmez duygu, duyu İçemeyiz ne etsek bulandırmadan suyu Akıllımız sürgünde, hükümdardır delimiz.
Fakirlikte önderiz, hikayede baştayız. Hayalperestiz hayret, oldukça da laçkayız Kendi değerleriyle sürekli savaştayız Bir türlü gerçekleri söyleyemez dilimiz.
Yanımıza zayıflar, gelemez kibrimizden Müstekbirler çok memnun olurlar halimizden Bize en büyük zarar inanın gelir bizden Yüzümüz gül koksa da, pislik kokar içimiz.
Sorumlular sorumsuz, meseleler kangren. İnleriz, ağlarız yok halimizi bir gören Duygular nasırlaşmış, düşüncelerse ören İnanın çok perişan rezilcedir hâlimiz.
Var mı, alemde bilmem, bizim gibi bir millet? Bizde hayat bulur her hayat bitiren illet Kaplamış bünyemizi adi olmak ve zillet Mümkün mü güzel olsun, felçtir istikbalimiz. --Kadir Karaman
Bozacaklar Fiyakanı alkış tutsaydık palavralarını "en büyük sensin-herşeyi sen bilirsin" deseydik.. pohpohlasaydık yalanlarını.. vicdanlarımızı susturup yapsaydık şakşakçılığını üç maymunu oynayıp eleştirmeseydik hatalarını nah... harcardın sen bunca adamı ama merak etme bu ilk perde son perdede bozacaklar fiyakanı.. --Mehmet Turan Marko paşa'ya arz-ı hal saltanat, dalkavukluk, saray, istibdat dedik kükredik bir hamlede yerle yeksan ettik şu hürriyet uğruna bilsen ne haltlar yedik meğer sözler, vaatler yalanmış baştan başa halimi arza geldim, dinle ey Marko paşa..
Dünya nefret ederken Hitler'inden, Hes'inden vazgeçmedik onlara benzemek hevesinden mahrum kaldık nihayet hürriyetin "H"sinden her sözün arkasından "Padişahım sen çok yaşa" bu derdin devası ne, söyle ey Marko paşa..
alemi ahmak sanıp başladık alayişe* hokkabazlık karıştı her davaya, her işe küfretmek adet oldu şeref dolu geçmişe ağzını açsan hemen bir yumruk iner başa bu derde bir deva bul, muhterem Marko paşa..
ahlakla fazileti bıraktık bir tarafa adetle, an'aneyi kaldırdık, koyduk rafa borçlu kaldık yıllardır tarih denen sarrafa kanun, nizam, kaide, hepsi keyfe ma yeşa bu derde bir çare bul, muhterem Marko paşa..
mukaddes dört kitaptan daha kutsalmış diye hep hürriyet bekledik taş yiye, yiye mademki bu akibet mukaddermiş biz niye böyle hülya peşinde katıldık her savaşa bu suale bir cevap ver, ey Marko paşa
göz açtırmaz kimseye dalkavukla şarlatan rütbe, makam onundur, onundur güzel vatan bilmez ki o gafiller harikalar yaratan bu millet bir gün vurur hepsini taştan taşa maruzatım bu kadar, şimdilik Marko paşa.. --Abdullah Çağlayan (1907 - ?)
SİNEK Yaratmıştır güzel Mevla, Neden buna sahip olmaz, Küçük amma başa bela, Takip etsen, takip olmaz. Engel olur işlerine, Düşme sakın peşlerine, Kurşun sıksan döşlerine, Ateş alıp tahrip olmaz. Çeksen hayvan pazarına, Satamazsın zararına, Versen odun hızarına, Tahta çıkıp kalıp olmaz. Sinek denen kara nokta, Var git eğlen otta, b..kta, Ben gelirim doksan okka, Senden bana rakip olmaz. Girmiş kara elbiseye, Papaz şahit hadiseye, Yol uğratmış kiliseye, Sinek, senden rahip olmaz. Şu Rasim\'in kederine, Sinek kondu defterine, Nokta koydu her yerine, Sinek, senden katip olmaz. --Rasim Köroğlu
SONRADAN GÖRME Hep aynı kalır mı sonradan görme, İlk önce serveti, malı değişti, Tek tek saydırıp da gel beni yorma, O bildiğin cümle hali değişti. Yalan ise, Allah versin belamı, Edemezdi iki satır kelamı, Hello diye verir şimdi selamı, Ağzında lisanı, dili değişti. Yormazdı halini kimse hayıra, Benzerdi kafası çıplak bayıra, Ekin eker gibi sanki çayıra, Ektirdi saçı da keli değişti. Sadece kendini sanıyor zeki, Aslına bakarsan aptalın teki, Girse tuvalete kesiyor çeki, Cebinde parası, pulu değişti. Bıraktı göbeği, kızardı ibik, Kaybolup gidiyor etinde kemik, Spora başlamış, adı ayrobik, Kalçası, vücudu, beli değişti. Bu yıl dedesinin ölüm senesi, Sosyeteden flört buldu nenesi, Veledin, kaç avrat gördü sinesi, Evlisi, bekarı, dulu değişti. Sığırtmaç Ahmet'in vardı deneyi, Vurdukça yıkardı beş, on danayı, O koruyor şimdi kızı Mine'yi, Buldu badigardı yolu değişti. Bir yıkık evleri kaldı şurada, Nostalji yapıyor gelip arada, Boşa sorma Rasim O'nu burada, Göçtü İstanbul'a ili değişti. --Rasim Köroğlu
SOSYETE SOFRASI Kurulmuş masalar sosyete işi, Her gelen oturdu binbir poz ile, Olsaydı ortada anamın aşı, Doyardı şu karnım belki haz ile. Bir sohbet başladı şubattan, marttan, Konçerto dinledik Bach'dan, Mozart'tan, Hiç haberim yoktu böyle bir şarttan, Yenirmiş yemekler meğer caz ile. Bıçaklar sağ ele, çatallar sola, İcat edenlerin gözü körola, Her lokmadan sonra bir saat mola, Kimsenin işi yok burda hız ile. Çatalın ucuyla aldı tabaktan, Silmedi boyayı pembe dudaktan, Değmeden geçirdi dilden, damaktan, Hap yutuyor sanki hanım doz ile. Boğazım yandı da dilim küçüldü, Sinirler gerildi, damar açıldı, Gözlerimden sanki ateş saçıldı, Yutunca viskiyi birden buz ile. Keser iken kucak kucak odunu, Kesemedim burda tavuk budunu, Dalga geçti erkek ile kadını, Dürtüp birbirine şöyle diz ile. Rasim der ki, beni kimler getirdi, Ben yemedim, yemek beni bitirdi, Bütün kazancımı aldı götürdü, Ödenmezmiş hesap burda az ile. --Rasim Köroğlu
ŞİMDİ Akın etti şehre, köyü, bucağı, Yaylalar, obalar bitiyor şimdi. Almıyor, kentlerin doldu kucağı, Geleni kenara itiyor şimdi. Heryerde aynıdır hayatın zoru, Anladı şehirde atınca turu, Anası yollamış unu, bulguru, Köyünden geleni yutuyor şimdi. Kahvede geçiyor günü yarısı, Öğleyi bulmadan kalkmaz karısı, Şehirli ya, mühim değil gerisi, Böbürlenip çalım satıyor şimdi. Tavukta, çullukta kalmış hevesi, Getirdi balkona kurdu kümesi, Şehire ayarlı horozun sesi, Aklına estikçe ötüyor şimdi. Çayırın, harmanın epey uzağı, Bodrumda, inekle yatar buzağı, Doldurur sobaya, yakar tezeği, Doğal gazdan güzel tütüyor şimdi. Oğlunun yolları, yolun sapası, Kulakta sallanır altın küpesi, Bağırır kızına, atmış tepesi, Önüne gelene çatıyor şimdi. Doğduğu köyünü gözü tutmadı, Şehirde kalmaya gücü yetmedi, Rasim\'in denecek sözü bitmedi, Bu günlük bu kadar yetiyor şimdi. --Rasim Köroğlu
TELEVİZYON Şu televizyona işin yolunu, Bulanlar çıktı da ben çıkamadım. Sosyetenin damat ile gelini, Olanlar çıktı da ben çıkamadım. Kimisi kapalı, kimisi açık, Kimisi akıllı, kimisi kaçık, Köşklerin önünde çırılçıplacık, Kalanlar çıktı da ben çıkamadım. Hani gizli idi ibadet, niyaz, Ekranda dedem de göründü biraz, Naklen yayın ile camide namaz, Kılanlar çıktı da ben çıkamadım. Bu konuda, medet beklemem tıptan, Kırkımı geçtim de düşmedim çaptan, Gücünü XXX denilen haptan, Alanlar çıktı da ben çıkamadım. Yerindeyse eğer budu, kalçası, Mühim değil sözün önü, arkası, Bir klibi ile birkaç parçası, Olanlar çıktı da ben çıkamadım. Nereyi açarsan üç ile beşi, Müzikte popçular çekiyor başı, Röportaj yaparken sahnede çişi, Gelenler çıktı da ben çıkamadım. İntihar etmeye gelmişti güya, Sıkıca yapıştı, düşmedi suya, Boğaz Körüsü'ne bir boydan boya, Dolanlar çıktı da ben çıkamadım. Futbolla doldurup koca kasedi, Çatlattılar benim gibi hasedi, Mezarlıktan gece vakti cesedi, Çalanlar çıktı da ben çıkamadım. Olmak mı ilazım onun ikizi, Belgeselde çıktı yaban öküzü, Lotoda, totoda; yedi, sekizi, Bilenler çıktı da ben çıkamadım. Benzetmişler beni koca kütüğe, Takılır demişler gidip RTÜK'e, Rasim gibi biraz aklı yitiğe, Gülenler çıktı da ben çıkamadım. --Rasim Köroğlu
VELET Dolu dolu öğüt verdim almadı, Boş arıyom gardaş bizim velede, Ezdi bu sinemi, hayrı kalmadı, Döş arıyom gardaş bizim velede. Bizim tercihimiz burcu balıklı, Pantolon giyecek dizi delikli, Hani, şöyle biraz hippi kılıklı, Eş arıyom gardaş bizim velede. Büyüdü, amcası masa tutacak, Kumar oynayıp da bizi ütecek, Ya çift yapacak, ya okey atacak, Taş arıyom gardaş bizim velede. Olmayacak O'na işin telaşı, Koymayacak hiç taş üstüne taşı, Postayla gelecek eve maaşı, İş arıyom gardaş bizim velede. Bizim sosyetenin teni yaktığı, Çoğumuzun şöyle yan yan baktığı, Turistlerin üstsüz girip çıktığı, Duş arıyom gardaş bizim velede. Salam, sosis, jambon, bir de hamburger, Namerdim, birini bilirsem eğer, Temel gıda olmuş hepsi de meğer, Aş arıyom gardaş bizim velede. Dışımdan bellidir, içerim hisli, Bazen sakin oldum, bazen de hırslı, Rasim der ki, biraz akıllı, uslu, Baş arıyom gardaş bizim velede. --Rasim Köroğlu
ZAM GELDİ Akşam açıklandı yeni fiyatlar, Sabaha kalmadan yine zam geldi. Yarına kalırsa, elbet bayatlar, Bir günü dolmadan yine zam geldi. Zehir etti bize zamlar hayatı, Bıraktım tazeyi, aldım bayatı, Hor lokmanın aynı değil fiyatı, Ekmeği bölmeden yine zam geldi. Kimler girdi bilmem, benim kastıma, Telefonun kilit vurdum üstüne, İki satır yazı yazdım dostuma, Mektubu salmadan yine zam geldi. Uzun söze gerek var mı arife, Berberde asılı eski tarife, İki katı para verdim herife, Sakalı yolmadan yine zam geldi. Zor denkleyip çıktım pazar parası, Biraz ucuz gibi geldi şurası, Nasıl oldu bilmem kaş göz arası, Tezgahı bulmadan yine zam geldi. Her gelen açıyor bir zam sayfası, Başımdan eksilmez oldu furyası, Ağladım, sızladım yok ki faydası, Gözümü silmeden yine zam geldi. Olmuş idim bir gün ishal hastası, Helacı da olmuş zammın ustası, İçerde değişti fiyat listesi, Taharet almadan yine zam geldi. Ayırmıştım üç beş kuruş kenara, Götürdüm hepsini verdim mezara, Azrail'in işi çıkmış bu ara, Şu Rasim ölmeden yine zam geldi. --Rasim Köroğlu
YİYEMEYOM DOHTUR BEY
Verdiğin perhize budur gayratım, Bundan başka uyameyom dohtur bey! Üç sepet yumurta sabah kahvaltım, Teker teker sayameyom dohtur bey!
İki leğen pilav bir yayık ayran, İster yağlı olsun isterse yavan, Yanına kesiyom beş kilo sovan, Yeyom yeyom doyameyom dohtur bey!
Üç tencere bamya yerim bişinci, Yirmi tas su içip biraz koşinci, Her yanım sökülür karnım şişinci, Sağlam göynek giyemeyom dohtur bey!
Şinciye acımdan çoktan ölürdüm, Sağolsun komşular gönderir dürüm, Bir guzudan çok yiyemem, var sözüm, Ayıp olur cayameyom dohtur bey!
Bazı az geliyo beş kasa hurma, Yedi lahanadan yapıyoz sarma, Onuda mı yedin diye hiç sorma, Utanıyom deyemeyom dohtur bey!
Günde iki çuval unum gidiyo, Avradım her sabah ekmek ediyo, Bir gazan fasille gönül ye deyo, Artırmaya gıyameyom dohtur bey!
Senede gırk dönüm bostan ekerim, Benden başka kimse yemesin derim, Gavunu, garpuzu gabuklu yerim, Aceleden soyameyom dohtur bey!
Bilmem bu işin sonu nere gider, Buyumuş gısmetim, buyumuş gader, Bir günde yediğim işte bu gader, Daha fazla yiyemeyom dohtur bey! --Anonim
DEVLET MEMURU! Her derde şeker, Dert, çile çeker,Boynunu büker,Devlet memuru! Ne versen râzı,Reddetmez azı,Tavşan, hem tazı,Devlet memuru! Malzeme elde,Oyuncak dilde,Kıvranır çölde,Devlet memuru! Ne ekse bitmez, İşi rast gitmez,Kazancı yetmez,Devlet memuru! Bâzen tetikçi,Bâzen de tekçi,Aç, açık bekçi,Devlet memuru! Kör, sağır ve lâl,En uysal hamal,Kusursuz îmal,Devlet memuru! Başlar üstünde(!?)Kışlar üstünde,Taşlar üstünde,Devlet memuru! Yetkisi çoktur, Etkisi yoktur, Ne aç, ne toktur, Devlet memuru! --Kadir Karaman
DÜRZÜ Ağlattığın için yetimi, dulu, Senin de yüzün hiç gülmesin dürzü, Görmesin ceplerin parayı pulu, Delinsin dipleri dolmasın dürzü. Malını, mülkünü kumarda satsın, Briçte kazansın pokerde batsın, Kafelerde gezsin, otelde yatsın, Avradın evine gelmesin dürzü. Her gün sabah banyo yapıp süt'ünen, Dolaşsın çarşıyı elde it'inen, Koca arasın hep internet'inen, Kızını kimseler almasın dürzü. Sokmasın işini felek ayara, Söz geçmesin oğlun denen hıyara, Virüs girsin evde bilgisayara, İçinde program kalmasın dürzü. Telefonda sapık biri arasın, Kapatır kapatmaz geri arasın, Hiç ara vermesin seri arasın, Gözlerin uykuya dalamasın dürzü. Etrafını sarsın bütün arsızlar, Kredi kartını çalsın hırsızlar, Senin gibisine yürek mi sızlar, Dostların derdini bölmesin dürzü. Sen dururken niye garibi tutsun, Dilerim Hindistan Gribi tutsun, Tedavi edecek tabibi tutsun Derdinin dermanı olmasın dürzü. Hastalık imamı yatağa tıksın, Müezzin senelik izine çıksın, Musalla taşını ürüzgar yıksın, Kimse namazını kılmasın dürzü. Rasim sana derin bir mezar açsın, Onun da altından fay hattı geçsin, Her sene sallansın, her sene göçsün, Arayan kabrini bulmasın dürzü. --Rasim Köroğlu
|