TerimTanım
aÖNSÖZ: Sayın hemşerilerilerimiz. Gasaba Ansiklopedisi adı ile düzenlenmeye çalışılan bu sayfa kasabada kullanılan KELİME ve DEYİMlerin sözlük manalarından ibaret kalmayacaktır. Ansiklopedik muhteva ile Kasabanın tarihini,ekonomik,kültürel, sosyal ve folklorik yapısını, hizmeti geçenlerini, ileri gelenlerini, kasabamıza yön veren insanlarını, renkli simalarını yansıtan,örf adet ve gelenekleri ile tanınmasına gelişmesine yardımcı olarak kalıcılığına yarayan sayfa düzeni şeklinde olması arzulanmaktadır. Bu bölümün gelişmesi, zenginleşmesi uzun zamana yayılarak gidecektir. Resimlerle donatılacak, konu enine boyuna işlenip tatmin edici bilgi ile doldurulacaktır. Ucundan kıyısından bu bölüm ile karşılaşan kasabalı hemşerimizin geçmişini, hatıralarını, çocukluğunu bulup zevk alacağı, hoşça vakit geçirip ayrılmakta güçlük çekeceği sayfa haline gelmesi-getirilmesi arzu edilmektedir. Onun için Kasabaya ilgi duyan herkesin kasaba ve kasabalı olma özelliğindeki sitemizde yer alması istenilen kelime, konu, olay,resim, bilgi ve belgeyi vs. i site idarecilerine aktarmalarını gelişmeye katkı sağlamalarını bekliyoruz.
 
AbaAba:Yünden yapılmış kaba kumaş. Bu kumaştan yapılmış üstlük, örtü manallarında kullanılır. Aba altında erler yatar, kıyafet kişiliğe ölçü olmaz manasına kullanılır. Abayı yakmak aşık olmak, aba altından sopa göstermek üstü kapalı tehdit etmek. Kasabada bundan başka ve daha ziyade büyük kız kardeş, büyük bacı, abla olarak da kullanılır.
 
ÂbâdŞen, bayındır, mamur hale gelmiş, imar edilmiş, bakımlı, derli toplu gelişmiş.
 
AbanmakBir şeyin üstüne kapanmak, çullanmak, yüklenmek, bütün gövdesi ve ağırlığı ile dayanmak.
 
AbdesthaneAbdest alma yeri, el yüz yıkamak abdest almak için yapılmış musluklu kurnalı yer. Şadırvan / Abdest bozacak yer, tuvalet, ayak yolu. wc.
 
AblakDolgun değirmi yüz ve böyle yüzlü kişi.
 
Abo, abu - abovHalk tabiridir. Kabaca ünlem olup, hayret, şaşkınlık ve korkma ifadesi olarak kullanılır. Abov:Aşırı şaşkınlık ünlemidir.
 
AbsanAb=su, Absan, Kasabada eskiden çamaşır yıkamakta kullanılan, meşe külü ve kil kaynatılarak çökertilmiş ve çamaşır yıkamaya elverişli hale getirilmiş sertliği giderilmiş su./kurutulmak için serilecek üzüm sakımlarının çabuk kurulamaları ve sarı renkli olmaları için kül kaynatılıp zeytin yağı dökülerek hazırlanan ve üzümlerin içine batırıldığı karışım suya da absanlı su denir. Osmanlıcada Abzan: küçük havuz. Abs:kurutma, kurumaya bırakma
 
Abur cuburRastgele karmakarışık, kaliteye dikkat etmeksizin yenilen yiyecekler. Lezzetsiz, sağlıksız, zararlı ve dikkatsiz pişmiş yemek veya öte beri döküntü yiyecekler. (abur cubur yiyeceğine adamakıllı karnını doyur, yarım yamalak abur cubur yeme de yemeği bekle). Ağızdan çıkan saçma sapan ve ölçüsüz sözler.(hiç doğru söylemez konuştuğu abur cubur)
 
AccıkAzıcık kelimesinin kasabada genellikle halk tabiri ile kullanılmış şeklidir. Azlık, birazcık ifade eder.
 
AcurÜstü hafif oluklu girintili, sarı beyaz veya genellikle boz renkli, irice ve uzunca şekilli salatalık(Bostan, hıyar) cinsi. Sadece taze yemede ve turşu yapımında tercih edilir, salata ve pişecek olarak kullanılmaz.
 
Afili- AfilliAfi:fiyaka,caka, çalım, gösteriş. Afili-afilli: fiyakalı, cakalı,çalımlı, gösterişli.
 
AhDuygu ifade eden ünlemlerden olup kullanılan yere ve kullanılıştaki ses tonuna göre değişik manalara gelir. Ah: iç çekme arzu etme, inleme, pişmanlık nedamet duyma, acı ifade etme. beddua alma, ilenç manalarına da kullanılır. Ah almak,ah çekmek, ah etmek, ah vah etmek, ahı göğe çıkmak,ahı tutmak, ahı yerde kalmamak gibi değişken manalarda kullanılır.
 
Aklına girmekBir kişiyi bir konu hakkında ikna etmek. Konunun ayrıntılarını ve faydalarını anlatarak kabul ettirmek. Razı etmek. Veyahut kandırarak azıtıp zarara götürmek.
 
Alazada - alazlamaBiçilen mahsulün biçme, aktarma, doldurma ve nakli sırasında tarlaya dökülen tanelerinin toprağa karışması, uygun zaman ve uygun nemli ortamda ekilmiş gibi yeşerip çıkmasına denir. (Ahmetlerin tarlasında ekilmediği halde çok güzel alazada ekin olmuş. Bu tarla ekilmiş mi alazada mı çıkmış?, Bu tarlayı sürmeye gittim amma öyle bir alazada çıkmış ki sürmekten vazgeçtim.) Alazlama:yüz, cilt ve derinin sivilcelemesi, kızarıp kabarması.
 
AlbastıYeni doğum yapmış lohusa kadınlarda görülen ateşli bir hastalık. Kasabada albasma olarak da geçmektedir. Tıbbi tabiri Lohusa humması
 
Alelade - alelusülAlışıla geldiği adet olduğu üzere, usulen, sıradan ve bayağı şekilde. Dikkatsiz ve intizamsız durumda.
 
Alengirli1.Tuhaf, acayip. 2. Karmaşık, içinden zor çıkılır. 3.Gösterişli, süslü manalarına gelmekte olan bu kelime kasabada her üç manada da kullanılmaktadır.
 
AlettirikHalk dilinde elektrik. zamanımızda genellikle doğru şekilde elektrik olarak kullanılmaktadır.
 
Allahu alem(Allem): Lugat anlamı:Allah bilir Istılahi anlamı: Tereddütlü durumlarda "Ben bilmem Allah bilir"anlamında kullanılır.
 
allâlemAllâlem:Allehem:(Kasabaya ait mahalli kelime) Allahu alem, Allah'a havalemden dönüşme kelimedir, mutlaka öyledir, herhalde öyledir. Allah'a havale ederim doğrusu öyledir. Doğrusunu Allah bilir manalarında kullanılır.
 
Allem gallem etmekHile hurda ile oyuna getirerek kurnazlık ederek kandırmak.
 
An - anbaşıAn:hudut, anbaşı:tarla sınırı. Arazinin bitimi kenarı. Eskiden anbaşlarını geniş bırakırlardı da oralarda kendiliğinden biten otları toplamaya giderdik. Hayvanlarımızı anbaşlarına kısa kısa çakardık biz ot toplarken onlar da yayılırlardı. Şimdilerde anbaşları kalktı gitti, geçilecek yer kalmadığından komşular arasında geçit ihtilafları çıkmaya başladı. Anbaşları geniş bırakıldığından anbaşı takip edilerek ekili araziye zarar verilmeden ovada dolaşma imkanı vardı. Şimdikiler çizgi gibi belli belirsiz kaldı. Bağlarda, bağ aralarındaki tirmenler atık taş yığını ve yarı duvarımsı olduklarından yerli yerinde durmaktadır.
 
Anaç1.Birçok yavru yetiştirmiş kartlaşmış, alışmış, ustalaşmış kümes hayvanı. 2.Tecrübe kazanmış, ustalıklı, kurnazlaşmış. 3.Yaşlanmış Kart.
 
AnanatKasabada harman zamanı arabaya-römorka ekin sapı yükletilmesinde kullanılan çok uzunca saplı büyük ebatlı demir dirgen çeşidi. Kasaba havalisinde kullanılan tabirdir.
 
AndaçAnılmak, hatırlanmak için alınıp verilen hatıra eşya. Ana baba veya geçmişini hatırlatan (körpe küçük) çocuk, yadigar nesil. Anılmasına yarayan hatıra.
 
AndıkAndık: Bir çeşit Sırtlan türü. Kasabada bununla birlikte doymak bilmeyen hayvan veya argo olarak çok yiyen kişi manalarına kullanılan kelimedir.
 
AndırmakAnmak, hatırlamak, yadetmekten gelen bir kelime olup daha ziyade benzediği kişiyi, benzediği olayı hatıra getirmek, hatırlatmak manasına kullanılır. (olay aynı benim başımdan geçeni andırdı. Çocuk aynen babasını andırıyor görünce babası gözümün önüne geliyor. vb.gibi)
 
AnnaçKarşısında, karşı karşıya, alnı karşısında, tam karşısında, annacında gibi kasabada kullanılan halk tabiridir.
 
Ansızcağızına uğramakAniden, habersiz, beklenmedik belaya uğramak. (zararı yapana da dokunan)Beddua, ilenti.
 
Anız1.Ekin biçildikten sonra toprakta kalan sap saman, bitki kökleri. 2. Hasattan sonra sürülmemiş tarla.
 
Apışmak1.Hayvanların yorgunluk ve yılgınlıktan apışlarını ayıraraktan çökmesi. 2.Kasabada genellikle (mecazen) ani bir olay karşısında şaşırıp kalmak, yılmak, dehşete düşmek manasına apışıp kalmak olarak kullanılmaktadır.
 
Ara odasıKasabada, akrabası ve kalacak yeri olmayan yolcu ve misafirlerin konaklayıp misafir edilmeleri için yapılmış, insanlar için yiyeceği, yakacağı, geceleri aydınlanmaları,yatacak yatak yorganı, hayvanları için de yem saman ihtiyaçları kasabalı halkça karşılanan, oturup barınma odaları, hayvanlarının barınmaları için ahırları ve yanlarında su kuyuları olan misafirhane kompleksi. Oba cami yanı ve (Subaşı) Hacıhoca camii yanında olmak üzere 2 adet faaliyette olan ara odaları. Son zamanlarda kalıp hizmet alanların ehil kişiler olmayışı, mesuliyetsiz hareketleri ve eşyaların talan edilmesinden, halkın ilgi ve desteğini çekmesi ile kapatılıp yıkılmışlardır.
 
Arabaşı

Karaman bölgesinde kendinden bahsettirmiş. Lokantalarına kadar girmiş kasabada da çok sevilir, sık yapıldığından mutad yemek haline gelmiş, kavrulup kaynatılarak pişirilmiş ve sinilere serilmiş hamur ile önceden hazırlanmış miyeneli, keklik tavşan gibi av hayvanı veya tavuk eti karışımlı bol acılı-limonlu çorba ile birlikte yenilen mahalli yemek çeşidi. (Adını Arap aşından da alsa, ara aşından da alsa Kasabanın damak tadı, kış günlerinin vazgeçilmezidir)Arabaşıyla ilgili linkte tarifi de var. Amma kasabada yapılış şekli malzeme miktarıda uymuyor. http://lezzet.blogspot.com/2006/02/araba-orbas-ve-hamuru.html

 
AralıkAralık: 1:iki nokta arasındaki mesafe, açıklık. 2.Senenin 12.ayı. 3.Kasabada evin ilk kapısından girişteki bulunan ilk oda, antre, eve giriş odası. Zamanımızdaki mutfaklı banyolu vc.li modern evlere geçmeden evvel kasabada karşılıklı 2 oda veya tüfengine tabir edilen odalara geçişte bulunan ve çok amaçlı kullanılan odaların arasındaki ilk giriş odası. Aralıkta yaz günlerinde oturulur. Giriş karşısında şömine şeklinde gömme ocak, ocağın üstünde ocak çıkıntısı ile birlikte kap kacak sıralanması için raf bulunur. Mutfak olarak da kullanılırdı.
 
Arpa KokurdağıEkin halindeki yeşil arpanın ok üzerine kalkıp başak çıkarma zamanı, biraz daha ilerisi başakların içindeki tanelerin süt haline dolmaya başlama zamanı. Kasabada bu süre zaman dilimi olarak, zaman tarifi olarak kullanılır. At çiftçiliği zamanında hayvanların yeşilini alması harmana güçlü girmesi için ekin halindeki arpa arpa kokurdağı zamanında biçilerek hayvanlara yedirilerek güçlendirilirdi. Bu zaman dilimine de arpa kokurdağı zamanı denilir. Aşağı yukarı Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı zamanlarına isabet eder. (arpa kokurdağı, bostan ekimi, bostan otu, alaca düşümü zamanı gibi)
 
ArıkSağmal olmayan, sağılır halde olmayan toklu, şişek, çebiç, koyun, kuzu ve yoz döküntü davar karışımına arık denilir. Sağılmadığından ve kuzu besleme sorumluluğu olmadığından bu tür arık davarla pek ilgilenilmez. Özel olarak dikkate alınıp beslenilmez kendi halinde takip edilir.
 
Arım namussumAr:Utanmak,utanacak şey,hicap duyma, mahcup olma, ayıp. Haya duygusu. Namus:Dürüstlük, ahlak kuralı, ırz, edep,iffet manalarındadır.Kasabada bu iki kelime Arım namussum şeklinde bir araya gelerek konuya ağırlık verilerek olması mümkün değil, imkansız. Utanılacak iş nasıl olur manalarında pekiştirilerek kullanılır. Ar namus tertemiz:Arsız,utanmaz,edepsiz, arı namusu önemsemeyen kimseler için kullanılır.
 
ArzuhalResmi bir makama durumu bildirmek (halini arz etmek) veya istekte bulunmak için verilen yazılı dilekçe(istida).
 
Asar1.Eski eserler, tarihi olaylardan kalan izler. Eski devirlere ait kalan eserler, antikalar. 2.Dış saldırılardan korunmak maksadı ile etrafı surla çevrili hisar veya yükseltme emniyet tepesi. Bulunduğu yerleşim yerlerine göre yüğ veya hüyük olarak da adlandırılmıştır. Kasabada asar eski zamanlarda savunma amaçlı yapılmış yığma tepedir.
 
Asfenik-asfinikMaden kömürünün kuru kuruya damıtılmasından elde edilen keskin kokulu, parlak beyaz renkli naftalin. Yünlüllerin güvelere ve sair haşerelere karşı korunmasında kullanılan Naftalinin kasabada kullanılan diğer adı.(Kasabada naftaline asfinik tozu da denir)
 
Atapatasi

"Adı batasıcana" ibaresinden türetilmiş akrebe verilen bir isimdir./ Atapatası:Akrep in kasaba yöresindeki kelime karşılığıdır. İnsanlara ve canlılara zehirlemek suretiyle zarar veren canlı haşeredir. Eski yapı yıkıntıları, nemli yerleri sever. Ağzı kıskaçlı, sıralı tespih şeklinde üzerinde kıvrılmış kuyruğunun ucundaki iğnesi ile sokup zehir zerkederek zehirlenmelere sebebiyet veren zararlı. Akrep sert kılı ve kıldan yapılmış malzemeyi sevmediğinden kıldan çadırlara giremediği ve çadırların akrep yönünden emniyetli olduğu rivayet edilir.

 
AtsineğiDaha çok atlara musallat olarak atın kuyruk kıllarının vuramadığı kuyruk altı ve bacaklarının arası ile gözünün kenarlarında yaşayan ve kanemici özelliği olan ve konduğu yerden kalkmak istemeyen yapışkan tipte sarı-kızıl karışık renkli sinektir. İnsanları da ısırarak rahatsız eder. "Atsineği gibi hayatın bedava" şeklinde insanlar arasında latifesi de vardır.
 
AvadanlıkMarangoz-dülger, tamirci, elektrikçi, kaynakçı gibi sanatkarların el aletleri ve aletlerin toplandığı alet kutusu, alet sandığı veya çantası.
 
Avare - AvaraBoş gezen, işsiz, güçsüz. Boşa dolaşıp vakit geçiren, serseri, serkeş manalarına kullanılır. Avara yapmak, avara bırakmak: oyalamak, iş yapmasına mani olmak gibi manalarda da kullanılır.
 
AvgınSu geçmesi için açılan çukur, delik, havuz manalarında kullanılır. Kasabada gozağaçtan künkler içinden iptitai usullerle gelen içme suyunun kasabaya girmeden havalanıp arınması için kasaba taşından örülerek yapılmış depo ve sevkiyat merkezi idi. Aşılık mezarlığı yolu üzerinde halen ayakta olup bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuştur.
 
AvkalamakAvuçla elle sıkıştırmak, ovmak, ovalamak, çamaşırı elle ovarak yıkamak, kaba şekilde çitilemek. Çocuğu acılı okşamak acıtarak sevmek manalarına kullanılır.
 
AvurtYanağın ağızın iç tarafı, dişlerin dışındaki yanakla dişler arasında kalan boş yeri.
 
Ayakİnsan ve hayvanların yere basan ve ayak bileklerinden aşağıdaki yürüme uzuvlarıdır. Masa,sandalya,merdiven, sütun ayağı, sacayağı, kazayağı gibi çeşitleri ve kullanılır yerlerine göre çok yorumlara gelen manaları vardır.üçbeş ayak, su ayağı, ayağa düşmek,ayağa kaldırmak, ayağı alışmak, ayağı dolaşmak, kendi ayağı ile gelmek, ayağı karıncalı, ayağı yere basmak, ayağı suya ermek, ayağı üzengili, kendi ayağı üzerinde, ayağı yer tutmamak, ayağı yerden kesilmek, ayağına çabuk, ayağına dolanmak, ayağına düşmek, ayağına gelmek, ayağına gitmek, ayağına kapanmak, ayağını alamamak, ayağını bağlamak, ayağını çekmek, ayağını denk almak, ayağını kaydırmak, ayağını kesmek, ayağını sürümek, ayağını vurmak, ayağının altına almak, ayak bağını çözmek, ayağının bastığı yerde ot bitmemek, ayağının tozuyla, ayağının turabı olmak, ayak açmak, ayak atmamak, ayak ayak, ayak bağı, ayak diremek, ayak işi, ayak sürtmek, ayak takımı, ayak teri, ayak üstü, ayak yolu, ayak yapmak, ayakta kalmak, ayakta tutmak, ayakta uyumak, ayakları dolaşmak, ayaklara karasu inmek, ayaklarının altını öpmek, ayakaltı, ayakbastı, ayakcak, ayaklamak, ayaklandırmak, ayaklı, ayaklı gazete, ayaklı kütüphane, ayak ucu gibi kasabada da kullanıldığı gerçek ve mecazi anlam bolluğu vardır.(Ör.Yazarın bir siyasetçimize söylediği kıtada olduğu gibi. "Bu ayaklar senin mi Süleyman, bu ayaklar nasıl ayak, haydi yorgana sığdı diyelim, mezara nasıl sığacak.) Burada ayak dalavere, ayak acayip iş, bu ayak dünyada örtülebilir, gizlenebilir amma ahırette hesapta ne yapacaksın? manalarında kullanılmaktadır. Bestesinin de yapıldığı ifade edilmiştir.
 
Ayal(Ayâl-iyâl-eyal) Bir evde oturup bakımları topluca bir kişiye ait olan kimseler. Aile familya, eş, karı, zevce.
 
AygırDamızlık erkek at. mcz. kuvvetli, cüsseli, azgın adam.
 
AylakKarşılıksız, parasız, beleş./ aylak aylak gezmek:boşuna gezip dolaşmak, çalışmadan tembel tembel avare dolaşmak.
 
AyranYoğurdun ezilip sulandırılarak yapılan milli içecektir. Çiftçinin ve köylünün vazgeçilmez katığı ve serinleme içeceğidir.Yağı çıkarılmak üzere yayıkta yayılarak çarpma hareketleri ile yağın ayrılarak yayıkta kalan ayran gibi yapılış şekline göre de isimlendirilir ise de kasabada süt makinasında sütün çekilmesi ile ayrılan kremadan(ıravak-ravak kaymağından) yağ elde edilmektedir. Yayıkla ayran yapmak adetten değildir. Ayran kelimesi (ayran ağızlı, ayran delisi, ağzı açık ayran delisi,ayran budalası, ayran gönüllü, ayranı kabarmak, ayranı yok içmeye......, ayranım ekşi diyen olmaz, ayranına duru ekmeğine kuru mu dedik) gibi cümlelerde mecazi veya kaynağından ayrı manalarda, yazın ayransız kışın yorgansız bırakma Allahım gibi dua şeklinde de kullanılmıştır.
 
AzıkYolculuk sırasında ve tarlaya, bağa, bostana, ekine harmana çalışmaya gidildiğinde, davar gütmeye araziye çıkılıp evden uzaklaşıldığında yenilip içilmek üzere hazırlanıp yanına alınan yiyecekler, kumanya. Azık, azık katmak, azık çeşidi, azık sırası vs.Kasabada çok hikayelere konu olmuştur.
 
Azımsamak - az bulmakVerilen bir şeyi az bulmak, yetinmemek, kafi görmemek. Bir iş karşılığında verilen ücreti yeterli görmemek.
 
AğmakHizasından yukarı veya aşağı kaymak, teraziyi bozmak, bir tarafı ağır gelmek. Dönüp ağmak:bir yerde durmayıp hareket halinde olmak. Dönüş dolaşmak.
 
AğmanGizlenmeye çalışılan hata, kusur, eksik taraf. Noksan, kabahat. Ağmanı gizli:Hatası noksanı veya arızası belli olmayan. Ağmansız: eksik noksan bulunamayacak şekilde mükemmel.
 
AğnamKoyun, keçi, inek, sığır vb. hayvanların sayılarak kayıt altına alınması ve vergiye tabi tutulması. ağnam vergisi, aded-i ağnam sayı başı vergi veya (ganem:davar) ganem vergisi olarak da adlandırılırdı günümüzde geçerliliği yoktur.
 
AğıZehir.semm. Ağıağacı: zakkum. Ağı gibi acı:çok acı, zehir gibi acı. Ağı otu:baldıran. Canlıları öldürmek için yiyeceklerin içine konularak ağız yolu ile verilen zehir./mcz. insanın yüreğine oturma, derinden etkileme. (içime bir top ağı oldu, ağı gibi içime oturdu. gibi)
 
AğılKoyun, keçi vb. hayvanların barındığı etrafı çevrili üstü açık-kapalı- yarı kapalı da olabilen korunak. Ayın etrafında görülen sis halkası şeklinde görülen beyazlık. (ay ağıllı hava soğuyacak gibi coğrafi meteorolojik işaret tabiri olarak ay ile birlikte kulanılır.)
 
Babatça (Bubatça)Birleşikgiller familyasından, baharda kendiliğinden yol kenarları, kara örtü dam kenarları ve ayak basılmadık yerlerde çıkan ortası sarı yaprakları beyaz renkli çiçekleri olan şifalı bitkilerdendir. Papatya olarak geçer. otu çiçek açıp kartlaşıncaya kadar yenilebilir. Çocuklar arasında çiçeklerinin yaprakları tek tek koparılarak fal da tutulur. Papatya çayı olarak da kullanılır.
 
Badal bayrakBad:farsca da hem rüzgar yel manasında hem de sıradan ne olursa, ayrılmamış, ne olursa fark etmez, karma karışık manalarına gelir. Badal bayrak: Kasaba ve civarında kullanılan mahalli tabirdir. Genellikle düzensiz, karmakarışık, berbat batkın, alamtaram gibi manalarda kullanılmaktadır.
 
BadasHarmandan arta kalan toprak kum vs. ile karışmış ayrılması zor tane topluluğu, bu tür mahsul genellikle tavuk yemi olarak kullanılarak değerlendirilir.
 
BakarkörEtrafında olup bitenleri fark edemeyen, bakar göründüğü halde farkına varamayan dalgın manasında mecazen kullanılır. Gözü açık olmakla birlikte görme duyusunu kaybetmiş kişi.
 
BalastırDuvarları sağlam tutmak, yukarıdan gelecek ağırlığı etrafa dağıtmak bölmek için inşaata yapıya ara ara konulan sağlam ağaçtan yapılmış kereste, ağaç, beton tabaka. Kasabada yığma inşaat yapımı sırasında duvarlara konulan ağaç vs. dışında kapı ve pencere üstlerine konulan ağşap ağaçlara da balastır ya da hatıl da denilmektedir.
 
BaldırıçıplakMecazen işsiz güçsüz, serseri, ele alınır tarafı yok, ayaktakımı değer verilmeyenler için kullanılır.
 
Balkabağı1.İri, yayvan, sert kabuklu ve içi turuncu, tatlısı yapılan, reçelde kullanılan kabak çeşidi. 2.mecazen Aptal, sersem, şapşal manalarına da kullanılır.(laf söyledi balkabağı, senin dediğin balkabağı o da ağustostan sonra olur.)
 
Ballık Yeşil yaprakı, kırmızı benekli çiçeği ve çiçeğinin derinliğinde tatlı bir tada ulaşılan otsu bir bitki. Ballıbabagillerden taç yapraklı bitki. Kasabada ballıbaba bitkisi ballık olarak adlandırılmaktadır. Kendiliğinden kırlarda meydana gelir. Bahar ve ilk yaz mevsimi bitkisidir.
 
Bambul/BambılEkinlere zarar veren kara benekli kırmızı-kahverengi böcek/uç uç böceği/Bambıl/Süne böceği
 
BandırmaBandırılarak yapılma şeklinden isimlendirildiği tahmin edilen, ipe dizilmiş cevizlerin vb.şeker kestirmesi veya şeker bulamacına batırıla batırıla şeker bulamacı yoğunluğunda tatlı mayi ile lokum ile kaplanarak dışının pudra şekeri ile örtülmüş tatlı çeşidi. Şeker sucuğu diye adlandırılan tatlının kasabada adıdır Bandırma. Tatlı lokum çeşididir.
 
Bangır bangırBangır veya bankır tek başına anlamı bulunmayan ses taklidi bir kelimedir. Ses ve gürültü ile olan bir takım fiilleri tasvir için tekrarlı olarak kullanılır. Hüngür hüngür ağlamak gibi, bangır bangır bağırmak. Sesini ve ses ahengini bozarak rastgele ve gürültülü şekilde yüksek sesten devamlı bağırmak.
 
Bari - barimekHiç olmazsa, en azından, madem. (dinlemiyorsan bari gürültü etme, çalıştıramadıysan bari usta çağırsaydın. gibi)
 
BastırıkKasabada, elektrik gelmeden evvel, buzdolabı ve derin dondurucular yokken, özellikle kışa hazırlanan yağ,krema(ıravak,ravak), peynir,yoğurt gibi sıcağa dayanıklı olmayan gıdaların bozulmadan muhafazası için çömlek, küp, teneke gibi kaplara toplanan malzeme uygun bir kenara, müsait dama bir araya getirilir, üzerleri çul, çuval, keçe, kepenek,halı, kilim, gibi örtü ile soğuğu ve sıcağı geçirmeyecek şekilde kat kat üstü üstüne örtülerek bürünür, üstüne de çocuklar ve kedi köpek gibi hayvanlarca açılmasını önlemek ve gölge olması için özel yapılmış büyük hacimli bir sele ile kapatılan meydan ambarıdır. Akşamları hava serinleyince açılarak havalandırılır. Üstünün örtüleri de genişçe bir alana yayılarak açılır, gecenin ayazını alıp soğuyan çömlek, küp, teneke ve kovalardaki gıda maddeleri yine soğumuş olan örtülerle şafağın soğuğunda iyice sıkı sıkıya örtülerek üstüne de selesi kapatılır. Hava sıcakken hiç bir surette açılmaz, bastırıktan alınacaklar akşam açılınca alınır, bastırığa konulacak malzeme de yine bastırık açılınca konulurdu. Yaz günleri gece emniyette olmayan bastırıkların yanında korumak amacı ile yatılırdı. Elektrikli büyük ebatlı soğutucuların kullanıma girmesi ile günümüzde önemini kaybetmiş, bastırık kültürü de yok olmuştur.
 
BatmaBüyükbaş hayvanların yemlenip beslenmeleri için yem-saman konulan, yerden yüksekçe duvara sabitlenmiş ahşap bölüm, oluk/tavla(at batması, eşek batması)
 
Batmanİki okka ile sekiz okka arasında yörelere göre değişiklik gösteren eskiden kullanılan ağırlık ölçü birimi. Batman kelimesi kasabada genellikle bal ve pekmez ağırlığı (bir batman bal, iki batman bekmez) gibi kullanıla gelmiş olup günümüzde sözden ibaret kalmış olup geçerliliği yoktur.
 
BazlamaTandırda saç üzerinde pişirilmiş pide. Kasaba ekmeği, mayalı-mayalı ekmek.
 
BağırGöğüs nahiyesi, döş, kucak. (Bağır döğmek, bağrına basmak, bağrı yanık, bağrını açmak, bağrına taş basmak, başını bağrını ye. gibi çevrede kullanıldığı duruma göre değişik manalara gelir.)
 
BağırtlakYaban ördeği, su çulluğu cinsinden kasabada da sevilen, her çeşit araziye uyumlu, kanatlı av hayvanı çeşidi.
 
BaşabaşEşit sayıda, denk olmak. (ikiside aynı başabaş, yarışın galibi yok başa baş geldiler.)
 
BedestenBedesten her türlü meslek grubundan özellikle aynı meslek sınıfından esnafın bir araya toplanmasıyla meydana gelen pasaj veya çarşıya bedesten denir. Arasta veya arasta çarşısı olarak da geçmektedir. Geçmiş medeniyetlerde özellikle müslüman ve selçuklu - osmanlı dönemlerinde bedesten veya arasta çarşılarına önem verilmiş, alışveriş kolaylığı ve ticari alışverişe ciddiyet ve resmiyet kazandırılmıştır. Serbest pazar ekonomisi piyasa rekabetinin daha rahat uygulanabilirliği sağlanırmış. Halkının rahatı için devlet bu gibi müesseselere hayır kurumu gibi yardım eder. İşlerliliğini denetimini yaparmış. Bedesten çarşıları giderek kapalı çarşılara dönüşmüş ve büyük yerleşim yerlerinde her türlü meslek gruplarını bölümler halinde içinde barındırmıştır. Bugün yine özel sektör tarafından her ihtiyaca cevap verebilecek büyük alışveriş merkezleri olarak önümüze gelmektedir.
 
Beg (beg olmak)Yağlı ve karışık tatlı yenilmesi ve soğuk algınlığı ile karışık ortaya çıkan rahatsızlık, acı genrik olarak da adlandırılan geğirmekle ağız yolu ile çıkan ağır koku ile kendini gösteren sindirim bozukluğu. Daha ziyade ramazan bayramlarında sindirim alışkanlığı değişikliği sırasında sıkça görülür. Beg olmak şeklinde ifade edilir ve tedbir olarak aç iken sirke veya kola gibi içecek içilir, fazla yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınılır. Kasabada kullanılan mahalli bir kelimedir. (Beg veya beğ olarak kullanılır.)
 
BekereBekere kelime olarak Türkçe karşılıksız ve anlamsız gibi görülse de (bek, baki, bakir, bekinmek, beklemek) kelimelerinden hareketle durmak, hazır olmak, intizamlı şeklini bozmadan durmak, bozulmadan hazır şekilde olmak, etrafında dönüp beklemak, muhafaza etmek, sarılı vaziyette beklemek, sarılı dürülü korunmak gibi manalara ulaşılmaktadır. Kasabada üzerine ip, iplik, yumak sarılan "makara"nın kelime karşılığında kullanılmaktadır. Makaranın da kendi etrafında dönme, üzerine sarılma, dönerek yük taşıma özellikleri bulunmaktadır. Bekere kasabada ip-iplik sarmaya yarayan veya sarılı makara anlamındadır.
 
Bel bel bakmakManasız manasız, anlamsız ve boş boş bakmak. Gözleri açık dalmış vaziyette aval aval boşa bakmak.
 
Beldenat-bildenatKasabada harman işlerinde kullanılan ahşaptan dirgen şeklinde yapılmış parmakları da ağaç olan harman el aleti. Genellikle malama karıştırmada kullanılır.
 
BelemekBelek:Bebekleri sarıp kundak yapmaya yarar bez. Belemek:Çocuğu kundak bezi ile sarıp, kundaklı vaziyette yatırmak. / karıştırmak, bulaştırmak (una belenmek, toza belenmek )
 
Belermek, BelertmekBelermek: Korkulu, endişeli bakış. Göz hareketleri için kullanılır. Korkuya kapılma, endişeye düşme durumunda gözlerde meydana gelen ürkek bakışa göz belermesi, karşıdaki insanı veya çocuğu korkuya düşürmek endişeye sevketmek için öfkeli bakış atmaya göz belertmek denilir. Gözle korkutma işaretidir.
 
BeleşEmek sarfetmeden, ücret vermeden elde edilen, sahip olunan bedava, cabadan. (Beleşe konmak, beleş atın dişine bakılmaz, beleşden menfaat temin etmek gibi.)
 
BenilemekAniden hayrete düşmek, şaşırıp kalmak. Benzi atıp yüzünün renginin değişmesi. Şaşıp kalmak.
 
BenizYüz, yüz rengi, çehre. (Beti benzi sarardı. Yüzünün sararması, benzi atmak, benzi solmak, benzi uçmak, benzine kan gelmek. gibi)
 
BerbatFena, kötü, dağınık, harap, viran, perişan, pis, kirli, sevimsiz. Beter.Besbeter:çok kötü.
 
BerduşBaşıboş, yeri yurdu belli olmayan, sorumsuz, aylak gezip dolaşan. Farsçadan gelmiştir. Evi omuzunda dolaşan manasındadır. Omuzunda palto, seccade, post, postaki gibi bundan başka eşyası olmayan nerede akşam orada sabah dolaşan işsiz serseri gibi tarif edilebilir.
 
Bere 1.Çarpma,vurma, incitme, sürtünme ve darbe neticesi meydana gelen küçük çaplı yaralanma.Ezik, sıyrık. Hafif yara. Meyve vs. gibi şeylerde meydana gelen ezilme, yaralanma. 2.Yumuşak sipersiz başlık şapka.
 
Bey omarın kolayıKasabada Bey omar adıyla anılır (rahmetli Ömer Bay) kendine akıl danışıp yol soran, yardım isteyen kişilerin gayretini kırmamak ve heveslendirmek için kısa ve kolay yönünü göstermesi ve meseleyi basite indirgeyip yapılabileceği, üstesinden gelinebileceği şekliyle yol göstermesi. Harekete geçirip yol almaya sevketme gayreti.
 
Beze1. Mayalı ekmek(bazlama), şepit(yufka) vs.undan-hamurdan yapılacak gıda maddeleri için açılıp pişirilmesinden önce yapılacak halde ve yapılacak cinse göre büyüklükte ayrılmış küçük hamur parçaları. 2. Yumurta, yumurta akı, şeker ve undan yapılan bir çeşit kuru pasta. 3. İnsan ve hayvanlarda muhtelif yerlerinde birtakım sebeplerle meydana gelen şişlik. Ur.
 
BezirgânTicari mal alım satımı yapan tacir, ticari alışverişle uğraşan esnaf. Bezirganbaşı satıcı tüccar tacirin işlerini takip eden, kayıt işlemlerini tutan memur.
 
BeşaretBeşaret(arapça ve farsça dan dilimize girmiş,) büşra, büşura, büşara gibi müjde, muştu ve iyi haber manalarına, ayrıca yeni ortaya çıkan garip ve çirkin acayip şey manasına gelmekte olan beşaret kelimesi kasabada daha ziyade müjde dışındaki normalin dışında ve acayip, tuhaf ve korkulacak derecede çirkinlik ve alışılagelen dışında, görülmedik meydana gelen olay, doğum ve var olma mana ve durumlarında kullanılmaktadır.
 
Bi çalaÇok az miktarda. çok az olarak görünme gibi manalarda kullanılan deyimdir. (Yağmur yağdımı soruna "bi çala ıslattı geçti" "ahmedi bi çala gördüm gibiydi" "bi çala serinlik geldi" "bi çala dinlendik" gibi.
 
Bigâne - bildikBigane:Tanıdık olmayan, yabancı, yad. İlgisiz, alakasız, lakayd. - Bildik:Tanıdık, dost, ahbap, yabancı olmayan, aşina, bilinen malum.
 
Bili bili - Bülü bülüTavuklarda veya kümes hayvanlarında yemlemek yem vermek için çağırma ünlemi.
 
Billek oyunuBillek kasabada eskiden çocuklardan 40 yaşına kadar insanların oynadığı oyunlardan biriydi. Oyuncuların 3 er, 5 er veya daha fazla sayıdaki 2 gruba ayrılması ile oynanır. Billek: odun dalından 1 parmak, 1,5 parmak kalınlığında 1 karış veya daha kısa uzunlukta sağlam meşe odunu veya dal parçasının adıdır. Billek 1metre civarındaki uzunlukta biraz daha kalın odun sopa ile vurularak rakip oyuncu takımının odukları yere doğru ileriye atılması, rakip oyuncuların da billeği havada yere düşmeden kapmaya çalışmaları (billek havada kapılırsa oyuncular yer değiştirir), kapamadıkları takdirde billeği düştüğü yerden alarak billeğin vurulduğu yerdeki daire içine atılması(billek dairenin içine düşürülebilirse yine oyuncular yer değiştirir), billeği vuran kişinin de havadan dairenin içine atılan billeği dairenin içine düşürmeden elindeki sopa ile vurarak savması şeklinde gelişen oyun türüdür. Oyuncular tarafından saatlerce oynanır. Gençlerin hoşça vakit geçirmeleri sağlanırdı. Billek cirit oyunu gibi atılıp tutulma şeklinde oynandığından çarpma ve yaralanma riskleri de olduğundan oyuncuların dikkatli olmaları istenirdi. İş güç olmadığı son güz ayından yine tarla işinin çıkışına kadar ilk bahar sonlarına kadar oynanırdı. Billeğin vurulabilecek kadar havaya atılarak Sopa veya deynek vurularak tutulamayacak kadar uzağa atılması avantaj sayılır, karşı ekibin de billeği atılacak daireye ulaştırması istenir. Billeğin sopa vurularak uzağa atılmasına billek çalma, billek çalımı da denilir.
 
BilmişBilir geçinen, çok şey bilir görünen, bilgiçlik taslayan. Kasabada bu kişilere Çok bilmiş, pek bilmiş de denilir.
 
BirdirbirEğilmiş vaziyette duran kişinin üzerinden sayı sayılıp atlayarak sırayla oynanan bir çeşit çocuk oyunu
 
Birem biremBir bir, tek tek, ayrı ayrı. Topluca değil zorlukla tek tek gibi manalarda kullanılır. (dökülen taneleri birem birem ne zorlukla topladı.gibi)
 
Bise - BiseğiBiraz, birazcık, azıcık, bisecik çok az manasında kullanılır. (yediğinden bise de bana ver, Biseği versem yermisin, Yediğimi çocuk görünce ben de canı kalmasın diye bisecik verdim)gibi kullanılır.
 
BistanKediler için, kedilere ünlemede, kedi çağırmada tekrarlanarak bistan bistan veya kediye hitapta kullanılır. Mahalli tabirdir.
 
Bitek1.Zahire ambarlarında içine, buğday, arpa, yulaf, yem konulması için ayrı ayrı yapılmış veya ayrılmış bölmelerdir. Taş duvar, ahşap tahta veya çantı tabir edilen, sağlam ağaç bölmeler odunlar sıralaralarak aralarının çamurla doldurulup sıvanması ile de yapılan sabit bölmelerden meydana gelirdi. içine konulan zahirenin ismine göre isimlendirilir. Arpa biteği, buğday biteği, yem, kırma, zavar biteği şeklinde adlandırılırdı. 2. Bitki yetiştirmeye elverişli, verimli, mümbit toprak.
 
Bitikara - bitikareBitikara kelimesi (Peti-pöti=fr. küçük) genellikle iki renkli ve küçük kareli kumaşa denilir.(pöti kare, peti kareli veya) biti kare - bitikara şekillerinde de telaffuz farklılıkları vardır.
 
BitikareKasabada kadınların dışarıda başörtülerinin üzerine örtünmek için kullandıkları küçük küçük siyah beyaz renkte kareli örtü kumaş bezi. Küçük kareli bez kumaş.
 
BişirgeçPişirme ile alâkalı ancak kelime kasabada daha ziyade tandırda saç üzerinde pişirilen şepit-yuka tabir ettiğimiz geniş açılmış hamurun pişirilmesi ve çevrilmesinde kullanılan özel yapılmış uzun ve yassıca olan ahsap sopanın adıdır.
 
Bohça - boğçaDört köşesi bir yere getirilip eşya bağlanmak üzere yapılmış dört köşeli kumaş veya dokuma. Dört köşe hazırlanmış kumaşa istiflenip sarılmış eşya bağı-balyası.
 
BönAptal, şaşkın, avanak, ahmak manalarında kullanılır. Aslı bun olup darlık sıkıntı ve karagün zorluk olarak da kullanılır. Bun da olmak bönleşmek.
 
BoranıÜzerine yoğurt dökülerek yenilen bulgurlu veya pirinçli ıspanak veya benzeri sebzeden hazırlanmış yemek çeşidi. Kasabada sulaç olarak geçmektedir.
 
bostanEski zamanlarda Kazım Karabekir'de henüz ticari bir meta haline gelmeyen karpuz ve kavun'un ekildiği yere verilen ad. Bostan tarlasnında çobanları uyarmak amacı mutlaka devramber ekilirmiş.
 
Bostan korkuluğu1. Bostana musallat olan kurt kuş ve zararlı hayvanları korkutup ürkütmeye yarayan insan şekline insana benzer insan elbiseleri giydirilmiş maskot. Taş toprak ağaç vs.den yapılmış korkuluğa da Hoyuk denilir. 2.mecazen. işe yaramaz, göründüğü gibi olmayan, aciz ve beceriksiz kimse.
 
BostangüzeliKasabada bostangözeli de denilen, bostan ekilmiş, gübreli tarlaları seven,bahar aylarında kendiliğinden çıkan, tazelerinin kavrularak yendiği sirken otuna benzer yabani ot.
 
BöveÖrümcek, ağ yapan böcek, araziye açtığı deliğin çeperlerini ağla sıvayan böcek. Örümcek in kasabada diğer bir ismi böve dir.
 
Boyna (Boyuna)Devamlı, durmadan, halâ gibi manalarda kullanılır. Boyna tarla sürer, ne bitmezmiş boyna çekiyor bitiremedi. Çeke çeke bitmedi gibi.
 
bozbaglar

Bozbaglardan bir Flash görmek icin tiklayiniz

 
Böğürİnsan vücudunda kaburga ile kalça kemiği arasında kalan bölüm. Böbrek nahiyesi. Eli böğründe kalmak:umduğunu bulamamak, ümidini yitirmek. Dağın böğrü: dağın yan orta tarafı.
 
BöğürmekSığır, dana, manda, deve vb.gibi hayvanların bağırması, narası. Böğürme sesi. Böğürtü.
 
BudalaBud:Varlık, uzaklık,Budala:Abdal, tasavvuf ehli, iç temizliği, iç temizliğine önem veren saf, derviş manalarına gelen Budala kelimesi yurdumuzda ve kasabamızda kullanılma maksadı bunlardan tamamen başkaca ve Budala:Ahmak, ahmaklık, aptal, aptallık, bönlük, ebleh, akılsız hareket eden kimseler için kullanılmaktadır. Para budalası:Para düşkünü para sevdalısı şeklinde aşırı ve manasız düşkün para düşkünü gibi.
 
BulamaçCıvık hamur, un, şeker ve yağla yapılan tatlı, pelte, kavrulmuş un ve yağla yapılan çorba, koyuya yakın sıvı kıvamı.
 
Bülbüllü/horozlu şekerÇocuklar için bülbül şeklinde, horoz şeklinde şişirilerek yapılmış, çöp monteli çocuklar tarafından oyuncak gibi alınıp sevilerek yenilen şeker, şeker oyuncak.(eskiden çok sıklıkla kasabaya gelen satıcılardan alırdık. Satıcısı da "horozlu şeker, bülbüllü şeker, paraları cepten çeker, parası olmayanlar da sümüğünü çeker" şeklinde maniler söylerdi.
 
BunSıkıntı, iç daralması, görünür bir sebep olmaksızın çekilen tedirginlik, duyulan bunaltı. Buhran. Rahatsızlık darlık veren hal.
 
Buru demiriIstarda halı kilim vs. dokuma malzemesini gergin durmasına yarayan, ıstar üzerindeki döner ağaçlara sokularak döndürerek gerdirmeye elverişli, özel eğrilik verilerek yapılmış kuvvet tatbik edilebilen demir malzeme.
 
BürüdeBürünülecek, örtünülecek, sarınılacak eşya-malzeme anlamına gelmekle beraber, kasabada daha ziyade yatak yorganın katlanıp kaldırıldığı yüklük örtüsü, yüklük perdesi manasında kullanılmaktadır. Her türlü dokuma kumaş, pazen, basma gibi ince ve kalın kumaştan yapıldığı gibi halkın kendi imkanları ve el emeği ile yünden eğirilip özel olarak dokunulma çoğunlukla sarı-siyah, turuncu siyah çeşitli renkli ve hane desenli yün dokuma örtülerin adıdır.
 
BuymakSoğuktan donarak ölmek. Ölme derecesinde çok üşümek.
 
BuzağıYeni doğmuş, süt emen inek yavrusu. Yeni doğmuş dana. Buzağılamak: İneğin buzağı-dana doğurması. Kasabada doğuracak ineğe buzalacı, ineğin doğurmasına da buzalamak denilmektedir. Buzağı:İnek,manda ve camızın yeni doğmuş yavrusu.
 
Büğe-Büğelek - BövelekBüğe veya büğelek: İnek,sığır vb.hayvanları sokup kudurmuşa döndüren bir tür sinek, mavi sinek./ Büğe:(Böve) bir cins zehirli örümcek. Büğe uyladığı inek vs. hayvanı arazide kudurmuşa döndürür. Hayvan büğeden kurtulmak için ne yapacağını bilemez hale gelir. Kaçar, koşar,tutulup yakalanmaz hal alır. (Büğelek tutmuş inek gibi kaçar)
 
BuğuzSevmeme,biri hakkında gizli ve içten düşmanlık besleme, kin nefret duyma. Buğzetme, husumet duyma.
 
BıçılganAçılmış azmış, iyileşmesi zorlaşmış iltihaplanmış, kasaba tabiriyle havakmış ilerlemiş yara.
 
Bıdıkı (Bisecik)Azıcık , az miktarda
 
BıngıldakYeni doğmuş çocuğun kafasının üst-ön tarafında alnı ile tepesi arasında henüz kemikleşip sertleşmemiş yumuşak kısmı. Bıngıl bıngıl:Dolgun hafifçe hareketli titrek peltemsi.
 
Bıtırak (Bıtrak)Yüzeyi dikenle kaplı ot tohumu. Batarak acı veren ve elbiseye tutunup sıvaşkan tohumlu diken. (Çok sık meydana gelen meyveye pıtrak gibi, yapışkan ve sıvaşkan üst başa musallat olup rahatsızlık veren şeylere pıtrak gibi yapışkan.) şeklinde batıp ayıklanması zor durumlarda kullanılır.
 
Bığır bığırEtine dolgun şişmanca kişinin şişmanlık durumu ve şişmanlık sebebiyle usul yavaş hareketi manasında kullanılmaktadır.
 
CabaBedava, ücretsiz, karşılıksız,parasız. cabası: fazla olarak üstelik.
 
Cadaloz/cadalosAğız kalabalığı ile herkesi susturup, haksız olduğu halde haklı çıkmaya çalışan, şarlatan gözüaçık. /çok konuşan huysuz ve geçimsiz yaşlı kadın./pek cadalos adam/cadalos karı.
 
Cadı - Cazı1. Hortlak. 2.Büyücü kadın, çirkin ve kötü huylu, kavgacı koca karı. Cazı: üzerinde cadılık vasıflarını toplamış adam.
 
Cafcaf- cafcaflıGösteriş, şatafat, gürültülü boş söz. Gösterişli sahte süslü. Fiyakalı, takıp takıştırılmış süslenmiş.
 
CakaGösteriş, fiyaka, çalım. Caka satmak: gösterişli davranıp çalım yapmak. Cakalı: caka satmayı seven, fiyakalı süslü.
 
Çakmak, çaktırmak, çaktırmamakÇakmak fiilinden başkaca Kelimelerin üçü de mecazi anlamlıdır. Çakmak:fark etmek, anlamak, sezip sezinlemek. İmtihanı kaybetmek, sınıfta kalmak. Çaktırmak:Hissettirmek. Aklını erdirip, direkt söylemeden anlatım. Çaktırmamak:Haber vermeden, uyandırmadan, hissettirmeden yapmak.
 
ÇakıldakKoç, koyun, kuzu ve keçi gibi hayvanların kuyruk altı ve dışkılama bölgesindeki kıllarına bulaşan, takılıp kalan ve bulaştıkça büyüyüp sertleşen çakıllaşıp çoğalan pislik. Dikkat edilmediğinde büyüyüp çoğaldıkça hayvanı rahatsız eder. parçaların birbirine sürtünüp ses çıkarması, taşıma zorluğu sebebiyle sıkıntı verir. (insanların argo manada birbirilerine alay ederek çakıldaklı lafını kullandıkları da görülür.)
 
ÇalaÇala: bir kelimenin önüne geldiğinde o kelime manasının hızlı ve gelişigüzel hareketini anlatır. Çalakalem, çalakamçı, çalakırbaç, çalakılıç, çalçene gibi. / Çala kelimesi kasabada bunlardan başka ve çoğunlukla eskimiş, yıpranmış, kullanılmış, kullanılmaktan eskimiş elbise, eşya vs. için kullanılmaktadır.
 
ÇalmakKendine ait olmayan bir şeyi almak. Hırsızlık yapmak manasına gelen bu kelime başkaca mecazen vurmak sallamak çarpmak, kırbaç çalmak kamçı çalmak, her hangi bir musiki aleti çalmak, kapı çalmak, maya çalmak, zil çalmak, andırmak benzetmek manasına yeşile çalmak, bozmak manasına yemeği bakır çalması, yontup çıkıntıları yok etmek, sürmek manasına ekmeğe yoğurt çalmak gibi hırsızlıkla ilgisi olmayan anlamlarda da kullanılmaktadır.
 
CanavarCan(Türkçe): insan hayatı Aver(Farsca):Öldüren. Canavar: Can alıcı - / aa- Canavar:Yırtıcı, vahşi,koyun kuzu ve evcil haycanlara zarar veren, cana kıyan köpeğe benzer ve köpekten büyükçe yabani yırtıcı hayvan. Canavarlaşma:her şeyi tahripten kaçınmayan kötü huylu zalim, gaddar. Kurt:Yaratılışından bugüne kadar evcilleştirilememiş, bu özelliğinden dolayı Türk tarihinde hürriyet sembolü ve yol gösterici olarak algılanıp, bozkurt efsanesinde yer almıştır.
 
ÇantıEv kaskılarında, evlerin yüklük, hamam evi de denilen gusülhane gibi bölümlere ayrılmasında, ambarlara bitek yapmak gibi işlerde kullanılan kereste ile bölünüp kontraplakla kapatılmasına, kereste iskelet aralarının küçük parça tahta, odun, gületapan kökü ve kamış gibi malzemelerle bölünüp yerine göre ızgara gibi bölünen kısımların çamurla sıvanarak duvar gibi ayrılan yapılara çantı, yapılan işleme de çantılamak denilir. Mahalli tabirdir. Eskiden kasaba taşından yapılan evler yük taşıyıcı duvarların dışında boydan boya uzunca yapılır, araları da çantılarla bölünüp işlenerek musandıralar, yüklük ve gusülhaneler çıkarılır, genellikle aralıklara açılan oda kapıları da ortalarına yapılırdı.
 
ÇapanoğluMecazen umulmadık neticeler verecek, yapılan işin altından akla gelmedik neticeler çıkacak oyun, hile desise ve kandırmacalarla karşılaşılacağından korkulan karışık iş, karmaşık durumlarda "altından çapanoğlu çıkar" diye endişelenmeler. Ters sonuca götürecek tuzağa düşme, zarara uğrama vs.
 
CaskiCas: Osmanlıca da pis, kir, necaset manalarına gelir. Caski nin kelime karşılığı olmamakla birlikte, kasabada hırsız, casus, gözüaçık korkusuz yaramaz çocuk manalarına kullanılmaktadır.
 
ÇayanÇok ayaklılardan 21 çift ayağı bulunan sarımsı renkli zehirli böcek. Kasabada bu böceğe kırkayak veya kırkayaklı de denilir. Mecazen sarışın, çiğ sarı ve soğuk, sevimsiz, sinsi kimselere de çayan veya sarı çayan denilir.
 
CazıEza cefa veren, huzur bozan, zararlı ve böcek gibi sokup ısırıp acıtan. Çirkin, kötü huylu, kavgacı kimseye denilir.Mahalli kelimedir.
 
Çağıldamak, çağlamak.Suyun kabarıp taşıp akması, çağlayıp akması. Taşlara kayalara çarpıp ses çıkararak akması. Akar su sesi.
 
Cebellezi(argo) Hakkı olmadığı halde bir şeyi kendine mal etme. kendisine ait olmayan bir şeyi alma. Cebine indirip sahiplenme.
 
CebelleşmekUğraşmak, didişmek, çekişmek, uylamak. Nizahlaşıp itişip kakışmak. Cedelleşmek. Mücadele etmek.
 
ÇeçTarladan biçilmiş ekin tanelerinin toplu olarak harmanda dökülmüş hali. Tınas savrulması ile ortaya ayrılıp çıkan tanelerin büyük çapta toplu halde yığılmış hali. Buğday çeci, arpa çeci, yulaf çeci gibi mahsulün cinsine göre adlandırılır. Harman savrulması ile rüzgarla uzağa ayrılıp ve toplu hale getirilmiş samana da namlı - saman namlısı denir. Mahalli tabirdir.
 
CelâllenmekHiddetlenmek, öfkelenmek, sinirlenmek. Çar çabuk kızıp kabarıp öfkeli hale gelmek.
 
ÇelenTaş tuğla kerpiç ve biriket gibi malzemeden yapılmış, havlu veya bahçeyi çevreleyen, komşu bahçeyi veya parseli ayıran ihata duvarı.
 
ÇeltekÇoban yardımcısı, çoban yamağı. Sorumluluğu çobana ait olan sürünün güdümünde, otlamasında, sevk ve idaresinde çobana yardımcı olarak çalışan yardımcı.
 
ÇemkirmekKöpeğin kesik kesik ve hırslı hırslı havlaması, argo ve mecazen karşı gelmek, dikleşmek, karşılık vermek, saygısızca konuşarak karşı cevap vermek.
 
CenabetGusül abdesti almayı icap ettiren durum ve bu durumda olan cünüp. Pis, kötü, berbat. Uğursuz sayılan hal. Mundar manalarında kullanılır.(Cenabetten keramet olmaz:pis kötü, günahkar kimseden iyi şey beklenmez manasındadır.) Aslında müslüman bu halde bile hiç bir zaman pis ve mundar olmaz. Ancak gusül abdestine verilen önemi ağırlaştırmak için bu tür tabirler eklenmiştir. İslamiyette zorlama ve normal hali ağırlaştırıp zorluk verme yoktur. Bununla birlikte gusül abdesti almak farz ibadettir. Geciktirilmemesi gerekir. Kasabamızda da her müslüman beldede olduğu gibi gusül abdestine her türlü işten evvel ilk öncelik verilmektedir.
 
ÇenilemekKöpek veya köpek cinslerinin saldırma ısırma gibi fiili mücadelelere giremeden havlayıp yaygara koparması, dövülüp veya başka köpekler tarafından boğulmuş köpeklerin ulu orta havlama sesi dışında bağırarak kaçması veya kaçarak bağırması.(köpeği dövmüşler. durmadan çen çen çeniledi.)
 
CenkCenk kelimesi savaş manasının dışında kasabada bakır malzemenin oksitlenmesi, küflenmesi, nem veya hava ile temasından bakır kırmızısı renginin sararıp, yeşerip, kararması ile zararlı zehirli hale gelmesine cenk almış cenkleşmiş denilir. Bakır kap kacak mutfak malzemesi kalaylanmadan kullanılmaz. Kalayını kolay çıkaran sirke, salça, yoğurt gibi gıda maddelerinde dikkatli olunur. Cenk almış bakır malzemede duran gıda maddelerinin yenilmesi zehirleyici olduğundan öldürücü sonuçlara götürebilir.
 
CerahatYaralanma ve iltihaplanma sonunda meydana gelen ve deri altına toplanan sıvı, irin.
 
CeremeSuç, kabahat, günah, kendisi veya başkasının sebep olduğu zararı çekme. ceza parası. suçun kabahatın karşılığı ödenen ceza.
 
ÇevrikÇember içine alınmış, etrafı çevrelenmiş yer. Çevrik kelimesi Kasabada kenarları duvarlarla çevrilip ihata edilmiş, koruma altına alınmış üzeri açık boş arsa veya arazi olarak kullanılır. Korunduğu için bahçe yapmaya, mahsul dökmeye, hayvan muhafaza etmeye müsait havlu.
 
Cibilliyet - cibilliyetsizYaratılış, huy, tabiat, ahlak, tiynet. Cibilliyetsiz: ahlaksız, huysuz, tiynetsiz, kötü huylu, soysuz, kötü ahlaklı.
 
Cidav - CıdavıCida-cidal:(arapçada) kavga, savaş,cenk, şiddetli tartışma manasındadır. Cidav:atın iki omuzarası ile boynun birleştiği yer manasındadır. Cidav ve cidavı kelimeleri kasabada halk arasına kaynaşmaz, ihtilafçı, kavga gürültücü, yaygaracı, huysuz, ürkek çalımlı manalarında kullanılmaktadır.
 
CimbitCimbit hem Cımbız kelimesinin karşılığı olarak(kaşını cimbitle inceltmiş), hem çimdik kelimesinin karşılığı olarak(çocuğu cimbitleyerek ağlattı), hem de nadiren de olsa az çok az atılacak tuz veya biber ölçeği gibi de(salataya bi cimbit tuz atmış tuzsuz yedirdi) gibi kullanılır. Mahalli kelimedir.
 
Cimcik1. Parmak uçları ile burarak sıkma-acıtma. Sessizce ikaz etmek, terbiye etmek, dikkat çekmek, ihtar etmek gibi yapılan harekettir. Çimdik kelimesinin kasabada kullanılagelen şeklidir. 2. Baş ve işaret parmaklarının birlikte kavradıkları miktar. bir (çimdik) cimcik tuz koy.
 
CimcimeKüçük küçük, ufak tefek. küçük lezzetli bir çeşit karpuz. Ufak tefek ve şirin, küçük yapılı güzel. Minyon tipli şirin minnoş kadın.
 
Çimen - çemenKokulu tohumu olan maydanoz cinsinden bir bitki. Bu bitkinin tohumu öğütülerek elde edilen tozu ile sarmısak ve biber karıştırılmak suretiyle yapılan ekmek üzerine macun şeklinde sürülerek yenilen katık. / Pastırma yapımında kullanılan pastırmalık etin dışına sıvanarak bekletilen bastırmaya tadını kazandıran baharatlı acı ve kırmızı renk verilen sıvamanın hazırlanmasında kullanılan bitki tozu.
 
Cimnastik - JimnastikVücudu ve vücut organlarını alıştırıp güçlendirmek için yapılan hareketler. Beden idmanı, spor. Kültür-fizik hareketleri. Yer hareketleri, barfiks, atlama, uzun atlama, kulplu beygir, halka, paralel, denge kalası gibi yarışma kolları bulunan bir spor dalı.
 
Cingil - CıngılKelime kasabada cingil olarak kullanılmaktadır. 1.Üzerinde ancak birkaç üzüm tanesi bulunan küçük salkım. 2.Yemeni kenarlarına ve giyeceklere takılan küçük salkım şeklindeki boncuk, gümüş vs. süs eşyası. 3.Kasabada burundan damlayan sıvı manasında da kullanılır.
 
Çiriş çanağıÇiriş:Ciltçiler ve ayakkabıcılar tarafından kağıt, deri, bez yapıştırmakta kullanılan, öğütülerek toz haline getirilmiş sarızambak kökünden yapılan tutkal. Çiriş çanağı:karılarak bir kapta yapıştırmada kullanılan ve yapışkanlığı sebebiyle ağzı yüzü karışıp şekli bozulmuş çanak, tas vs.çirkin görünümlü çiriş kabı.
 
ÇirkefÇirk:Kir, pas, pislik. Pislenmiş, kirlenmiş, kokuşmuş su. Mecz.pis kirli,iğrenç şey veya kişi. Çirkeflik yapan, kötü ve pis huylu hareket eden. Çirkefleşmek:kötü huyu ve hareketleri ön planda tutarak hareket sergilemek.
 
CivanGenç ve körpe erkek adam. Delikanlı. Nevcivan:çok genç delikanlı. Civan boylu:ince uzun yapılı, ince uzun boylu. Dal boylu.
 
ÇivitHindistan ve Yemen de yetişen bitkiden çıkarılan mavi renkli kök boya- ot boyası. Bu mavi renge çivit mavisi de denilir.Mavinin bir tonu, koyu mavi renk. Çamaşırların sarılıklarını gidermek için çamaşır tozuna veya durulama suyula birazcı katıldığında tam beyazlık elde edilir.
 
Çiğdemİlk bahar aylarında bağlarda ve dağ eteklerinde çıkan, ince pırasa yaprağı veya uzun çayır yaprağına benzer otlu, beyaz sarı ve pembe çiçekleri olan tabanında fındık veya sarmısak gibi ve file şeklinde kabuk içinde soğanı bulunan bitki. Kitaplarda öksüzoğlansoğanı olarak da geçmektedir. Bahar aylarında bağ budama, bağ kazma veya yaylaya at gütmeye gidildiğinde çiğdem sökülüp toplanıp çok lezzetli ve sevilerek yinilirdi.
 
ÇiğeBadem, ceviz, kabak çekirdeği ve ayçiçeği gibi kuruyemiş çeşitlerinin yenilen içine deriz. Cinsine göre ceviz içi, badem içi, kabak çekirdeği içi gibi badem çiğesi, ceviz çiğesi olarak da kullanırız.
 
Çiğnem1.Ağızda bir seferde çiğnenilebilecek miktar. Bir çiğnemlik yedim. Bir çiğnem sakız vs. 2.Ağızda çiğnenilerek dişi olmayan küçük çocuklara verilen yiyecek(geviş).
 
ÇobanaldatanUzun ve oynak kuyruklu, boz renkli alatavuk veya alacatavuk da denilen kuş. Keçisağan kuşu. Çobanlara karşı yaptığı hareket ve çıkardığı seslerle çobanları aldattığından bu isimle anılmaktadır. Tarla kuşu.
 
çödürmekişemek. çiş yapmak. abdest bozmak. küçük abdest yapmak.
 
ÇokaYığma taş-taştan kayadan oluşma taş kaya kayılarak yapılmış yüksekçe tepe manasınadır. Kasaba'da kozağaç adıyla bilinen mevkisinin üzerinde sarp kayalık mevkiine verilen ad, eteğindeki yayla düzlüğünde kaynak suyu ve hayvan sulama yalak-havuzları vardır.
 
ÇolpaElinde ayağında sakatlık varmış gibi uygunsuz hareket eden, beceriksiz, eli işe yatkın olmayan, acemi ve bilgisiz hareket eden, yöndemsiz, usülsüz ve işbilmezlik.
 
CombalakDüşüp kalkmak, yatıp kalkmak, takla atmak. Başı yere eğerek sırtı üstüne yuvarlanmak. Combalak kılmak: Eğilip yerde başı sırtı ve kalçadan ayaklarına doğru yuvarlanarak kalkmak.
 
CombulTencereden tabaklara sulu yemek ve daha ziyade çorba, hoşaf, komposto koymaya yarayan uzun saplı çukur kepçe.
 
Çöp basmaKasabada yakın zamana kadar komşuların davarlarından sağdıkları sütü, süt değişiği olunan komşulara sırası gelene getirerek ölçü olarak kullanılan kova helke veya tencereye dökülerek temiz bir çöp veya çubuk parçası batırılarak ıslanan sınır bıçakla işaretlenip tekrar geri ödemede kullanılan çöp kertilmesine çöp basma veya çöp basması denilir. Günümüzde çok seyrelmiş veya geçerliliğini kaybetmiş bir adetimiz.
 
ÇöpçatanKısmet bulan, evlenecek kişiler arasında aracılık yapan, bir araya gelip görüşüp anlaşmalarına ve evlenmelerine yardımcılık yapan kimse. / argo hampa:yardımcı, yardakçı, kafadar.(hampa iyi manada kullanılmaz)
 
CozutmakSözünü yerine getirmemek, oyundan kaçmak,yan çizmek, vaadinden caymak, oyun bozmak manalarına kullanılır. Oyunu kavgaya dönüştürerek bitirmek cıllımak veya zıllımak olarak da kullanılır.
 
ÇöğenTarlalarda kendiliğinden çıkan kökü toprak altında yıllandıkça uzunlaşıp kalınlaşan, üste seyrek kaba dallı budaklı otu ve beyaz küçük çiçekleri olan bir ot türüdür. Çöğenin otu sonbaharda kendiliğinden kuruyup kaybolur. Kökü ise toprak altında kendini muhafaza edip her yıl yeşerir ve kol gibi kalınlık ve uzunluklara erişebilir. Bu bitkinin kökü kimya, ilaç ve gıda sanayiinde kullanılmaktadır. Su ile temas ettiğinde soda gibi yuşatıcı olup köpürdüğünden temizlik maddesi imalatında kullanılır. Şifalı bitkidir, gıda sanayiinde özellikle helva tahin helva, köpük helva yapımında aroma ve seyreltici-yoğunluk kıvam hazırlayıcı olarak kullanılmaktadır.Helvacı kökü de denilir. Kasabada eskiden çokca yetişir, insanlar tarafından özel olarak toplamaya gidilirdi. Kök topraktan kazılarak çıkarıldığı için adına çöğen sökme (Çoğan sökme) denilirdi, çıkarılıp toplanan bitki kökleri zamanında bakkallar tarafından satın alınır, toplanan kökler şehirlere satılarak ticareti de yapılırdı. Kasabada kışın sıra gecelerinde köpükhelva yapımında kullandıklarını görürdük. Zamanımızda yabancı ot mücadelesi sebebiyle yok olmaya yüz tutmuştur.
 
Çoğunsamak - çoksanmakÇok görmek, çok bulmak, kendisinden istenileni esirgemek gayreti, istemsizlik. (Yapılan bir işin karşılığında istenilen parayı çok bulmak.)
 
ÇöğürEkin içinde, kırlarda kendiliğinden ve tohumlarından biten, büyük cins diken ve odunlaşıp ağaçlaşmış küçük boylu dikenli çalı. Çöğür yaprakları kadar sıkça ve sertçe dikenlere sahip olduğundan batması sebebiyle insanlar ve hayvanlar tarafından da sevilmez.
 
Cubra(Cibre-cibire den gelmiştir) kasabada cubra olarak söylenir. Suyu sıkılmış, suyu alınmış üzüm posasına denilir. Pekmezlik üzümlerin şıranalarda çiğnenip sıkıştırılıp suyu sıkıldıktan sonra posaları atılmaz. Üstü bastırılıp örtülüp kendi içinde ekşimeye-tütmeye bırakılır. Üzerine dökülen su tekrar süzülerek sirke yapılır. Tekel ve içki sanayiinde cubradan damıtılarak elde edilen rakıya cibre rakısı denilir. Ancak kasabada cubra sirke yapımı dışında kullanılmaz. Kullanılacak yönü kalmayan cubrayı hayvanlar severek yerler.
 
CüccemCüccem çörekotunun kasabada kullanılan karşılığıdır. pasta,börek, hamur işi, yağ, yoğurt üzerine serpilir. Sindirimi kolaylaştırıcı, gaz giderici özelliği vardır. Cüccem-çörekotu yağı bebeklerde karın ağrısına karşı da kullanılır. Yazılı kaynaklarda çok yararlı olduğundan bahsedilir. Ölümden başka her derde dava olduğu söylenir. Kokusu ve tadı hoş, siyah renkli küçük taneli ot tohumudur.
 
CücükKörpe, çok taze, tatlı, leziz, soğanın ortası, soğanın küçüğü, yeni sürmüş küçük dal, filiz, tomurcuk. Soğan ve katmanlı bitkilerin göbeği. Kuş veya tavuk yavrusu civciv, bir şeyin küçüğü. Cücüklenmek:filizlenmek, filiz süymesi.
 
ÇükürKazma nın kasabada kullanılan adıdır. Mahalli tabirdir. Taş sökmede,kütük sökmede, yer kazmada kullanılır. İki ağızlı bir ağzı kazma diğer ağzı ağaç odun kesmede kullanılan sapı ahşap dayanıklı, kuvvet tatbik edilebilen kazıcı kesici alet. Antalya ve ilçelerinde de aynı isimle anılmaktadır.
 
CümletenHep, bütün, hep birlikte, hep beraber. Hepsi bir arada. Toplanmış olarak. Cemi cümle: bütün herkes. Herkesin toplanması, bir araya gelmesi.
 
ÇuvaldızÇuval, torba, halı, kilim, dayama yastığı yatak gibi kalın malzemeyi dikmeye yarayan ucu yassı ve sivri uzunca büyük iğne.
 
ÇüşEşeği durdurmak için kullanılan söz. / argo. aptalca harekette bulunan kimselere de ileri gitme manasına söylenir.
 
CıcıkGaz lambalarında yanan fitilin üzerine kapatılan ışığı çoğaltıp lambanın sönmemesini sağlayan lamba şişesi. Kasaba ve havalesine ait mahalli tabirdir. - Cıcığı çıkmak: Üstü açılıp kalkan deri altında etin görünmesi, yaranın açılıp iç kısmın dışa görünmesi. Cıcığını çıkarmak: Çok harpalayıp içini dışına çıkarmak. i
 
Çıkrık 1.Halı, kilim, çul, çuval, tülü, halı dayama yastığı vs dokunması için hazırlanan yünün eğirilip bükülmesi işinde kullalınır.Üzerinde iplik sarılan çark sistemi de denilebilir. Makineleşmiş büyük kirman şeklidir. Büyükçe süslü iki kasnağın karşılıklı ortasına ip döşenerek davul gibi şekil verilmiş, ortasındaki dönen ağacına döndürücü kolu montelenmiş bulunan tekerleğin dönmesi ile gücünün sağlamca bir ip aracılığı ile 1 metre ilerisinde monteli mile aktarılması ve milin sürati ile de bağlanan yünün hızlıca dokunacak ip haline gelmesi için kullanılan sistem bütünlüğüdür. Hızlı dönen iğ tabir edilen mil dışında tamamı ahşap malzemeden yapılmıştır. Zamanımızın nostaljik aletlerinden olup büyük yapılarda duvar dekoru süs aleti olarak kullanılmaktadır. 2. Kuyudan su çekmede kullanılan üzerine ip sarılıp boşaltılarak kuyudan kovayı indirip çıkaran alet. kuyu dolabı da denilir. 3. Ağaçtan yuvarlak malzemeler de işlenilen iptidai tornaya da çıkrık denilir. Kasabada çıkrık denilince akla 1.maddedeki ip eğirme bükme aleti akla gelmektedir.
 
Çıkı - çıkınÇıkın kelimesi kasabada çıkı olarak kullanılır. Küçük bohça, içine yiyecek, erzak, para, küçük ve az malzeme konularak bağlanmış paket. Azık çıkısı, para çıkısı. (azığını mendiline çıkılayıp davarın ardına gitti. Çobanın çıkısını hazırladınmı?, karnımız acıktı çıkıya ne koymuşlar bakalım. vs.gibi)
 
CılgaDağlık ve ormanlık arazide, dar ve dolambaçlı yol, keçiyolu, patika yol.
 
CılgısızMızıkçılık, sululuk ve cıvıklık gösteren, yaramazlık yapan çocuklar için kullanılır.
 
CılkBozulmuş, kokmuş, çalkanmış bağları çözülmüş sulanmış, irinleşmiş, eksilip boşalmış, faydasız hale gelmiş. Bayatlamış.(cılk yumurta, cılık yara, cılklaşmış meyve, cılkı çıkmış iş. gibi)
 
Cıllımak - Zıllımak Sözünden dönmek, oyundan kaçmak, vaadinden caymak, oyun bozmak manalarına kullanılır. Oyunu kavgaya dönüştürerek bitirmek manalarında cıllımak veya zıllımak olarak her iki halde de kullanılır. Zılmak kaçmak uzaklaşmaktır.
 
CıncıkGenellikle camdan yapılmış, bardak çanak şeklindeki irili ufaklı kırılacak eşya.
 
CıngıldakÇanın, zilin küçüğü, hayvanların boynuna takılan küçük çan veya çocukların oyuncak olarak oynadıkları zil sesli demir, teneke ve plastikten yapılmış içindeki tanelerin çarparak ses çıkardığı çocuk oyuncağı.
 
CıngırıkOrtasından bir noktaya dayanan, iki ucuna karşılıklı birer kişi binip, bir tarafı aşağı bir tarafı yukarı hareket ettirilerek ekseni etrafında döndürülerek eğlenilen kalas düzeneği. Kasabada çocuklar, genç kızlar ve hatta kadınlar bayramlarda meydanlara kurulan cıngırıklar etrafına topllanıp eğlenirler, salıncaklara binerlerdi.
 
CırcırFermuar kelimesinin kasabada ikinci kullanılan adıdır. Valiz, bavul, pantalon, fanila, çanta ve cüzdan cep ve ağızlarını kapamada kullanılır.
 
Cırmık - cırmalamakTırnakla yaralama, tırnak izi. Cırmalamak: Tırnakla çırmık atmak, parmak uçları ile yaralamak, çırmıklamak.
 
CırrıkSığırcık kuşları kasabada cırrık olarak da adlandırılır. Çıkardıkları ötme şekli ve renkleri itibariyle kara cırrık olarak vasıflandırılır. Çocuklarca kış günlerinde Yerlerin karla kaplanması ile ile beslenme zorluğu çeken kuşları yakalamak için at kuyruğu kılından yapılmış ilmiklerle doldurulan tuzaklar kurularak cırrık kuşları yakalanırdı.
 
CırtatanBağ, bahçe, harmanyeri ve rastgele yerlerde kendiliğinden çıkan küçük kavun kökenine benzer ve biraz daha gri kül renginde kökenleri olan meyvesi küçük ve tüylü hırtlağı andıran bitkidir. Mahalli bölgelere göre acı hıyar, eşek hıyarı ve acıkelek isimleri ile de anılır. Söylenenlere göre sinüs dolgunluklarında sinüzit rahatsızlıklarında meyvesinin suyu buruna damlatılırsa sinüslerin açılacağı rivayet edilir. Ancak zehirli bitki olduğundan kullanılacak dozun çok önemli olduğu saf olarak kullanılmaması gerektiği, gliserin gibi yağlı mahlüllerde mutlaka seyreltilmesi gerektiği aksi halde kanamalara yol açma riskinin yüksek olduğu halk arasında anlatılır durur. Tıp otoriteleri tarafından riski ön plana getirilerek kullanılmaması tavsiye edilmektedir.
 
CısÇocukların tehlikeli şeylerden ve daha çok yakıcı ateş, kesici eşya gibi şeylerden uzak durmalarını sağlamak için söylenen korkutma ve uyarma lafı. Bunun için deney ve tecrübe ettirilerek birazcık da ateşe maruz bırakılıp eli-teni ısıya tutulur,soba, ütü, çaydanlık gibi yakıcı aletlere dokundurulur ve cısss denilerek tecrübe ettirilir.
 
Çıtçıt - çıtpıtBirbirinin içine giren iki parçadan ibaret olup, tutturulmak istenen iki parçalı nesneye karşılıklı birer parçası dikilen tutturucu. Düğme yerine kullanılan, küçüklüğü sebebiyle yer kaplamayan kasabada adına şipdüşen de denilen düğme.
 
CıvıkFazla sulu, bulaşkan, yoğunluğunu kaybetmiş sulanmış. - Etrafındakilere soğuk ve sıkıcı şakalar yapan dalaşan, ciddiyetini kaybeden, şımarık kişi.
 
CızıBu kelime kasabada çizgi manasına ancak genellikle bağ bostan ekiminde gater veya sıra anlamında kullanılır.
 
Daban bas gübbüdü basAyaklarını yere yeni basmaya başlayan çocukları, basma konusunda heveslendirmek için yapılan "Daban bas, gübbüdü bas, birini de kaldır, birini bas" tezahürat..
 
DadaKüçük çocuk bebek yiyeceği, çocuk maması.
 
DadanmakBir şeyin tadını tadıp alışmak, lezzetini alıp tadını öğrenip alışkanlık kazanmak. Tutkunu olmak. (çocukları oyuna dadandırdınız derse çalışmıyorlar. Siz eğlenceye çok dadandınız her zaman olmaz. gibi)
 
DâhdahaDâh:At ve eşek gibi binek hayvanlarının hareket etmesi için ünleme sözü. Dahdaha: Atın, arabanın harekete geçmesinde çalakamçı ve yerinde sevinç göstererek harekete katılmak ve hızlanmayı desteklemek.("at elin eğer emanet senin bir dahdahan var" sadece işin şamatasında olanlara söylenir.
 
DalAğaç dalı, ağaç kolu manasının dışında kasabada sırt ense arka manalarında kullanılır. Dalına alıp götürmek, dalına yüklemek, dalında taşımak, dalı kaşınmak, dalına binmek gibi.
 
DalamakYakmak, acıtmak, kavurmak, ısırmak, dişle koparmak, vurup kapmak, talan etmek manalarına kullanılır. (ısırgan daladı, köpek daladı, ayı dalamış, sivri sinikler dalamışlar. gibi)
 
Dalağı dışındaDüşündüğü gibi, kalbinden geçtiği gibi konuşan, işi dışı bir, hatalı da olsa bildiğini söyleyen, karşısındaki kırılsa da doğruyu söyleyen, dobra insanlar için kullanılan mecazi deyimdir.
 
DammakBu kelime lügatlarda damla ile ilgili damlamak şeklinde geçmekte ise de, Dammak: kasabada aklından geçmek, bir şeyin olacağını önceden bilmek, ön sezi olarak aklından geçmek geçirmek manalarında kullanılır. (Bunun böyle olacağı aklıma dammıştı. Senin söylediğin gibi aynen benimde aklıma damdı. Bilmiştim böyle olacağını aynen aklıma damdıydı. gibi)
 
DamızlıkHayvan üretmek için döl almak için beslenen erkek veya dişi hayvan.(damızlık koç,damızlık boğa, damızlık inek gibi) / argo. çalışıp işe güce gitmeyen tembel insanlara da denilir.
 
DanaburnuToprağın altında sebze ve bitkilerin köklerini keserek kuruyup yok olmasına sebep olan, irice başlı, parlak kahverenginde sert kabuklu, kasabada süreğen olarak da adlandırılan zararlı haşere.
 
DandikArgo olarak kullanılır. Yapmacık, basit, uygunsuz, ve münasebetsiz uydurma, kısa, kısacık tuhaf manalarında kasabada kullanılır ve mahalli kelimedir. (çok dandik bir hali var. hiç de yakışmamış dandik olmuş. Bırak dandik işleri de esasa bak. Paçası dizinde çok dandik olmuş. gibi)
 
DangalakAkılsız, düşüncesiz, budala. Dangul dungul konuşan. Konuşması ve hareetleri kabaca olan münasebetsiz hareket sergileyen kişi.
 
DangırdamakKaba ve başkalarını rahatsız edecek şekilde, yüksek sesle ve bağırarak konuşmak. Dangul dungul kabaca ve kaba bir şekilde manasız manasız konuşmak.
 
DaniskaEn iyi, en büyük, en yüksek, en kaliteli, mosturalık, numune şekilde. En güzeli. Örneklik.
 
Dank - dank etmekUzun zamandır anlayamadığı bir şeyi başka bir ipucu ile birdenbire kavrayıvermek anlamak. Kafasına vurur gibi girmek. Kafasına dank etmek. Aklı başına gelmek. (zamanında okumadı şimdi dank etti amma geçmiş ola, geç de olsa kafa dank etti. gibi)
 
DarbımeselBir olaya, bir hikayeye, bir örneğe dayalı olarak misal gibi söylenen meşhur söz, ata sözleri. Anlatılan konuya emsal gösterme. Bir konunun iyice anlaşılabilmesi için örnek vererek konuşma anlatma. Darp:vurma, çarpma. Darbımesel:meseleyi vurgulayarak, örnek göstererek anlatma.
 
Das dingilÇok kısa elbise, uygunsuz ve dikkat çekecek derecede kısa / bomboş, hazırlanmadan manalarına kullanılan deyimdir. (Kısa bir elbise giymiş dasdingil çıkmış. Hiç bir şey almadan dasdingil çıkmış gelmiş.) gibi
 
DavarEhlileşip evcilleştirilmiş (koyun,keçi, kuzu, oğlak,şişek,toklu,çebiç,koç,teke gibi) küçükbaş hayvanların tümüne, çoğuluna verilen ad. Sürü-toplu haline de koyun sürüsü, keçi sürüsü vs. olarak adlandırılır.
 
Dayfalmak(Dafi:arapçada sıkıntı içindeki hal, sıkıntı geçirmek, sıkıntı hali.Cezbeden ve cazip gelen halin zıttı.savan,iten) Kasabada kullanılış şekli ile Dayfalmak:sıkıntı içine düşmek, bunalım ve bunalma daralma, kıriz hali olarak kullanılır. Ufunetli hâl.(ör. sıcak hamamda dayfalıncaya kadar durmak, baygınlık geçirecek hale düşmek)
 
DazlakBaşın üst kısmının ve tepesinin saçsız olması. Tam saçsız durumunda dastıngır (tasgibi dazlak) veya dıngırıdazlak denilir. Hastalık sebebiyle saç dökülmesi dışında tabii haller için kullanılır.
 
DağarGenişçe ve yayvan ağızlı, içinde yağ, yoğurt ve peynir gibi gıda maddeleri konulmasında kullanılır toprak kap. Çanak, küp, büyük çömlek. Dağarcık:Küçük ebatlı dağar, mcz. hokkabaz torbası, bilginin toplandığı yer ve hafıza. Bilgi dağarcığı.
 
Dağdağan - dardağanDağdağa:gürültü patırtı, huzursuzluk, sukuneti bozan olumsuzluk. Kasabada bu kelime dardağan olarak da kullanılır. Dışarıdan gelip ortalığı karıştıran huzuru bozan, ağıda figana sebep olan, tatlıyı acıya çeviren huzuru zehir eden kimseler için "gelip ortalığa bir dardağan(dağdağan)tuzu ekip gitti" gibi kullanılır.
 
DebelenmekArka üstü yatıp iki yana hareket etmek, bir o yana bir bu yana dönüp durmak. / Bir acının tesiri ile kıvranmak veya bir bağdan bağlılıktan kurtulmak için çırpınıp çabalamak./Boş yere çaba sarfetmek, boşu boşuna uğraşmak.
 
DebizKasabada toprak çeşididir. İnce milli kumsal ve derin toprak araziye debiz veya debiz toprak denilir.
 
Deh - DehlemekEşek ve bazı binek hayvanlarını hareket ettirmek için kullanılan hitap ünlemi. Dehlemek: Deh deh ile hayvanı harekete geçirmek. Kovmak. Dehlenmek:Kovulmak.
 
dembestebudala,sakar,dikkatsiz anlamında kasabada kullanılır
 
DenkHayvana yüklenen yükün yarısı, bir tarafına konulan miktarı. Sıkıca bağlanmış taşınabilen eşya balyası. Bir tarafı dengede tutan karşı ağırlık. (Değirmene denk atmak, evlenirken dengine düşmek, karı koca denkliği, dengi dengine. gibi). Denk:eşit, aynı miktarın karşılığı. Denklik:eşitlik.
 
DesturDestur izin müsaade. Destur almak:izin almak, kaideye uymak. Destur: izin verin geçelim, müsaade edin açılın, bu mana ile cin ve perilere hitaben de kullanılıp tuvalete ve karanlıkta bir yere girileceğinde destur denilir. Destur: izin. Destursuz bağa gireni sopa ile kovalarlar.
 
DevramberAyçiçegi yada çekirdegin diger adidir. Kasabada güne tapan, güle tapan, devregamber, günaşık, çitlek olarak da adlandırılır.
 
Deyus - Deyyus(argo) Eşinin sapkın, ahlâhsız hareketlerine rıza gösteren, karı kız pazarlayan, teres, pezevenk manalarında çok ağır ifade. Kelimenin kasabada manâ ağırlığı dışında daha hafif şaka yollu ve samimi hal içinde kullanıldığı görülür.
 
DeğirmiEni boyu bir kare. Eninden boy ölçüsü almak. Eni kadar uzunluğu olan. (değirmi tülbent başörtüsü)
 
Dibabıİçinden pazarlıklı kendini beğenmiş,gubuz
 
DibekTaş ve ağaçtan yapılmış büyük havan. Evlerde demir bakır tunç pirinç ve sağlam agaçtan yapılmışları havan olarak kullanıldığı gibi sokaklarda ve mahallelerde büyükçe kayadan oyulmuş dibek taşları da bulunmaktadır.
 
Didek-DideklemekKuşların ağızlarının ucunda kemik ve boynuz gibi şert yapıda, yem toplamada yemede diş ve dudak yerini tutan savunma ve saldırı organı olarak kullandığı gaganın kasabada ifade edilişidir. Gagalamak kelimesi de dideklemek olarak geçmektedir. Didik didik etmek ve didiklemek parçalara ayırmak kelimesine benzerlik sebebiyle kasabada didek ve dideklemek olarak kullanılageldiği tahmin edilmektedir.
 
Dik sıçraya gelmekAni hareketle irkilmek, tingedek düşmek, soğuk duş tesiri ile birden kendine gelmek manalarına kullanılan mahalli terimdir.
 
DilfilBotanikte Tirfil otunun kasabada söylenen kelime karşılığıdır. Dilfil yabani yonca türü yabani ot çeşididir. Hayvanlar tarafından çok sevilerek yenildiğinden ekinlerin arasında an başlarında kendiliğinden yetişirdi hayvanlara yedirilmek için toplardık. Zirai ot mücadelesi bu tür otların da kaybolmasına sebep oldu.
 
Din din didiğini dinIsrarcı şekilde hep aynı şeyi söyleyip tekrarlamak. Söylediğinden vaz geçmeyen. Aynı lafa takılıp kalmak.(Deyim)
 
DingildemekÇok çalışıp, çok yürüyüp yorulup yürüyemez hale gelmek. Yorgunluklan bozuk düzen düzensiz yürümeye çalışmak.
 
Dinmek - DinelmekÇalışmaktan yorulup hareketsiz kalmak, dinlenmek istiyacında olmak. İşi yapmayı bırakmak mecburiyetinde kalmak, devam edecek hali kalmamak. Dinelmek: Dikilip kalmak. Ayakta beklemek. Oturmadan dikilmek.
 
DirgenTarlada sap saman, ot diken toplamada, atmada, evde bahçede ahırda kaba malzeme ve gübre atmada-taşımada doldurmada kullanılan sağlam demirden yapılmış, 3-4-5 uzun parmaklı, uzunca ahşap saplı çiftçi el aleti.
 
Dirhem3,25 gr. ağırlık birimi. gümüş para birimi. Küçük birimler için dirhem dirhem (azar azar, gıdım gıdım gibi manalarında da) kullanılır. Zamanımızda geçerliliği olmadığı halde kelime olarak halen kullanılmaktadır.
 
DirlikYaşayış, hayat, geçim, rahatlık, huzur,refah manalarındadır. (Dirliği düzeni yerinde, dirliği kaçtı, dirliksiz, dirliğini bozdu, dirlik vermez) gibi kullanış yerlerine göre manalarında da şekil değişiklikleri olmaktadır.
 
DitmekYünü, pamuğu lif lif parça parça ayırmak. Sertleşmiş yastığı, yatağı kaba ve yumuşak olması için boşaltıp içini diderek döverek kabartıp tekrar doldururlar. Pamuk yün ve benzeri dokuma ve yatak,yorgan, yastık malzemesini diderek tarayarak ayrıştırır ve yumuşatırlar.
 
DivrikiEline ayağına çabuk, gücü kudreti yerinde ve hareketli. İşi hızlı ve çabuk gören kişi.
 
DizginHayvanın ağzına takılan geme bağlanarak binicisi tarafından tutulan ve atı yönlendirip kontrol eden kayış. Dizginlemek:atı kontrol altına almak, Dizgini salıvermek: atı serbest bırakmak alabildiğine koşturmak, dizgini çekmek:hareketi durdurmak, engel olmak.
 
DişemekDiş çıkarmak, diş meydana getirmek. Diş çıkması. Hem yeni doğan çocuğun süt dişlerinin çıkmaya başlamasına, hem de 7 yaşına gelen çocuğun süt dişlerinin altından esas dişlerin gelmeye başlaması ile üsteki süt dişlerinin yerinden çıkmasına dişemek denilir. Ayrıca çok yaşlı ihtiyar insanların 100 yaşına gelmesi veya 100 yaş civarında diş çıkarmasına da da yaşlılık sebebiyle diş çıkardı, dişedi denilir.
 
DolamaDerine işleyen yara, kurlağan, etyaran. Genellikle parmaklarda meydana gelir ve tırnak için risk taşır. İltihabı sebebiyle ateşli ve sancılıdır. / Yer sofrasında sininin etrafına dolanın ve yemek yiyenler tarafından dizlerinin üzerine örtülen koruma malzemesi geniş bez. Günümüzde peçetelerin yaygın kullanıma girmesiyle nostaljide kalmıştır.
 
DölekUslu, terbiyeli, doğru dürüst, ağırbaşlı. Olgun görünümlü.
 
Domalan-DolamanBahar aylarında tarlalarda ve genellikle kırlarda (mahalli kanaata göre yağışlı havalarda gök gürlemesi ile meydana gelen) toprağın altından toprak yüzeyini kabartıp yararak kendini gösteren, patates biçiminde irili ufaklı ve yumruk büyüklüğünde olabilen, kavrularak ve ateşte közlenerek yenilebilen, et lezzetinde veya daha lezzetli, kıymetli gıdadır. Gök gürlemesi ile birlikte meydana geldiğinden nükleer enerji olduğu da söylenir. Yer mantarı türüdür. Diğer mantarlar gibi zehirli olanı görülmemiştir. Kasabada adı Dolaman olarak da geçmektedir. Bahar aylarında yağmur yağışından sonra tarlalara toplamaya çıkılır. Geçici sürede de olsa pazarlarda da satıldığı görülür.
 
DomuşmakMoral bozukluğunun yüze vurması. Düşünceli sessiz kalma durumu, savat surat asılması, yüzünü ekşiterek durma hallerine domuşmak veya domuştu kaldı denilir. Yüzünden düşen bin parça oldu domuşup kaldı. Hiç yüzü gülmüyor, durmadan domuşuyor şeklide kullanılır.
 
DoruSiyahla kırmızı arası renk koyu kahverengi at rengi. Yelesi ve kuyruğu siyah diğer tarafları kırmızıya çalar at. Doru at, kır at,
 
Döşek, döşşekYatak. Üzerine yatılarak dinlenilen sergi, yer yatağı. Kasabada genellikle yün malzemeden doldurulup yatak haline getirilmiş uzun ve geniş minder.
 
DumağıBoğaz rahatsızlığı ağırlıklı akciğer üşütmesiyle ortaya çıkan öksürük. Tipik üst solunum yolundaki kıcık öksürük şekli. Genel olarak kullanılmakta iken kasabada yakın zamana kadar kullanıldığından mahalli tabir olarak kalmıştır.
 
Dümbüldüdük-DüllümdüdükEl alem tarafından duyulmak, ifşa olmak. Herkesin diline düşmek. Herkesin ağzına laf olmak, lafa konu olmak.
 
Dürtmek, dürtüklemekSivri bir alet batırarak yürümeye, ileriye gitmeye zorlamak. İşe sürmek için istek ve arzu artırmak. Bir işi yaptırmak için zorlamak. İkaz etmek uyarmak için dokunmak. Dürtüklemek: kısa aralıklarla dürtüp durmak.
 
Dutu (Tutu)Tutulmak, bağlanmak, Nişan, işaret, belirti, iz. Kasabada nişanlanan gençler için aileler biribirlerine dutu alıp verirler. Bu dutuda bir bohça içinde hediyelik eşyalar ve bir takım takılar bulunur. Sembolik işaretleşme, bağlılık ve bellilik sözüdür.
 
Düven - düğenHarmanda ekin sapını dövmeye yarayan, altında çakmak taşları sıralı, önüne koşulan hayvanla çekilen alet. Harmana serilen ekin saplarının üzerinden çekilerek altına sıralanmış diş tabir edilen kesici çakmak taşları ile sapı kesip saman haline getiren ve tane ile sapı-samanı birbirinden ayıran, büyük parça kalın ve sağlamca geniş tahtadan yapılan alet.
 
Düğdü - DüğdülemekDüğdü:Yuvarlar, toparlak kısmı, tokmak kısmı. Baş kısmı. Keserin düğdüsü, soğan-sarımsak başı manasına soğan sarımsak düğdüsü manalarında kullanılır. Düğdülemek: Yuvarlak hale getirip sıkıptırıp tortop yapmak. Sıkıp sıkıştırıp düğümlemek.
 
Düğe - düveBir yaşını geçmiş, boğa görmemiş, inek adayı dişi dana. Danalıktan yeni çıkmış genç boğa adayına da tosun denir.
 
DüğlekBüyüyüp olgunlaşmamış kavun, kelek. Orta ve küçük boylu kavun kelek.
 
Düğürcük -düğüBulgurun elendikten sonra geriye kalan ince kısmı, bulgurun batırık, kısır ve çiğ köfte yapımı için ayrılmış ve ince çekilmiş hali. Kasabada simit olarak da adlandırılır.
 
DüşRüya, mana alemi, uyurken görülen olay veya rüyada görülen hareketler. Hayal, gerçekleşmesi arzulanan, ümit edilen, gerçek olmayan hayal.
 
DüşüncemeDüşünce, düşünceli olma, endişeli, meraklı halde bulunma. Düşüncemeli başında merak konusu ve rahatsızlık verici bir iş bulunması. Ayrıca ince düşünüp kimsenin kırılmasına sebep olmayan derli toplu hareket eden kişilere de akıllı adam manasına düşünceli insan denilir.
 
Dıkım - TıkımAğızın alabileceği kadar veya yutulabilecek büyüklükte lokma. Kasabada çok kelimede olduğu gibi tıkım, dıkım şeklinde ifade edilir. Çok yerde "sokum" olarak da kullanılmaktadır.(Az bir parça bir lokma manasında bir dıkım ver, Yemeği ekmekle dıkımla karnın doysun, kaşık almamışız dıkım dıkım yedik. Çocuk bir şey yemez 4 dıkımla sofradan kalkar. gibi)
 
Ebemekmeği - ebegümeciÇiçekleri ve kökü ilaç yapımında, yaprakları da sebze olarak kullanılan, birkaç çeşidi bilinen şifalı bitki. Bağda bahçede kırda bayırda kendiliğinden çıkar, yonca yaprağından büyükçe yapraklı,toprağın üzerinde serilerek genişleyip, mor-beyaz küçük çiçekler açar, gömlek düğmesi büyüklüğünde yassı kapsül bohça şeklinde çekirdeği muhaafaza eden ince yapraklarla sarılı tohum meyvesi bulunan, sulak yerde yetişen taze otu ve taze çekirdeği sevilerek yenilir. Her derde deva bitki olduğu söylenir. Tazesinden yemek yapılabilir, taze veya kurusu kaynatılarak suyu içilebilir. Şifalı bitkilerdendir. Bazı yerlerde özellikle güney doğuda özel olarak ekilip taze otu ıspanak gibi satılır. Ot böreği ve yemek yapılarak kullanılmaktadır. "Her derde deva ebegümeci" tabiri halk arasında sıkça kullanılır.
 
Ecin - Ecinni- EcinniliEcin:cin, Ecinni:cin topluluğundan, Ecinnili: Cinli, cinlerle birlikte. manalarındadır. Ancak bu kelimeler kasabada huysuz, sabırsızlaşıp huysuzlaşan, asabileşen, fenalaşıp kontrolu zorlaşan kişiler için kullanılır.
 
Edalıİşveli, cilveli, nazlı, hoş tavırlı, çalımlı./ süslü. Eda:yapma, ödeme, ifa etme, naz manalarına da gelmekte ise de kasabada daha ziyade işveli, süslü, cilveli manalarında kullanılmaktadır.
 
Efsun(farsça kelime) Sihir yapma,,üfürük, büyü yapma, okutma.Halk arasında "afsun" olarak da kullanılır. Efsuncu: üfürükçü, büyücü,sihirci.
 
EhvenDaha hafif, daha zararsız, daha uygun. Ehvenişer: şer ve zararın en hafifi.
 
Eke tokaEke: kendini ispat etmiş büyümüş. Eketoka:Büyüyüp gelişip büyük parça haline gelmiş. (Komşunun çocuğu büyümüş eko toka delikanlı olmuş, sen onun küçük göründüğüne bakma yarın eke toka adam olur.gibi)
 
ElentiSaman çalkanmasında, elenmesinde altına geçen ince saman ve saman tozu. (Damların yağmurdan akmaması için yuvulmadan önce yuvağa ıslak zeminin yapışmaması ve daha çabuk sıkışıp sertleşmesi için elenti serpilir, elenti serpilen ıslak zemin çiğnenip yuvak çekilerek sertleştirilir.)
 
ElgalemElinden iş gelmeyen, beceriksiz.
 
Elgama - elgameElinden iş gelmeyen, el becerisi olmayan, beceriksiz./ Bilgisiz beceriksiz, düştüğü zorluktan çıkamayan, çaresiz, biçare.
 
Eli kulağındaHemen hemene, bitmek üzere, ses geldi gelecek, haber bekleme, eli kulağına gitti seslenecek manalarına kullanılan deyimdir.
 
Eliböğründe1. Ahşap yapılarda balkon, cumba veya çıkmalarda çıkmanın ucundan taşıyıcı duvara verilen eğik destek. 2.Kaybettiği yakını veya malı için üzülüp çaresiz kalıp beklemek. Her iki tabir ve mana da mahallidir. Kasabada her iki hali de kullanılmaktadır.
 
Elifi1. Elif şeklinde dik, elif harfine benzerlik gösteren. 2. Pantalona benzeyen bir cins bol dikimli şalvar. Kasabada kelime daha ziyade elifi biçimi şeklinde kullanılmaktadır. Önü ve arkası yırtmaç-düğmeli rahatlığı yönünden yaşlılarca tercih edilen şalvar tipli pantalon.
 
ElikulağındaElini kulağında tutmak. Kasabada bu birleşik kelime mecazi anlamda ve hemen hemene, ses verecek durumda, sonuca yakın, bitmek üzere kelimeler yerine kullanılır.
 
Elini yüzünü yalayanKertenkele adlı sürüngene fiziki hareketlerinden dolayı verilen isim.
 
Elisıkı Fazlaca tutumlu, pinti, hasis, cimri. / cömert olmayan, başkasına vermek istemeyen. Mıskı.
 
Ellem bellemÇocuklara ortaya uzatılan ayakları üzerinde "ellem bellem, ıktır kallem, çat çut, aynız buynuz, seksen doksan yüz" şeklinde sayılarak yüz kelimesi denk gelen ayak toplanarak oyundan çıkar, saya saya ayaklar ortadan bir bir çekilir son kalan ayak sahibi oyun ebesi olur. Oyun böyle devam ederek çocukların hoşça vakit geçirmeleri sağlanırdı. Televizyon, atari ve bilgisayar oyunlarının çıkması oyun alanlarını değiştirmiştir. Bu tür oyunlara orta yaşlı bazen büyük adamların da katıldığı görülürdü.
 
Elti - İltiİki kardeş hanımlarının bir birine göre diğeri. Bir kadının kayınının eşi. İki erkek kardeşin hanımlarının her biri.
 
Em1.Emmekten emir. 2.İlaç, merhem, çare. Fayda sağlayan sağlığa kavuşturan, hastanın iyileşmesine yarayan şifa kaynağı. Kelime kasabada daha ziyade "emsiz, bir eme yaramaz" şeklinde ilaç olmaz, faydası dokunmaz, bir işe yaramaz kişiler için olumsuz olarak kullanılmaktadır.
 
Embel - ÖğendireEmbel:Üstüne binilen, arabaya koşulan hayvanların hızlı gitmeleri için arkasından veya üstünden dürtmeye yarayan ucu sivri veya çivi bulunan kısa saplı dürtecek. Öğendire: Arabaya, düğene, sabana-pulluğa koşulan hayvanların yürümeleri için arkasından dürtmeye yarayan ucu sivri veya çivili uzun odun veya sopaya denilir.
 
EmirberEmireri. Haberleri getirip götüren, emirleri yerine getiren, eskiden subayın evinin gündelik işlerini yapmakla vazifeli asker er. Zamanımızda kaldırılmıştır.
 
Emişmek - EmiştirmekBiri birinin sütünü emmek, Biri birinin annesini emmek, süt kardeşi olmak. Koyunların kuzularını emzirmeleri.Kuzuların koyunları emmeleri. Emişmek ayrıca argo manada menfaat paylaşımı olarak da geçer.
 
EmmiBabanın erkek kardeşi, amca. emmi, emmioğlu, emmikızı. Baba emsali veya daha yaşlı amcalara da emmi, Ahmet emmi, Mehmet emmi diye hitap edilir. Emmi kelimesi ile bu kişilere seslenilir. çağırılır.- Amca karşılığıdır.
 
Emniyet iğnesi(emliyet-emlihet iğnesi) Çatal iğne, filkete iğnesi, emniyetli iğne manasında batma tehlikesi olmayan emniyet altında bulunan çatal iğneye kasabada emniyet iğnesi (emliyet-emlihet) iğnesi de denilmektedir.
 
EndamBeden, vücut, boy, vücut uygunluğu, şekil, biçim. Endamlı:Boylu poslu uygun vücutlu uzunca boylu. Endamsız:Endamı biçimsiz.
 
EndazeEndaze:Ölçü, mikyas, 2.65 cm tutarındaki ölçü. Endazeli:Ölçülü, uygun, makul. Endazesiz: ölçüsüz, hesapsız.
 
EnfiyeBurun otu, toz haline getirilmiş ve buruna çekilen tütün. Bazı kullanıcılar kutu halinde cebinde taşır ve ara sıra buruna çekerek aksırıp sağlığa kavuştuğu yolunda ifadelerde bulunurlardı. Enfiye kullanıcılığı tiryakiliğe dönüşürdü. Zamanımızda enfiye çekeni enfiye kullananı görülmez oldu.
 
EngiştanEl dikişi, iğne oyası ve iğne ile el dikişi sırasında iğnenin kolay batması, kolay geçmesi için iğneyi bastırmada terzilerce çok kullanılan iğneyi itelemeye yarayan parmağa kapsül gibi takılan yüzeyi çukurluklu yüksük.
 
EnikHayvan yavrusu, et yiyen hayvanların, yırtıcı hayvanların yavrusu. Köpek eniği(varik de denilir), canavar eniği, arslan eniği gibi.
 
Enkibet - Enkebit - enkibet basmasıKarabasan, kabus, sıkıntı, korkunç rüya ile birlikte gelip kıpırdayamayacak duruma düşme. (ankebet:dişi örümcek) Enkibet basması:örümcek ağına sarılmış gibi hareketsiz kıpırdayamaz halde kalmak. Yükün altında kalmış gibi sıkıntıya düşme sıkıntı çekme hali.
 
EntariBasma, patiska, kumaş gibi ince ve muhtelif dokumalardan yapılmış uzunca elbise, Kadınların düz ve süssüz elbiseleri. Kollu, uzun ve genellikle tek parça elbise.Fistan. Kasabada yaşlılar enteri olarak da ifade etmektedirler.
 
Erinmek - ErincekÜşenen, üşengeç, tembel, gevşek, esneyip durmak, güç harcamaktan kaçınmak, tembel tembel oturmak.
 
ErişteHamurdan kesme taze ev makarnası. (rişte:farsça iplik anlamındadır) Erişte: Yüksek randımanlı undan, içine yumurta kırılarak yuğurulan hamurun belli bir kalınlıkta açılarak isteğe göre (kibrit çöpü veya istenilen kalınlık ve uzunlukta) kesilerek kurutulup çorba veya pilav olarak pişirilir. Yapımı ramazan ayı yaklaşınca yoğunluk kazanır. (erişte-irişti pilavı, erişte çorbası)
 
Erkeçİki yaşını aşmış erkek keçi, genç teke. Kasabada irkeç de denilmektedir.
 
Esah - essahSahi, sahiden, doğru. Daha doğru veya çok doğru, en sağlam, en güvenilir. Tasdik etme tabiri. Mahalli kelime (dediğine inanmadım essahmış, esah ben de biliyorum öyle imiş)
 
EsaletinSahiden, bilerek, özellikle, esahtan, düşünüp tasarlayarak ve bilerek yapılan hareket. Yapmacık olmayan, gerçek ve bilerek yapılan iş.
 
Esameİsim, ad. Esami ve Esame olarak kullanılan bu kelime kasabada evsame olarak da aynı manada kullanılır. Esameli: ismi yazılı, deftere ismi geçmiş, esamesi yok veya esamesi okunmaz:değeri yok ismi geçmez manalarında mecazen de kullanılır.
 
EsbabSebep, sebepler, bir olayın meydana gelişine yol açan. Hadisenin nedenleri. Esbab-esbap kelimesi kasabada bunlardan başka aslı esvap olan kelime yerine (yanlış şekilde) elbise, urba, giyecek, libas, çamaşır manalarına da kullanılır.
 
EskazaKaza ile meydana gelen, kazaen oluşan olay. Kasıt olmadan bilmeyerek ve yanlışlıkla meydana gelen, ortaya çıkan durum.
 
Esmem yanmazGam yemem, üzülmem manalarına gelen mahalli bir tabirdir. (Zengin olmayı boşver zarar etmezsek esmem yanmayacak, Umduğumun yarısı çıksaydı esmem yanmazdı" gibi.
 
EsnanYaş, diş, askerlik devresi. askerlik çağı. Arkadaş, akran, emsal/ büyüyüp gelişmiş, delikanlı olmuş, askerlik çağına girmiş manalarına kullanılır.(seninle olanlar esnana(askere) gitti, senin oynadığın işlere bak, öyle göründüğüne bakma emsali esnandan gelesi oldu. gibi)
 
EvelemekSözü ağzında dolaştırıp ne söyleyeceğini bilememek, kasabada hık sumak. Eveleyip gevelemek de denir.
 
EvlekTarla sürülürken parçalara bölünerek sürülmesine evlek evlek sürmek denir. Bir dönümün 6 veya 8 de bir parçasına 500-600 m2 lik bölümüne evlek denir.( Eskiden tarlalar evlek evlek sürülürdü. Şimdi traktörle uğraşmak istenmiyor. Kolayına kaçılıyor. Tarla ve bahçelerde ekim, sulama ve benzeri kolaylıklar sağlamak için yapılan bölmelerden her biri, dönümün dörtte biri. Ev yapacak büyüklükte arsa.
 
Evmekİvmek, acele etmek, telaş göstermek. (Evmek ile ilgili; Sen evme işin evsin, ne kadar çabalayıp acele edersen et iş olacağına varır. Telaşla olmaz işin rastgelsin, acele giden iki gider gidiş geliş dört olur. gibi tabirleri geçmektedir.
 
Evtik - EftikOyalanıp telaşlanan, telaşeli ve ivedisi olan huzursuz halde bulunan manalarında kullanılır. (Ahmet amma evtikmiş hiç durduramadık. Çok evtikleniyor bir an evvel işini görüverin. Evtik adamla yola gidersen ya rahatsız olursun, ya da çabucak gelirsin) gibi kullanılır. Sen evme işin evsin, sen telaşlanma işin rastgelsin gibi evmek kelimesinden gelmedir. Eftik olarak da kullanılır.
 
EvşirilmedikEvsimek:(ehlileştirmek- evcilleştirmek) kelimesinden geldiği ve kasabada evşirilmedik şeklinde kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bükülmedik sulan ip, gevşek ve dağılan ip manasında evcilleşmemiş, ehlileşmemiş elinden iş gelmeyen yöndemsiz kişiler için kullanılmaktadır.
 
Eyer - EğerBinek hayvanlarının sırtına konulan ve binicisinin rahat oturabilmesini sağlayan, tutunulacak yerleri ve ayak konulacak üzengisi olan özel olarak yapılmış oturak.
 
Eğiş büğüş olmak.Eciş bücüş, eğri büğrü manalarına kullanılır. Daha fazla küçük eşyaların eğilip göçmesi, eğilip kırılması değişik şekillerde deforme olmasında kullanılsa da. mecazi manada adamın karşısında eğiş büğüş oldun. Suçluluk psikolojisi ile dik duruş gösteremedin, ofun sofun oldun gibi manalarda da kullanılır. Kasabaya has deyim olabilir.
 
EğleşmekDurmak, dinlenmek, vakit geçirmek, oturmak ikamet etmek. (Ne iş yaparsın nerede eğleşirsin, Buradan geçen yıl göçüp gidenler nerede eğleşmişler.)
 
Eğreti (İğreti)Ödünç emanet alınmış, kullananın kendi malı olmayan./ sağlam ve sabit olmayan, boşlukta duran. / istenildiği zaman takılıp çıkarılabilen. / tabii olmayan sahte, suni. (kelime kasabada ekseriyetle iğreti olarak kullanılır)
 
EşgareAşikar olarak, alenen, kimseden çekinmeden, herkesin göreceği şekilde. Açık apaçık şekilde manalarına kullanılır. (Mehmet kimseden çekinmeden yapacağını eşgare yaptı) (Haklı olduktan sonra eşgare işle, gizlemeye gerek yok ki.) gibi. Aşikarane.
 
FakZararlı, av veya sair hayvan ve canlıları tutmaya yarayan alet, tuzak, kapan. İçindeki yeme yaklaşan kuş veya hayvanı yakalamaya yarayan düzenek.
 
Falaka1. Ceza çektirmek üzere ayağa bağlanarak dövmeye yarayan ipli urganlı ağaç. 2. Atların çekme kayışlarının (koşum kayışları) pulluğa, arabaya veya düğen gibi çekilecek araca bağlayan ortası halkalı sağlamca ağaç parçası. Kasabada falaka denilince akla koşum çekim malzemesi gelir.
 
FarfaraGürültücü, şamatayı seven, buna meraklı övüngen hafif kimse. Bu tür hareketli kişilere de farfaracı denilir.
 
Farzımahal - FarzımuhalFarz:Kesin yapılması gerekli. Muhal:Gerçekleşmesi imkansız, hayal ürünü. Olmayacak iş. Farzımuhal: Olması güç ve imkansız ama olmuş sayalım manasını verecek şekilde kullanılır. Varsayımlı hareket.
 
Fasafiso- FasaryaBoş, değer taşımayan laf, söz, laf kalabalığı veya değersiz şey.
 
FaytonDört tekerlekli, yayların üzerine monteli, üzeri körükle açılıp kapanabilen atlarla çekilen açık binek arabası. Asıl adı Fayton olup olup kasabada (p harfi ile) paytun olarak konuşulmaktadır. Zamanımızda nostaljik ulaşım araçları olarak eski filmlerde kalmış, sünnet çocuğu gezilerinde kullanılmaktadır. Eskiden şehir içi taksiciliğinin yerine kullanılırdı. Varlıklı kimselerin fayton gezileri, fayton sefaları olurdu. Faytonculuk meslek sayılırdı. Zamanımızda geçerliliğini yitirmiştir.
 
FecusFitne çıkaran, faciaya sebep olan, ara bozan, bozguna yol açan.
 
FelekSert demirden veya su verilerek çelikleşmesi sağlanmış demirden yapılmış, bir ucu tornavida şeklinde diğer ucu ortasından yarılarak çatal kanal açılmış çivi sökecek şekilde bükülmüş 1 metreden uzunca, sert zemin kaya vs. ağır malzemeye vurup kırmaya, kuvvet tatbik ederek ayırmaya yarayan ağırca sağlam manivela. Eski at arabası dingilinden yapılmış olanları da vardır. Ağır yük hareket ettirmede kullanılır. Mahalli tabirdir.
 
FellikTekrarlanarak kullanıldığında acele ve telaşlı çabalı hareket ifade eder. (çocuğunu kaybetti zannetti fellik fellik aranmaya başladı.)
 
Fener1.İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf muhafaza, 2.sahillerde gemilere yol gösteren ışıklı kule. 3.Bayram ve özel gecelerde yakılan meşale(fener alayı). gibi birçok manada kullanılan fener kasabada ençok rüzgarda yağışta cam fanusla korunup sönmediği için gece karanlığın aydınlanmasında kullanılan, teneke den yapılmış gazyağı yakıtlı, fitille yanan ve yanan alev cam ve muhafaza ile korumalı seyyar aydınlatma aracıdır. Zamanımızda nostaljik süs ve dekor malzemesi olarak yerini almaktadır. Kasabada elektrik gelinceye kadar her evde bulunur ve her zaman kullanılan elaltı gereciydi. Mahalle meydanlarında cami önlerinde ve çarşıda fener asılacak direkler vardı. Özellikli günlerde, ramazan gecelerinde yakılırdı. Sonraları yerini lüks fenerleri almış olup günümüzde onun da kullanılabilirliği kalmamıştır.
 
FerIşık, aydınlık, parlaklık. Ferli: göz alıcı, Gözü ferli: gözü sağlıklı görür.
 
Ferfene karışmakKasabada genellikle çocukların, evlerinden getirdikleri değişik ve çeşitli yiyecekleri bir araya toplayarak birlik beraberlik içinde yemeleri. Azıkların biraraya toplanarak kırda, piknikte ortaklaşa, biribirinden istifade ederek yiyeceklerin birlikte yenmesi. Azık karışımı.
 
FesatBozukluk, çürüklük, yolsuzluk, karışıklık, nifak, ara bozmak. İnsanları biribirine düşürmek. Fitne, fecus hal. Mü'min fesatcı değil firasetli olur.
 
FeslikanBallıbabagiller familyasından yeşil renkli, beyaz çiçekli, güzel kokulu adı reyhan olarak da geçen fesleğen çiçeği. Yaz bitkisidir. Salataya tazesi, yemeklere yeşili ve kurusu da katılabilir. Nane gibi kendiliğinden sulak yerlerde kolayca yetişmekte ve pazarlarda satılmaktadır. Kasabada evlerde saksılarda da yetiştirilmektedir.
 
FettanKarıştırıcı, kurnaz, fitne ve fesat sahibi.(fettanlık yapıp ortalığı darmadağın ettin. fettanlık çıkarıp kavga ettirdin)/ Gönül alan, insanı büyüleyen, sihirbazca bir güçle aşka düşüren.(Bir dilberi fettan, bir mahbubei fettane, çeşmi fettan-fettan bakışlı)
 
Feşmekânİsmi belli olmayan, söylenmek istenmeyen isim yerine kullanılır. Belirtilen şeyden sonra diğer bazı şeyleri sıralamak külfetinden kurtulmak için söylenir. Falan filan, falan feşmekan vs.
 
FilikKeçi tiftiğinin beyaz ve kaliteli cinsi. Derisi post yapımına elverişli salkım saçak ve kıvrım kıvrım saçaklı ince uzun tüylü keçi yünü, keçi tiftiği.
 
FingirdekOynak, hoppa, cilveli ve yapmacık hareketlerle kendini göstermeye çalışmak. Bu hareketlerde bulunan kadın ve kızlar için söylenir.
 
Fink atmakKeyfi olarak hiç bir şeye aldırmadan oraya buraya gidip gelmek, gezip eğlenmek. Sorumsuz ve faydasız şekilde gezip eğlenmek. Fink atmak, fişenk atmak.
 
FirasetAnlayışlı, zeki, çabucak anlayıp kavrayan manaları yanında özellikle ince zekalı ve ahlaklı anlayışlı manalarında, gönülden yönelme, inanma gibi ince düşünceli ferasetli olarak kullanılır. ilmi firaset. (mü'min firasetli olur.)
 
FirekDomates, Avrupadan eski adı Firengistan(Frenklerin Ülkesi) 'dan geldiği için Firenk'den Firek'e dönüşmüştür. Zira domates kelimesi Fransızca'da "Tomate" İngilizce'de "Tomato"dur. / Kasabada kıraç yerde yetiştiği için de küçük ebatlı, tadı ekşi ağırlıklı, salatası lezzetli, özellikle salça yapımına elverişli kasaba domatesi. Bostan domatesi. Şimdilerde firek domatesi adıyla şehirlerde yüksek fiyatlarla sofralara gelmektedir.
 
FirikTavuk (civcivinin)bülücünün büyüyüp (bulada-yarka) haline gelmiş hali. Civcivlikten çıkıp, gurk tarafından seçilip serbest bırakılmış, henüz yumurtlamaya başlamamış zamanı.
 
FistanKadınların giydikleri belden dize kadar uzanan geniş ve çok kırmalı, patiska veya çok çeşit renkli kumaştan yapılmış süslü entari.
 
FitilGaz lambası, fener ve idare başlığına takılan veya mum içine konulan, pamuktan bükülmüş veya örülmüş, yanacak maddeyi tabandan emip yanan aleve taşıyan bez. / Fitil almak:öfkelenmek, burnundan fitil fitil gelmek: yaptığı kötülüğe pişman etmek. Fitil vermek: ateşleyip öfkelendirmek.
 
FodulÜstünlük iddiasında olup, kendini üstün gören, kendini begenmiş. Gubuz. Kibirli, boşa gururlanan. (Hem kel hem fodul). Bencil yalnız kendini düşünen, kendini haklı gören, Kasabada kelime (hodul) olarak da kullanılır.
 
Fol - FollukFol:Tavukların yumurtlaması için belli bir yere konulan yumurta veya yumurta biçim ve şeklinde yalancı yumurta. Folluk:Tavukların yumurtladıkları tabanı saman döşeli yer veya yuva. / sebepsiz tartışma veya bağrışmaya: ortada fol yok yumurta yok siz bağrışırsınız denir.
 
Foya1.Kıymetli taşların altının parlak görünmesi için kuyumcuların teşhir de altına koydukları parlak levha. 2. Mecazen sahtecilik, gözboyacılık. Kasabada genellikle 2.madedeki manasında kullanılmaktadır. (foyası fos çıktı. foyası ortaya çıktı. gibi)
 
FıccıkGelincik çiçeği. Kasabada tazesine ilibitçe denilen sevilerek yenilen otun büyüyüp boy atmış, küpe dökmüş ve küpelerini açarak çiçek haline gelmiş hali. Tarlalarda kendiliğinden çıkan kırmızı gelincik çiçeği. Koparıldığı yerden süt çıkarır ve süt bulaştığı yerde kuruyunca zor çıkarılır, koyu kırmızı renk alır. İlibitçenin kartlaşmış boy atmış halinde ve yüksek miktarda yenilmesi durumunda baygınlık verir. Bu durumdaki kişilere yoğurt ayran verilerek baygınlıktan kurtarılmaya çalışılırdı. Boz renkli olanları taze iken de yenilmez bu türüne deli fıccık denilirdi.
 
FıkraBir konuyu belli bir görüş açısından ele alıp işleyen, nükteli, latifeli, düşündürmeye, eğlendirip güldermeye yarayan hikayecik. (Nasrettin hoca fıkraları, çocuk fıkraları.) Bilgisayar, radyo, tv. atari vs. yokken uzun kış gecelerinde anlatılarak zamanı değerlendirmek vakit geçirmek için her çocuğun bildiği onlarca fıkra-masalı vardı. Toplumun kültürünü fıkralarında masallarında bulmak mümkündü.
 
FıkramakYemeklerin, gıda maddelerinin sıcaktan ekşimesi, bozulup yenilmeyecek hale gelmesi. Kabarıp taşması, bozulması sebebiyle mayalanıp zararlı hale gelmesi. Kasabada buzdolabı, soğutucular yokken bu tür gıda maddelerinin, yemeklerin sıcak sebebiyle fıkraması bozulup telef edilmesi olağan vakalardandı. Onun için yenilebilecek ve korunabilecek kadar pişirilirdi. Artan yemekler kuyulara saklanarak bozulmadan dayanması için serin yerlerde saklanırdı.
 
FıldıramakElden kurtulup fırlayıp gitme. Kontrolsuz kurtulup kaçma. Fırlamak, yere çarparak dağılıp gitmek manalarında kasabada kullanılan mahalli kelimedir.(elinden düşürdü fıldıradı gitti. Dengesini yitirip fıldırayıp düştü. gibi)
 
FırdolayıFırdönmek, fırdolanmak. çepe çevre etrafını kuşatma, etrafı kolaçan etmek, kontrol etmek dolanmak, çevresini dolaşmak. Fırlanmak:dönmek, Başı fırlanmak:baş dönmesi, Fırdolayı:Dönüp dolaşmak - çepeçevre dolaşmak.
 
FırsatBir işin görülmesi yapılması için ortaya çıkan müsait zaman. Fırsat kollamak: İşin yapımı için müsait zamanı aramak, bekemek. Fırsat düşkünü: İşin yapılmasına uygun zamanı bekleyip zamanını bulunca olanca imkanını seferber ederek başkalarını düşünmeden kendi menfaatına hareket etmek. Ayrıca kasaba tabiri ile -hursat yesiri-(fırsat esiri)şeklinde yapacağı iş için çıkacak fırsata ve uygun zamanı beklemeye mahkum başkaca imkanı yok, fırsat bulamadığından yapamadığı manasında kullanılmaktadır.
 
Fırttırmak(argo) Aklını kaybetmek, çıldırmak, aklını oynatmak. / elinden fırtıp kaçmak, elinden kurtulup kaçırmak.
 
FışkıHayvan gübresi. Hayvanların yeni olmuş ve halen ıslak durumdaki kurumamış gübresi.
 
Gabal, Gabala, Gabal-mı?Kabal:Bir işin yevmiye hesabı yapılmadan tahmini komple olarak hesaplanıp verilmesi, işin tahmini hesapla alınıp yapılması, kabal pazara iş yapmak, kabala almak, sıkıştırmaya gerek yok kabalamı aldık gibi kullanılır. Kabalmı:Kabil mi,Kolay mı, olması mümkünmü, imkansız, kabil değil, çok zor manalarında kullanılan mahalli kelimedir. Kabal kelimesi de kasabada G harfi ile kullanılmaktadır.
 
Gabertme - BişiYörelere göre değişik isimlerde anılan hamurun açılarak yağ içinde kızartılarak pişirilmesine kasabada gabertme denilir. Kasaba ekmeğinin yarısı büyüklüğünde ve küçük hamur bezesinin daha ince açılarak yağda pişirilmesidir. Kahvaltılarda sevilerek yenilir. Gelenek göreneklerimize göre cenaze arkasından da yapılarak komşulara cami cemaatına dağıtılır. Konya'da da üç ayların başlangıcında yapılarak komşulara ikram edilir. Yağda pişen manasına Bişi olarak da alandırılır.
 
GaddarÇok acımasız, zulmeden, zalim, haksızlık yapan, merhametsiz, kıyıcı.
 
GaferiyatGaffar,Gafur: Günahları örten, bağışlayan Gafir:Saran,kuşatan, içine alan,kaplayan, çevreleyen. Gafere: Allah'ın bağışladığı, keffareti kaldırılmış, affedilmiş. İlim irfan sahibi edilmiş. İyad: imar edilip desteklenmiş, mamur olan abad olan, kalkınmış yer.( Kafirlerden kalma, kafirlerin imar ettiği, kafirlerin abat ettiği yer olarak da söyleniyor ise de kelimenin kökünde Ka olmayıp hep Ga harfi kullanıldığından bu mananın dışında değerlendirilmektedir.) GAFERİYAT: Allah tarafından bağışlanıp korunmuş, ilim irfan sahibi topluluk. Alimler meclisi. Kıymetli topluluk. Kalkınmış, mamur edilmiş, âbâd belde. Takviye edilip desteklenmiş kalkındırılmış yerleşim merkezi. ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Gaferiyat'dan yetişmiş ilim ve din adamları gerek Selçuklu gerekse Osmanlı imparatorluğu zamanında memleketin birçok yerinde önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Alimler meclisi olarak adlandırılan Gaferiyat dan çıkmış ve isimlerinin arkasına Gaferyadi ismini kullanmışlardır. Bunlardan bazıları; 1) İSHAK GAFERYADİ: Gaferiyat ve Karaman'da yaptığı tahsille kendini göstermiş, İstanbul'a çağrılarak oradaki tahsilinden sonra Ebusuut efendi tarafından Karaman'lı Müderris Mahmud'ül hal efendiden boşalan Haydarpaşa medresesi müderrisliğine tayin edilmiş, dürüstlük titizlik ve asabi tabiatlılığı ile de tanınmış, Padişaha ulu orta lafını çekmeden yazıp yolladığı dilekçe dolayısıyla görevden azledilmiştir. İlmi değeri ve iktidarı sebebiyle Üçşerefeli medrese, terfien Sahan Müderrisliği, Edirnede Darulhadis Medresesi Müderrisliğine, 4 defa İzmir kadılığına bu arada çok yer kadılığına tayin edilmişse de bazı görevleri kabul etmemiştir.1601 de vefat etmiştir. 2) MOLLA DEDE GAFERYADİ: İstanbul'da zamanın büyük alimi Abdülgani efendi yanında asistanlık yapıp sonra bir çok medresellerde dersler vermiştir. 1604 de Edirne Camiardı Medresesi dekanlığına getirilmiş, bir sene sonra da emekli olarak vefat etmiştir. 3)MOLLA BALI'İ GAFERYADİ: Tahsil hayatını İstanbul'da anadolu kadıaskeri Hubbizade efendiye asistanlık yaparak tamamlamış, Beşiktaş'da Sinanpaşa medresesei Müderrisliğine, 1601 de Rodos adası müftülüğüne, buradan istifa ile tekrar İstanbul'da Soğukkuyu medresesi ve Mehterzade medresesi müderrisliğine getirilmiş, hemşerisi Abdullah Gaferyadi'den boşalan Sahan müderrisliği mevkiine yükseltilmiş, Edirne'de Karaman prenslerinden Karaman beyin Darulhadis medresesi ve Sultanselim medreseleri müderrisliklerine atanmıştır. Balı efendi ağırbaşlı,şükrane ve fakirhane hayat yaşamış şen ve şatır görünümlü halde imiş. 1611 de vefat etmiştir. 4) HOCA MUSLİHİTTİN GAFERYADİ: Larende'de gördüğü tahsili yeterli görmeyerek Mısır'a gitmiş.Çok derin geçen tahsil hayatından sonra kasabaya gelmiş, İstanbul'a giderek Kadızade'den icaret alıp 1591 de Topkapı Ahmetpaşa medresesine müderris olmuştur. 1595 de üçşerefeli rütbesi verilmiş, Edirnekapı medresesi müderrisliği, Sahan müderrisliği, Edirne'de Beyazidiye medresesi müderrisliği, İstanbul'da Sultan Selim medresesi müderrisliğinden devamlı yükselerek Valide'i Cedid medresesi müderrisliğine getirilmiştir. Daha sonra Üsküdar sancağı kadılığı, Eyüp kadılığı, Şam vilayeti kadılığı ve İzmir kadılığına atanmıştır. Muslihittin Gaferyadi hoca Osmanlı Devletinin devamlı beğenisini kazanmıştır. Arapça gramer ve çok sayıda dini kitap yazmıştır. Önemli kişiliği sebebiyle kendisine Kadı Naipliğine yükseltiltiğinden kendisi Sarı Naip olarak anılmış. 5) ABDULLAH GAFERYADİ: İzmir Kadısı İshak Gaferyadi'nin yiğeni ve aynı zamanda damadıdır. Anadolu Kazaskeri Ahizade Mehmet efendi yanında tahsilini tamamlayıp İslam Hukuku bilim dallarında ilerleyip İstanbul'da Mehmetpaşa medresesi müderrisi iken ibdida hariçlik rütbesine yükselip, Esmehansultan medresesesi müderrisliğinden saham müderrisliğine terfi ile 1610 da Edirne'de Beyazidiye külliyesi müderrisliğine, İzmir kadılığına,Diyarbakır kadılığına,1616 da Kudüs kadılığını, 1619 da Mekke-i Mükerreme kadılığına yükselerek gelmiştir. İnce ruhlu, zeki, yardımsever,nükteli ve tartılı konuşkan, şair ve hatipmiş. 1623 de Kahire kadılığından emekli olmuş, kendisine verilen İstanbul Süleymaniye külliyesi Darulhadis kürsüsünü kabul etmemiş,1626 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. 6) Kudüs Kadısı SAFER GAFERYADİ: "Sanma aks'i nale'i Ferhad feryad eyledi. Terk'i Gaferyat'dan Feryat, Feryad eyledi." Kasaba halkından olan ve yazdığı kıtadan da anlaşılacağı üzere çok sevdiği kasabadan ayrılmasına üzülen Safer hoca İstanbul'a gelip şöhret yapan Şeyhülislam Zekeriya efendiden ders alıp 1611 de Ümmü Veled Çelebi medresesi müderrisliğine atanmıştır. Sırasıyla Zekeriye efendi medresesi, Atik Muratpaşa medresesi, Edirnekapı medresesi, Sahan Müderrisliği medresesi, Bursada Muradiye medresesi,Edirne'de Selimiye medresesi müderrisliklerinde bulundu. İstabul Üsküdar kadılığına, 4 yıl sonra Kudüs kadılığına atandı. 1629 da bu görevinde iken vefat etti. Hoca Safer Gaferyadi çok ince görüşlü, intibah sahibi ve biraz öfkeli olduğu dikkat çekermiş. -------------- Konya ve Karaman'ın kendini kalkınmışlıkta ispat ettiği dönemlerde Gaferiyat da ilim ve alimler meclisi iken bu kervandan geri kalmamış, yetiştirdiği insanları da Gaferyadi ismi ile devletin ve memleketin çeşitli kademelerinde yüksek hizmet ve görevlerde bulunmuşlardır.
 
Galayıt - Kalaid 1. Resmî bir törende, törenden sonra yapılan büyük ve gösterişli şölen, düğün nişan ve toplantılarda giyilen elbise urba takımı. 2 . Gala: Bir temsilin ilk oynanışı veya bir filmin ilk gösterimi. 3. Gerdanlık, ziynet, kıymetli giyim kuşam./ Galayıt: Kasabada düğün sırasında kız evi tarafından damata yapılan elbisenin damat evine tören halinde davullu zurnalı götürülmesine galayıt gitmesi galayıt götürülmesi denilir. Gala ilk gösterim, galayıt: ilk giyim. Yeni kıyafet. Düğünde ilk ve yeni giyim, ilk tören kıyafeti, manalarında kullanılmaktadır.
 
Gale guleHile hurda, aslı astarı yok, basit yapmacık, değersiz hareket, göz boyamacılık manalarında kullanılır. Kelime kökü ve türemesi bilinememektedir. Mahalli tabirdir. (ör. onun dediğine bakmayın, onun işi gücü gale gule)
 
GalesizÖnemsemeyen, gaaleye kaale almayan, tembelce davranıp hesaba katmayan. Üşengeç, umursamaz. Rahat davranıp telaşe etmeyen. Gailesiz. Hiçbir şeyi dert etmeyen, derdi tasası olmayan rahat kimse.
 
GalgımakYerinde durmadan sekip durmak. Hoplayıp zıplamak. (Ağır azem dur galgıyıp durma. Ne galgıyıp duruyorsun akıllı ol. İt takkayı ne yapacak galdımı düşer. vb.gibi kullanılır.)
 
Gallangopİnsanlarin toplululuk halinde bulunduğu gibi, hep birlikte, toptan, topluca ve olduğu gibi anlamında kullanılır. "Gallangop gelin de arabaşı içelim '' veya "şehire gidelim diye arkadaşı çağırdım o da gallangop iş elbisesi ile gelmiş gezerken ben utandım." gibi
 
GammazBaşkasının ayıbını sırrını açığa vuran, kovcu, arabozucu, söz taşıyan, fitleyen, müzevir, casus, münafık.
 
GamıtmakKendini kasıp kuruntulu olarak görünmek, gösterişli görünüp o halde süzülmek. Mahalli tabirdir.
 
GancıkDişi,genellikle hayvanlar için kullanılır. İnsanlar için kullanımında argo manası vardır. (bkz.kancık)
 
ganerebugün türk dil kurumu sözlüğünde bulunmasada; eski zamanda kullanılmış ve halan Karaman çevresinde kullanılmaktadır. Kelime olarak sorumsuz insan, lakayt anlamına gelebilen bir sözcüktür. Yakın zamana kadarBatı Karadeniz'de özellikle Zonguldak ve çevresinde başıboş hayvan manasında kullanılsada artık o yörede de kullanılmamaktadır.
 
GanevizKavanoz, Camdan yapılmış ağzı geniş kapaklı şişe. Camdan yapılmış turşu-salça-reçel ve sair her türlü gıda koymaya yarayan küçük küp. Kavanozun Kasabada az da olsa söyleniş şekli.
 
GarerÖlçüsünde, yeterince, tam kararında. Karar manasında kararlaştırıldığı şekilde, uygun sayıda ve uygun miktarda. Gararınca: uygun görülecek tahmince ve yeterince . Münasibi gibi. Garerince.
 
GarezGaraz kelimesinin kasabada kullanılışı. Garez: Kasıt, kötü ve düşmanca niyet. Kötü maksat, kötü gaye, hınç.
 
GaripsemekKendini bir yerde yapayalnız, koruyucusuz hissetmek. Arkadaşdan dosttan mahrum görüp kederlenmek. Mahsunlaşmak.
 
GaterDaha ziyade bağ, bostan veya sırayla ekilen bitki sıralaması için kullanılır. Cızı olarak da geçer. Mahalli kelime olabilir.
 
Gavilli döğüşKavil kurullarak yapmacık kavga çıkarmak. Kavga nizah halinde gösterilerek karşısındakini kandırıp menfaat temin etmek. Muvazaa. Danışıklı dövüş.
 
GavutGavut-Kavut: kitaplarda Kavrulmuş un çorbası olarak geçmekte ise de. Gavut kelimesi kasabada her türlü kavurga,leblebi vs.nin havanda dövülerek un haline gelmiş şekline denir. (Leblebiyi dişi ile ezemeyen, dişi olmayan yaşlılara ve çocuklara havanda dövülerek un haline getirilerek verilir)
 
GaymeKağıttan mamul paralar. kağıt para. Zamanımızda gayme kelimesi çok nadir olarak yaşlılar tarafından fiyat sorulurken veya gırgırına ciddiyetsiz konuşma sırasında kullanılmaktadır.
 
Gayrı - GayriGayrı:Artık, daha, gayrıca, başka, başkaca.(İşimiz bitti gayrı gidelim, alacağını aldın gayrı uğramaz. gibi) Gayri: Başka, gayrılik, özgelik, diğer manalarına kullanılmakla birlikte, önüne gelerek kullanılan kelimeleri olumsuz hale getirir.(gayrimenkul,gayrimeşru, gayrimuntazam, gayrimüslim, gayrisafi, gayritabii gibi)
 
GaysakKilli, milli gibi özlü toprakların iyice su tutacak şekilde ıslanmasından sonra kuruyup kabuk tutması, üzerinde sert tabaka oluşturması. Çok ıslanmasından dolayı sertleşip keseklenmesi. kabuk bağlanmasına gaysak tutması da denilir. Açık yaraların kuruyarak kabuk bağlaması, koruyucu tabaka oluşmasına da gaysaklanma yaranın gaysaklanması denir.
 
Gaytanİnce bezden dikilerek veya iplikten bükülerek düğmeye geçirilen düğmelemede kullanılan uzatma halka. Eskiden gömleğin üst yaka düğmelerinde çoğunluğunda gaytan bulunurdu.
 
GayyaCehennemde bulunan, düşülmesi halinde çıkılması çok zor kuyu. Netameli yer ve içinden çıkılması güç iş veya olaylar.
 
Gayıl - gayıl olmakRazı, kabul eden, boyun eğen, rıza gösteren, itiraz etmeyen. Kail kelimesinin kasabada kullanış biçimidir.
 
GeberesiceGeber:Öl, gebermek:ölmek, geberesice:(istenmeyen kişi için) ölümünü istemek, ilençe ve hakarete yakın ölümünü talep etmek.
 
GebreSert kıl ve sert çuldan yapılan atları tımar etmek için ele takılan kese ve kaba eldiven torba.
 
GecesefaGece çiçek açan, sürüngen gövdeli, iki çeneklilerden bahçe ve saksılarda yetiştirilebilen süs bitkisi.
 
GelgelelimKelimenin gelmek gitmekle ilgisi olmayıp, ama, fakat, lakin manalarına gelen şekilde kullanılmaktadır. (Çok güzel yağmur yağmıştı gelgelelim biz ekini yetiştiremedik. Herşey ucuzladı tam mal alınacak sıra gelgelelim para yok. Tam ataması yapılacaktı gelgelelim diplomayı getiremedi. gibi)
 
GelişatOrtaya gelen durumlar, gelişmeler, gelişme hareketinin seyri. (gelişata göre davranmak, fazla borçlanmaya bakma yılın gelişatı ne olacak belli değil. gibi)
 
Gelişigüzel(Gelmekle ve güzellikle ilgisiz birleşik kelimedir.) Dikkat etmeden, özen gösterilmeden, düzenli bir şekilde olmasına bakılmadan sıradan ve olduğu gibi rastgele yapılan. (İşine hiç dikkat etmez, yaptığı hep gelişigüzel)
 
GemAtın ağzına takılan, dizgin ve kayışla tamamlanan ve atı yönlendirmeye idare etmeye yarayan demir alet. Tabir yerinde olursa atın direksiyonu. Gem vurmak:Gem takmak, hareketi sınırlamak, engel olmak, taşkınlığa mani olmak. Gemi azıya almak: mecazen söz dinlememek, itaat etmemek, bildiğini okumak.
 
GerçiHer ne kadarsa, her ne ise de manalarında kasabada sıkça kullanılır. (Gerçi olan oldu. gerçi yapacak bir şey yok.)
 
GerzekGeri zekalı, aptan, bön manalarına gelen bu kelime kasabada bu manalarla birlikte ve buna ilaveten lüzumsuz işe karışma, şımarma (gerzekleşme)manalarında azarlama olarak da kullanılmaktadır.
 
GevenYabani ot olarak yetişen, kökünden kitre adı verilen bir çeşit zamk salgılayan, çalımsı ve kurutularak hayvan yiyeceği ve yakacak olarak kullanılan bitki. Kasabada şantiyenin üzerinde şimdi kombassan evlerinin bulunduğu yerde geven (Keven) otu çok olduğundan bu semtin adı gevenlik olarak anılırdı.
 
Gevil yavıl etmekSuçlanarak sorulan soruya karşı tutarsız kelimelerle cevap vermek. Doğru dürüst cevap verememek. Lafı eveleyip gevelemek olarak da kullanılır. Kaçamak cevap verdiği belli olan ve ezilip büzülerek cevaplamaya çalışmak.
 
GevizBuğday arpa gibi tahıl, hububat ın tanelerinin elenerek kalburun üzerine toplanan veya yıkayarak suyun üzerine ayrılan kabukları, üzerine gelen çör çöp ve uçuntu saman parçalarına geviz veya gavuz denilir.
 
GezeğenteGezenti. Çok gezen, gezmeyi seven, gezip dolaşan. Gezinip duran. Belli bir yerde durmayan. Dolaşıp duran.
 
GeğirmekGenellikle yemekten, çok yemekten sonra görülen midede sıkışan gazın ağız yolundan çıkarken meydana gelen ses. Mide gazını sesli olarak ağızdan atmak.
 
Geğrek Kaburganın alt kısmındaki boşluk, kaburganın altı. Kasabada giyrek olarak da geçer.
 
GicimikKaşıntı ile birlikte acımsı yanma tadı. Ağızı kıcıklayan tad. Dile ekşimsi acılıkta tad bırakma.( peynir biraz gicimikli çıktı. Peynir güzelmiş amma gicimiği de olmasaymış gibi)
 
Gidedur - GiderayakGidedur: Yürümeye, gitmeye devam et. Bekleme yürü.(zaman kaybetmeyelim sen gidedur.) Giderayak: Tam gitmeye hazırlanırken, gitmeye başlarken, gitmek üzere iken. (Herşey yerinde oldu, giderayak şu iş de gelmeseydi.)
 
GidişmekKaşınmak, kaşıntı yapmak, kaşındırmak.
 
Girisingiri gitmek(gingiri gitmek)Geri gitmek, geri dönmek. / Gerisingeriye dönmek. Geldiği gibi iz üstü dönmek.
 
GöbürYol tozu. Yazın harman zamanı tarla yolundan araçların özellikle at arabalarının çok sık gide gele yolun toprağının incecik ezilerek toz haline gelmiş hali.
 
GödeŞişman, kaba, hantal, İrice gösterişsiz. (eskiden bir çekirgeler gelirdi iri iri göde çekirgesi derdik)
 
GödenKalın bağırsağın son, anüse yakın kısmı. Hayvanların ince barsaktan sonraki mumbar olarak adlandırdığımız barsak bölümü.
 
GodukGoduk:Eşek yavrusu, sıpa manasında geçmekte ise de, kasabada ana babasından, abi ve ablasından, büyüğünden ayrılmayan gittiği yere giden. istenilmediği halde arka takip eden.
 
Goduş - godoşGostak, süslü, fiyakalı görünmek, olduğundan farklı güçlü kuvvetli ve yakışıklı görünmek. godoşlanmak.
 
Göher - GöverBir maddenin özü, cevheri manasında geçen bu kelime kasabada tohumdan ekilerek meydana gelen soğan küçüğü, başlanıp büyümesi için ekilecek küçük tohum soğan. Göver:göverip yeşermekten gelirse de. Kasabada soğan göheri olarak geçmektedir.
 
Gök görmemişGök:yerin göz ile görülebilen ufuktan başlayarak kubbenin derinliğinde sonsuz boşluk. Görmemiş:Gözün görme duyusunu kullanarak cisimlerin şeklini hissetmemiş. Gökgörmemiş:Görgüsüz, göreneksiz, bilgisiz, cahil, tecrübesiz. Adabdan edepten habersiz. Alışmamış, toy, acemi, eğitimsiz. Kıskanç, cömert olmayan.
 
Gök maşlakKozağaç yolu üzerinde gökçeşme ve kocatepesi mevkileri ilerisi ve belik ormanı altında, hayvancılığa elverişli, su kaynağı ve sulama yalakları olan barınmaya elverişli, soğuktan emniyetli davar ağılları bulunan mevkidir.
 
Gol demiri/Kol demiriGenellikle büyük borda kapı ve garaj kapısı gibi geniş kanatlı kapılarda içeriden bir ucu duvarda monteli, diğer ucu kapı kanadının ortasındaki kuşakta halkaya takılan, kapının ileri geri hareketini engelleyip sabitleyen emniyet demiri.
 
GömgöbelekKelebek
 
GömükUzun süre çekip kurumayan su birikintisinin iyice çamurlaşıp yosunlaşıp yoğunlaşması. Bataklık.
 
Gönen - GönenmekGönen:Topraktaki nem, ıslaklık, rutubet. Bitkilerin gelişmesine yarayan su öyüntüsü. Gönenmek:Sevinç,mutluluk, rahat, huzur içinde yaşamak. Refah ve ferahlık içinde olmak.
 
Gopuk - KopukKopmuş, kesilmiş, bütünden ayrılmış, / sorumsuz, bağlantısız, mesuliyetsiz. İşsiz güçsüz serseri. Kopuk takımı:serseri takımı.
 
GoraKapı kilitlerini açıp kapamaya yarayan, genellikle büyük ebatlı ve boru şeklinde demir malzemeden yapılmış anahtar.
 
GöresekGörgü, kültür, bilgi, görenek, terbiye manalarında kasabada kullanılır. Görgülü, terbiyeli, edepli ve becerikli kişilere göresekli, bunlardan yoksun kişilerede göreseksiz veya gönebeği kıt denilir.
 
Göresi gelmekÖzlemek, görmek istemek, görme arzusu duymak.
 
GörümceGeline göre, beyinin-kocasının kız kardeşi.
 
Goya - GüyaSanki, sözde, başkasının doğrulanmamış sözünün aktarımında kullanılır. Zannedersin ki, imiş gibi manalarında kullanılır. Güya. (Goya bu işi kendisi yapmış, bu işten goya haberim varmış, anatılana bakılırsa goya kendisi oradaymış, çok aradık yok goya havaya uçtu. gibi) Çok kelimede olduğu gibi bu kelimede de ü harfi o ve u olarak da konuşmada kullanılmaktadır.
 
Goyak - KoyakVadinin halk dilinde söyleniş şeklidir. İki dağ veya iki tepe arasında uzun çukur dere. Bir nehirin aktığı uzun çukurluk. (Nil vadisi, tuna vadisi gibi). Kasabada iki yüksek dağ veya yüksek tepe arasındaki mesafe, düzlük manalarına kullanılır. Goyaklar, goyak arası mevkisi diye isimlendirilen mevkiler vardır.
 
Göynek Kaput bezi veya patiskadan dikilen uzunca etekli, kollu, önü yırtmaçlı veya oyuk şekilde dikilmiş soğuktan korunaklı boyundan dizlere kadar vücudu saran çamaşır. Atlet örgü fanina çamaşırlar çıkıp kullanılıncaya kadar herkesin giydiği çamaşırdı. Yaşlı insanlarımız alışkanlıkları sebebiyle halen kullanmaktadırlar.
 
GözemekÖrgü örer gibi hususi şekilde, eski örülüş şeklinde kapatmak, dikmek. Nakışı ipekle örtmek, iki kat etmek. Seyrelmiş doku ve örgüyü sıklaştırmak, kapatmak. / Seyrekleşmiş bitkilerin arasındaki boşluklara yenilerini dikerek tamamlamak. Yeni dikimle sıklaştırma.
 
Gözsüz köpeğiToprak altında yuva yapan, gözsüz kemirgen fare cinsi gelengi büyüklüğünde Kasabada bu isimle anılan kör fare. Kemirici memeli hayvan. Yer altından toprağı yer yüzüne çıkararak kendisine yol açar. Gözü olmamakla birlikte hissetme, ses ve koku alma duyargaları hassaslaşmıştır. Yaş ve soğan sarımsak gibi sebzeleri toprak altına çekerek beslenen zararlı hayvan.
 
GubuzÜstünlük iddiasında olup, kendini üstün gören, kendini begenmiş. Kibirli, boşa gururlanan. Bencil yalnız kendini düşünen, kendini haklı gören. Kubuzlanan, fodul. Övüncek kibirli.
 
GücünZar zor, zorluk ve güçlükle yapılan, zorlanarak güc kullanılarak meydana getirilen manalarına kullanılır. (Ahmet öyle zor durumdaydı ki bu hale gücün gelebildi, hayat şartları çok ağır bu kadarını gücün yaptı, kolaymı zengin olmak coluk çocuk okutacam diye gücün gücün bu güne geldi) gibi kullanılır.
 
GüdükKuyruksuz, eksik, sakat, tamam olmayan, kısa boylu, sonuçlanmamış yarım./ Kulpsuz sürahi, bocut. / Kuyruğu yolunmuş kuş, kuyruğu kesilmiş köpek.
 
GuldurRahatsızlık sebebiyle iltihaplanmış şişmiş veya fiziki şekil bozukluğu gösteren deforme olup büyümüş rahatsızlık veren hastalıklı erkek yumurtaları, (Testisleri)
 
GulduratmakDuran şeyleri yerinden oynatmak, düzeni karıştırmak, rahatsızlık vermek. Huzursuzluk çıkarmak.
 
GületapanÇeşitli yöre ve bölgelerde ayçiçeği, ayçekirdeği, günaşık, günebakan, günetapan, devramber olarak isimlendirilen bitki ve kuruyemiş olarak kasabada sevilerek yenilen çekirdeğin kasabadaki adıdır. Yağlı tohumlardandır. Kasabada çitlek olarak da isimlendirilir.
 
GullapGul veya gull=arapçada zincir,halka,irtibat noktası. Ap=açıklık,açılabilen bütünlük. Gullap=menteşe. Kasabada eskiden beri kullanılan (doğrama olmayan) kuşaklı kapılarda kanatlarının kasalarına irtibatlandırıldıkları noktalarda biribirine geçmiş, menteşe olarak kullanılan halka başlıklı çivi.
 
GumpirToprak altında büyüyen, bol nişastalı, yumrulayarak çoğalan çok çeşitli yemeği-salatası-kızartması-böreği, kasabada soğanlı karışımlı sıkması da yapılan gıda maddesi. Patates.
 
GündönümüEn uzun günlerin sonu, gündüzlerin kısalıp, gecelerin uzamaya başlaması. Sıcakların artıp, topraktaki gönenin çekilip ekin ve otların sararmaya başlaması. 22 Haziran
 
GünlükçüGündelikle, yevmiye ile çalışan. Gündelikçi. Amele. Yevmiyeci.
 
GünücüKıskanç, başkalarını çekememek, Günücülük=çekememezlik, kıskançlık,hasetlik. Günüleme,günülemek= haset, gıpta.
 
GüpdüşenAkşamları insanlara gelip ısıran ve ısırdığı yeri yakan, gözlere girerek yanmasına sebep olan çok küçük siyah sinek.
 
GuradaTam sağlam şekilde olmayan, iğreti duran, dokunup itme ile düşen devrilen ve göçecek durumda olan rastgele vaziyet.
 
GurcuKasabada çocukların sayarak oynadığı yassı ve yuvarlak taşla oynadıkları oyun. (Oyun oynanırken sayılan saymacalar:Naldırnaç, gıldırgıç, kırküç,kırkdört,kırkbeş,kırkaltı, kırkyedi,kırksekiz,kırkdokuz, elli, belli, süllü, sülüman,arnavut, gırnavut, alt çocuğunu şurda avut, savut, savut bir, savut iki, savut3, savut4, savut5, savut6, savut7, savut8, savut9, savut10, mavıdon, cavıdon, kantar kanadını dartar, arkada kalanın dar pabucunu yırtar.) şeklinde devam eder.
 
GüreBir-üç yaş arasındaki tay.
 
GurkYumurtaların üzerine civciv çıkarmak için kuluçkaya yatan, civcivlerin yumurtadan çıkmasından sonra da büyütünceye kadar onlarla ilgilenip doyurup besleyen ve civcivleri koruyan tavuk veya hindi.
 
Guskun - KuskunGergi ipi. At, eşek ve katır gibi binek ve yük taşıma hayvanlarının kuyruğunun altından geçirilerek eğer veya semere bağlanıp gergin durmasını sağlayan kayış veya örme bağ.
 
GusülhaneGusül abdesti alınacak yıkanılacak yer. Kasabada eski evlerde odalarda bölüm olarak veya yüklük yanlarında yüklük altlarında özel olarak yapılmış yıkanma bölümü, hamamevi.
 
Güye - GüveYünlü dokuma, halı, kilim, kumaş vs. gibi eşyaya zarar veren böcek kurtçuk çeşidi. Pulkanatlılardan güve kelebeğinin kurtçuğu. Yün güvesi, un güvesi gibi adlandırılır. (yünlü kumaşları halıyı kilimi her yıl bakıp havalandırıp naftalinlemezsek güveler delik deşik eder, bakılmadığından her tarafı güve yeniği olmuş, Un eskiyip güvelenmiş gibi)
 
GuymakTuzsuz taze koyun Iravağında (kaymak) kavrulmuş un ve içine-üzerine dökülmüş tozşeker den karıştırılarak belli bir yumuşak kıvam ve dağılgan gevreklik kazandırılarak yapılmış, açık bakır tabaklara serilerek üzeri kaşık izleri ile süslendikten sonra ağızda yumuşak un gurabiyesi gibi dağılan çok lezzetli ve sevilerek yenilen iç fıstıkla tad zenginliği verilebilen ismi ve yapımı kasabaya mahsus tatlı çeşidi. Un helvasının taze krema ile zenginleştirilmiş ayrı bir lezzet verilmiş şeklidir. Guymak tatlısı.(Kasaba guymağı adıyla tesçil ettirilip, adına festival-eğlence bile düzenlenebilir.)
 
Guz - GuzanKuz, kuzey, kuzeye bakan, poyraza karşı, güneş görmeyen gölge ve soğuk taraf,
 
Güz bülücü Baharda ot ve yeşilliğin, yazda yiyeceğin bol olduğu ekin harman, bağ bostan zamanında dünyaya gelmeyip de harmanlar kalktıktan sonra doğan ve yiyeceği iyice kıtlaşan zamanda dünyaya gelen bülüce(tavuk civcivi) güz bülücü denir. Bunlar kadersiz görülür. Kışa girilirken iyi beslenemez zayıf ve cılız kalırlar. Baharda dünyaya gelen kendini kurtarmış, güzün dünyaya gelen hayvanlar da kışa zayıf girmiş olurlar. Bu durum ileriki yıllarda da kendini belli eder. Kasabada kadersiz ve zamansız doğanlara bu ifadeler mecazen de kullanılır.
 
GüzlekGüz yağmurlarından faydalanarak güzün çıkan ot, güzün çıkan ekin, kıştan evvel çıkarak kendisini kurtarmış çıkıp çıkamama tehlikesi kalmamış ekin.
 
GuşaneBüyük ebatlı, ağzı kapaklı karavana tencere. Kalabalık ailelerde veya davetlerde çok yemek pişirme ihtiyaçlarında tencere olarak kullanılır.
 
Bir harfin ı lı okuşundan ibaret gibi olan bu kelime kasabada ünlem veya kadınlara, kızlara çağırma, ikaz ünlemi olarak kız, kı argo hitabın Gı olarak kullanılmasıdır. Erkekler için de Ulan, Ulen, Len yerine Le olarak kulanılmaktadır.
 
GıcıkBoğazda aksırma, öksürme, yutkunma hissi uyandıran kaşınma ve yanma./ hali hareketi ve tavırlarıyla karşısındakini kızdırma. Şüphe ve tereddüte düşürme, gıcıklandırma. Kuşkulandırıcı hareket.
 
Gıdı gıdıYerli yersiz konuşmak, boşu boşuna ve çok konuşmayı huy edinmek. Vıdı vıdı etmek. Gıdılanıp durmak.
 
GıdıkÇen altı, gerdan. Gıdıklamak: Çocuklarda parmakla dokunarak güldürme. Vücudun belirli yerlerine dokunarak gülmesini sağlamak. Teşvik veya tahrik etmek.
 
Gıdım gıdımAzar azar, küçücük küçücük, çok az çok az. (Eli çok sıkı gıdım gıdım verir, öyle yavaş ki adım adım gıdım gıdım yürür.)
 
GımcımakVarılan karar veya verilen sözden dönmek için bahaneler üretip durmak, eğilip bükülüp vazgeçmeye çalışmak. Gımcıyıp- gımcıtıp durmak.
 
GındamKasabada kullanılan mahalli kelimedir. Gösteriş, alım, çalım, kuruntu, süslü, yakıştıran. Böyle kişilere de gındamlı denilir.
 
Gıran giresiceKıran:Yokeden, telef eden salgın hastalık. Kıran giresice deyimi beddua, ah, ilenç olarak kullanılan yok olup gitme temennisi.
 
GırlaOlabildiğince, alabildiğince, çok fazla. Zebil. Sayıya gelmez çoklukta.
 
GıyadalamaYarı açmak, yarı aralamak. Açıkla kapalı arası. (kapıyı biraz gıyadala hava alalım. Kapıyı çok açıp odayı soğutma gıyadalı tut. Kapıyı biraz gıyadala da nefes alalım. vs.gibi)
 
GıyadalamakKapiyi yada pencereyi aralamak,kismen acik tutmak
 
Gıytık - KıytıkKıymık kelimesinin kasabada söylenegelen şekli. Ağaç, odun, tahta gibi veya bunlardan yapılmış ahşap malzemenin ince bir kısmın gövdeden ayrılarak ele, ayağa batacak yırtıp yaralayacak hale gelmesi. (Odun kırılırken elime kıytık battı. Tahta indiriyordum kolumu kıytık yaraladı gibi)
 
GığKoyun, keçi pisliği, gübresi, gığalak.
 
Hadi gomaHaydi buyurun, bırakmayın yiyin, buyurun kalmasın, koymayın.
 
HafızSaklayan, koruyan, muhafaza eden manasına gelmektedir. Kuran-ı Kerim'i hıfzedip ezberleyen, tamamını ezbere okuyan insana denilmektedir.
 
Hak bayramı sanmak - bellemekYüzünü bulunca astarını da istemek gibi manalarda kullanılır. (Biz onun yüzüne güldüysek hak bayramımı sandı, her zaman kedi bal yemez bu günü hak bayramı bellemesin çalışmayınca olmaz, dün işin rastgeldi de hakbayramı bildin iş hiç de öyle kolay değildi.) gibi kullanılır.
 
HaklamakKarşılık vermek, hak ettiği gibi davranmak, zarara sokmak. Hakından gelmek:Üstesinden gelmek, üstün-galip gelmek. Hakını avucuna vermek:Hak ettiğini verip işini bitirmek.
 
HalâvetTatlılık, şirinlik, lezzet,leziz, zevk.(Bu yemek ve şerbet çok havaletli olmuş. Bu sözde havalet yok. Halinde davranışında halavet göremedim. gibi)
 
HalayıkEv işlerini yapan, ev işlerinde evin hanımına yardımcı olan. Kadın hizmetçi. (Evin sahibi değilde halayığı gibi dolaşır, halayık gibi hiç durmaz, az yide halayık tut gibi kullanılan kelimedir) Erkek hizmetçiye de Uşak denir.
 
Halbağı - halbağılKelime kasabada halbağı, halbağıl, halbağal şekillerinde de, Halin zorluğu, halledilecek işin kolay olmadığı manalarında bahal eklentili olarak da kullanılır. Halberi kelimesiyle mana ağırlığı yönünden benzerlik göstermektedir. Halbuysa kelimesi de içinde kullanıldığı durumu anlatan cümlenin farklı olduğu ama, fakat, lâkin manalarında kullanılmaktadır.(Ör. öyle umuyor amma halbahı kolay değil, sen basit zannediyorsun amma halbahıl göründüğü gibi değil.gibi)
 
Halbuse - halbuysaHâl böyle ise, hal bu ise, oysa ki, oysa öyle iken, doğrusu şu ki, aksi gibi, gel gör ki gibi manalarda kullanılmaktadır.
 
HaltUygunsuz, münasebetsiz söz, fiil veya davranış. Halt karıştırmak, Halt etmek, halt yemek gibi kullanılmaktadır. Bir tür argo kelimedir.
 
HamasetYaratılıştan gelen yiğitlik, cesurluk, kahramanlık.
 
HamlamakUzun süre hareketsizlik ve idmansızlık yüzünden çevikliğini ve dayanıklılığını kaybetmek. Hamlaşmak: Uzun süre çalışmadığından ilk çalışma sırasında çalışmaya alışıncaya dek çekilen zorluk.
 
Hamut - HamıtAtın arabaya veya çifte koşulması sırasında yükü asılıp çekmesi için boynuna takılan koşumun boyun halkası.
 
HanHan:Hakan, hükümdar, padişah, Osmanlı Sultanlarına verilen isim. / Han:Gerek yol üzerlerinde gerek şehirlerde yolcu, misafir ve kervanların, yabancıların konaklama ve kalmaları için yapılmış büyük yapılar. Yolcu ve hayvanlarının ihtiyaçlarına göre yapılmış yeme, yatma, barınma, dinlenme kompleksleri. Kasabada bulunan han kullanım ihtiyacı dışında kalmakla ilgisizlikten ve ihtiyaç duyulmadığından yıkılıp gitmiş, bulunduğu mahalle hanönü, yanındaki çeşmeye de halen hanönü çeşmesi denilmektedir.
 
HanayEski evlerde önü açık, genişçe sofalı ev. İki veya daha fazla katlı ev. Müstakil çok katlı, çok odalı ev.
 
HanefiDört büyük ehli sünnet imamının en önde geleni olan İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerine bağlı ve onunla ilgili. Ebu Hanife mezhebine uyan veya bağlanan.
 
hangırdahangi yerde, nerede anlaminda kullanilir
 
Har vurup harman savurmakHâr: Kuvvetli ateş alevi / çalı çırpı / hor, hor görmek, horlamak/ Yiyen içen tüketip savuran manalarına gelir. Har kelime olarak genellikle kendi başına kullanılmaz. Birleşik olarak kıymet vermez, değersiz görüp yok olmasına göz yumup harcayıp tüketen manalarında kullanılır. Dağıtıp tüketen, israf eden, mirasyedi kişiler için kullanılır. (kendimi kazandı harvurur harman savurur, malın kıymetini bilmedi har vurdu harman savurdu şimdi de olana bakar. gibi)
 
HaranıKazanın küçüğü, kulplu, meydanda yakılan ateş üzerine konularak kullanıldığı için dışı kalaysız, büyük tencere
 
HararBüyük çuval. Daha ziyade saman, ot, yün gibi kaba malzeme konulup taşınmasına yarayan, kıl yün ve basit malzemeden dokunmuş büyük ebatlı çuval.
 
HarmanEkinlerin ve mahsulün tarladan biçildikten sonra sürülmesi, işlenmesi, savrulup saman ve tanenin ayrılması işlemlerinin yapılması için genişçe hazırlanmış çalışma yeri. / Bu işlerin yapılma zamanı.
 
Hasid - HasetKıskanç, başkasında olmasını istemeyen,başkasının refah ve servetini çekemeyen, haset eden, düşkün olmasını isteyen. Kıskanç Hasetçi, hasitlenen.
 
Hattı zatındaEsasında, aslında, onda, onunla birlikte, temelinde, değişmemiş biçiminde, doğrusu doğru şeklinde. Zaten.
 
HatılDuvarları sağlam tutmak, yukarıdan gelecek ağırlığı etrafa dağıtmak bölmek için inşaata yapıya ara ara konulan sağlam ağaçtan yapılmış kereste, ağaç, beton tabaka. Kasabada yığma inşaat yapımı sırasında duvarlara konulan ağaç vs. dışında kapı ve pencere üstlerine konulan ağşap ağaçlara da hatıl, ayrıca balastır da denilmektedir.
 
HavayıHububat-zahire ölçü birimi. Bir teneke hacmindedir. Buğdaya göre, arpaya göre, yulafa, nohuta göre kg.ları değişir. Ayrıca buğdayın arpanın tanelerinin dolgun ve zayıf olmalarına göre de değişkenlik gösterir. Onun için günümüzde pek kullanılmamakla birlikte yine de halen geçerli pratik ölçü biçimidir. Ortalama 1 havayı buğday 16, arpa 8, yulaf 5 kg gelmektedir. 1/2 Yarım havayı ölçü birimine çerek, 12 havayı ölçü birimine de kile denilir. Konya kilesi 12 havayı olarak geçer.
 
HavdanKuyludan kova ile çekilen suyu biriktirmek için taştan yapılmış büyük su kabı
 
Havlu Peşkir, peştemal, el yüz kurulamaya yarar yumuşak dokumalı bez olarak kullanılan malzeme dışında kasabada etrafı çevrili arsa, çevrik, kenarları duvar, çalı çırpı vs ile çevrilip koruma altına alınmış alan, hayat, bahçe manalarında da kullanılır. Evi içine alan bahçe ekiminde kullanılana İç havlu, evin dışında daha ziyade davar kuzu ve sair hayvanların barınıp gezindiği yere dış havlu olarak geçer. İç hayat dış hayat gibi.
 
HavruzTopraktan yapılmış, su dökülecek içi sır kaplamalı kap, lazımlık, oturak. Kasabada silbiç veya sibek olarak da kullanılır. Eskiden küçük çocukların, bebeklerin beşiklerinin altına ve bebeğin poposunun altına denkgelecek şekilde monte edilerek kullanılır, idrar ve kaka yapımında bebeğin tenine temas etmez bebeğin rahatı sağlanırdı. Günümüzde kullanılmaz olmuştur.
 
HavsalaZihnen algılama alma, kabul, kavrama derecesi, zihin kabiliyeti. (Havsalama sığmıyor, hafsalam kabul etmiyor, anlayamıyorum) (Havsalası dar:Kabiliyeti kıt, karnı geniş olmayan, kabul etmeyen)
 
HayalmeyalBelli belirsiz, şekli tam olarak seçilemeyen, gerçekliği şüpheli, muhal, flu.
 
Haybatçıİşi, ortalığı velveleye verip herkesin duymasını, bakmasını sağlayan yaygaracı hareketle bağırmak. Yüksek sesle bağırarak dikkat çekmek.
 
HaybeciHaybe:Boş faydasız. Haybeci: İşsiz, güçsüz, bedevacı, beleşçi. Bedavadan, haybeden, emeksiz ve masrafsız elde etmeye çalışan.
 
HaydaHayvanları hareket ettirmek için dah manasına ünlem kelimesi, ayrıca şaşkınlık ve kızgınlık ifade etme ünlemi.(hayda bir de bu çıktı) gibi
 
HayliBirçok, çok, çokça, iyice.Haylice:çokca (bir hayli zaman, bir hayli parası var, hayli kitap yazdı, bir hayli emek çekti. gibi)
 
Hayt - heytDikkat çekmek için veya dikkat et manasında ikaz şeklinde atılan nara,
 
HaytaHaydut, asi, isyankar, eşkiya, dikbaşlı, huysuz, haylaz. İşsiz, hay huycu, aylak gezen, serseri kimse.
 
Hayu-hayuğuHay:üzüntü ve dikkat çeken azarlama ifade eder. Kasabada Hay kelimesi birleştirilerek hayulan(hayoğul) veya haygı (haykız) gibi tamlama ile birlikte kullanılmakta ve (Öyle değildi neye öyle yaptın hayu, öyle deme hayuğu, neden hayu) gibi vurgulamalarda kullanılır. Genellikle kadınlar arasında veya kadınlarca kullanılmaktadır.
 
HayınHiyanet eden, hain, ihanet eden manalarına kasabada kısaca hayın kullanılmaktadır. (şu çocuk hiç denileni tutmaz çok hayın. Bu adam ne kadar hayınmış olmaz dedi durdu. vb.) ihanetten ziyade inatlık manasına gelecek şekilde de kullanılmaktadır.
 
HazağıHerhalde, her durumda, her zaman, tahminen mutlaka, bir işin olması yolunda manaya ağırlık kazandırması için kullanılır.(Bu kadar emek verdi hazağı neticesini alacaktır. Bizi buraya getiren ağa hazağı ekmeğimizi de düşünmüştür. Toplanmamızı isteyen kendisiydi hazağı gelecektir. gibi)
 
HazırlopHazır bulunmuş, başkası tarafından hazırlanmış, hazıra konma, başkalarınca hazırlanıp yinecek hale gelmiş. Emeksiz elde etme.
 
HaşarıZaptedilmesi ve kontrolu güç, ele avuca sığmaz, rahat durmaz, çok yaramaz, azgın huysuz .
 
HaşatÇok eskimiş, yıpranmış, darmadağınık, kullanılamaz, işe yaramaz kullanılamayacak hale gelmiş, bozuk. / aşırı yorgun, bitkin, dövülerek veya çok yorulmuş, bitkin hale gelmiş.
 
HaşhaşTohumları tıpta ilaç olarak, uyuşturucu olarak kullanılan, kapsüllerin kabuğu çizilmek suretiyle sütünden afyon denilen madde elde edilen bitki. Ekimi devlet müsaadesine bağlanmıştır. Afyon ile ve iç egede ekimi dikimi yapılan köylünün tohumundan yağlık, otundan saman yaptığı çok yönlü faydalandığı bitki. Kasabada da tohumu kavrularak, gerektiğinde çekilerek bulgur üzerine dökülerek yenilir, bazı pasta böreklerde iç malzemesi olarak kullanılmaktadır.
 
HelâBüyük ve küçük abdest yapılan yer, tuvalet, wc, abdesthane(abdest bozma yeri), ayakyolu.
 
HeleKelime kendi başına manasız gibi görünse de, ikaz, tehdit, vaad gibi ifade kazanarak kullanıldığı yere bağladığı kelimeye göre ağırlık kazanır. (Hele bitirdin, yürü hele, hele bekle, hele bak, hele hele, hele şükür. gibi)Kasabada da çokca kullanılmaktadır.
 
HelikDuvar yapılırken, örülürken büyük taşların arasına boşluklarına konulan dolgu ve taşları biribirine bağlayan küçük taş veya çakıl taşları.
 
HelkeDemir, bakır,alüminyum,galvanizli saç gibi madenlerden yapılmış madeni kulp veya sapı olan kova. Bakır, alüminyum ve galvanizli saç gibi madenlerden yapılanları süt sağımı, yoğurt üğütülmesi,hububat taşınması gibi işlerde, demir ve kıymetsiz malzemeden yapılmışları da toprak, taş çakıl, kum taşınması gibi inşaat işlerinde kullanılır. Tokat helkesi, çamur helkesi, yem helkesi gibi kullanılışlarına göre isimlendirilir.
 
Hemen - hemencecikHemen:Vakit geçirmeden, derhal, şimdi. Hemencecik:Çabucak, çarçabuk, derhal.
 
HendeseCisimlerin şekli, mesafeleri, ölçümleri, her çeşit yapı ve inşaasından bahseden matematik kolu. Geometri.Düzlem,uzay ve anallitik geometri. Teknik resim.
 
HengameKavga, gürültü, şamata, çatışma. Kalabalık kargaşalık. Badire
 
HeptenTamamen, bütün olarak, hep birlikte. İyice. Hepsi beraber.
 
HergeleBinilmeye, yük taşımaya, iş görmeye alışmamış at, katır, eşek sürüsüne denir. Bu sürünün çobanına hergele çobanı denir. Mecazen argo olarak usül yol yordam bilmeyen terbiyeden mahrum kimse.
 
Herif1.Kaba saba, göze hoş gelmeyen, şüpheli, bayağı adam. 2. Adam, erkek adam. 3. Erkek, koca. kelime kullanılış şekline göre yumuşaklık, erkeklik-cesaret, kabalık manalarına gelmektedir. Kasabada (herif-avrat)karı koca, er-avrat, (herif gibi) olgun, cesaretli, (herifmi-şerifmi) sözüne güvenilmez, (herifli-avratlı) kadınlı erkekli manalarında kullanılmaktadır.
 
Hevenk - avenk, evenkDalından, kökeninden, çubuğundan asmasından kesilerek kışta ve sonra yenilmek için asılıp saklanmak üzere sapı ile birlikte kesilmiş üzüm meyve kavun, incir vs. meyve bağı.
 
Heybe - HeğbeBinek hayvanlarının üstüne, palan veya eğer ve semer üzerine atılan iki tarafından katlanarak torba şeklinde dikilmiş, iki gözlü, çuval, torba gibi yün, kıl vs. dokuma. Yük taşımaya yarayan iki gözlü torba. Eskiden poşet, torba, valiz, bavul, file gibi malzemeler yok ve kullanımda değilken herkes alışverişine heybe götürür. Aldığı nevaleyi-malzemeyi heybesinde taşırdı. İnsanların omuzunda rahat taşınması ve ortalı durması için gözlerin ortasında baş geçecek şekilde ayrık olurdu. Heybe kullanılış şekillerine göre şehir heybesi, pazar heybesi, azık heybesi, Eşek üstünde taşınana at üzerinde taşınanına at heybesi, eşek heybesi denilir. Halı ve kilim gibi renk renk, desen desen nakışlı dokunmuşları, kenarlarına meşin dikilmiş süslenmiş ve sağlamlaştırılmış çeşitleri vardı. Bağdan üzüm sepetlerle heybe içinde, bostandan karpuz kavun heybe içinde taşınırdı.
 
HohlamakBir şeye ağızı yaklaştırarak hızla soluk vermek, ağzı açık olarak peşpeşe kuvvetli nefes vermek.
 
Hökkem hökkemAğır azem, okkalı okkalı, oturaklı. Hökkem hökkem oturmak:Ağırlığınca ve kuruntulu olarak oturmak. Hökkem hökkem konuşmak: Tahmin edilenin üzerinde ve oturaklı ve kaideli konuşmak.
 
HonçaYaylımda kuzulayan davarın sırtına belli işareti koyup(çalı çırpı parçası bağlayıp), yavrusunu taşıyarak mahalleye getiren çobana mal sahibinin yavruyu teslim alırken,çobanın zahmetine karşı verdiği hediye. (Mahalli tabir)
 
HonuAğzı dar kaplara sıvı dökmede kullanılan, aşağısı dar yukarısı geniş şekilde alet. Huni. Honi.
 
HorantaHane halkı kalabalığı. Çoluk çocuk, ana baba, dede (ebe)büyükanne den oluşan kalabalık. Horantalı ev:Nüfusu kalabalık ev. Horantası baskın: Nüfusu yoğun gideri fazla aile.(horantalı evde ne olursa gider. horantalı evde sofra şenlikli olur. Yemekler çalakaşık gider. 50 havayı un üğütmüş amma ne olur horantası fazla)
 
HoravıEhlileşmemiş, korkak, ürkek durmak, insanlara ve kalabalığın içine karışamamak. Hor görüleceğinden alaya alınacağından şüphelenip endişelenip kenarda durmak.
 
HorsaHevesini almak. Çalım satmak manalarında kullanılan mahalli kelimedir. Daha ziyade hareketleri ile gösteriş yapmak. Yürümek, bunalmışlığı stresini üzerinden atacak hareketlerde bulunmak "Horsanı aldın, horsanı attın, horsasını attı" biçiminde çok kullanılır.
 
HortlakÖldükten sonra canlanarak mezarından çıkıp insanlara zarar verdiğine inanılan ölü. Hortlamak:Yok edilmiş bir kötülüğün yeniden ortaya gelmesi. Hortlatmak:Bir kötülüğün yeniden canlanmasına sebep olmak.
 
HoskislemekKöpekleri saldırtmak için, hücum ettirmek için kışkırtmak, köpekleri hoskis kelimesini bağırarak tekrarlayarak galeyana getirip saldırmasını sağlamak.
 
Höykürmek1.İbadet olduğuna inanılarak Yüksek sesle bir ağızdan zikir çekmek. 2.Yüksek güç göstererek(Kükremek gibi) yüksek sesle kendinden geçercesine hızla çalışıp durmak.
 
Hoyuk1. Bağ, bostan, düz arazi üzerine taş toprak ağaç vs.den yapılan yığma tepe, hudut anbaşı belirten uzaktan görünen bellilik. İşaret. Minare şeklinde yükseltilmiş taş yığını, geriden gelenlerin gözüne çarpan korkuluk. 2. Avcıların nişan aldığı yapay hedef. 3. Lüzumsuz kalabalık eden, çalışana mani olup, ayakta dikilerek çalışma alanını daraltan kişiler için mecazen hoyuk gibi dikilme denilir. Hüyük kelimesinin kasabada kullanılagelen şeklidir.
 
HöşmerimPeynir veya kaymağı unla karıştırarak yaplan bir türlü tatlı, sündürme. Kasabada un yağ ve pekmez veya şekerden yapılmış bir tür tatlı helva çeşidi. Ufalanmış ekmeğin yağda çevrilerek üzerine pekmez dökülerek yapılan tatlı çeşidine de höşmerim denir.
 
Hüdanabit - HüdayınabitEkilmeksizin kendiliğinden biten, tabii ot. Suni ve insan emeği bulunmayan otlar. mecazen eğitimsiz terbiye görmemiş insanlar için de kullanılır.
 
Hümermek(Argo) Karşı koymak, horozlanmak, üstün gelmeye çalışmak, korkutmak için güç gösterisine girmek.
 
HüngürdemekSesli ve bağırarak ağlamak. Sesli olarak ve çırpınarak asabileşip üzülerek ağlamak, ( üzüntüsünden hüngürdeyerek ağladı, hüngür hüngür ağladı. saya saya hüngürdeyerek ağladı. gibi)
 
Hıh - Hık - hık mıkHıh:Önemsememe, küçük görme, saymama ünlemi. Hık:Boğazdan çıkan kesik ve olumsuz ses, kabul etmeme ünlemi. Hık mık:Bahane uydurma hali. Hık deyip burnundan düşmek:çok benzemek.
 
Hılkıyet - HılkıyyetYartılışa bağlı, yaratılışla ilgili. Bir hal ve huyun doğuştan olması. Halkedilişten.
 
HımbılAptal, budala, tembel, uyuşuk, elinden iş gelmez kimse.
 
HımhımBurnundan konuşmak, burun veya geniz rahatsızlığı sakatlığı sebebiyle hımhım ederek konuşmak. Sesin genizden yoğunlaşarak gelmesi. Konuşmada kelimelerin ses ayırımını yapamadan anlaşılması zor şekilde ifade edilmesi. mecazen kendince mırıldanır gibi hareketsiz ve uyuşuk sıkılgan kişilere de söylenir.
 
HınamAdavet, düşmanlık, kin, husumet, garez, buğuz ve hınç beslemek. Daha ziyade gizli düşmanlık, saklanan kin ve husumet olarak kasabada eskilerce yaşlılarca kullanılan bir mahalli kelimedir. (Ör. Öyle güldüğüne bakla eski hınamı içinde durur. O adam ne kincidir yeri gelince eski hınamı ortaya çıkar. gibi)
 
HırpaniYırtık, pırtık, perişan kılıklı. Bakımsız. Üstü başı dağınık, eskimiş.Hırpalanmış kılıklı, eski kıyafetli.
 
HırtalKöpeklerin boynuna takılan demir halka üzerine demir çiviler montelenmiş tasma. Genellikle koyun sürüsüne giden köpeklerde, canavarla ve yabancı hayvanlarla yapılacak mücadelede hem karşı hayvanı yaralamada kullanması hem de boynunda meydana gelebilecek ısırmalara mani olması için takılır.
 
HırtlakKavunun küçük, ham ve salatalık gibi yinebilecek tazelikteki zamanı.
 
Hırı hırtışı kesilmekYorulup yorgun düşmek, dermansız mecalsiz hale gelmek, nefes nefese kalmak. boğuşup dalaşmaktan, koşup kovalamaktan bitkin hale gelmek manalarında kullanılan deyimdir. Hır:kavga gürültü.
 
HısımAkraba ve yakınlardan olan kimse. Akrabalık, garabet, yakınlık. Kan bağı yakınlığı.
 
Hışım - HaşinKızgınlık, öfke,gazap, hiddet.(Allahın hışmına uğramak:Allah'ın gazabına, cezasına düçar olmak) beddua manasına da gelir. Aynı zamanda hızlı, süratli çarpma, birden bire bastıran sert yağan yağmura da denilir. Haşin:Sert, katı, tavizsiz, acımasız.
 
Icığı cıcığıİçi dışı, her yanı, her yönü, bütünü. Herkes, her hepsi, ne varsa hepsi manasında kullanılır. Icığı cıcığını çıkarmak: her yönüyle incelemek, ıcığı cıcığını sormak: soyunu sopunu, kimliğini iyice sormak. (ıcığı cıcığı çağırmış, rahat oturamadık, ıcığı cıcığı oradaydı bir şey anlamadık, sen de ıcığı cıcığına kadar sorarsın. gibi)
 
Ihmak - ıhıp kalmakIhmak:Devenin dizleri ve karnı üzerine çökme hareketi olup yorgunluktan hareketsiz kalan ve hareket etmeye dermanı olmayan kişiler için de ıhıp kaldı denilir.
 
Iklım TıklımAğzına kadar dolu, sıkıntılı hale gelmiş, aşırı kalabalık.
 
Ikınmak - ığınmakAğırlık altında zorlanmak, ağırlık kaldırmada zorlanmak. / Şiddetli kabızlıkta ve doğum sırasında zorlanmak. Sıkıntı altındaki kişinin nefesini tutarak direnmesi. Ikınmak kelimesi kasabada ığınmak olarak da kullanılır.
 
Ikırcık - İkircikliIkırcık:Tereddüt, ikilem, tenakuz, karamsar. İkircikli-Ikırcıklı: Tereddüt içinde olan, karar vermekte ikilem yaşayan. Karamsar.
 
ilisırahamur sıyıracı / Bknz. İlisıranı
 
IncıkFazla tiitiz, pimpirik, ince eleyip sık dokuyan manasında çok inceleyen kişi. Seçici, seçmekte zorluk çeken kişi. Fazla incelendiği için bütün eksik yüksek işlerle karşılaşıldığından "ıncığın aşına kurt düşer" lafı da halk arasında yer bulmuş vecizeleşmiştir.
 
Incık boncukUfak tefek, fazla değer taşımayan süs eşyası. Kasabada cıncık boncuk olarak da kullanılmaktadır.
 
IramakIraklaşmak, Uzaklaşıp aralaşmak.
 
IravakTereyağı yapılmak üzere sütden ayrılan kaymak. Krema. Kasabada kullanılan mahalli kelimedir.
 
IrgalamaSarsma, yerinden oynatma, sallama. / ilgilenme. alaka.(araba çok ırgalayarak getirdi başımızı döndürdü. Irgalaya ırgalaya içimiz dışımıza çıktı./ o konu beni hiç ırgalamaz. gibi)
 
IsmarıçIsmarlamak, sipariş etmek. Bir yere giden kişiye alınacak bir şey tembih etmek. Ismarıç:ısmarlanan şey, nesne.Sipariş edilen. (Ahmet Karaman'a gidiyormuş Ankara bileti ısmarıç ettim. Madem şehire gideceksin ısmarıcım olsa yaparmısın?.) gibi. Nasrettin hocaya düdük ısmarıcında bulunmuşlar, hoca para verenlere düdük almış, vermeyenlere almamış. Hocayı gören parasını vererek ısmarıcını almak istemiş hoca da sen parayı vermemiştin parayı veren düdüğü çalar demiş)
 
Ismıcakİçinden pazarlıklı, sır vermeyen, sinsi, lafa söze vardırmadan işini gören, sessiz sedasız işini götüren.
 
Issı - İssi1.Sahip, malik, hükmeden, tasarufunda bulunduran. Kasabada sıkça ve tek başına pek kullanılmaz ancak mal sahibini bulur, hak yerini bulur manasında(mal issini can turabını bulur) şeklinde kullanıldığı çoktur. Is: sahip demektir. 2. Kasabada ayrıca bu kelime havanın çok ısınması sıcağın çökmesi ve bunaltıcı sıcaklara da hava çok issi - issi çöktü denilmekte ve issi-ıssı kelimesi böyle de kullanılmaktadır. Kelimenin is ile duman kiri ile ilgisi yoktur. Ancak is kokusu ile ilişkilendirilebilmektedir. (İssini yesin, issini yiyesice gönül) gibi umduğunu bulamama hallerinde deyim olarak da kullanılır.
 
IvgaEndişe, Korku veya meraklı heyecan, telaşeye düşüren şüphe manalarına gelen kasabaya has mahalli tabir.
 
Ivır zıvırDeğersiz, değer taşımayan, derme çatma, işi yaramaz söz veya şey. değersiz mal eşya. değersiz ayrıntı.
 
Iğıl Iğıl - Iğır ığırIğıl ığıl:Belli belirsiz sessiz sakin akıntı. Iğır ığır:Sallanarak hareket etmek manasına gelen kelimeler tekrarıdır.
 
Japone Kıyajette Japoni sitil, japon tarzı giysi.
 
KabahatÇirkin fiil ve hareket, yakışıksız davranış. Hafif suç, kusur. Yanılmak, yanılarak yapılan hareket. Kabaca davranış. Kazaen yapılan hareketkde kasıt aranmaz ancak kabahat da kasıt ve kusur söz konusudur. Bilerek yapılması ağırlık kazanır.
 
KabaraBaşı tümsekli sarı veya beyaz çivi. Ayakkabıların altına dayanıklılığı artırmak için çakılan iri başlıklı çivi.
 
KabağaçKaba ağaç, büyük dallı budaklı ağaç. Fidanlık zamanını geçmiş kartlaşıp kabalaşmış büyük ağaç, kocaman iri ağaç.
 
KademeKadem: Basmak. Kademe:Basamak, merdiven ayağı, derece, katman. Kademe kelimesi kasabada bunlardan başka basılarak geçilen geçit, kaldırım, gezinti gibi yerlere kasaba taşından genişçe ve büyük olanlarından döşenmiş yerlere denir. Bu iş için döşenen büyük taşlara da kademe taşı denir.
 
KadimiKadim:Eski, eskiye ait, eskiden beri. Kadimi:Eskiden var olan, daimi, devamlı.
 
Kahır - KahırlanmakZorlama, haksızlığa yokluğa uğramaktan dolayı kendini yıpratıcı durumda üzülme. Kederlenme. Böyle kırgınlık ve üzüntüden müteessir olma. Kahır etme, derin üzüntü duymak (zorlandı, kahırlandı. Kahrından hastalandı, emeğinin karşılığını göremeyince kahredip üzüldü. vb.gibi)
 
Kail - KayılRazı, kabul eden, rıza gösteren, itiraz etmeyen. Kayıl olan.
 
Kakaç1.Tuzlanarak kurutulmuş et veya kurutulmuş manda etine Kakaç denilir. 2. Kasabada kakaç kelimesi yaşlılıktan dermansızlaşmış, itilip kakılan ve yardıma muhtaç, çalışamaz hale gelmiş insan. olarak kullanılır.
 
Kakmak - kakalamak- kaktırmakİtelemek, güç kuvvet tatbik ederek sürütmek, Asılıp çekmenin tersi bir araba, eşya veya başka bir varlığın arkasına geçerek itelemek, ileriye götürmek. (çalışmayan arabayı arkasından kakmak. Yolu açmak için yoldaki eşyayı kenara kaktırmak vs. gibi) Hemşerimiz Hikmet Sayar'ın "galender kişi 3 yerde lazım olur ve çağırılır. 1.Çalıştırmaya, 2.Oy kullanmaya, 3.Araba kaktırmaya." sözünde kaktırmak kelimesi kullanılmış yerini bulmuştur.
 
KakılıÇok fazla, epeyce var, ağzına beraber dolu, Yığılı duru manalarında fazla miktarda olduğunu belirten mahalli kelime.
 
KakırdakHayvan kesildikten sonra çıkan iç ve et yağlarının doğranıp saç veya leğende kavrulup süzülmesi sonucu eriyen yağından ayrılan kavrulup pişmiş yağ kısmı. Bazı yemeklerde kullanılır, genellikle soğanlı otlu karışımla böreği yapılır, sıkma sıkılarak da yenilir.
 
KalburKALBUR: Ağaç kasnak tabanına, bağırsak ve kiriş adı verilen, deri malzemeden yapılmış muhtelif kalınlıklarda ip-iplik haline getirildikten sonra ıslak olarak elek şeklinde örülüp geçirilmiş taneli hububat eleğidir.Tahıl türlerinin elenip, toz toprak saman gibi yabancı maddelerden ayrılması temizlenmesinde kullanılır. Çiftçi köylü malzemesidir. Sık kalbur, seyrek kalbur, gözer ve çineder olarak adlandırılmış çeşitlendirilmiştir. GÖZER: Kalburun iri gözlü yapılmış şeklidir. İri taneli tahıl-hububat çalkanır. ÇİNEDER:Orta kalbur ve gözer arası büyüklükte delikli kalbur çeşididir. Kalburcu: Kalbur yapan kimselere denilir. Kalburdan geçmek-kalburdan geçirilmek:elemek, elenmek. Kalbur üstüne gelen: iri taneli gözönüne gelen. Kalburüstü adam: İleri gelen,seçilmiş, sözü geçen adam. Kalbur kemiği:Alın kemiği arkasında yer alan delikli kemik. Kalburla su çekmek:(Kalburda su durmayacağı için)Boşuna, olmayacak işe koyulmak, sümeye gayret.Laftan ileri geçmeyecek çalışma.
 
KalenderAllah yolunda, kendi halinde, dünyadan el çekip başıboş bir şekilde gezen. Derbeder ve hiçbir şeyi umursamaz derviş. / Dünyaya ait bağlardan kendini kurtarmış, gösterişlere aldanmayan gerçeği görebilmiş insan. / sade ve gisterişsiz bir şekilde yaşayan alçak gönüllü kimse.
 
KanaraEsasen eti yenilen hayvanların kesilip yüzüldüğü yer olan mezbaha-kasaphane manasında olan bu kelime kasabada saldırgan ve doymak bilmeyen köpekler için kullanılır. (hoşt köpek, hoşt kanara şeklinde) mecazen ve argo olarak aç ve doyumsuz insanlara da hitabedilir.
 
Kancık (Gancık)Canlı hayvanların dişileri. Daha ziyade Katır eşek, köpek,kedi gibi hayvanlar için kullanılır. Atın dişisine kısrak, sığırın dişisine inek, küçükbaş hayvanların dişisine koyun, keçi, erkeğine de teke ve koç tabir edilir. /mecazen argo olarak sözüne güven olmayan, hileci, dönek, yüzüne gülüp kötülük düşünen kalleş insanlar için de bu kelime kullanılır.
 
KanırtmakBir şeyi büküp zorlayarak yerinden oynatmak, koparmak. Kasarak zorlayıp hareket ettirmek.
 
Kapçık1.Küçük kap, 2.Tahıl tanelerinde çanak yaprak. Kasabada buğday çalkanırken kalburun üzerine, yıkanırken suyun üzerine çıkan buğday gevizi de dediğimiz,ekin yaşken taneyi koruyan çanak yaprak. 3.Mermi kovanı.
 
Karaltı1. Belli belirsiz karanlıkta seçilemeyen şekil. 2.Siyah kara gölge karanlığı. 3.Uzaktan seçilemeyen kara görünen şey. Karaltısı kalkmak: (mecezi)ölmek.
 
KararlamayıGöz kararı, tahmini yapılan ayarlama. Ölçüp biçmeden, tartmadan elle ve göz ayarı ile ve tahmini kararlaştırma.
 
KarayağızKoyu esmer, kızılla kara arası renkli delikanlı.
 
KardeşkanıKasabada kardaşkanı olarak da geçer. Baklagil cinsi bitkilerden, çiçekleri küme veya salkım yapraklı ağaçcık ve bu ağaççıktan elde edilen kırmızı sakız(bitki ismi:peterocarpus). Süngerimsi taş ve ağaç görünümünde kırmızı renkli madde. Kasabada karahekimilacı olarak korku giderici vs. olarak kullanılmaktadır.
 
Karman çormanHer şey biribirine girmiş, karmakarışık hale gelmiş. Fazla biribirine geçmiş çok karışıp ayrılması zorlaşmış vaziyette karışık.Alt üst olmuş.
 
Karnı dönmekBir iş veya bir konu hakkında konuşulan, kararlaştırılanın dışında düşünmek, çekememek, sonradan rıza göstermemek. İçinden işin aksini düşünmek. Karıncımak. Kabullenmemek, çekememek. Aldandığını tahmin etmek.
 
Karık - karık çekmekBağ bahçe ve tarlalarda sebze ekimine ayrılan bölüm./ Bağ bahçe ve tarlada sulamak için açılan su arkı, su yolu.(bostanın kenarına bir karık nohut, ortasına da bir karık soğan ektik. Bahçeye 3 karık domates 2 karık biber ekmek için yer hazırladık gibi)
 
Karıncalı1.İçine karınca karışmış. 2. Vücudun bir tarafı uyuşarak böcek ısırıyormuş gibi his vermek. 3. Demir vs. metallerin paslanmasından mütevellit satıh bozukluğu, pas yeniği.
 
Karışlamak -Alın karışlamakKarışlamak:Karış hesabı ölçmek. Alın karışlamak: Beğenmek, aferin brova demek olarak da kullanılan bu kelime Kasabada daha ziyade mana ağırlığının zıttına karşı gelip meydan okumak olarak kullanılmaktadır.(aksini ispat edenin alnını karışlarım)
 
KarşıcıYoldan, uzaktan gelen kişi veya misafiri karşılamaya giden kimse, karşılamacı, yolu evi bulmasına yardımcı olmak üzere karşılamaya giden kılavuz.
 
Kasaba taşıÖzellikle Kasaba'da ve kasaba yöresinde çıkan inşaat taşı. Kasabaya mahsus, eski zamanlardan beri kullanıla gelen, inşaat yapımında, bahçe tanzimi işleri ve özellikli yerlerde dekor şömine ve bahçe duvarı, bahçe süsü, anıt kaidesi, arka fonu yapımlarında çok amaçlı olarak kullanılan taş. Taşlık mevkiindeki arazide kazılıp 1-1,5 ve yerine göre 2 m den daha yüksek toprağın çıkarılıp boşaltılmasından sonra kat kat üst üste muhtelif kalınlık ve büyüklükte katmanların arasında beyaz kil ile ayrılan mesafe aralıklarında çıkarılan, katmanların kol olarak adlandırıldığı, kapak kol, kara kol, çelik kol,kuduz kol, kepenekli kol ve ara kollar olarak isimlendirilen, irili ufaklı, bazı büyük parçaların çıkarılma zorluğu sebebiyle çıkarılabilecek büyüklüklerde kırılıp çıkarılan beyaz renkli, ocaklardan çıkarılıdıktan sonra yağmur,kar, soğuk, sıcak, güneş etkisi gibi tabiat şartlarında daha da sertleşen Kasabaya mahsus taş. Ocaklar katman sayılarına ve ocak derinliklerine göre derin ocak, yuka ocak olarak ifade edilir. Kasaba dışında özellikle sahilde bahçe tanzimlerinde kullanıldığından dışarıya da satılmaktadır. Bahçe hayat ve geçecek yerlere kaldırım yapmaya kullanılan geniş ve büyük parçalara kademe taşı, bununla yapılan kaplamaya da kademe döşemesi denilir.Çalışan insanlar için iş sahası ve geçim kaynağıdır. Yapımı özel ustalık ve maharet istediğinden inşaatlarda tuğla vb. malzemeye oranla pahalıya mal olmaktadır. (Yollarbaşı kasabası ve Kızılkuyu köyünde de Kasaba kadar çoğunlukta olmasa da muhtelif yörelerden çıkmaktadır.)
 
KasmakKısaltmak, daraltmak, germek, kısmak. Bir oda veya boşluğu kaskı ile çantı ile bölmek.
 
Kasvet - KasavetKaygı, tasa, üzüntü, keder. İç karargınlığı. Üzülüp sıkıntıya düşme. Sıkıntıya yol açan hüzün. (orası kasvetli bir yer gitmesek iyi olur. Öyle yerde adamı kasvet basar. vb.gibi)
 
KatakülleArgo kelime olup (katakülli), hile ve göz boyama ile aldatma aşırma, gürültüye getirip sessizce yürütme, sahip olma, kandırma.
 
KatranÇam ve katran ağaçlarından çıkarılan damıtılarak elde edilen, koyu renkli ağır keskin kokulu, yapışkan, tıpta ve hayvan hastalıklarında iç parazitlere karşı hayvanların içecekleri suya karıştırılarak ilaç olarak da kullanılan sıvı.
 
KatıkEkmekle birlikte yenilen, yenilen ekmeğe ilave tad vererek yenmesini kolaylaştıran, tad değişikliği ve besin değeri katan gıda maddesine katık denir. (Elmayı ayrı yeme de ekmeğine katık yap, katıksız ekmek kuru kuru zor gidiyor. Bizim ağa çalışanına iyi bakar azığa katığı bol koyar. Eskiden kıtlık zamanında buğday ekmeği katık istemez denirdi. Azığa katık olarak ne koyulacak kuru üzüm koysak olurmu? gibi konuşmalarda geçer)
 
Katır1.Erkek eşekle dişi atın veya erkek atla dişi eşeğin çiftleşmesinden doğan eşekten büyükçe dayanıklı hayvan. Katırların yavrulama yeteneği olmadığından kendi cinslerinin devamı yoktur. İnatçı ve dayanıklı hayvandır. Dağlık arazide yürümeye ve yük taşımaya, arabaya koşmaya, tarla sürmeye elverişlidir. 2. Katır kelimesi kasabada topaç manasına da kullanılmaktadır.Katır:çocukların ipe sarılarak veya kırbaçla döndürdükleri konik şeklinde sivri ucunda yuvarlak başlı çivi veya kabara çivi bulunan fırıldak oyuncak çeşidi.
 
KavAteş veya sigara yakmaya yarayan, çakmak vs ile tutuşturulan kuru ve pamuk,bez gibi kaba madde.Çakmak taşlarıyla tutuşturularak yakılan malzeme/yılanın kendiliğinden soyulan derisi, çürümüş kurumuş hafifleşip süngerleşmiş keresteye de kav gibi olmuş denilir.
 
KavaraArı kovanında arıların bal dolduracakları gözenek. mumdan yapılmış petek.Arıların yemesi için kovanda bırakılan bala da kavara denilir.
 
KaviKuvvetli, güçlü, zorlu, dayanıklı, sağlam, emin, güvenilir.
 
KavlakKabuğu kabarıp düşmüş, kabuğu ayrılıp dökülmüş. Kaskavlak(cascavlak) büsbütün soyulmuş çıplak. Saçı tüyü dökülmüş, sakalsız hamtıraş (Ör.Güneşte çok kalınca yüzü kavladı. Havalar ısınınca yılanın derisi kavlar. Ağacın kabuğunu soymuşlar kaskavlak çıkmış. gibi)
 
Kavsaraİnsan ve hayvan kaburgası içi, kaburga kafesi iç genişliği. Göğüs kafesi. Kelime kasabada çoğunlukla mecazen "kavsarası dar" olarak ve çabuk sinirlenir,asabileşip hırçınlaşan kimseler için ufak meseleden daralıverir manalarında kullanılır. Kuş kursağı, taşlık. Mide, karın genişliği, batın genişliği.
 
KavurgaBuğday, mısır, nohut, çekilmemiş bulgur vs. kuruyemiş gibi yenilmek üzere ateş üzerinde kavrulmuş halindeki yiyecek. Nohutun kavrulmuş haline leblebi denilmesine rağmen Kasabada kavurga genellemesinden ayrılmaz. Ancak buğday kavurgası, nohut kavurgası adıyla tasnife tabi tutulabilir. Misafirliklerde sofraların vazgeçilmez kuruyemiş eğlencesidir.
 
KavutKavrulmuş unla yapılan ve genellikle göçebe halkının kolay ve belli başlı yemeği olarak geçen kelime. Kasabada yemek manasının dışında buğday, nohut kavurgası ve bazı kuruyemiş kavurganın dişi olmayanlar ve çocuklarca yenebilmesi için havanda dövülerek un haline getirilmiş şekline denilir. Çekilmiş bulgur ayrılırken simit veya ince düğü dediğimiz çeşidinin daha ince ufalanmış şekline de kavut denilir. Kavut şekerle karıştırılarak sevilerek yenilir.
 
KayganaÇırpılmış yumurta ile un karışımı hamurun yağda pişirilmiş hali kahvaltıda, üzerine tatlı ya da şeker kestirmesi dökülmüş hali de tatlı olarak yenilir. Kasabada da sıkça yapılan bir tür yiyecek.
 
KayluleÖğle uykusu, kestirme, şekerleme. Peygamberimizin sıkça yaptığı ve tavsiye ettiği dinlendirici kısa süreli öğle uykusu. Bünyeye iyi geldiği ve dinlendirdiği için kasabada güzellik uykusu da denilir.
 
KaymeMaddi kıymet arz eden, tedavül gören kağıt para.
 
KaynataEşlere göre birine karşı bir diğerinin babası. Eşin babası. Kayınpeder. Kayınbaba. Kayının atası.
 
KaypakKayan, bir yerde durmayan, sivişik, verdiği sözü tutmayan, dönek, kaypaklık eden.
 
Kâzım Karabekir PaşaKazım Karabekir (1882 - 1948) Cihan yıkılsa Türk yılmaz' Kazım Karabekir aslında bir Selçuklu ailesine mensuptur. Tarihte Karabekiroğulları unvanına sahip ailenin bugün il olan Karaman'da kendi adları ile anılan ilçeleri var. Soyadı daha kullanılmadığı zamanlarda da Kazım Bey'in ismi Kazım Karabekir'dir. Kanun çıkınca ikinci ismini soyad olarak alır. Timsal Hanım anlatıyor: "Yararlılıklarından dolayı tımar verilmiş bunlara. Kırmızı şalvarlı, kırmızı cepkenli, ellerinde kılıçları olan süvari birlikleriymiş bunlar. Gerek duyulduğunda orduya alınırlarmış." ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ KÂZIM KARABEKİR ( İstanbul 1882 - Ankara 1948 ) Kurtuluş Savaşı'nın büyük kahramanlarından Kâzım Karabekir, Selçuklu Türklerinden Karaman'ın halen isminin Kazımkarabekir İlçesi olduğu Gaferiyat kasabasından, Kırım Gazisi Mehmet Emin Paşa'nın oğludur ve annesi Havva hanımdır. 1882'de İstanbul'da doğdu. Fatih Askerî rüştiyesini, Kulelî Askerî idadîsini, Harbiye ve Erkânı Harp mekteplerini bitirdi. Kurmay Yüzbaşı olarak Manastır'a tayin edildi ( 1905 ). Enver Bey ( Paşa ) ile birlikte, İttihat ve Terakki cemiyetinin Manastır şubesini kurdu. Bu sırada rum, bulgar ve sırp çeteleriyle çeşitli çarpışmalar yaptı. Gösterdiği başarıdan ötürü, kolağası ( Kıdemli Yüzbaşı ) rütbesiyle Harp Okulu öğretmenliğine tayin edildi. Bir süre sonra Edirne'de II.Ordu, 3. Tümen kurmay başkanlığına tayin edildi. 31 Mart hareketini bastırmak üzere istanbul'a gelen Hareket ordusunda 2. Kafkas tümeni kurmay başkanıydı. Bu tümen ayaklanmış avcı taburlarının sığındıkları Taşkışla ile Taksim kışlalarında çarpıştı. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra tamamen askerî görevlerine döndü. 1910'da Arnavutluk ayaklanması sırasında Kolordu Harekât şubesi müdürü olarak yeniden çarpışmalara katıldı ve Kaçanik boğazındaki harekâtı başarıyla tamamladı. Bu sırada Harbiye nezaretine başvurarak Karabekir soyadını aldı ( 1911 ). Aynı yıl binbaşı oldu; Balkan Savaşı'nda ve Edirne'nin savunmasında yararlılıklar gösterdi. İki yıl kıdem zammı ve Osmanlı nişanı aldı. Savaş bitince Erkânı Harbiyei Umumiye riyaseti ( Genelkurmay Başkanlığı ) İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne getirildi. 1914'te Yarbay oldu ve birinci Dünya Savaşı'nda I.Kuvvei Seferiye kumandanı veya İstihbarat şubei müdürü olarak İran ve daha doğudaki harekâtta görev aldı. Daha sonra İstanbul, Kartal'da bulunan 14. Tümen kumandanlığına getirildi ve tümeni ile birlikte Çanakkale Cephesi'ne gönderildi. Çanakkale'de özellikle Fransızlara karşı, üç buçuk ay Kerevizdere savunmasını yaptı ve kazandığı başarı üzerine albaylığa terfi ettirildi ( 1915 ). Daha sonra Alman Mareşali Graf Von Der Goltz Paşa'nın kurmay başkanı olarak Irak cephesine gitti ve Kutülemare'nin düşmesinden biraz önce, bu bölgedeki 18. Kolordunun kumandanlığına tayin edildi. Bir yıl Irak cephesinde kalarak İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savaşlar verdi ve Diyarbakır Bölgesindeki 2. Kolordu Kumandanlığına naklonulda ( 1917 ). burada Ruslarla çarpıştı; Van, Bitlis, Muş, Elazığ cephesindeki 2.Ordu kumandanlığınada vekâlet etti. 1918 yılı başlarında Erzincan bölgesindeki I. Kafkas kolordusu Kumandanlığına getirildi. Erzincan ve Erzurum'u Ruslardan geri aldı. Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerinin ve Karaköse'nin ele geçirilmesindeki başarıları üzerine mirlivalığa ( tuğ general ) terfi etti ( 1918 ). Bütün bu askerî harekat sırasında birçok nişan ve madalya aldı. Daha sonra Ermenistan ve İran Azerbeycanını işgal eden Kâzım Karabekir, karargâhını Tebriz'de kurarak Azerbeycan'daki İngiliz Kuvvetlerini buradan çıkardı. Sadrazam Müşir İzzet Paşa, Kâzım Karabekir'i Erkânı Harbiye reisliği görevi ile İstanbul'a davet etti. Karabekir, İstanbul'a gelince, İtilâf devletlerinin şehirde yerleşmeye başladığını gördü; yeniden doğudaki kumandanlık görevine gönderilmesinde ısrar etti. Önce Tekirdağ'daki 14., sonra doğudaki 9. Ordu Birliklerine kumandan tayin edildi ( 1919 ). Kurtuluş savaşının başlangıcında Erzurum Müdafaayı Hukuk Kongresi'nin toplanması siyasî ve askerî harekâtın planlanması sırasında Şark cephesi kumandanlığı ve Edirne milletvekilliği yaptı. Doğuda geliştirdiği askerî harekâtla Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerinin ele geçirilmesinden sonra Ermeni ordusunun yok edilmesini sağladı. Bu önemli zafer sonucunda Ermeni Taşnak hükümetiyle barış görüşmelerine girişildi. Ankara hükümetinin Murahhas heyeti başkanı olarak, Sevr antlaşmasından Ermeni hükümetinin imzasını geri aldırmayı ve Ermeni ordusunun silah, araç ve gereçlerinden önemli bir kısmını Türk Hükümetine teslim ettirmeyi başardı. böylece siyasi ve idari alanda da başarılı oldu. Yapılan bu antlaşma ile, Türklerin oturduğu üç ili, Türkiye'ye kazandırdı. Bundan sonra Kurtuluş Savaşı için, Batı Anadolu'daki orduların başarılarını sağlamak üzere, doğudaki ordunun büyük kısmının top, tüfek, süngü, kılıç, cephane ve mühimmatı ile çeşitli harp gereçlerini Batı cephesine ulaştırdı. Bu sırada ferikliğe ( tümgeneral ) terfi etti. ( 1920 ). Rus ve Kafkasya hükümetleriyle yapılan Kars antlaşmasına ait görşmeleri, Ankara Hükümeti murahhas heyet başkanı olarak başarıyla sonuçlandırdı. Aynı zamanda Edirne milletvekili olan General Kâzım Karabekir, zaferden sonra. Ankara'da bulunan I. Ordu müfettişliğine tayin edildi. Bundan sonraki seçim devresinde İstanbul milletvekili olarak Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez ve diğer arkadaşlarıyla birlikte ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet fırkasını kurdu ve bu partinin liderliğine seçildi ( 1924 ). Emekliye ayrılınca siyasi hayata atıldı ( 1927 ). 1938 yılından 1946 yılına kadar, Büyük Millet Melisi'nde, İstanbul milletvekili olan General Kâzım Karabekir, 1946 yılında Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Bu görevde iken öldü. General Kâzım Karabekir'in özellikle Kafkas cephesi'ndeki savaşlarda gösterdiği üstün sevk ve idare kabiliyeti ve kahramanlığı, harp tarihinde seçkin bir yer almasını sağladı. Kâzım Karabekir'in eserlerinden bazıları : İtalya - Habeş Harbi ( 1933 ); İngiltere - İtalya - Habeş Harbi ( 1935 ); Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik ( 1937 ); Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu ( 1939 ); Ülkümüz Kuvvetli bir Türkiye'dir ( 1947 ); İstiklâl Harbimiz ( 1947 ); İstiklâl Harbimizin Esasları; İstihbarat, Talim ve Terbiye hakkında anahtarlar; İktisadi esaslarımız, sanayi projeleri; Ermeni Meseleleri, Ülkümüz Kuvvetli Bir Türkiye'dir; Öğütlerim; Şarkılı İbret.
 
KazımkarabekirKonya-Karaman arasında Hacıbaba dağı eteklerinde yer alan İlçemizin tarihi muhtelif zamanda ortaya çıkan kazılardan, ansiklopedik bilgilerden ve benzeri birçok belgelerden elde edilen verilere göre, Hititlere kadar uzanır.Uzun zaman Romalılar tarafından ticari, dini, askeri bakımdan önemli bir üs, posta ve ticaret yolu üzerinde bir merkez olarak kullanılan ilçemiz büyük seyyah Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine de konu olmuştur.İlçemiz şimdiki adını İstiklal harbimizin Şark Cephesi Komutanı Korgeneral (Ferik) Kazımkarabekir Paşa'nın aslen buralı olması dolayısıyla almıştır. Selçuklular, beylikler ve Osmanlı devrinde "GAFFİRİYET", "GEFR-İYAD" anılan ilçeye Cumhuriyet döneminden önce "GAFFERİYAT" denilmiş, 1956 yılında KAZIMKARABEKİR adı verilmiştir. Buraya öteden beri "KASABA"da denile gelmiştir.Kasaba diye anılması ile ilgili bir görüş şöyledir:Bu yörelere Türkler yerleşmeye başladıklarında ilçe ve civarında bir yerleşim merkezi kurulmuş, ilk kurulan bu yerleşim birimine başlarındaki Türkmen beyinin adından dolayı "Kasaba-i Mahmudlar" (Muhmutlar kasabası) denilmiş. Daha sonra bu kasaba halkı şimdiki merkezimize yerleşmiş ve kasaba ismi böylece söylenegelmiştir.Osmanlı harfleriyle yazılmış "Lugat-ı Tarihiye ve Coğrafya" adlı lügatin V. Cildinin G harfi bölümünde buranın adı "GAFFAR ABAD" olarak geçmektedir.XIX. Yüzyıl sonlarında hem "Gafr-i yâd" ve hem de " Kasaba" denildiği olmuştur.Bu isimlerin hepsi de (Kasaba hariç) Arapça - Farsça bir terkiptir. "GAFFAR" Allah'ın Esma-i Hüsnasından (99 güzel isimden) biridir. Günahları örten, günahları bağışlayan, merhameti çok olan Allah anlamındadır. Gafir de aynı kökten bir kelime olup, aynı anlamda kullanılır. Arapçadır.Bütün bunlara bağlı olarak, ilçemizin daha önce kafirlerin elindeyken Evliya Çelebinin de dediği gibi, "KAFİRABAD" iken - Müslümanlar tarafından fethi ile "GAFFÂRÂBAD", "GAFARIYAD" olarak adlandırıldığı görüşü kuvvetlidir.Buna göre;GAFFÂRÂBAD ya da Gafirabâd: günahları örten, günahları bağışlayıcı, Allah'ın şenlendirdiği, nimetlendirdiği, mamur ettiği yer anlamında, adlandırılmıştır.Aynı adlar veya birisi zaman içinde halk tarafından söylenirken Gaferiyad şekline dönüşmüştür.Karaman Beyliği devrinde ilçemizin arazilerinin büyük bir bölümünün (Karamanoğlu İbrahim bey) İmareti'nin vakfı olduğu ilgili kaynaklarda yazılıdır.Bu tarlaların mevkii; İlisıra (Yollarbaşı), Bosala, Letere, Yağmurlar, Karacalar, Sınıkahır tarlaları ile Erayda kışlığı ve Düdükümmü topraklarıda dahil olmak üzere) sınırlandırılarak gösterilmiştir.Karamanoğulları çağında, Osmanlıların gerileme çağlarına kadar önemli bir Türk-İslam kasabası olarak Gaferiyad'ta islâmi bir çok mabetten başka, Karamanoğulları çağının yapısı olan, kadın ve erkekler için ayrı ayrı bölümleri bulunan hamamı, 3 tane medresesi, 6 tane okulu ve yine Karamanoğulları yadigarı bir bedesteni vardır.Başbakanlık arşivinin S.42, H.30'daki kayda göre Osmanlılar zamanında kasaba adı ile 18 köyü olan ve Konya İli'nin 25 ilçesinden birisi iken, Gaferiyad 1885 tarihinden itibaren bucak durumuna indirilmiştir. (Üzerinde 1260 tarihi bulunan ve İlçe merkezi olduğunu belirleyen KAZA-YI GAFERİYAD mührü zamanın Başbakanı Adnan MENDERES'e verilmiştir.) Medresesi, müderrisleri ve kadılık makamının varlığı (ki bugün hala kadılar lakabı ile anılan bir aile mevcuttur.) ilçemizin tarihi derinliğine işaret eden delillerdir. 1878 Konya İl yıllığında ise ilçemiz bucak merkezi olarak gösterilmektedir.1296 sayılı Devlet Salnamesinde Karaman'a bağlı tek nahiye olarak Gaferiyat nahiyesi gösterilmektedir.Gaferyad 22 Şubat 1951 tarihinde "Kasaba Belediyesi" adı altında Belediyelik olmuş, bu isim 1956 yılında, babası Mehmet Emin Paşa ve ailesi aslen ilçemiz halkından olan Kurtuluş Savaşımızın komutanlarından, Şark Fatihi, yetimler babası unvanlarına layık görülmüş, Kazımkarabekir Paşa'nın adına atfen KAZIMKARABEKİR olarak değiştirilmiştir.4 il ve 5 ilçe Kurulması hakkındaki 15.06.1989 tarih ve 3578 sayılı Kanun ile Karaman İlçesi Konya ilinden ayrılarak Karaman İli adı ile İl Merkezi olarak kurulmuş ve Kazımkarabekir bucağı aynı Kanun ile Karaman İline bağlı Kızılyaka bucağı ile birleşerek Kâzımkarabekir ilçesi adı altında 17 köyü ile tarihte sahip olduğu ilçelik unvanına tekrar kavuşmuştur. Daha sonra İlçemizin Kızılyaka Bucağına bağlı Alanözü, Ağaçoba, ve Kabiller köyleri 24.10.1991 tarih ve 21031 Sayılı Resmi gazetede yayınlanan kararla ilçemizden ayrılarak Konya ili Güneysınır İlçesine; yine Kızılyaka Bucak merkezi ve bağlı Başkışla, Bozkandak, Damlapınar, Göçer, Muratdede, Şıhlar ve Yılangümü köyleri 22.02.1993 tarih ve 21504 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararla İlçemizden ayrılarak Karaman ili Merkez ilçesine bağlanmıştır.
 
Kağşama- koğşamaParçaları gevşeyip yıkılacak hale gelme. İhtiyar, vücudu gevşemiş. Çökecek halde. (eski yapı taşları iyice koğşamış yıkılacak durur, adam yaşlılıktan goğşamış gağışdayıp göçecek duruyor. gibi)
 
KaşağıAt, eşek,katır, öküz gibi büyükbaş hayvanların bakım ve tımarında kullanılan testere dişli alet. Bazılarının ortalarında iki kenar arasındaki bağlantı tellerinde hareketli demir halka takılır ve kaşağılama sırasında hayvanın hoşuna gidecek ses çıkarılırdı. Kaşağı yapmak hayvanın üzerine yapılmış pas,kir,asalak hayvanları temizlediğinden, hayvanı rahatlatır ve kaşağı yapılırken hayvan hoşlandığını belli eder. Üstünde veya sırtında yarası olan hayvan yaraya kaşağının dokunup acıtmasından korkar ve kaşağının yaraya yaklaşmasından tedirginlik gösterir. Bu hususta tekerleme de vardır.(kaşağıyı al ahıra gir yarası olan gocunur)
 
Kaşık çalımıAkşamın olup gelmesi, akşamın yaklaşması. Akşamın dar vakti. Herkesin evine pürtelaş yetişmeye, evdekilerin de akşam yemeği için sofra hazırlama telaşesi. Akşam yemeğine başlama zamanı. (ör.öyle dar vakit çağırdı ki neredeyse herkesin sokaktan ayağının kesildiği kaşık çalımı zamanı)
 
KebeHalıdan ince ve tüysüz, kilimden kalın ve motifleri itibariyle kilimden ayrılan daha ziyade düz desenli motifsiz biraz daha itina gösterilmeden kaba yün ve dilme çaput gibi çeşitlerden dokunan, evin sekaltı ve aralık balkon gibi yerlerde serilip kullanılan sergi malzemesi.
 
KeçeIslatılarak dövülmek suretiyle yün veya kıldan elde edilen kalın ve kaba kumaş, halı kilim kebe gibi yere serilen döşeme. Keçe yer döşemesi olarak kullanıldığı gibi çobanlara- çiftçilere kışlık koruyucu kepenek olarak, atların bellemelerinin içine ter emici olarak, semerlerin içine yumuşaklık sağlaması ve ter emici olarak, ayakkabıların tabanlarına soğuktan koruyucu olarak çok geniş sahada kullanımı bulunmakta idi. Zamanımızda keçe yapan ustalar ve keçe, kepenek talep edenler de kalmamıştır. Keçeleşme:1.Yün kırıntıları ve toz karışımının keçe haline gelmesi. 2.(mec.) vücudun her hangi bir yerinin uyuşması hissisleşmesi.
 
KefEt ve benzeri gıda maddelerinin pişirilirken kaynaması sırasında suyunun üzerine çıkan ve kaynarken köpük oluşturan parçacıkları. Kef:köpük
 
KekreTadı hoş olmayan, acımtrak, dil buran manasında kulllanılır. Bu tadı andıran tatlara kekremsi denir. Kasabada kekre adıya anılan ve bostan ekilen yerlerde ve tarlalarda kendiliğinden çıkan, yolunmasında temas edilen yerlere acısını bulaştıran boz renkli, hayvanlarca da sevilmeyen ot türü.
 
KeleErkek tosun, damızlık iyi cinsden seçilen, döl alımı için özel surette beslenilen boğa, büyük tosun.
 
Kelek kesenMecazi anlamda olup, Her işe karışıp kendini yetkili görüp karar veren. Kendini idarecilikte yetkili gören.
 
KelerYılan gibi ancak daha kalınca, dört ayaklı, bununla birlikte sürünerek yürüyen kertenkele dediğimiz sürüngen türüdür. Kertenkeler çabuk yürüyen cinsi, yeşil keler, benekli keler, İri başlı keler, alaca keler, keler balığı, su keleri, kum keleri, kaya keleri, büyük keler,bukalemun gibi çeşitleri vardır. İrice cinslerinin zehirli olduğu söylenir. Kasabada halk arasında bu türlerine yılan ebesi de denilir.
 
KelpKöpek, it, zağar.
 
Kem kümTereddütlü, kararsız söz söylemek. Söylenen kelimelerin bir mana ifade etmemesi. Ne söylediğini bilmemek. Doğru cevap verememek. Tutarsız ifadelerde bulunmak.
 
Kemre1.Hayvan gübresi, tezek. Hayvanların gübresinin hayvanlar tarafından ahırda, ağılda ciğnenerek sıkışıp tabaka halinde preslenmiş hali. Tabaka halinde kaldırılarak parçalar halinde istiflenir ve köy yerlerinde yakacak olarak kullanılır. Ezilerek tarlaya bahçeye atılarak tabii gübre olarak da kullanılır. 2. Yaraların üzerinin kabuk baklaması, 3.Başın yıkanmaması sebebiyle bakımsızlıktan oluşan kepeğin yerleşip tabaka bağlaması yonga tutması.
 
Kendir tohumuSapından kendir denilen ve ketenden daha kaba bir lif elde edilen adına kenevir de denilen bir bitki tohumu, bu tohum kuş yemi olarak da kullanılır. Kendir tohumu kasabada bundan başkaca kuruyemiş olarak da yenilir, kavurularak bulgur üzerine ve dövülerek batırık içine de malzeme olarak kullanılabilir. Otu esrar ve uyuşturucu olarak kullanıldığından ekilip yetiştirilmesi yasak veya izne tabidir.
 
KengerBitki biliminde Birleşikgillerden, dikenli yapraklı , sütünden sakız yapılan, başka bölgelerde yaban enginarı, eşek dikeni de denilen, kasabada tazesi toplanarak yemeği yapılan ve dikenli yaprakları ayıklanarak taze olarak da sevilerek yenilen, taze kangal dikenini andıran dikenli bitki.
 
KepazeAdi, bozuk, değersiz, kötü vasıflı, fena. Utanmaz, rezil, haysiyetsiz, terbiyesiz.
 
KepçekulakBüyükçe, öne doğru eğik, kıvrımları düz açık geniş kulak.
 
KepenekIslatılarak dövülmek suretiyle yün veya kıldan elde edilen kalın ve kaba yekpare keçeden özel olarak kullanılan şekle göre çobanlara- çiftçilere kışlık soğuktan koruyucu olarak çok amaçlı kullanımı bulunan üst kapşon koruyucu giyecek.
 
KepirTaşlık verimsiz ve çoraklık, yamaç yer. Ekim dikime elverişsiz taş kaya kaplı dik, yamaç sık engebeli arazi.
 
KerataAyakkabıyı kolayca giyebilmek için kullanılan maden, plastik veya boynuzdan yapılmış oluk şeklinde alet. Ayakkabı çekeceği.
 
KerevetTahtadan yapılan, oturmak veya yatma için kullanılan yüksekçe eğreti yer. Yüksekçe konumlu minder, sedir, karyola gibi rahatlık yer.
 
KerimeKerim:Allah'ın sıfatlarındandır.Kerem sahibi. Kerem:Karakter, cömertlik, iyilik,ihsan edici. Kerime:Kız çocuğu, kız evladı, mahdume manalarında kullanılmaktadır.
 
Kerliferliİnsanlar için Kılık kıyafeti yerinde, gösterişli. Üstü başı düzgün. Fiyakalı. Kasabada kellifelli olarak da kullanılır.
 
KertikGenelde "Kerte" veya "kerti" olarak kullanılan kasabada da bu manada kertilerek yapılmış işaret, çentik, oyuk işaret.
 
KesatAlışverişte durgunluk hali, sürümsüzlük, yokluk, kıtlık, azlık.
 
Kese1. Küçük bez-kağıt torba. 2.Kısa ve kestirme yakın yol. En yakın gidilebilecek dolambaçsız kısa yol.
 
KesmikSamandan çalkanarak ayrılan iri kısmı, hayvanların önüne dökülen yem-samanın yenirken hayvanlar tarafından beğenilmediği için seçilmiş iri ve düğümlü kısımları. Tandır ve ocakta yakacak olarak kullanılır. Eski saç odun sobalarında da odun tutuşturuca olarak kullanılırdı.
 
Kesmik kırısıHarmanların kaldırılmasından sonra mahsul artıkları en son işlenir ve adına da kesmik harmanı denilirdi. Baharda ot ve yeşilliğin,yazda yiyeceğin bol olduğu ekin harman, bağ bostan zamanında dünyaya gelmeyip de harmanlar kalktıktan sonra doğan ve yiyeceği iyice kıtlaşan zamanda dünyaya gelen kırıya(eşek yavrusu) kesmik kırısı, (bülüce de güz bülücü) denir. Bunlar kadersiz görülür. Kışa girilirken iyi beslenemez zayıf ve cılız kalırlar. Baharda dünyaya gelen kendini kurtarmış, güzün dünyaya gelen hayvanlar da kışa zayıf girmiş olurlar. Bu durum ileriki yıllarda da kendini belli eder. Kasabada kadersiz ve zamansız doğanlara bu ifadeler mecazen de kullanılır.
 
KestekKısa boylu, kısa boylu ve enli, tıknaz boylu. Kestek boylu: Toplu şişmanca ve kısa boylu.
 
Keten tohumuLifleri iplik haline getirilerek dokumacılıkta kullanılan keten ipliği, keten bezi elde edilen Kasabada Zeyrek olarak ifadesini bulan geçmişte ekilip biçilen bitki tohumu. Tohum sanayide bezir yağı yapımında kullanılır. Yağı bir çeşit helva yapımında gıda maddesi olarak da kullanılır.
 
KetumGizleme, saklama, sır tutma, ağzı sıkı olma, kimseye sır açmama.
 
KevgirYemeğin köpüğünü almaya, bulgur pirinç mercimek gibi bakliyat yıkamaya yarayan delikli süzgec şeklinde uzunca saplı kepçe. Kasabada genellikle ve özellikle pekmez kaynatılırken karıştırmada, pekmez indirildikten sonra soğutma sırasında karıştırılarak savrulup köpüğünün alınmasında kullanılan büyükçe bakır çukur tas şeklinde süzgeç olarak da kullanılabilen, sıcak kazanı uzaktan karıştırabilmek için uzunca ağaç saplı büyük delikli kepçe. Kasabada halk arasında kefkir olarak da anılır.
 
KeşYoğurttan, kesilmiş sütten, yağı alınmış yayık ayranından, peynir suyundan kaynatılarak yapılmış yağsız yavan peynir. Çökelek. Halk arasında havalide yağsız yavan manasında imansız peynir olarak de isimlendirilir. Kasabada genellikle peynir suyu veya kesilmiş sütü değerlendirmek için yapılan çökelek de denilen peynir çeşididir. / Keş:ahmak,akılsız, kolay aldanan manasına,çile çeken çilekeş, esrar çeken esrarkeş, çeken, çekici, katlanan, düşkün manalarına da kullanılır. Serkeş asi, başkaldıran, sırmakeş sırmaişleyen gibi birçok manalarda da kullanılır.
 
Keşik - KişikSıra olmak, sıraya girmek, peş peşe sırayla. sırası geldikçe. (süt değişiğine girince herkes keşik keşik verdiği sütünü topluca alır veya kişik sırasında toplu aldığı sütü parça parça öder. Bağ kazmaya kişiğe girdik imece usulü kolayca bitirdik gibi)
 
KifsizKeyfi yerinde olmayan. hafif hasta, rahatsız, neşesiz. Keyif kelimesinin mahallen kullanışı.
 
KilimYünden dokunan, halı gibi tüylü olmayan havsız kalın sergilik dokuma. Kasabada da ısdarlarda değişik renk ve desenlerle motif motif aynalı kilim, orta kilimi, çıbık kilim vs. isimlendirilerek çeşit çeşit dokunmuş ve kültür haline gelmiş el işi sergi dokuma türüdür.
 
KinikmekKin duymak, nefret etmek. Kinleşmek. Kin gütmek.
 
KininKınakına ağacından elde edilen, eskiden sıtma hastalığında çok yaygın kullanılan küçük taneli ve kremper kutusu büyüklüğünde teneke kutularda satılan el altı sıtma ilacı hapı.
 
KipilemekBiraz hayret, biraz endişe, biraz merak durumunda veya dikkatini toplamak gayreti ile bir yere pükdikkat bakarken gözünü kapatıp kapatıp açmak.
 
KirkitHalı kilim dokunurken düğüm ve atkının sıkıştırılmasında kullanılan ağaç veya genellikle demirden özel yapılmış yapılmış etarağı.
 
KirmanYün eğirmek, ip yapmak için genellikle sağlam tahta-ahşap mahzemeden yapılmış biribiri içine geçen iki parça kavisli ağacın + şeklini alıp ortasındaki delikten başlıklı iğ geçen tahta malzemedir. Elle çevrilince ucuna bağlanan yünü büküp ip yapan ve yapılan ipin kirman üzerine sarılması ile tekrarlanan işlem sonucu istenilen büyüklükte yumak meydana gelir. Kirman ile yün eğirme işine kirman eğirmek denir. Kasabada eskiden boş kalan kadın eline kirmanını alır. Vaktini değerlendirirdi.
 
kiyası olmaKarışma, senin üzerine vazife değil anlamında kullanılır. / Kiya sı kelimesi kasabada kahya dan dönüşmüş olduğu tahmin edilmektedir. Gönlümün kahyasımısın, o adamın kahyasımısın her işe karışırsın, sen bu işe karışma, sana vazife değil manalarında kiyasımısın(kahyasımısın), kiyası kesilme, kiyası olma, kiyası kelik gibi sıklıkla kullanılan deyimdir.
 
KişelemekTavuk, dana,koyun,kuzu, sığır sıpa gibi kümes ve ahır veya ağıllarda besleyip barındırdığımız hayvanları sürüp uzaklaştırmak, kuşları ürkütüp kaçırmak. argo olarak da istenilmeyen kişileri başından savmak manalarına kullanılır.
 
Koç katımıKoyunların döllenip yavru yapması için sürülerden ayrı beslenip hazırlanan koçların (Güz mevsiminde-Ekim ayında) sürünün içine salınmaları./Koç katımı zamanı. Eskiden kasabada zaman dilimi olarak kullanılan tabirlerdendi.
 
Koca osman üzümüİri taneli, biraz sert ve parlak kara kabuklu, pekmezlik veya şaraplık dan ziyade kurutmalık ve taze yemede tercih edilen dayanıklı dimnit üzüm çeşididir. Civar il ve ilçelerde Keçimen üzümü, ekşikara üzümü olarak da isimlendirilir. Kasabaya bu çeşit Kocaosman isimli kişi tarafından getirildiği için Kasabada bu adla anıldığı söylenir.
 
KöçekKadın kıyafeti ile sazlı, çalgılı ortamda kaşıkla, zille oynayan, rakseden erkek. Eskiden Kasabada erkek çocuk sünnetleri genellikle bahar aylarında gelen sünnetçilerle yapılır. Sünnetçiler de yanlarında çalgıcı takımı ve köçeklerle birlikte gelirlerdi. Yine kasabada yersiz, zamansız ve hafif hoppa davranışlı kişilere de mecazen köçek denilir.
 
Kocunmak(Gocunmak)Alınmak, huylanmak, işkillenmek, telaşlanmak, kuşkuya düşmek. Kocundurmak(Gocundurmak): damarna basmak, tahrik etmek, tırmalamak, huylandırmak. Kuşkulandırmak.
 
Kodesİnsan, hayvan ve sair canlıların kapalı tutulduğu hapsedildiği dar, karanlık zindan. Hapishane.
 
KodukLügatlarda "Eşek yavrusu, sıpa" manasına gelen argo kelime. Kasabamızda birinin ardına davetsiz takılan kişiye denilir. Asıl kişinin peşine takılarak gruba dahil olan kişidir. Kullanılan şekline göre pek argo olarak kabul edilmez. Ortama sonradan davetsiz olarak katılmış ve öncekilerce pek hoş karşılanmamış durum. (bir kendisini çağırdık o da arkasında kodukla geldi. Oraya koduk getireceksen kendin de gelme. Koduk gibi bizi mi takip edersin? gibi)
 
Köfün - küfeTaze dallardan biçilmiş çıtalardan veya kamıştan örülmüş derin ve değişik boylarda kaba sepet. Sırtta malzeme çekmekte, hayvanlara sağlı sollu sarılarak sebze meyve çekmekte kullanılan büyük sepet.
 
Kokurdak arpa zamanıEkin halindeki yeşil arpanın ok üzerine kalkıp başak çıkarma zamanı, biraz daha ilerisi başakların içindeki tanelerin süt haline dolmaya başlama zamanı. Kasabada bu süre zaman dilimi olarak, zaman tarifi olarak kullanılır. At çiftçiliği zamanında hayvanların yeşilini alması harmana güçlü girmesi için ekin halindeki arpa arpa kokurdağı zamanında biçilerek hayvanlara yedirilerek güçlendirilirdi. Bu zaman dilimine de arpa kokurdağı zamanı denilir. Aşağı yukarı Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı zamanlarına isabet eder. (arpa kokurdağı, bostan ekimi, bostan otu, alaca düşümü zamanı gibi)
 
Kokuz -KokozParasız, müflis, parasız pulsuz kalmış, züğürt.
 
KolanEnli örme veya kayış kuşak. At, eşek, katır gibi binek ve yük taşıyan hayvanın palan, eğer ve semerini bağlamak için belinin-karnının altından geçirilip gerilerek sıkılan örme veya kayış bağ.
 
KonmakUçarların yere inmesi manasında olan bu kelime kasabada bunların dışında taşınan yükün hareket halinde yorularak bir yere taşınan ağırlığın indirilip dinlenilmesi manasında da kullanılır.
 
Kör kuyuSuyu çekilmiş, su gözleri körelmiş, suyu kurumuş, susuz kuyu.
 
Kör söylemekAksi söylemek, ters konuşmak. Beklenmedik bir işin önceden ifade edilmesi. (böyle olacağını bilmezdim kör söylemişsim vb)
 
KördüğümÇözülmesi imkansız hale gelmiş düğüm. Çözümsüzlük. Mcz. halli imkansızlaşmış, içinden çıkılması zorlaşmış mesele, müşkilat. Kördüğüm olmak: Çözülmez hale gelmek.
 
Kork Aprilin beşinden öküzü ayırır eşindNisan ayının beşi genelde soğuk geçtiği için bu deyim kullanılmıştır. İlginçtir ki April kelimesi Nisan ayı anlamında İngilizcede April, Fransızcada Avril'dir. Eski nisan ayının beşi yaklaşık 18-19 nisana rastgelir. Bu günlerde tehlikeli, beklenmeyen ve hasara sebep olan soğuklar olabilir.
 
KoruKorunan, koruma altına alınan ve gelişip büyümesi için bakılan küçük orman. Yasaklanarak, çitle çevrilerek girilmesi, kesilmesi, kullanılması yasaklanan orman sahası. Kasabada belediyece bozburun yolu,gökçeşme yolu devamı gökçeşme ve gökmaşlak üzeri belik ormanı, kozağaç hattı ile doğruyoldan uludereye giden yol hattı kesime yasaklanarak koruma altına alınmış ve ormanlaşması sağlanmıştır.
 
KorukÜzümün veya sair meyvenin olmamış hamı, yeşili, ekşi veya tatlanmamış acı hali. Mecazen olgunlaşmamış, akıllanmamış toy hareketler gösteren insan.
 
Kösere - kösere taşıBileği taşı, çark taşı, değirmen taşı yapımına yarayan taş cinsi. Asıl adı küstere olan bu taş kasabada kösere olarak geçer ve çok sert taş olup metallerin sürtülmesi halinde metali aşındıracak sertlikte olduğundan bıçak, makas, demir ve çelikten mamul tahra, balta, nacak gibi kesici aletlerin ağzının açılmasında, bileğilenmesine kullanılır. Taş özelliği bakımından taş çok sert ve çok ince kum tanelerinden preslenmişi şeklindte, granit gibi sert ve üzerine sürtülen metali aşındırıp yontan bileği taşıdır.
 
KostakZarif, kibar, güzel, biçimli giyinen ve gösterişli yapılı, gösterişliliğini öne çıkaran, kostakça hareket eden. Kostaklanan.
 
Köstebek - GözsüzköpeğiToprak altında yaşayan, toprağı iteleyerek yer yüzünde tümsekler meydana getiren, gözü olmayan, lügatlarda kör sıçan olarak da geçen tarla faresi çeşidi. Kasabada gözsüzköpeği olarak adlandırılır. Yer altında açtığı biribirine bağlantılı yuvalarda yaşar. Yeryüzüne nadiren çıkar. Hasas duyargaları ile insanların yaklaşmalarında yaklaşan sesin ortamı terketmesine kadar sessizliğini korur. Bahçe ve tarlalarda sebzelere tabana çekerer imha eden zararlı hayvan. Tarlaya bahçeye musallat olması halinde çıkarılıp,öldürülüp imha edilinceye kadar tedirginlik verir. Deliğine su boşaltılarak çıkmasına çalışılır. toprağın altına tuzaklar kurularak, patlayıcılar konularak öldürülmesine çalışılır.Yer altında yaşayan zararlı fare cinsi.
 
KöstekAt, eşek, katır gibi hayvanların araziye kaçmasını önlemek için iki veya üç ayağına vurulan bağ. (at-eşek kösteklemek. at kösteği, ata köstek vurmak).Köstek olmak:bir işin yapılmasına mani olmak,baltalamak. Köstekli:köstekle bağlanmış,engel olunmuş./ Cep saatlerine takılan bağlanan zincire de saat kösteği denilir. Köstekli saat tabir edilir.
 
KötenTarla sürümünde kullanılan, traktörle çekilebilen toprağı kazarak ve altını üstüne çevirerek toprağın değişmesine, havalanmasına ve otların yok edilmesine yarayan demir malzemelerden yapılmış büyükçe tarla sürme aleti. Büyük pulluk.
 
Kov - kovcuKov: Arkadan çekiştirme, gıybet, zem, dedi kodu. Kovcu:Kov yapan, dedikoducu, gıybetçi. (Dinimizde kov ve gıybet ağır günahlardan sayılmaktadır.)
 
Koyun (goyun)1.Gevişgetirenlerden, et,süt,yün ve gübresinden dahi çok yönlü istifade ettiğimiz evcil küçükbaş hayvanlardan davar türü. Erkeğini koç, dişisine dişikoyun, kuzulusuna sağmal, yavrusuna kuzu, bir yaşındakine toklu, iki yaşındakine şişek, üç yaşındakine öveç(öğeç)denilir. 2.(mec.)halim selim, sakin, uysal, yumuşak başlı, sessiz kimse. 3.Kendini idare edemez aciz, bön kimse. 4.Göğüs kafesi-sine ile elbise arasındaki kısım. Kucak.(koynuna girmek,koyun koyuna, yaslı gittim şen geldim, aç koynunu bengeldim. vs.) 5. Yere dönük yüzü koyun yatma. Yüzu koyun:Kasabada bu cümle daha ziyade yüzünkuyu şeklinde ifade bulur.
 
Kozağaç(gozağaç)Toros dağlarının bağrında, Kasaba'ya 10-12 km mesafede, Kasaba'nın içme suyu kaynağının bulunduğu, önceleri meşhur bağlarının olduğu, yayla özelliği sebebiyle üzümü geç olgunlaşan, ceviz,kiraz ağaçları yoğunlukta halen mesire yeri olarak kullanılan mevkidir. Bağcılığın önemini kaybetmesi ile bakımsız hale gelmiş, Afyonluk-çoka-gökmaşlak ve kocatepesi mevkileri ile çevrili dinlenme ve eğlence tesisleri kurulabilecek kıymette yeşillik mevkidir.
 
KoşumHayvanların arabaya, pulluğa, sabana, düğene her hangi bir şeye koşulacakları zaman takılan asılma ve çekme kayış takımı. (Hamıt, dizgin, yan kayışlar, belleme ve atın arkasından dolanan kayış dahil koşum takımı) Koşum hayvanı:Araba vs. koşulan hayvan. Koşumlu: Koşumu olan ve koşumu takılı hayvan.
 
KramperCilt-deri çatlakları için kullanılan, yağlı ve yağsız türleri bulunan krem çeşitlerinin eskiden kasabada kullanılan adı.Çok küçük ebatlı olan kutularına da kramper veya kremper kutusu denilirdi.
 
KubarmakKibirlenip, kendini kuvvetli gösterip güç gösterisinde bulunmak. Hümermek. Çalımlı ve heybetli görünmek. Mısırga ve tavus kuşunun tüylerini ve kanatlarını açarak büyük ve heybetli görünerek dikkatleri üzerine çekmesi. Yapmacık göstermelik güç gösterisi.
 
Kücü ağacıIstar üzerinde direzi veya çözgü adı verilen dizili iplerin arasından melik geçirilerek dokunmasına yardım eden sağlamca yapılmış direzi aralayıcı sabit ağaç.
 
KulaKızıl ve boz arası bir renkte olan. kula saç, kula at.
 
KulakasmakDikkat verip dönüp dinlemek. Değer verip kulaklarını gelen sese döndürmek. Dikkat kesilmek manalarında kullanılır. Kasabada bu kelime daha ziyade olumsuz yönü ile onun dediğine kulak asma, dediğinden birşey çıkmaz dinleme, dinlemeye değmez manalarında kulakasma olarak kullanılır.
 
Külçe(Külçe: genelde kalıp ve blok halinde altın için kullanılmaktadır.) Kasaba azıkta, çayın yanında ve öyün aralarında yenilmek üzere özel olarak yuğurulan hamurdan yapılmış bezelerin sac üzerini kaplayacak şekilde 4-5 cm yüksekliğinde yanyana sıralanıp üzeri yumurta, salça, çörek otu vs ile zenginleştirilip tandırda pişirilen pasta çeşididir.Yağlı ve yağsız pişen vs. türleri vardır.
 
KüllemeÜzüm tanelerini, üzüm salkımlarını karartan, çürüten ve kurutan, verim düşüklüğüne sebebiyet veren bir nevi mantar hastalığı. Kasabada küllemeyi önlemek için üzümler çiçekten çıkmadan başlamak üzere bir proğram dahilinde bir sezonda birkaç defa kükürt ile ilaçlanır.
 
Kuluç - kulunçKarında, kaslarda meydana gelen şiddetli, hareketi zorlaştırıcı ağrı. Adale sertlenmesi, mafsal, boyun,bel ve kalça tutulması gibi ağrı.
 
KülüstürÇok eski, yıpranmış,bakımsız, işe yaramaz halde olan araç gereç , malzeme, yapı. (külüstür araba, külüstür ev. vs.) Mecazen: Yaşlanmış yıpranmış insan.
 
KümeKüme:Toplanma, birikim, yığıntı, gurup manalarında olan küme nin kasabada bunlardan başka ve genellikle Açık havada yapılan barınak, gölgelik, çadır, çardak, kulübe manalarına kullanılmaktadır. Harmanın uzun zamana yayıldığı aylar sürdüğü zamanlarda işi çok olan çiftçi, hali vakti yerinde ve imkanı olanlar harmana 4-5 ağaç çatarak kuzeye gelecek ve harmanı görecek kapı dışındaki tüm etrafının çalı çırpı ve ekin sapı ile kapatılarak sabit gölgelik (küme) kurarlardı. Arazide bağ, bostan bekçileri de aynı kümeyi kurarak kendilerine sabit yer yaparlar. Yatak yorgan, yiyecek içecek bu şekilde emniyet ve koruma altına alınırdı.
 
KüncüKüncü:Susam tanesi. Kasabada Simit, açma, poğaça ve pasta gibi hamur işi yiyeceklerin üzerine pişmeden dökülen susam tanelerine verilen addır. Tahin, helva yapımında kullanılır. Susamlı helvaya kasabada küncülü helva denir.
 
KünkTopraktan saksıdan pişirilerek, çimentodan yapılan suyolu döşemekte, baca yapımında kullanılan boru.
 
KunnamakKûn:farsça makat,kıç manasında kullanılır. çıkış,meydana geliş yeri olarak kullanılmıştır. Kunnamak:Genellikle köpek ve kedilerin yavru meydana getirmelerine, doğurmalarına denilmiştir. Köpek yavrusuna enik, kasabada varik de denilir.
 
KuradaKuruyup zayıflamış, eskimiş yıpranmış kullanılamayacak hale gelmiş yıkılma göçme riski altında olan yapı, duvar. düzenek vs.
 
KurcalamakKurca:Kaşıma, tahriş etme, karıştırma, azdırma. Kurcalamak:Tırmalamak, tahriş etmek, ellemek, öte betesini karıştırmak dokunmak. Azdırıp karıştırıp azgın hale gelmesine yol açmak. Eşelemek.(çıbanı kurcalamak iyi değildir. Bu hali kafamı kurcalıyor. Polis bu cinayeti aylardır kurcalıyor. gibi)
 
KurnaHamamlarda musluk altlarında bulunan, su toplamaya ve su ayarlamaya yarayan küçük mermer havuz olarak geçen bu kelime kasabada çeşme musluğu manasında da kullanılmaktadır.
 
KursakKuşların birinci midesi taşlık, geviş getiren hayvanların birinci midesi otluk.İşkembe.
 
KüsküAteşi çekmek, sermek, toplamak, karıştırmakta kullanılan yarı yanmış büyükçe odun veya demir çubuk. (ocak küsküsü, tandır küsküsü. vb.)
 
Kuskunu kolanı koparmakYük taşıyan (at,eşek,katır vs) hayvanın taşıdığı yükü, üzerine yerleştirilmiş semerin bağlarını kopararak semer ile birlikte yükü yıkıp yükün altından kurtulması. İnsanlar için de argo olarak her türlü mesuliyeti kırıp yok sayarak sorumluluktan kurtulmasına denilir.
 
KusmakYediği içtiği şeyleri ağzından geri çıkarmak, istifra etmek, yediklerini ani ve şiddetli şekilde ağız yolundan geri çıkarmak.
 
KüspeSusam, zeyrek, köftün vs. gibi yağı çıkarılmış, suyu alınmış her türlü tohum ve meyve artığı ve posası. Hayvan yemi olarak kullanılır. Besleyici özelliği vardır. Sınık küspesi, pancar küspesi, pamuk küspesi vs. gibi çeşitleri süt ve et hayvancılığında özellikli kullanılan besleyici yem çeşididir.
 
kussuklemekKapiyi ic taraftan kilit yerine surgulemek. Bir cesit guvenlik tedbiri.
 
küsüklemeanahtarsız bir şekilde sağa sola hareket eden bir ağaç parçası ile kapıyı arkasından kilitli hale getirmek
 
KuymakKavrulmuş Un, taze kaymak ve tatlandırıcı veya şeker karışımı kasabaya özel helva görünümlü tatlı çeşidi. (Bkn.Guymak)
 
KuytuRüzgaz almayan çukurca, içe çekkin yer. Sessiz, gözden uzak ve tenha yer. İşlek olmayan yer.
 
Kuyu çengeli - ÇengelÇengel in basit lügat manası sepet, kova, et,but vs. asılan kanca manasınadır. Ancak Kasabada her evin su ihtiyacı kuyulardan karşılanırken kuyulara da sarkıtılan kova ve kap vs. düşmesi olağandı. Kuyulara düşen eşyaların çıkarılmasında kullanılan dairesel büyük bir halkanın etrafına takılan zincirlerin uçlarına oltalara benzer kancalar takılması ile meydana gelen özel yapılmış kanca topluluğu. Kuyunun tababına ulaşan sağlam halat ve zencir ucuna bağlanan çengel kuyunun tabanında dolaştırılarak kova vs.nin kancalardan birine takılarak çıkarılmasında kullanılırdı. Zamanının kıymetli aletlerden olmakla beraber şimdilerde özelliğini kaybetmiş nostaljik eşyalardan olmuştur.
 
KuzulakBahar aylarında tarla ve yol kenarlarında kendiliğinden çıkan, kuzukulağı da denilen toplanıp yenilebilen ot. Sıvas ve yöresinde madımak otu olarak meşhurlaşmış, türkülere konu olmuş ot.
 
KuzulamakKuzu meydana getirmek, kuzu doğurmak. Kuzulamak: Koyun,keçi gibi hayvanların yavrusunu doğurmasına denilmektedir. Koyun yavrusuna kuzu, keçi yavrusuna oğlak denilir.
 
Kuzularla kırtışmakBüyüklerin yaşlanmış olgunlanmış kişilerin kendine uygun olmayan çocuksu hareket sergilemesi. Çocuklarla oyuna katılması. kasabada mecazi manada kullanılan deyimdir.
 
KıçVücudun geri kısmı, kuyruk sokumu bölümü, arka taraf, art, geri. (mecazen ve argo olarak çok kullanılır. kıç açmak, kıç atmak, kıçı kırık, kıçına baka baka, kıçına batmak, kıçına kına yakmak, kıçına tekme atmak, kıçını yırtmak, kıçüstü oturmak, kıçın kıçın gitmek. gibi)
 
KılıbıkKarısının tesirinde kalıp, sözünden çıkmayan erkek. İrade gösteremeyen zayıf erkek. (Zamanımızda geçim ehli, kanı ılık)
 
KılıkDış görünüş, şekil, kıyafet, giyim kuşam. Biçim tarz, suret. Resim,fotoğraf, tasvir. (kılık kıyafeti esaslı, bahçevan kılıklı, Tapu için kılık çıkartmış gibi)
 
Kınnap-kırnapKaba şeyler dikmeye veya bağlamaya yarayan kenevirden ince sicim veya kalın iplik. Kendir veya halat malzemesinden daha ince ve daha itinalı şekilde yapılmış sağlam ip- sicim ipi.
 
KıpıkYarı kapalı olan göz. Güneş veya fazla aydınlığın tesiri ile yarı açık bakmak. Göz kapağı sinirinin rahatsızlığı veya feç olması ile meydana gelen sarkma.
 
KıranYok eden, telef eden, mahveden hastalık. Koyun kıran: Koyunları öldürüp yok edin salgın hastalık. Saçkıran:saçları döküp başı kel eden hastalık. Köküne kıran girmek:Hastalık sebebiyle bir cinsin kökünün yok olması. Kıran giresice: Yok olma yok edilme yolundaki beddua.
 
Kıranta1.Saçlara ağarmaya başlamış orta yaşlı insan. 2. Gösterişli, oturaklı, itinalı giyimli orta yaşlı adam.
 
KırağıSoğuk ve ayaz havalarda donmuş olarak yağan veya yağıp yerde donan çiğ. Kırağı çalması:sebze meyvenin kırağıdan zarar görmesi, Kırağı düşmesi:soğuk hava sebebiyle ince yağan nem ve ya çiğ taneciklekinin donması.
 
KırbaçAt ve arabaya, çifte koşulan hayvanların yürümeleri, yüklerini asılmaları için vurmaya yarayan uzun deynekli sağlam ip veya dilme kösele deriden yapılmış kamçı.
 
Kırç - kırcımakKırç:Kışın sisli havalardaki nemin soğuk sebebiyle ağaç dalları, telefon telleri ve direkleri vb. üzerini kırağı şeklinde kaplayan buz tabakası. Kırcımak:Havanın yağar yağmaz arasında soğuğun şiddeti ile atıştırıp durması.
 
KırkayakÇok ayaklılardan 21 çift ayağı bulunan sarımsı renkli zehirli böcek. Kasabada bu böceğe çayan da denilir. Mecazen sarışın, çiğ sarı ve soğuk, sevimsiz, sinsi kimselere de çayan veya sarı çayan denilir.
 
KırkbayırGeviş getiren hayvanlarda midenin kıvrımlı bölümü, üçüncü kısım. Kasabada mumbar ve karın dolması olarak kırkbayır da doldurularak yemek yapılır ancak çok bölümlü çok kıvrımlı olması sebebiyle zor temizlenmesi nedeniyle zahmetinden dolayı atıldığı da görülmektedir.
 
KırkikindiDaha çok orta anadoluda uzun bir süre ikindi üzeri veya ikindi vakitlerinde yağan yağmurlara verilen ad.
 
Kırklamak, kırkı karışmak, kırkı çıkmakKırklamak:Kırk günü doldurmak, bir işi kırk kez yapmak. Kırkı karışmak:Kırk gün geçmeden doğum yapmak,iki kişinin doğumu arasında kırk günün dolmaması,iki kızın kırk gün içinde gelin olması. Kırkı çıkmak: Bir ölüm veya doğum gibi bir olaydan sonra kırk günün geçmesi.
 
KırklıkKoyun,keçi, kuzu, oğlak vb. hayvanların yününü yapağısını traşlamak kırkmak için kullanılan büyükçe yapılı özel makas. Sındı. Koyun kırkma makası.
 
KırpıntıKesilen veya kırpılan şeyden çıkan parçalar. Kesilip kırpılan şeylerin döküntüsü. (kağıt, saç, kumaş karpıntısı)
 
KırıntıBir şeyin kırılması sonucu ortaya çıkan ufak parçalar. Bir şeyden geriye kalan küçük parçalar. Küçük ve kuru çerezler. Ufak tefek yiyecek artıkları. (kırıntıdan karnı doyar, kırıntıyı çok sever, it yurdunda kırıntı arar gibi mecazi anlamda da kullanılır.)
 
KırıtmakCilveli davranışlar göstermek, dikkat çekmek için, dikkat çekici şekilde cilve yapmak.
 
Kırışmak - KırıştırmakKırışmak kelimesi kasabada genellikle argo manasının dışında kullanılır. Koç ve tekelerin tos vurmalarına denilir. Koçlar ve tekeler birbirlerine başları ile tos vurmaları koç-teke kırışması olarak ifade edilir. Hatta bazı koç ve tekeler zevk için karşı karşıya getirilerek kırıştırılır.
 
Kıtlama - kırtlamaSert ve küçük şeker parçasının ağızda tutularak çay içme şekli. (Kıt:az) (Kıtlama çay içmek)
 
Kızmak - kızınmakKızmak:1.Öfkelenmek, sinirlenmek, hiddetlenmek. 2.dişi hayvanın eş istemesi, kuş tavuk vb. kuluçkaya yatması. 3. sıcaklığın artması, ısınmak. Kızınmak:Soğuktan gelen kişinin ısınması, ısınıncaya kadar sıcağa muhatap olması.
 
KığKoyun,kuzu,keçi vb. hayvanların tane tane kığalak birikintisi, gübresi. Bahçe ve bostan tarlası gübrelemesinde tercih edilen kuvvetli tabii hayvan gübresi.
 
Kış takvimiKış günleri takvimlerde de görüleceği üzere kasabada da diğer mevsimlerden daha başka sayılır ve özellikle bununla ilgili bütün sohbetlere de konu edilir. Buna göre: 12 Aralık da karakış başlar ve 10 gün sürer. 22 Aralıkta günlerin uzayıp kısalması bir süre durur. Gündönümüdür. Hem geceler kısalmaya gündüzler uzamaya başlar. Hem de zemherinin başlangıcıdır. Zemheri 40 gün sürmektedir. 12 gün arası tabir edilen 12 günün 6 günü zemheriden(Ocak ın son haftası) + 6 günü de hamsinden (Şubat ın ilk haftası)alınmaktadır. 12 gün arası en şiddetli soğukların hüküm sürdüğü dönem olarak da kabul edilir. Şubat ayı başında giren hamsin 40 gün sürer. 40 günün içinde 21 Şubattan başlamak üzere birer haftalık dönemlerde cemreler düşer. İlk cemre havaya, orta cemre suya, son cemre de toprağa düşer. 12 Mart da Eski ayla anılan Mart 9 u girer 21 Martta Mart 9 u sona erer. Hamsin 50 sayıya karşılık olarak kullanıldığından Hamsinin içinde Mart 9 u da dahil edilebilmektedir. Mart 9 u 21 Martda biterken 21-22 mart gece ve gündüzün eşit olduğu okinoks da tabir edilen eşitlemedir. 21 Mart aynı zamanda Nevruz başlangıcıdır. Baharın müjdecisi ve kasabada evvel bahar sultan navruz olarak da ifade edilen günden sonra yerde ve gökte kışın sona erdiği kabul edilir. Bu gün de Türk kavimlerinde eskiden beri eğlenceler düzenlenegelmiştir.
 
LabbadakAniden lap diye ses çıkararak larpadak düşme/oturma.
 
Laçka - laşkaAlet makina vb. işlemez, iş göremez hale gelmiş, aşınıp gevşemiş, ayrılıp dağılmış. / Düzen ve disiplini bozulmuş nizam ve intizamını kaybetmiş./ Çalışmayan, hiç bir gayret göstermeyen kimse.
 
LadikeAnılmak, hatırlanmak için alınıp verilen hatıra eşya. Anılmaya yarayan hatıra,belgüzar. Tahminen "yadigâr"dan dönüşmüş Kasabada kullanılan mahalli kelime.(Rahmetli Süllü Sülüman adıyla anılan Süleyman Tuna-Süllü hoca askerken komutanına ladike olsun diye lıklıkı olarak da tabir ettiğimiz süslü sürahi götürmüş. Komutan sorarmış bu ne diye, hoca da ladike demiş olmamış, lıklıkı demiş olmamış. Hoca düşünmüş bu kelimeler kasabada geçer ben size adını sonra söyleyeyim demiş. sonra bunu size hatıra olarak aldım, biz ladike deriz adı lıklıkı demiş rahmetli anlatırdı.)
 
Laf ebesiÇok konuşan, kimseye konuşma fırsatı vermeyen, herkese laf yetiştiren, çenesi düşük.Lafçı, lafazan. Geveze.
 
Laf karıştırmakKonuyu saptırmak, başka yöne çekmek için değişik konu açmak.
 
Laf sokuşturmakKinayeli laf çarpmak. Bir şeyi bahane eder gibi konuşup asıl maksadı lafları söylemek. (o sana ziyarete gelmemiş, laf sokuşturmaya gelmiş vb)
 
LahavleBir bela ve tehlike karşısında ve sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen, "kuvvet ve kudret ancak Allah'tadır" anlamında Lahavle vela kuvvete illa billahil aliyyil-azim duadır.
 
LalettayinSeçip ayırmadan sıradan kim ve ne olursa rastgele.
 
LapacıLapa yemesini seven, tembel, korkak, rahatta büyümüş salgın kişi. / mec. Vücutca iri olmasına rağmen kuvveti ve gücü az olan.
 
Lapur lupur - Şapır şupurLap lup ses çıkararak, ağız şapırdatarak hızlı hızla yemek.
 
LavgarÇok konuşan, geveze. Lafazan, konuşurken dinleyeni usandıran. Lüzumsuz fazla konuşan. Laf etmeyi seven. Lafebesi. Çenesi düşük.
 
Layusel - layuhsaMesul olmayan sorumsuz, sorulmaz. Kayda gelmez. Sayılmaz, sayıya gelmez. Sıralanmaz hizaya gelmez, sıradan ve rastgele.
 
LeBir harfin okuşundan ibaret olan bu kelime kasabada ünlem veya erkeklere çağırma, ikaz ünlemi olarak Ulan, ulen, len argo hitabın le olarak kullanılmasıdır. Kadınlar için de kız yerine gı veya kı olarak kulanılmaktadır.
 
Legorn - ligorBol yumurta veren, her gün yumurtlayan, Yumurta verimi yükse tavuklardan cinsleştirilmiş bir tavuk çeşidi.
 
LengerBakırdan yapılan yayvan ve kenarları geniş sahan veya yüksek kenarlı tepsi. Kalabalık ailelerde kullanılan büyük pilav tabağı, tepsisi. Büyükce bir kabı dolduracak miktarda olan pilava bir lenger pilav tabiri kullanılır. Büyük ölçekli kap tabak, sahan, tepsi manasındadır.
 
LeyliLeyl:Gece, Leylen:Geceleyin. Leyli:Geceye ait, gece ile ilgili, gece vakti, Yatılı, gecelemeli, gece kalınan yer.
 
LeğençeKüçük leğen. Abdest almaya, el yüz yıkamaya yarayan, istenilen yere taşınabilen kullanılan suyu içine toplayan geniş kenarlı tabanı derince el yıkama kabı. Evlerde şebeke suyu ve her evde çeşme lavabo yokken kullanımı yaygın çok çeşitlilik gösteren el altı kullanım aracı idi. Günümüzde nostaljik dekor malzemesidir.
 
LökAğır ağır hareketli, battal. Ağırlıkla yavaş yavaş ve ağırlığından zorlanarak bütün ağırlığı ile oturmak.(öyle lök oturdu ki kaldırması çok zor. Lök gibi oturagitti kaldıramazsın. Lök oturmak. / İri bir tür erkek deve. / kireç ve zeytinyağı ile dövülerek yapılan ve çeşme borusu, çanak çömlek kırığı deliği gibi yerlere yapılan, kaynayıp kalan tıkaç veya yamaya lök dökmek, lök oturtmak denir.
 
LıklıkıUzun boyunlu, kulpsuz, toprak veya camdan yapılmış sürahi. (Suyun dökülüşünde çıkardığı lıkırtı sebebiyle adlandırıldığı tahmin edilen) Sürahi çeşidi.
 
MabeyinAralık, aradaki şey, ara mesafesi. Ev halkı ve yakınları tarafından girilip çıkılabilen, haremlik ile selamlık arasındaki daire. Kasabada aralık antre olarak kullanılmaktadır. Padişahlık zamanında hareme en yakın ve selamlık arasındaki padişah yakınlarınca girilip çıkılabilen hususi daire olarak kullanılmıştır.
 
MadaraKötü, bayağı, sevimsiz, aşağı. Madara olmak:Kötü duruma düşmek. Hilesi hurdası ortaya çıkmak, rezil ve mahcup olmak.
 
Madesi almamakKasabada söylenen deyim olup. İştahsız. Yiyip içmede zorlanan. Midesi kabul etmemek. Midem bulandı yerine madem bulandı veya madem kalktı şeklinde de kullanılır.
 
MadikHile, dalavere, dolap, düzen. Madik atmak: Hile yapmak kandırmak. Düzenbazlık yapmak.
 
Mafişhalk dili, arapçada Yok kalmadı, tükendi. Hak getire bitti.
 
MahanaSebep, vesile, asıl sebebi gizlemek için ortaya sürülen uydurma sebep. Yerine oturmayan ve tutmayan sığınma sebebi. Bahane kelimesi eski ve yaşlılarca mahana olarak halen kullanılmaktadır. Bahane nin mahalli söyleniş ifadesidir.
 
Mahdum - MahdumeKelime arapça kökenlidir. Mahdum hizmet eden hizmet veren, hademe paralelinde geçmektedir. Ancak kelime manası ve kullanılan ifadesi ile (mahadim hizmet verilen küçük insan hizmet edilen ailenin çocukları gibi) oturmaktadır. Halen kullanıldığı şekli ile Mahdum:Erkek çocuğu, mahdume:kız çocuğu(kız çocuğuna Kerime de denilmektedir.)
 
MahfuzArapçadan gelme kelimedir. Saklı, saklanmış, korunmuş, hıfzedilmiş. Muhafaza altına alınmış.
 
MahremKanbağı yakınlığı birinci derecede yakın, aynı çatı altında yaşayabilen, dince evlenilmesi yasaklanan, evlenilemeyecek derecede yakınlıktaki kişiler. Ev halkı. Sır sırdaş, harem dairesindekiler. Kaçınılmayacak yakınlıktaki ve yabancılara karşı korunması gereken aile bireyleri. Mahrem konu:Dışarının bilmemesi içeridekilerin de bilmesinde mahsur olmayan ailevi malumat konu.
 
Mal meraklısıMala, servete taparcasına gönül bağlayan. Mal perest. Mal düşkünü. Mal hırsı içinde olan kişi.
 
MalamaHarmanda üzerinde taneleri olan ekin sapından tanelerini ayırmak üzere yere serip düğen sürülerek ezilen taneli saman. Ekinin cinsine göre arpa, buğday, yulaf, çavdar vs. malaması olarak adlandırılır. Arpa tozu yakıcı ve romatizma rahatsızlığına iyi geldiği ifade edildiğinden. Romatizmalı hastalar dizlerini veya rahtsız olan bedenlerini arpa malamazına sıcak havada gömerlerdi. Malama rüzgarlı havada savurularak taneler samanından ayrılır.
 
Malamat-malamat olmakMalüm:bilinen, bilinmiş, öğrenilmiş, malümat:Bilinen şeyler, öğrenilmiş gerçkler. Kasabada Malamat kelimesi Malamat olmak: Dile düşüp rezil rüsvay olmak. Heskesçe bilinmiş, herkesçe malum hale gelmiş. Gülünç duruma düşmüş olarak kullanılır.
 
Malihülya-maluhülyaHayale dalmak, hayal etmek, meraklı düşünceli hayale dalmak. Hayalinde saklamak. Kara sevda çekme hali, hayalinden çıkaramamak. Bir konu hakkında ümitli ümitsiz hayal edip düşünmek.
 
MaltızYemek pişirmek, su ısıtmak, ızgara yapmak gibi işlerde kullanılan, içi ızgaralı ayaklı taşınabilir ocak./ Süt verimi fazla genellikle evcil, uzun tüylü tiftik yünlü, uzun kulaklı keçi türü. (Maltız keçisi, malta keçisi de denilir.)
 
Mandır mandır oynatmakBasite alıp dalga geçmek, alaya almak, oyuncak edip şakalamak. Maskara edip oynatmak. Maskaya maynun etmek.
 
MankafaKoca kafalı, alık, sersem / şiddetli ve müzmin nezle-sakağı hastalığına tutulmuş / normalin üzerinde iri ve battal malzeme.
 
MarazHastalık, illet, dert, rahatsızlık. Marazlanmak:hastalanmak. Marazlı:Hastalıklı. Mariz:Arizli, hastalıklı. Perhiz:hastaya dokunacak gıda ve hareketlerin yasaklanması.
 
MarpuçHelezon biçiminde yapılmış, ince meşin, deri, lastik veya naylon malzeme ile kaplanmış açılıp toplanabilen boru. Hava, su, yağ gibi akışkan geçirmeye, iletmeye, akıtmaya yarayan hortum da denilen malzeme. Pompa marpucu, nargile marpucu, çeşme marpucu gibi kullanıldığı yere göre isemlendirilir.
 
MartavalSaçmasapan, anlamsız ve yersiz söz, hezeyan, maval. Martaval okumak-maval okumak:uydurma söz söyleyip aldatmak.
 
MarşandizYalnızca yük taşımada kullanılan tren katarı.
 
MavılamakMiyavlamak manasına yakın ancak daha çok kedinin yana yakıla miyavlama biçimine belki de bozulmuş kullanımı şeklinde seyrek olarak mavılamak kelimesi kullanılır. (Kedi yavrularını kaybetmiş mavılayı mavılayı kendinden geçti. gibi)
 
Mavzeryağı-vazelinAdını yapıcısı Mauser in adından alan ve memleketimizde mavzer olarak anılan silahların bakım ve yağlanmasında kullanılmaya başladığı ve adını silah adıyla duyuran vazelin yağı kasabada ilk adıyla mavzeryağı olarak kullanılmıştır. Vazelin:Ham petrolden elde edilen tıpta da kullanılan bir tür madeni-petrol yağıdır. Halkımızca cilt çatlakları için ve zor iklim şartlarında çalışanlar için yumuşatıcı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır.
 
MayaBazı gıdaların kıvamlanmasını, mayalanmasını sağlamak için kullanılan kendinden olan veya eşdeğer kimyevi madde. (hamur,ekmek mayası:üretme de denir. yoğurt mayası:süte çalacak da deriz. Peynir mayas, bira mayasıı gibi kullanılan yere göre isimlendirilir.)
 
MayasılVücutta bir takım sıvılar salgılayan çatlaklar. Kaşıntılı bir çeşit deri hastalığı, egzema, basur.
 
MayhoşTatlı ile ekşi arasında hoş ve haşı giden tadı olan ekşimsi tatlı. / mecazen;pek hoşa gitmeyen hafifçe bozuk iş, ilişki. Limoni veya nardengi de denilen hal.
 
Maymun maskarasıGülünç duruma düşmek, rezil rüsvay olmak. Olur olmaz kişilerce bile alay konusu olmak. Aşağı seviyelere düşülüp el alemin eğelencesi durumuna düşmek.
 
Mayıs5.ay Mayıs ayı/ Mayıs: koyun keçi ve inek gibi hayvanların kığalak özelliğini kaybedip mayileşen ishale dönen büyük pisliği, gübresi. Taze inek gübresi.
 
MayışmakYemekten, sıcaktan veya zevkten eğlenceden gevşeyerek kendini salıvermek, kendini bırakmak. İradesiz ve hareketsiz seyirci durumunda aptal aptal bakakalmak. Şaşkın şaşkın durağanlaşmak.
 
MazaratZarar verici, ziyana sokucu, zararlandırıcı, ziyankar, ziyanı dokunan. Muzır. Aslı mazarrat olan kelime kasabada mazarat olarak tek (r) kullanılır.
 
MazinlikYapılan bir işi tenkit ederek ulu orta haksız gerekçeler üreterek ince ince muhalefet etmek. İştah kaçırıp moral bozmak. Kötü kanaat sergileyerek tenkit etmek. Kelime "Mazinlik vermek" olarak çok kullanılır. Kasabaya mahsus mahalli tabirdir. (Ona bakma sen o her şeye mazinlik verir. gibi)
 
Mazı - kozalakMazı:Servigillerden yassı dallı, yapraklı, düz gövdeli kozalağından solucan düşürücü yağ elde edilen bir ağaç. Böcekler, bitki bitleri, kurtçuklar, bakteriler ve mantarlar tarafından bazı ağaçların taze sürgünlerinde meydana gelen ur. Meşe mazısı. Kozalak: Kozalaklıklar takımından ağaçların(çam, selvi vs.) koni şeklindeki meyvesi, gıcı, koza. Kasabada bunlarla birlikte ve sayılanlardan ayrı olarak meşe çalısında meydana gelen ceviz büyüklüğünde yeşil renkli, olgunlaşınca kabuğu kahve kırmızısı rengini alan içinin un şeklindeki dolgusu yine kasabada temiz olduğuna,yaralara dökülerek iyileştirici olduğuna inanılan meyveye mazı ve kozalak da denilmektedir.
 
MaşrabaSu içmeye ve suyun bulunduğu haranı kazan, fıçı veya büyük tencere gibi kaptan alınarak istenilen yere istenilen miktarda aktarılmasına ve kullanılmasına yarayan, teneke veya bakırdan yapılmış, kulplu kap. Kulplu su tası. Kasabada eskiden su kabağı da aynı işler için kullanılırdı.
 
MeccaneÜcretsiz olarak, bedava, caba, beleş, meccane. Leyli meccane:parasız yatılı(Leyli: geceli)
 
mecçikBaş parmağın; işaret parmağı ile orta parmak arasına sokularak elin yumruk haline getirilmesi ile oluşan argo hareket.
 
Mecidiye-Sultan Abdülmecit zamanında bastırılıp kullanılmaya başlanılan ve yakın zamana kadar kasabada da 20 kuruş olarak tedavül gören para birimi. (1 mecit=20 krş, 1,5 mecit 30 krş) -Kazımkarabekir'e bağlı Cumhuriyetin ilk yıllarında göçmen vatandaşlarımızın yerleşimine açılmış köy.
 
MendeburHayırsız, haylaz, aciz, yaramaz, sünepe, pis, pasaklı. Daha ziyade kasabada pis mendebur şeklinde birlikte söylenir.
 
MenevişTerementi, çitlenbik, menengiç, merlengiç, melengeç ağacı da denilen ağacın, seyrek üzüm salkımı şeklindteki tohumu.Renk değişimi renk dalgası görünümü sebebiyle tohuma bu ad verilmiştir. Dışı kırmızı-mavi ve siyahi yeşile çalar renkli içinde kabuklu tohum bulunan kasabada kavrularak kuruyemiş olarak veya bulgur üzerine dökülerek sevilerek yenilir. Kavrulmuş havanda dövülmüş şekli ile batırığa karıştırılır ve hoş bir kokusu vardır. Menevişin mentollü kokusu sebebiyle nefes açıcı özelliğinden bahsedilmektedir. Meneviş ağaçlarına çam fıstığı aşılanması halinde çam fıstığı olarak meyve vermektedir.
 
Meretİri, çirkin, korku verici şekilde iri yapılı ve münasebetsiz. Uğursuz, kaba, can sıkan, istenilmeyen kimseler veya haller için sövgü sözü olarak kullanılır.(meret bir ayı, ne meret şeymiş, bırak şu mereti. gibi)
 
MerkepBir yere gitmek için araba vb. gibi binilebilen, üzerine atılan palan veya semer ile yük taşınabilen binek hayvanı. Eşek, hımar, har. İnatçılığı ile isim yapmış karakaçan olarak da anılan binek hayvanı.
 
MertekDört köşeli yapı kerestesi, dilme olarak da adlandırılır. Çatı örtmede, iskele kurmada kullanılan çavdırma veya çavdırmalık olarak da adlandırılır. (Elifi görse mertek zanneder. Okuma yazma bilmeyenler için kullanılır).
 
Mesmu - MesmusuzMesmu:İşitilmiş, duyulmuş,haberdar olunmuş. Dinlenilir, dinlenmeye değer, yaraşır, faydalı. Dinlenilen, kabul edilen kabul gören manalarına gelir. Mesmusuz: Münasebetsiz, kabul görmeyen, yararsız, yakışıksız, dinlenmeye değmez. Bu kelime Kasabada genellikle mesmosuz olarak kullanılır.
 
MetazoriZorla yaptırılan, zor kullanılarak yaptırılan, cebir ve şiddet uygulayarak görülen gördürülen iş.
 
MetelÇoğu insanlarla ilgili olağan ve olağan dışı hadiselere dayanan öğüt verici hikaye, ahlak dersi veren masal./ inanılmayacak hikaye, cin peri hikayesi. Kasabada masal ve hikaye anlatmaya metel anlatma denilir. Radyo tv. bilgisayar, internet vs.teknoloji ürünleri yokken çocukların hafızalarında onlarca ve listelerle metel bulunur, uzun kış gecelerinde anlatılır ve dinlenilirdi.
 
MetelikAz gümüşle karışık bakır para. On para değerinde eski yirmilik karışık sikke. Çok az para veya çok değersiz şey. Meteliksiz:Hiç parası olmayan, züğürt.
 
MetresBir erkekle nikahsız karı koca hayatı yaşayan kadın. Kapatma.
 
Meyane - miyeneOrta, ara, meyan, miyane manalarına gelen, genellikle un nişasta vb. den yapılan çorba, arabaşı suyu-çorbası, reçel helva yapımında kıvam hazırlayıcı, yoğunluk ayarlayıcı bulamaç gıda malzemesi.
 
Meymene müsmeneMeymene:Ordunun sağkolu veya yararlı vazgeçilmez özellikteki askeri, Meymenet:Faydalı,mübarek, kutlu, mutlu, uğurlu, bereketli. Mesmu:Dikkate alınan, geçerli, değerli manalarında kullanılmaktadır. Meymene müsmene kelimeleri kasabada birlikte ve bir arada kullanılarak yukarıdaki manalarından tamamen ayrı olarak serbestçe ve rahatca manalarında kullanılmaktadır. (ör. işimizi bitirelim de yemeğimizi meymene müsmene yiyelim. (miymene mismene olarak da geçer) Kalabalıkta bir şey anlamadık sonra biraraya gelelim de konuyu meymene müsmene (geniş zaman içinde enine boyuna ve serbestçe rahatça) konuşalım. gibi.
 
MeymenetMeymenet:Uğur,bahtiyarlık,kutluluk,saadet,mutluluk, bereket. Meymenetli:Uğurlu,bereketli,kutlu,mutlu, mübarek,mesut. Meymenetsiz:Uğursuz,bereketsiz,geçimsiz,, aksi, huysuz. Kasabada kelime miymenet olarak çokca kullanılmaktadır. Miymenet kelimenin bozulmuş şeklidir.
 
Mezbele - Mezbere- MezberelikSüprüntü, süprüntü yere, süprüntülük. mecazen:kötü ve aşağalanacak hal.
 
Meğer Beklenenden farklı şekilde, farklı bulma, birazcık da şaşma ifade eder. Sonradan farkına varılan şey için Meğer, meğerse, meğersem, meğerki şekillerinde halbuki gibi kullanılır. (Sabah gidecektik, meğer o akşamdan vazgeçmiş, Ben varıyordum meğerse o önceden alıp hazırlamış. Meğerki evde varmış vazgeçtim gibi)
 
MeşakkatGüçlük, sıkıntı, zahmet, eziyet, sıkıntılı iş, güçlük ve yoruculuk veren iş.
 
MeşeOdunu sert ve dayanıklı, közü parlak ve sürekli ve birçok türleri bulunan ağaç. (ak, kara, kızıl meşe, mantar, palamut ve mazı meşesi, çalı meşesi gibi çeşitleri vardır) Mecazen kalın kafalı manasına meşe odunu da denir.
 
MibzerTraktörle çekilerek, büyük tekerleğinden aldığı güçle tohum deposunda dönen özel yapılmış mil ile ekilecek tohumu, ayarlanan şekilde gübre ile karıştırarak toprağa uygun şekilde döküp üzerini kapatan motorsuzTohum ekme aletidir. Zamanın ihtiyaçlarına göre yenilenmektedir. Traktör yaygınlaşmadan evvel atların arkasında çekilen üçlü, dörtlü diye toprağı işleyen bıçak ve ekici sayısına göre adlandırılan tohum ekici aletler vardı. Kasabada kullanımı pek görülmemekle beraber Traktörlerin girmediği dağ köyleri ve küçük parsel arazilerde 3lü 4 lü halen kullanılmaktadır.
 
MIH

Çivi, büyük ebatlı çivi, iğseri(ekser) çivisi. Kapı pencere, kalas, dilme ve ağaç gibi büyük ebatlı malzemenin çakılmasında tutturulup sabitlenmesinde kullanılır.

 

 
Mihman - mihmandarMihman:Konuk, misafir.Hususi misafir. Mihmandar:Misafir kabul eden, misafir gelinen ev sahibi. Misafirperver, misafir alan, misafiri koruyup yol gösteren kişi.
 
MilMil: 1.Kara ve deniz mesafe ölçüsü birimi, 2. Selin bıraktığı çamurlu, kumlu, ince toprak cinsi, 3.Ucu iğne gibi veya benzeri sivri ince uzun metal veya bu gibi malzemeden yapılmış, gördüğü iş itibariyle isimlendirilen alet.4.Mil bunlardan başka kasabada çorap fanila örmeye, bunları gözemeye yarayan yaptığı işe göre fanila mili, çorap mili, tek mil, beş mil gibi sayıcı da isimlendirilen örgü malzemesidir.
 
MilizBal arısı. Çiçek in yabancı dillerde karşılığı Melis olarak geçmektedir. Bal arıları da balı genellikle çiçeklerden topladığı polenlerle yapmaktadır. Bu sebeple çiçek arısı karşılığı melis arısı söylenerek melis kelimesine daha sonra kasabada halen miliz - miliz arısı olarak kullanılagelmiştir. Ecnebilerde Melis ve Melisa kız isimleridir. Çiçek ve güzellik manalarındadır. Kasabada (miliz gibi vızıldamak, kör miliz gibi vızıldamak-uğuldamak) sessiz ve anlaşılmaz tesirsiz, kendisinin zor duyacağı kadar sessiz konuşanlara karşı kullanılan kelimelerdendir.
 
Mimliİyi ve doğru yolda olmadığını herkesçe bilinmesi bu hususta hüküm verilmiş olması, kanaat oluşması. Adın kötüye çıkması.
 
Minev - MinevsizEvvelinden, başlangıcından buyana, uygun şekilde, usulünce, münasip olarak. Minevsiz:Uygun olmayan, münasebetsiz, minevi olmayan şekilde. yol yordam bilmeden.
 
Mintan

Uzun kollu erkek gömleği. (eskiden yarım beden yapılarak gömleğin üzerine giyilirmiş). Halen kasabada erkek gömleğine mintan da denilmektedir.

 
MiskinBeceriksiz, aciz, elinden iş gelmez, mıymıntı, uyuşuk. Fakir çaresiz ve yoksulluğa düşmüş kimse.
 
Mitil - Mitil atmakYastık veya yorgan kılıfı. kapsız iki yüzü beyaz yorgan. (adamın sırtındaki ceket eskimiş gitmiş mitili çıkmış. Yatağın yüzü değişe değişe geldi amma mitili eridi gitti.)Mitil atmak: İğreti ve emanet bulunduğu yere yerleşip kalmak.(O oraya mitil attı kimse çıkaramaz)
 
Miyâne - miyeneKasabada bu kelime miyane veya miyene olarak da kullanılır. Bazı sulu, çorba gibi yemeklere gerekli yoğunluk ve kıvamın verilebilmesi için un vb. gıdaların yağda veya tavada kavrularak yemeğe karıştırılması için hazırlanan malzemeye denilir.
 
MolozYıkıntıdan arta kalan taş, tuğla ve harç kırıntıları, yıkıntı artıkları. Mecazen değersiz işe yaramaz kimse.
 
MorukKelime dilimize ermeniceden gelmiştir. Yaşlanmış, ihtiyarlamış köhnemiş erkek.
 
Mostra - mostralıkMostra:Örnek, göstermelik. Bir dükkana veya vitrine tanıtım ve göstermelik olarak ilgi çekmek için konulan numune. Mostralık: 1.Örneklik, göstermelik.2.Mecazi ve argo olarak da hiç bir işe yaramayan yersiz hareketlerde bulunan göze batan kimseler için alay yollu olarak da söylenir.
 
MuallimBir şeyi öğreten, öğretici, eğitici, belletici, öğretmen, ders veren. bilgi veren. Muallime:Ders veren kadın öğretmen.
 
MübarekeTebrik etmek, tebrik edilmek, mübareklenmek, kutlanmak, tebareklenmek manalarına gelen dua mahreçli ve Allah lafzı ile birlikte çok kullanılan kelimedir. Kasabada bayram mübarekesi, düğün mübarekesi, sünnet mükarekesi, nişan mübarekesi gibi maksada uygun manalarda kullanılır.
 
Mücürümİşi yanlış veya bozuk yapan yani eline iş yakışmayan anlamında kullanılır.
 
MücverRendelenmiş kabak, un, yumurta, peynir ve bahatla yapılan bir tür köfte.
 
Müdana(Arapça kelimedir. Halk deyimidir.)Minnet etmek. İyilik, yardım, bağış. Minnettarlık. Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu saymak. Canıma minnet: yapılan iyiliği memnuniyetle karşılamak. Kasabada müdane olarak da kullanılır.
 
Müdara(farsçadan gelme,arapça müradat) Kin ve düşmanlığı gizleyip, görünüşte dostluk gösterme, yüze gülme.(Dostuna telattuf, düşmanlara müdara:Dostuna incelik ve iyilik ile muamele etme, düşmanlara da öyle görünme)Kasabada müdare olarak da geçer.
 
MuhannetAlçaklık, hainlik, namertlik, kalleşlik. namus ve ahlaken bozuk. İhanet eden, ihanet etmeye müsait kimse. (muhannete muhtaç olmak, muhannet kapısı, Allah muhannete muhtaç etmesin. gibi)
 
MühimsemekBu kelime kasabada möhünsemek-möhümsemek olarak kullanılır. Mühim olarak kabul etmek, önemli görmek, vazgeçilmez derecede önemsemek manalarında kullanılmaktadır. Möhümsememek: önemsiz görmek, kaale almamak.
 
MukaveleSözleşme, kavilleşme, iki tarafın kavli, bir konu veya bir iş hakkında iki tarafın müşterek karara varması. Mukavelename: Kararlaştırılan işlerin belgeye geçirilip imzalanması.
 
MukayyetKayıt altına alınma, ilgilenme, göz kulak olup gözetme. Sahiplenme.
 
MülayimYavaş, yumuşak, uygun, uyumlu, sert olmayan, kabız olmayan, ılıman, ılık. (Şu adama imrendim ne kadar mülayim, hava mülayimleşince buzlar da erimiş, amma da sert adam insan biraz mülayim olacak. gibi)
 
MülazımMemuriyete geçmek maksadıyla çalışan ve memur olmayı bekleyen kimse. / Askeri rütbelerin en küçüğü, teğmenlik, mülazımı evvel ve mülazımı sani adıyla farklılaşırlar, teğmen üsteğmen manasına kullanılır. / Medre mezunu olup memuriyet görevi alacak aday.
 
MülevvesTertipsiz, düzensiz, karmakarışık. Üstübaşı mülevves: üstü başı kirli dağınık. Çok mülevves:Kir pas içinde bakılacak halde değil.
 
MülokeBol soğanlı, kıyma ve yumurta ile yapılan yemek çeşidi. Kasabaya özel bu yemeğe aynı zamanda soğanlama ve mıkla da denilir. Yağda rengi değişecek kadar kıyma ile çevrilip kavrulmuş doğranmış soğan, domates biber ve sair sebze ile zenginleştirilmiş sevilerek yenilen kolay yemek çeşididir. Menemen yemeğine yakınlık gösterir ancak soğanca zengin ve soğanı baskıncadır. Pasırma, sucuk ve peynir çeşitlerinden de zenginleştirici olarak kullanılabilir.
 
Mumbar

Koyun vb.hayvanların işkembe ve kalın barsağa bulgur vs.iç doldurululup ağzının dikilerek pişirilmesi ile yapılan yemek. Daha ziyade sucuk yapımında kullanılan kalın barsağın iyice yıkandıktan sonra yağlı yüzeyin içe çevrilerek doldurulup tencerede pişirilen yemek çeşidine mumbar-mumbar dolması denilir. İnce barsaktan yapılmaz. Başka yerlerde Bumbar olarak da adlandırılmıştır.

 
Mundar - MurdarPis, kirli, iğrenç. Dinen yenmesi uygun olmayan şekilde kesilmiş hayvan. İslami şekilde kesilmeden ölmüş, kendiliğinden ölmüş hayvan. Cinsi münasebetten sonra yıkanmamış kişilere de denilmişse de. Müslüman mundar olmaz. Müslümana da mundar denilmez. Ancak kelime gusul abdestinin önemini izah gayesiyle kullanılmış olabilir.
 
MusakkaKavrulmuş kıyma ile pişmiş sebzeli bilhassa patlıcan yemeği.
 
MusandıraEski kasaba evlerinde oda ile aralık-antre arasındaki bölmede kapının (sağı veya solunda da olabilen) yanında yatak,yorgan ve eşya konulacak yüklük,büyük dolap ve banyo olarak da kullanılan bölüm.
 
Müseyip - müseyyipSahip çıkmayan, ilgilenmeyen,dikkatsiz, alakasız. kayıtsızlık, ihmalcilik, savsaklık.
 
MusibetBirden bire gelen bela, felaket isabeti. İsabete uğrama. Felaket ve bela, uğursuzluk getiren.
 
MuskaGöz, nazar değmesi, tılsım, büyü gibi bir hastalık ve tehlikeden korunmak için yazılan, üste taşınan veya suyu içilen, ya da tütsülenilen dua. Genellikle bu duaların katlandıkları gibi üç köşeli olur, muşamba ile kaplanır. Tılsım, büyü ve falcılık dinimizce yasaklanmış ve büyük günahlardan olduğu ifade edilmiştir.
 
MüsmekGenellikle ineklerin boynuzunu ileri tutarak toslaması, itelemesi. İneğin vurması, başını çarparak vurup devirmesi, inek kakması da denilir. Müsmek kelimesi Kasaba'da mahallen kullanılan bir kelimedir.
 
MüstamelYeni olmayan, kullanılmış, kullanılan. Eski malzeme. Müstamel elbise, müstamel ayakkabı gibi.(Traktörü acentadan mı aldın yoksa müstamelmi?, yenisine para mı yeter müstamelini ancak bulduk. Müstamele para vereceğine biraz daha boçlanıp yeni alsaydın) İstimal:kullanma, Hüsn-i istimal: iyi kullanma, Sui istimal:kötü kullanma. Suistimal etmek kötüniyetli hareket etmek. Kötüye kullanmak.
 
MüzmalEskimiş, eskiliği üstüne sinmiş, tarumar olmuş dağılmış. Değişikliğe uğramış bozulup kullanılmaz hal almış. Müzminleşmiş, tamiri imkansızlaşmış. Elden çıkmış.
 
Muzır - munzırZarar ziyanı dokunan. Ziyankâr. Mazarrat.
 
Muşmulaİçinde çokça çekirdekleri olan, sonbaharda olgunlaşan bir meyve. Türkçede yabani muşmulaya döngel de denir. Mecazi olarak çatık ve buruşuk yüzlüler için muşmula suratlı denilir.
 
Muştucuİyi ve sevindirici haber getiren. Müjdeci. (Ahmet Ayşe teyzenin avrupadan oğlunun geldiğini muştuladı. Ayşe teyeze de Ahmete muştusuna karşı 50 kuruş verdi.)
 
MıccıldamakGeviş getirir gibi yavaş yavaş yemek yemek. Yavaş ve sakız çiğner gibi ses çıkararak yemek. Lokmayı ağzında çok tutup yavaş yavaş evire çevire yemek.
 
MıhlamaKavunda, karpuzda görülen bir tür hastalık. Gelişip olgunlaşma yolundaki karpuz ve genellikle kavunlarda damar damar çivi çakılmış gibi sertleşmeler meydana gelerek kavunu olgunlaştırmadan yer yer çürümeye dönmesi şeklinde seyreden, randımanı düşürüp yenilmeyecek hale getiren parazitin sebep olduğu bir hastalıktır.
 
MıhsıçtıArgoca; cimri, eli sıkı, mıskı, cömertlik yapamayan./ Rehavete kapılıp oturup kalan, tembelliği sebebiyle yorgun görünümlü hareketsiz adam.
 
MırıldamakMır mır etmek, alçak sesle kendi kendine bir şeyler söylemek. Hoşlanmadığı konuda açıktan söyleyemeyip kendi kendine homurdanmak. / hafif bir sesle kendi kendine şarkı söylemek.
 
Mırın kırın etmekGönüllü gönülsüz davranmak. Layık görülen hali beğenmemek, yapılan muameleyi kabullenmemek, verilen karşılığı-parayı azımsamak.
 
MıskıEli sıkı, cimri, kıskanç, eli kapalı, malını yemez yedirmez. Cömert olmayan, sahavetli olmayan. vermekten esirgeyen . pinti manalarında kasabada kullanılan kelimedir.
 
MısmılMıslım kelimesinden gelmektedir. Besmele ile kesilmiş, Temiz pak yiyecek, mundar olmayan temiz. Bu kelime kasabada daha ziyade mısmıl değil, pek mısmıla benzemez gibi olumsuzluk kelimesi gibi kullanılır.
 
Mısırga

Hindi. Mısır tavuğu kelimesinin değişime uğramasıyla, mısır ülkesi tavuğu manasına mısırga denilmiştir. Kasabada mısırga olarak kullanılmaktadır. Mısırgalar çok salak, hareketsiz ve fazla düşünceli görüldüklerinden mecazi anlamlarda kullanılan cümlelerde de çok geçmektedir.(hindi gibi-mısırga gibi düşünür. Amma uyuşuksun aynı mısırga gibi. vs)

 
MıymıntıMızmız, miskin,tembel, uyuşuk, pasaklı.
 
Mız mızElinden hiç bir şey gelmeyen ve bir şeyi doğru dürüst anlatamayan. Aciz miskin. Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeye kusur bulan, huysuz. Bıkkınlık ve sıkıntı verecek derecede tembel, pısırık olan.
 
MızıkçıOyunda hile yapan, oyun bozan. Yenilmeyi kabul etmeyip tatsızlık çıkaran.
 
NacakArkası(düğdüsü) tokmaklı, kısa saplı küçük balta.
 
NadasTarlayı önceden sürüp dinlendirerek ekime hazırlamak. Tarlayı dinlenmesi için ekmemek. Dinlenmeye bırakmak.(Nadasa bırakmak)
 
Nalbant

At, eşek, katır gibi tek toynaklı ve yük taşıyan hayvanların ayak tıknaklarını aşınmadan koruyan demir malzemeden yapılmış nalı hayvanın ayağını özel aletleri ile traşlayıp çakan, at ayağının bakımını yapan kişilere denir. Nalbantlık eskiden geçerli mesleklerdendi. Kasabada 3 - 4 tane nalbant ve nalbant dükkanı vardı.

 
NalçaAyakkabının tabanının aşınmasını önlemek için ölçelerine çakılan demir.
 
NalınHamamda, bahçede, ayakyolu vb.ıslak yerlerde giyilen, tahtadan yapılmış yüksekçe ve tasmalı takunya. Kasabada nalin olarak da geçer. Ayağa takılan manasına ve nal kelimesinden türetilmiştir. Eskiden terlik ve sandalet yerine kullanılırdı. Türkülere konu edilmiş nostaljik ayakabı. Ağaçtan keserle yontularak yapıldığı için devamlı kendine yontan kendi menfaatini gözeten kişilere nalıncı keseri gibi hep kendi menfaatine kendine yontuyor derler.
 
NamahremMahrem:mahremiyet, yakınlık, gizlilik. Harem dairesindeki kişiler, evlenilemeyecek derecede yakınlığı olanlar. Namahrem: Mahrem olmayanlar. Yabancılar. El alem. Çekinilecek uzaklıktaki kişiler.
 
namissiz dogurduguhic bir ise yaramayan insan anlaminda kullanilir
Yorumlar: Argo kullanılan hitap şekli olabilir. Kasabada pek kullanılmamakla birlikte (Namussuzun doğurduğu) şeklinde hakarethamiz hitap şekli olarak kullanılabileceği akla yatkındır./aa
 
NancacıkAzıcık, kifayetsiz, çok az. Nekadarcık manasına kasabada kullanılan mahalli kelimedir.(Ör. nancacık bir şey verdin biraz çok ver. Onunla karın mı doyar verdiğin nancacık şey? gibi)
 
NanemollaNanemolla kelimesi mecazen kullanılmaktadır. Çok kısa boylu huysuz kimseye, gücü kuvveti yerinde olmayan dayanıksız, sağlığı yerinde olmayan sık sık hastalanan kişilere denilir.
 
NanikBaşparmağı burnunun ucuna değdirerek açık olan parmakları da oynatarak karşıdaki kişiye yapılan alay işareti. Birini kızdırmak veya alay etmek alaya almak için yapılır.
 
Ne arasınAramakla ilgili gibi görünse de ne arasın veya nearasın şeklinde bitişik de kullanılan deyim kasabada konu ile ilgisi olmayan alakasız manasına kullanılır. Öyle zannederdim amma nearasın (hiç de öyle değilmiş) gibi.
 
Ne oldum oldum.Israr etmek, isteğini tekrarlamak, vazgeçmez şekilde isteğinin yerine getirilmesi için ısrarcı olmak manasında kullanılan mahalli deyimdir.
 
Nelikle - NeliklerleNe şekilde, nasıl zahmet çekerek, ne zorluğa katlanarak, ne güçlükle, ne emeklerle manalarına kullanılır.
 
Nem ne şekil ?Nasıl, ne şekilde olduğu belli olmayan, acayip şekilli, veya şekli düzgün olmayan, şekilsiz.
 
NembenneKim, kimin nesi, bilinmedik ilgisiz kişiler. (kim yapmış, kimin nembennesi bilmiyoruz. Nembenne ne söylemiş bilmem) gibi
 
NevazilNezle. Üst solunum yolu iltihabı. Şiddetli akıntı yaptıran, mankafa durumu. Akıntılı nezle.
 
NeyseOlan oldu, olsun mühim değil. Ne ise oldu bir kere. Bereker versin daha kötüsü olmadı. Şükürler olsun her neyse ucuz kurtulduk. gibi manalara gelir.
 
NezelmekKullanılmaktan ve eskimekten dolayı zayıflayıp, incelip, nazikleşmek. İyice incelmek.
 
Nikbed- NikbetNik:(Farsça)İyi,hoş,güzel,alâ. (Bet:yüz,çehre,beniz) Bet: kötü, fena, çirkin, nahoş. Bet kelimesi genellikle tekrar unsuru oalarak kullanılır. Betbeniz, bedbereket, betberbat gibi. Nikbet:İyi olmayan, iyiliği olmayan, güzel ve hoşluğun tersine olan manalarda kullanılmaktadır.
 
NişadırAmonyak tuzu denilen tuzlu ve yakıcı beyaz bir madde. Kalaycılar kalaylayacağı kabın temizlenmesi ve kalayın kolay sıvanması için ateşle birlikte kullanırlar.
 
NodaArpa,buğday,yulaf,çavdar vs. gibi hububat mahsulü ile saman gibi ihtiyaç maddelerinin ambar-samanlık gibi kapalı yerlerin yetersizliğinden, muhafaza altına alınamadığı zamanlarda, göz önünde olabilecek arazi ve harman yerlerinde açıkta kazılan çukurlara dökülüp yığılan ve üstünün sap,saman ve toprak örtülerek muhafaza altına alınarak depolanmasına denir. Harman yerlerinde mahsulün toplanarak bir araya yığılmasına da nodalama tabiri kullanılır.
 
NokraKoyun, keçi gibi çeşitli evcil memeli hayvanlarda, özellikle sığırlarda rastlanan ve büvelek kasabada bövelek olarak adlandırdığımız sinek veya uçucu böceğin sebebiyet verdiği, hayvanın derisi ve deri altına yerleşip tahribata sebebiyet veren ölümcül olmayan hayvan hastalığı. Kasabada Okra da denir.
 
NöğürüsünüzNe iş görürsünüz sorusunun halk arasında kullanılan bozulmuş ve kısalmış şeklidir. Ne yaparsınız, ne iş görürsünüz, nasılsınız gibi anlamlarda Konya ve civar yerleşim yerlerinde de nöğürün, nöğürürsünüz, ne yaparsın, ne görürsünüz manalarında kullanılmaktadır.
 
ObaBirkaç odaya bölünmüş, büyük ve uzun göçebe çadırı. Çadır halkı, göçebe ailesi. Göçebelerin bir zaman için konakladıkları yer.
 
ObbülüFarsça kelime, Kasabada halen kullanılır. Od(Farsça):ateş, bel(Türkçe):kürek = Odbeli=ateşküreği, odbeli kelimesi bozulmuş şekli ile öpbülü obbülü olarak da kullanılmaktadır.
 
ÖbekYığın yığıntı, bölük, takım. Yığılıp toplanmış.(öbek öbek toprak dökmüşler, halk öbek öbek toplanıp oturmuş)
 
ObirisiAralarında küskünlük, küslük, güceniklik, dargınlık bulunduğu için konuşmayanların küs olduğu kişinin ismini söylemek mecburiyetinde kalması durumunda o kişi hakkında adını hitap şekli. Daha ziyade çocuklar tarafından kullanılır.
 
Ocak küresiKasabada eskiden evlerin odalarında girişte tam karşılarında şömine şeklinde olup, aralıklarda tandır evinde aşevinde bulunan odun yanan ocakların sağlı sollu kenarlarındaki yüksek çıkıntıya küre denilir. Yanan ateşin üzerine konulan tencere, tava zemin seviyesinde yükselti yer küre olanarak adlandırılmıştır. Pişen yemeklerin kabı tencere ve tavası emniyet altında durması için, yarım daire şeklinde duvar çukurluğundaki ocağın yan taraflarında küre tabir edilen bölümlerde bekletilirdi.
 
ÖcüÇocukları korkutmak için uydurulan, korku verici hayali varlık, umacı.
 
Ocumak - OcutmakOcumak: Zor ve zahmetinden dolayı bir işi yapmaya gönüllü olmamak. İşin eziyet haline dönüşmesinden dolayı isteksizlik. Uzaklaşma isteği. İstememek. Zorluğu sebebiyle vazgecip yanaşmama isteği. Ocutmak: Zorluk çıkararak vazgeçirmek. Ezeyet vererek uzaklaştırmak.
 
ÖdlekKorkak, yüreksiz, cesur olmayan, cesaretsiz.
 
Ofun sofun olmakSıkıntı, üzüntü ve acınma içine düşmek. Of:sıkıntı, bezginlik, usanç, bıkma ve acıma halinin dillendirilmesi acıma narası anlamında olmasına rağmen, Ofun sofun olmak, of kelimesinden türetilen ve kasabada kötü hale düşmek, mahcup olmak manasında da kullanılır.
 
Oha - hohaBüyükbaş hayvanları, özellikle öküzleri durdurmak, hareket ettirip yürümeleri için kullanılan kelime. (oha var menzil aldırır, oha var zelve kırdırır)
 
ÖhöÖksürük sesi veya öksürük sesi taklidi. mcz. dikkat çekmek, alay etmek, farkettirmek, ikaz etmek maksadıyla çıkarılan öksürme sesi.
 
OkkaDörtyüz dirhemden oluşan bir ağırlık ölçüsü. Okka her yerde dörtyüz dirhem. Kilogramdan ağır gelen ve günümüzde nostaljik bilginin dıışında kullanılmayan ağırlık ölçüsü birimi.
 
OklavaHamuru istenilen(mayalı, bazlama, taptup, şebit) şekle göre açmaya yarayan, ihtiyaca göre kalınlık ve uzunlukta yuvarlak deynek. Kasabada oklavı olarak da adlandırılmaktadır.
 
OkuntuKasabada düğünlerden evvel düğün davetiyesi olarak davet edilen kişilere dağıtılan hediyelik eşya. Mendil, bardak, havlu, patiska pazen kumaş gibi değişen şekillerde olabilen eşya dağıtılarak düğüne davet ilanı.
 
Okus pokusHile hurda ve gözaçıklığı ile oyuna getirme. Aldatma. Sihirbaz cambaz numaraları.
 
Öküz1.Çift sürmekte, araba çekmekte kullanılan erkek sığır. 2. Akılsız, kafasız, kalın kafalı kimse.
 
OlçumElinden iş gelir, eli işe yatkın becerikli kimse. (iş tutuşundan belli olçumlu. Eli olçumlu iş yakışıyor. Yaşından büyük gösteriyor ve hareketleri de olçumlu.)
 
OlsunPeki, kabul, tamam manasına razı olmak ifadesi. (varsın olsun)
 
OlukÜst kısmı açık boru, toprağa veya taşa kazılmış üstü açık su yolu, ağaç, kaya vs oyularak su aktarmaya aracı. Bir şeye oyulmuş yol, yiv, açıklık.
 
ÖnBir şeyin yüze gelen kısmı, cephesi, alın, düş yüz, göğüs, sine manasındadır. Ön ayak olmak,ön saf, öne düşmek, öne sürmek, önü kesmek, önüne dikilmek, önüne geçmek, önüne gelmek,önüne katmak, önünü almak, önünü ardını düşünmek, gibi manalarda da kullanılır. Ön ayrıca önmekten emir olarak da kullanılır. (bkn.Önmek)
 
OnculayınO gibi, ona benzer, ona göre, onun gibi.
 
Ongun1.Bir devlet, hanedan veya şehrin sembolü. Karaman'ın sembolu ongun kuşu. 2.Verimi iyi bol olan. Onmaktan gelen bir kelimedir. 3.Faydalı hale gelmiş. bayındır. 4.Kutlu uğurlu manalarına gelir. 5. En eski topluluklar kendilerini ondan meydana geldiğine inanarak mukaddes sayılan hayvan, ağaç, rüzgar gibi nesneler.
 
Onmakİyi olmak, iyileşmek, şifa bulmak. Eksiklerini tamamlayıp kötü yönlerini düzelterek gönül ferahlığına ulaşmak. Mutlu olmak.
 
ÖnmekSinip, görünmeden takip etmek. Kamuflaja girip görünmeden yapılanları takip etmek. (Avcılar avlarını önerek bekler ve önerek yaklaşırlar. Sizi duvarın arkasında önerek ne yaptığınızı gördüm. Bizim saklamamıza gerek kalmadı ki biz tamamen önmüş. Komşusunu öndü, önerken gördüm, önerek arkasından gidiyordu. gibi kullanılır) Mcz. Röntgenlemek.
 
OrakTırpanın küçüğü, kısa saplı 50 cm uzunluğunda ve 50 cm. kıvrımında içi keskin yay şeklinde ekin biçmede kullanılan el aleti.
 
Ordubozan - oyunbozanFesatçı, nifakçı, karıştırıc, bozguncu. Bir işi, oyunu veya olayı olumsuz yönde etkileyecek görüş ve davranış ortaya koyarak, bozgunculuk etmek.
 
ÖrekeKadınların büktükleri yün, keten vb. şeyle