TerimTanım
aÖNSÖZ: Sayın hemşerilerilerimiz. Gasaba Ansiklopedisi adı ile düzenlenmeye çalışılan bu sayfa kasabada kullanılan KELİME ve DEYİMlerin sözlük manalarından ibaret kalmayacaktır. Ansiklopedik muhteva ile Kasabanın tarihini,ekonomik,kültürel, sosyal ve folklorik yapısını, hizmeti geçenlerini, ileri gelenlerini, kasabamıza yön veren insanlarını, renkli simalarını yansıtan,örf adet ve gelenekleri ile tanınmasına gelişmesine yardımcı olarak kalıcılığına yarayan sayfa düzeni şeklinde olması arzulanmaktadır. Bu bölümün gelişmesi, zenginleşmesi uzun zamana yayılarak gidecektir. Resimlerle donatılacak, konu enine boyuna işlenip tatmin edici bilgi ile doldurulacaktır. Ucundan kıyısından bu bölüm ile karşılaşan kasabalı hemşerimizin geçmişini, hatıralarını, çocukluğunu bulup zevk alacağı, hoşça vakit geçirip ayrılmakta güçlük çekeceği sayfa haline gelmesi-getirilmesi arzu edilmektedir. Onun için Kasabaya ilgi duyan herkesin kasaba ve kasabalı olma özelliğindeki sitemizde yer alması istenilen kelime, konu, olay,resim, bilgi ve belgeyi vs. i site idarecilerine aktarmalarını gelişmeye katkı sağlamalarını bekliyoruz.
 
AbaAba:Yünden yapılmış kaba kumaş. Bu kumaştan yapılmış üstlük, örtü manallarında kullanılır. Aba altında erler yatar, kıyafet kişiliğe ölçü olmaz manasına kullanılır. Abayı yakmak aşık olmak, aba altından sopa göstermek üstü kapalı tehdit etmek. Kasabada bundan başka ve daha ziyade büyük kız kardeş, büyük bacı, abla olarak da kullanılır.
 
ÂbâdŞen, bayındır, mamur hale gelmiş, imar edilmiş, bakımlı, derli toplu gelişmiş.
 
AbanmakBir şeyin üstüne kapanmak, çullanmak, yüklenmek, bütün gövdesi ve ağırlığı ile dayanmak.
 
AbdesthaneAbdest alma yeri, el yüz yıkamak abdest almak için yapılmış musluklu kurnalı yer. Şadırvan / Abdest bozacak yer, tuvalet, ayak yolu. wc.
 
AblakDolgun değirmi yüz ve böyle yüzlü kişi.
 
Abo, abu - abovHalk tabiridir. Kabaca ünlem olup, hayret, şaşkınlık ve korkma ifadesi olarak kullanılır. Abov:Aşırı şaşkınlık ünlemidir.
 
AbsanAb=su, Absan, Kasabada eskiden çamaşır yıkamakta kullanılan, meşe külü ve kil kaynatılarak çökertilmiş ve çamaşır yıkamaya elverişli hale getirilmiş sertliği giderilmiş su./kurutulmak için serilecek üzüm sakımlarının çabuk kurulamaları ve sarı renkli olmaları için kül kaynatılıp zeytin yağı dökülerek hazırlanan ve üzümlerin içine batırıldığı karışım suya da absanlı su denir. Osmanlıcada Abzan: küçük havuz. Abs:kurutma, kurumaya bırakma
 
Abur cuburRastgele karmakarışık, kaliteye dikkat etmeksizin yenilen yiyecekler. Lezzetsiz, sağlıksız, zararlı ve dikkatsiz pişmiş yemek veya öte beri döküntü yiyecekler. (abur cubur yiyeceğine adamakıllı karnını doyur, yarım yamalak abur cubur yeme de yemeği bekle). Ağızdan çıkan saçma sapan ve ölçüsüz sözler.(hiç doğru söylemez konuştuğu abur cubur)
 
AccıkAzıcık kelimesinin kasabada genellikle halk tabiri ile kullanılmış şeklidir. Azlık, birazcık ifade eder.
 
AcurÜstü hafif oluklu girintili, sarı beyaz veya genellikle boz renkli, irice ve uzunca şekilli salatalık(Bostan, hıyar) cinsi. Sadece taze yemede ve turşu yapımında tercih edilir, salata ve pişecek olarak kullanılmaz.
 
Afili- AfilliAfi:fiyaka,caka, çalım, gösteriş. Afili-afilli: fiyakalı, cakalı,çalımlı, gösterişli.
 
AhDuygu ifade eden ünlemlerden olup kullanılan yere ve kullanılıştaki ses tonuna göre değişik manalara gelir. Ah: iç çekme arzu etme, inleme, pişmanlık nedamet duyma, acı ifade etme. beddua alma, ilenç manalarına da kullanılır. Ah almak,ah çekmek, ah etmek, ah vah etmek, ahı göğe çıkmak,ahı tutmak, ahı yerde kalmamak gibi değişken manalarda kullanılır.
 
Aklına girmekBir kişiyi bir konu hakkında ikna etmek. Konunun ayrıntılarını ve faydalarını anlatarak kabul ettirmek. Razı etmek. Veyahut kandırarak azıtıp zarara götürmek.
 
Alazada - alazlamaBiçilen mahsulün biçme, aktarma, doldurma ve nakli sırasında tarlaya dökülen tanelerinin toprağa karışması, uygun zaman ve uygun nemli ortamda ekilmiş gibi yeşerip çıkmasına denir. (Ahmetlerin tarlasında ekilmediği halde çok güzel alazada ekin olmuş. Bu tarla ekilmiş mi alazada mı çıkmış?, Bu tarlayı sürmeye gittim amma öyle bir alazada çıkmış ki sürmekten vazgeçtim.) Alazlama:yüz, cilt ve derinin sivilcelemesi, kızarıp kabarması.
 
AlbastıYeni doğum yapmış lohusa kadınlarda görülen ateşli bir hastalık. Kasabada albasma olarak da geçmektedir. Tıbbi tabiri Lohusa humması
 
Alelade - alelusülAlışıla geldiği adet olduğu üzere, usulen, sıradan ve bayağı şekilde. Dikkatsiz ve intizamsız durumda.
 
Alengirli1.Tuhaf, acayip. 2. Karmaşık, içinden zor çıkılır. 3.Gösterişli, süslü manalarına gelmekte olan bu kelime kasabada her üç manada da kullanılmaktadır.
 
AlettirikHalk dilinde elektrik. zamanımızda genellikle doğru şekilde elektrik olarak kullanılmaktadır.
 
Allahu alem(Allem): Lugat anlamı:Allah bilir Istılahi anlamı: Tereddütlü durumlarda "Ben bilmem Allah bilir"anlamında kullanılır.
 
allâlemAllâlem:Allehem:(Kasabaya ait mahalli kelime) Allahu alem, Allah'a havalemden dönüşme kelimedir, mutlaka öyledir, herhalde öyledir. Allah'a havale ederim doğrusu öyledir. Doğrusunu Allah bilir manalarında kullanılır.
 
Allem gallem etmekHile hurda ile oyuna getirerek kurnazlık ederek kandırmak.
 
An - anbaşıAn:hudut, anbaşı:tarla sınırı. Arazinin bitimi kenarı. Eskiden anbaşlarını geniş bırakırlardı da oralarda kendiliğinden biten otları toplamaya giderdik. Hayvanlarımızı anbaşlarına kısa kısa çakardık biz ot toplarken onlar da yayılırlardı. Şimdilerde anbaşları kalktı gitti, geçilecek yer kalmadığından komşular arasında geçit ihtilafları çıkmaya başladı. Anbaşları geniş bırakıldığından anbaşı takip edilerek ekili araziye zarar verilmeden ovada dolaşma imkanı vardı. Şimdikiler çizgi gibi belli belirsiz kaldı. Bağlarda, bağ aralarındaki tirmenler atık taş yığını ve yarı duvarımsı olduklarından yerli yerinde durmaktadır.
 
Anaç1.Birçok yavru yetiştirmiş kartlaşmış, alışmış, ustalaşmış kümes hayvanı. 2.Tecrübe kazanmış, ustalıklı, kurnazlaşmış. 3.Yaşlanmış Kart.
 
AnanatKasabada harman zamanı arabaya-römorka ekin sapı yükletilmesinde kullanılan çok uzunca saplı büyük ebatlı demir dirgen çeşidi. Kasaba havalisinde kullanılan tabirdir.
 
AndaçAnılmak, hatırlanmak için alınıp verilen hatıra eşya. Ana baba veya geçmişini hatırlatan (körpe küçük) çocuk, yadigar nesil. Anılmasına yarayan hatıra.
 
AndıkAndık: Bir çeşit Sırtlan türü. Kasabada bununla birlikte doymak bilmeyen hayvan veya argo olarak çok yiyen kişi manalarına kullanılan kelimedir.
 
AndırmakAnmak, hatırlamak, yadetmekten gelen bir kelime olup daha ziyade benzediği kişiyi, benzediği olayı hatıra getirmek, hatırlatmak manasına kullanılır. (olay aynı benim başımdan geçeni andırdı. Çocuk aynen babasını andırıyor görünce babası gözümün önüne geliyor. vb.gibi)
 
AnnaçKarşısında, karşı karşıya, alnı karşısında, tam karşısında, annacında gibi kasabada kullanılan halk tabiridir.
 
Ansızcağızına uğramakAniden, habersiz, beklenmedik belaya uğramak. (zararı yapana da dokunan)Beddua, ilenti.
 
Anız1.Ekin biçildikten sonra toprakta kalan sap saman, bitki kökleri. 2. Hasattan sonra sürülmemiş tarla.
 
Apışmak1.Hayvanların yorgunluk ve yılgınlıktan apışlarını ayıraraktan çökmesi. 2.Kasabada genellikle (mecazen) ani bir olay karşısında şaşırıp kalmak, yılmak, dehşete düşmek manasına apışıp kalmak olarak kullanılmaktadır.
 
Ara odasıKasabada, akrabası ve kalacak yeri olmayan yolcu ve misafirlerin konaklayıp misafir edilmeleri için yapılmış, insanlar için yiyeceği, yakacağı, geceleri aydınlanmaları,yatacak yatak yorganı, hayvanları için de yem saman ihtiyaçları kasabalı halkça karşılanan, oturup barınma odaları, hayvanlarının barınmaları için ahırları ve yanlarında su kuyuları olan misafirhane kompleksi. Oba cami yanı ve (Subaşı) Hacıhoca camii yanında olmak üzere 2 adet faaliyette olan ara odaları. Son zamanlarda kalıp hizmet alanların ehil kişiler olmayışı, mesuliyetsiz hareketleri ve eşyaların talan edilmesinden, halkın ilgi ve desteğini çekmesi ile kapatılıp yıkılmışlardır.
 
Arabaşı

Karaman bölgesinde kendinden bahsettirmiş. Lokantalarına kadar girmiş kasabada da çok sevilir, sık yapıldığından mutad yemek haline gelmiş, kavrulup kaynatılarak pişirilmiş ve sinilere serilmiş hamur ile önceden hazırlanmış miyeneli, keklik tavşan gibi av hayvanı veya tavuk eti karışımlı bol acılı-limonlu çorba ile birlikte yenilen mahalli yemek çeşidi. (Adını Arap aşından da alsa, ara aşından da alsa Kasabanın damak tadı, kış günlerinin vazgeçilmezidir)Arabaşıyla ilgili linkte tarifi de var. Amma kasabada yapılış şekli malzeme miktarıda uymuyor. http://lezzet.blogspot.com/2006/02/araba-orbas-ve-hamuru.html

 
AralıkAralık: 1:iki nokta arasındaki mesafe, açıklık. 2.Senenin 12.ayı. 3.Kasabada evin ilk kapısından girişteki bulunan ilk oda, antre, eve giriş odası. Zamanımızdaki mutfaklı banyolu vc.li modern evlere geçmeden evvel kasabada karşılıklı 2 oda veya tüfengine tabir edilen odalara geçişte bulunan ve çok amaçlı kullanılan odaların arasındaki ilk giriş odası. Aralıkta yaz günlerinde oturulur. Giriş karşısında şömine şeklinde gömme ocak, ocağın üstünde ocak çıkıntısı ile birlikte kap kacak sıralanması için raf bulunur. Mutfak olarak da kullanılırdı.
 
Arpa KokurdağıEkin halindeki yeşil arpanın ok üzerine kalkıp başak çıkarma zamanı, biraz daha ilerisi başakların içindeki tanelerin süt haline dolmaya başlama zamanı. Kasabada bu süre zaman dilimi olarak, zaman tarifi olarak kullanılır. At çiftçiliği zamanında hayvanların yeşilini alması harmana güçlü girmesi için ekin halindeki arpa arpa kokurdağı zamanında biçilerek hayvanlara yedirilerek güçlendirilirdi. Bu zaman dilimine de arpa kokurdağı zamanı denilir. Aşağı yukarı Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı zamanlarına isabet eder. (arpa kokurdağı, bostan ekimi, bostan otu, alaca düşümü zamanı gibi)
 
ArıkSağmal olmayan, sağılır halde olmayan toklu, şişek, çebiç, koyun, kuzu ve yoz döküntü davar karışımına arık denilir. Sağılmadığından ve kuzu besleme sorumluluğu olmadığından bu tür arık davarla pek ilgilenilmez. Özel olarak dikkate alınıp beslenilmez kendi halinde takip edilir.
 
Arım namussumAr:Utanmak,utanacak şey,hicap duyma, mahcup olma, ayıp. Haya duygusu. Namus:Dürüstlük, ahlak kuralı, ırz, edep,iffet manalarındadır.Kasabada bu iki kelime Arım namussum şeklinde bir araya gelerek konuya ağırlık verilerek olması mümkün değil, imkansız. Utanılacak iş nasıl olur manalarında pekiştirilerek kullanılır. Ar namus tertemiz:Arsız,utanmaz,edepsiz, arı namusu önemsemeyen kimseler için kullanılır.
 
ArzuhalResmi bir makama durumu bildirmek (halini arz etmek) veya istekte bulunmak için verilen yazılı dilekçe(istida).
 
Asar1.Eski eserler, tarihi olaylardan kalan izler. Eski devirlere ait kalan eserler, antikalar. 2.Dış saldırılardan korunmak maksadı ile etrafı surla çevrili hisar veya yükseltme emniyet tepesi. Bulunduğu yerleşim yerlerine göre yüğ veya hüyük olarak da adlandırılmıştır. Kasabada asar eski zamanlarda savunma amaçlı yapılmış yığma tepedir.
 
Asfenik-asfinikMaden kömürünün kuru kuruya damıtılmasından elde edilen keskin kokulu, parlak beyaz renkli naftalin. Yünlüllerin güvelere ve sair haşerelere karşı korunmasında kullanılan Naftalinin kasabada kullanılan diğer adı.(Kasabada naftaline asfinik tozu da denir)
 
Atapatasi

"Adı batasıcana" ibaresinden türetilmiş akrebe verilen bir isimdir./ Atapatası:Akrep in kasaba yöresindeki kelime karşılığıdır. İnsanlara ve canlılara zehirlemek suretiyle zarar veren canlı haşeredir. Eski yapı yıkıntıları, nemli yerleri sever. Ağzı kıskaçlı, sıralı tespih şeklinde üzerinde kıvrılmış kuyruğunun ucundaki iğnesi ile sokup zehir zerkederek zehirlenmelere sebebiyet veren zararlı. Akrep sert kılı ve kıldan yapılmış malzemeyi sevmediğinden kıldan çadırlara giremediği ve çadırların akrep yönünden emniyetli olduğu rivayet edilir.

 
AtsineğiDaha çok atlara musallat olarak atın kuyruk kıllarının vuramadığı kuyruk altı ve bacaklarının arası ile gözünün kenarlarında yaşayan ve kanemici özelliği olan ve konduğu yerden kalkmak istemeyen yapışkan tipte sarı-kızıl karışık renkli sinektir. İnsanları da ısırarak rahatsız eder. "Atsineği gibi hayatın bedava" şeklinde insanlar arasında latifesi de vardır.
 
AvadanlıkMarangoz-dülger, tamirci, elektrikçi, kaynakçı gibi sanatkarların el aletleri ve aletlerin toplandığı alet kutusu, alet sandığı veya çantası.
 
Avare - AvaraBoş gezen, işsiz, güçsüz. Boşa dolaşıp vakit geçiren, serseri, serkeş manalarına kullanılır. Avara yapmak, avara bırakmak: oyalamak, iş yapmasına mani olmak gibi manalarda da kullanılır.
 
AvgınSu geçmesi için açılan çukur, delik, havuz manalarında kullanılır. Kasabada gozağaçtan künkler içinden iptitai usullerle gelen içme suyunun kasabaya girmeden havalanıp arınması için kasaba taşından örülerek yapılmış depo ve sevkiyat merkezi idi. Aşılık mezarlığı yolu üzerinde halen ayakta olup bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuştur.
 
AvkalamakAvuçla elle sıkıştırmak, ovmak, ovalamak, çamaşırı elle ovarak yıkamak, kaba şekilde çitilemek. Çocuğu acılı okşamak acıtarak sevmek manalarına kullanılır.
 
AvurtYanağın ağızın iç tarafı, dişlerin dışındaki yanakla dişler arasında kalan boş yeri.
 
Ayakİnsan ve hayvanların yere basan ve ayak bileklerinden aşağıdaki yürüme uzuvlarıdır. Masa,sandalya,merdiven, sütun ayağı, sacayağı, kazayağı gibi çeşitleri ve kullanılır yerlerine göre çok yorumlara gelen manaları vardır.üçbeş ayak, su ayağı, ayağa düşmek,ayağa kaldırmak, ayağı alışmak, ayağı dolaşmak, kendi ayağı ile gelmek, ayağı karıncalı, ayağı yere basmak, ayağı suya ermek, ayağı üzengili, kendi ayağı üzerinde, ayağı yer tutmamak, ayağı yerden kesilmek, ayağına çabuk, ayağına dolanmak, ayağına düşmek, ayağına gelmek, ayağına gitmek, ayağına kapanmak, ayağını alamamak, ayağını bağlamak, ayağını çekmek, ayağını denk almak, ayağını kaydırmak, ayağını kesmek, ayağını sürümek, ayağını vurmak, ayağının altına almak, ayak bağını çözmek, ayağının bastığı yerde ot bitmemek, ayağının tozuyla, ayağının turabı olmak, ayak açmak, ayak atmamak, ayak ayak, ayak bağı, ayak diremek, ayak işi, ayak sürtmek, ayak takımı, ayak teri, ayak üstü, ayak yolu, ayak yapmak, ayakta kalmak, ayakta tutmak, ayakta uyumak, ayakları dolaşmak, ayaklara karasu inmek, ayaklarının altını öpmek, ayakaltı, ayakbastı, ayakcak, ayaklamak, ayaklandırmak, ayaklı, ayaklı gazete, ayaklı kütüphane, ayak ucu gibi kasabada da kullanıldığı gerçek ve mecazi anlam bolluğu vardır.(Ör.Yazarın bir siyasetçimize söylediği kıtada olduğu gibi. "Bu ayaklar senin mi Süleyman, bu ayaklar nasıl ayak, haydi yorgana sığdı diyelim, mezara nasıl sığacak.) Burada ayak dalavere, ayak acayip iş, bu ayak dünyada örtülebilir, gizlenebilir amma ahırette hesapta ne yapacaksın? manalarında kullanılmaktadır. Bestesinin de yapıldığı ifade edilmiştir.
 
Ayal(Ayâl-iyâl-eyal) Bir evde oturup bakımları topluca bir kişiye ait olan kimseler. Aile familya, eş, karı, zevce.
 
AygırDamızlık erkek at. mcz. kuvvetli, cüsseli, azgın adam.
 
AylakKarşılıksız, parasız, beleş./ aylak aylak gezmek:boşuna gezip dolaşmak, çalışmadan tembel tembel avare dolaşmak.
 
AyranYoğurdun ezilip sulandırılarak yapılan milli içecektir. Çiftçinin ve köylünün vazgeçilmez katığı ve serinleme içeceğidir.Yağı çıkarılmak üzere yayıkta yayılarak çarpma hareketleri ile yağın ayrılarak yayıkta kalan ayran gibi yapılış şekline göre de isimlendirilir ise de kasabada süt makinasında sütün çekilmesi ile ayrılan kremadan(ıravak-ravak kaymağından) yağ elde edilmektedir. Yayıkla ayran yapmak adetten değildir. Ayran kelimesi (ayran ağızlı, ayran delisi, ağzı açık ayran delisi,ayran budalası, ayran gönüllü, ayranı kabarmak, ayranı yok içmeye......, ayranım ekşi diyen olmaz, ayranına duru ekmeğine kuru mu dedik) gibi cümlelerde mecazi veya kaynağından ayrı manalarda, yazın ayransız kışın yorgansız bırakma Allahım gibi dua şeklinde de kullanılmıştır.
 
AzıkYolculuk sırasında ve tarlaya, bağa, bostana, ekine harmana çalışmaya gidildiğinde, davar gütmeye araziye çıkılıp evden uzaklaşıldığında yenilip içilmek üzere hazırlanıp yanına alınan yiyecekler, kumanya. Azık, azık katmak, azık çeşidi, azık sırası vs.Kasabada çok hikayelere konu olmuştur.
 
Azımsamak - az bulmakVerilen bir şeyi az bulmak, yetinmemek, kafi görmemek. Bir iş karşılığında verilen ücreti yeterli görmemek.
 
AğmakHizasından yukarı veya aşağı kaymak, teraziyi bozmak, bir tarafı ağır gelmek. Dönüp ağmak:bir yerde durmayıp hareket halinde olmak. Dönüş dolaşmak.
 
AğmanGizlenmeye çalışılan hata, kusur, eksik taraf. Noksan, kabahat. Ağmanı gizli:Hatası noksanı veya arızası belli olmayan. Ağmansız: eksik noksan bulunamayacak şekilde mükemmel.
 
AğnamKoyun, keçi, inek, sığır vb. hayvanların sayılarak kayıt altına alınması ve vergiye tabi tutulması. ağnam vergisi, aded-i ağnam sayı başı vergi veya (ganem:davar) ganem vergisi olarak da adlandırılırdı günümüzde geçerliliği yoktur.
 
AğıZehir.semm. Ağıağacı: zakkum. Ağı gibi acı:çok acı, zehir gibi acı. Ağı otu:baldıran. Canlıları öldürmek için yiyeceklerin içine konularak ağız yolu ile verilen zehir./mcz. insanın yüreğine oturma, derinden etkileme. (içime bir top ağı oldu, ağı gibi içime oturdu. gibi)
 
AğılKoyun, keçi vb. hayvanların barındığı etrafı çevrili üstü açık-kapalı- yarı kapalı da olabilen korunak. Ayın etrafında görülen sis halkası şeklinde görülen beyazlık. (ay ağıllı hava soğuyacak gibi coğrafi meteorolojik işaret tabiri olarak ay ile birlikte kulanılır.)
 
Babatça (Bubatça)Birleşikgiller familyasından, baharda kendiliğinden yol kenarları, kara örtü dam kenarları ve ayak basılmadık yerlerde çıkan ortası sarı yaprakları beyaz renkli çiçekleri olan şifalı bitkilerdendir. Papatya olarak geçer. otu çiçek açıp kartlaşıncaya kadar yenilebilir. Çocuklar arasında çiçeklerinin yaprakları tek tek koparılarak fal da tutulur. Papatya çayı olarak da kullanılır.
 
Badal bayrakBad:farsca da hem rüzgar yel manasında hem de sıradan ne olursa, ayrılmamış, ne olursa fark etmez, karma karışık manalarına gelir. Badal bayrak: Kasaba ve civarında kullanılan mahalli tabirdir. Genellikle düzensiz, karmakarışık, berbat batkın, alamtaram gibi manalarda kullanılmaktadır.
 
BadasHarmandan arta kalan toprak kum vs. ile karışmış ayrılması zor tane topluluğu, bu tür mahsul genellikle tavuk yemi olarak kullanılarak değerlendirilir.
 
BakarkörEtrafında olup bitenleri fark edemeyen, bakar göründüğü halde farkına varamayan dalgın manasında mecazen kullanılır. Gözü açık olmakla birlikte görme duyusunu kaybetmiş kişi.
 
BalastırDuvarları sağlam tutmak, yukarıdan gelecek ağırlığı etrafa dağıtmak bölmek için inşaata yapıya ara ara konulan sağlam ağaçtan yapılmış kereste, ağaç, beton tabaka. Kasabada yığma inşaat yapımı sırasında duvarlara konulan ağaç vs. dışında kapı ve pencere üstlerine konulan ağşap ağaçlara da balastır ya da hatıl da denilmektedir.
 
BaldırıçıplakMecazen işsiz güçsüz, serseri, ele alınır tarafı yok, ayaktakımı değer verilmeyenler için kullanılır.
 
Balkabağı1.İri, yayvan, sert kabuklu ve içi turuncu, tatlısı yapılan, reçelde kullanılan kabak çeşidi. 2.mecazen Aptal, sersem, şapşal manalarına da kullanılır.(laf söyledi balkabağı, senin dediğin balkabağı o da ağustostan sonra olur.)
 
Ballık Yeşil yaprakı, kırmızı benekli çiçeği ve çiçeğinin derinliğinde tatlı bir tada ulaşılan otsu bir bitki. Ballıbabagillerden taç yapraklı bitki. Kasabada ballıbaba bitkisi ballık olarak adlandırılmaktadır. Kendiliğinden kırlarda meydana gelir. Bahar ve ilk yaz mevsimi bitkisidir.
 
Bambul/BambılEkinlere zarar veren kara benekli kırmızı-kahverengi böcek/uç uç böceği/Bambıl/Süne böceği
 
BandırmaBandırılarak yapılma şeklinden isimlendirildiği tahmin edilen, ipe dizilmiş cevizlerin vb.şeker kestirmesi veya şeker bulamacına batırıla batırıla şeker bulamacı yoğunluğunda tatlı mayi ile lokum ile kaplanarak dışının pudra şekeri ile örtülmüş tatlı çeşidi. Şeker sucuğu diye adlandırılan tatlının kasabada adıdır Bandırma. Tatlı lokum çeşididir.
 
Bangır bangırBangır veya bankır tek başına anlamı bulunmayan ses taklidi bir kelimedir. Ses ve gürültü ile olan bir takım fiilleri tasvir için tekrarlı olarak kullanılır. Hüngür hüngür ağlamak gibi, bangır bangır bağırmak. Sesini ve ses ahengini bozarak rastgele ve gürültülü şekilde yüksek sesten devamlı bağırmak.
 
Bari - barimekHiç olmazsa, en azından, madem. (dinlemiyorsan bari gürültü etme, çalıştıramadıysan bari usta çağırsaydın. gibi)
 
BastırıkKasabada, elektrik gelmeden evvel, buzdolabı ve derin dondurucular yokken, özellikle kışa hazırlanan yağ,krema(ıravak,ravak), peynir,yoğurt gibi sıcağa dayanıklı olmayan gıdaların bozulmadan muhafazası için çömlek, küp, teneke gibi kaplara toplanan malzeme uygun bir kenara, müsait dama bir araya getirilir, üzerleri çul, çuval, keçe, kepenek,halı, kilim, gibi örtü ile soğuğu ve sıcağı geçirmeyecek şekilde kat kat üstü üstüne örtülerek bürünür, üstüne de çocuklar ve kedi köpek gibi hayvanlarca açılmasını önlemek ve gölge olması için özel yapılmış büyük hacimli bir sele ile kapatılan meydan ambarıdır. Akşamları hava serinleyince açılarak havalandırılır. Üstünün örtüleri de genişçe bir alana yayılarak açılır, gecenin ayazını alıp soğuyan çömlek, küp, teneke ve kovalardaki gıda maddeleri yine soğumuş olan örtülerle şafağın soğuğunda iyice sıkı sıkıya örtülerek üstüne de selesi kapatılır. Hava sıcakken hiç bir surette açılmaz, bastırıktan alınacaklar akşam açılınca alınır, bastırığa konulacak malzeme de yine bastırık açılınca konulurdu. Yaz günleri gece emniyette olmayan bastırıkların yanında korumak amacı ile yatılırdı. Elektrikli büyük ebatlı soğutucuların kullanıma girmesi ile günümüzde önemini kaybetmiş, bastırık kültürü de yok olmuştur.
 
BatmaBüyükbaş hayvanların yemlenip beslenmeleri için yem-saman konulan, yerden yüksekçe duvara sabitlenmiş ahşap bölüm, oluk/tavla(at batması, eşek batması)
 
Batmanİki okka ile sekiz okka arasında yörelere göre değişiklik gösteren eskiden kullanılan ağırlık ölçü birimi. Batman kelimesi kasabada genellikle bal ve pekmez ağırlığı (bir batman bal, iki batman bekmez) gibi kullanıla gelmiş olup günümüzde sözden ibaret kalmış olup geçerliliği yoktur.
 
BazlamaTandırda saç üzerinde pişirilmiş pide. Kasaba ekmeği, mayalı-mayalı ekmek.
 
BağırGöğüs nahiyesi, döş, kucak. (Bağır döğmek, bağrına basmak, bağrı yanık, bağrını açmak, bağrına taş basmak, başını bağrını ye. gibi çevrede kullanıldığı duruma göre değişik manalara gelir.)
 
BağırtlakYaban ördeği, su çulluğu cinsinden kasabada da sevilen, her çeşit araziye uyumlu, kanatlı av hayvanı çeşidi.
 
BaşabaşEşit sayıda, denk olmak. (ikiside aynı başabaş, yarışın galibi yok başa baş geldiler.)
 
BedestenBedesten her türlü meslek grubundan özellikle aynı meslek sınıfından esnafın bir araya toplanmasıyla meydana gelen pasaj veya çarşıya bedesten denir. Arasta veya arasta çarşısı olarak da geçmektedir. Geçmiş medeniyetlerde özellikle müslüman ve selçuklu - osmanlı dönemlerinde bedesten veya arasta çarşılarına önem verilmiş, alışveriş kolaylığı ve ticari alışverişe ciddiyet ve resmiyet kazandırılmıştır. Serbest pazar ekonomisi piyasa rekabetinin daha rahat uygulanabilirliği sağlanırmış. Halkının rahatı için devlet bu gibi müesseselere hayır kurumu gibi yardım eder. İşlerliliğini denetimini yaparmış. Bedesten çarşıları giderek kapalı çarşılara dönüşmüş ve büyük yerleşim yerlerinde her türlü meslek gruplarını bölümler halinde içinde barındırmıştır. Bugün yine özel sektör tarafından her ihtiyaca cevap verebilecek büyük alışveriş merkezleri olarak önümüze gelmektedir.
 
Beg (beg olmak)Yağlı ve karışık tatlı yenilmesi ve soğuk algınlığı ile karışık ortaya çıkan rahatsızlık, acı genrik olarak da adlandırılan geğirmekle ağız yolu ile çıkan ağır koku ile kendini gösteren sindirim bozukluğu. Daha ziyade ramazan bayramlarında sindirim alışkanlığı değişikliği sırasında sıkça görülür. Beg olmak şeklinde ifade edilir ve tedbir olarak aç iken sirke veya kola gibi içecek içilir, fazla yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınılır. Kasabada kullanılan mahalli bir kelimedir. (Beg veya beğ olarak kullanılır.)
 
BekereBekere kelime olarak Türkçe karşılıksız ve anlamsız gibi görülse de (bek, baki, bakir, bekinmek, beklemek) kelimelerinden hareketle durmak, hazır olmak, intizamlı şeklini bozmadan durmak, bozulmadan hazır şekilde olmak, etrafında dönüp beklemak, muhafaza etmek, sarılı vaziyette beklemek, sarılı dürülü korunmak gibi manalara ulaşılmaktadır. Kasabada üzerine ip, iplik, yumak sarılan "makara"nın kelime karşılığında kullanılmaktadır. Makaranın da kendi etrafında dönme, üzerine sarılma, dönerek yük taşıma özellikleri bulunmaktadır. Bekere kasabada ip-iplik sarmaya yarayan veya sarılı makara anlamındadır.
 
Bel bel bakmakManasız manasız, anlamsız ve boş boş bakmak. Gözleri açık dalmış vaziyette aval aval boşa bakmak.
 
Beldenat-bildenatKasabada harman işlerinde kullanılan ahşaptan dirgen şeklinde yapılmış parmakları da ağaç olan harman el aleti. Genellikle malama karıştırmada kullanılır.
 
BelemekBelek:Bebekleri sarıp kundak yapmaya yarar bez. Belemek:Çocuğu kundak bezi ile sarıp, kundaklı vaziyette yatırmak. / karıştırmak, bulaştırmak (una belenmek, toza belenmek )
 
Belermek, BelertmekBelermek: Korkulu, endişeli bakış. Göz hareketleri için kullanılır. Korkuya kapılma, endişeye düşme durumunda gözlerde meydana gelen ürkek bakışa göz belermesi, karşıdaki insanı veya çocuğu korkuya düşürmek endişeye sevketmek için öfkeli bakış atmaya göz belertmek denilir. Gözle korkutma işaretidir.
 
BeleşEmek sarfetmeden, ücret vermeden elde edilen, sahip olunan bedava, cabadan. (Beleşe konmak, beleş atın dişine bakılmaz, beleşden menfaat temin etmek gibi.)
 
BenilemekAniden hayrete düşmek, şaşırıp kalmak. Benzi atıp yüzünün renginin değişmesi. Şaşıp kalmak.
 
BenizYüz, yüz rengi, çehre. (Beti benzi sarardı. Yüzünün sararması, benzi atmak, benzi solmak, benzi uçmak, benzine kan gelmek. gibi)
 
BerbatFena, kötü, dağınık, harap, viran, perişan, pis, kirli, sevimsiz. Beter.Besbeter:çok kötü.
 
BerduşBaşıboş, yeri yurdu belli olmayan, sorumsuz, aylak gezip dolaşan. Farsçadan gelmiştir. Evi omuzunda dolaşan manasındadır. Omuzunda palto, seccade, post, postaki gibi bundan başka eşyası olmayan nerede akşam orada sabah dolaşan işsiz serseri gibi tarif edilebilir.
 
Bere 1.Çarpma,vurma, incitme, sürtünme ve darbe neticesi meydana gelen küçük çaplı yaralanma.Ezik, sıyrık. Hafif yara. Meyve vs. gibi şeylerde meydana gelen ezilme, yaralanma. 2.Yumuşak sipersiz başlık şapka.
 
Bey omarın kolayıKasabada Bey omar adıyla anılır (rahmetli Ömer Bay) kendine akıl danışıp yol soran, yardım isteyen kişilerin gayretini kırmamak ve heveslendirmek için kısa ve kolay yönünü göstermesi ve meseleyi basite indirgeyip yapılabileceği, üstesinden gelinebileceği şekliyle yol göstermesi. Harekete geçirip yol almaya sevketme gayreti.
 
Beze1. Mayalı ekmek(bazlama), şepit(yufka) vs.undan-hamurdan yapılacak gıda maddeleri için açılıp pişirilmesinden önce yapılacak halde ve yapılacak cinse göre büyüklükte ayrılmış küçük hamur parçaları. 2. Yumurta, yumurta akı, şeker ve undan yapılan bir çeşit kuru pasta. 3. İnsan ve hayvanlarda muhtelif yerlerinde birtakım sebeplerle meydana gelen şişlik. Ur.
 
BezirgânTicari mal alım satımı yapan tacir, ticari alışverişle uğraşan esnaf. Bezirganbaşı satıcı tüccar tacirin işlerini takip eden, kayıt işlemlerini tutan memur.
 
BeşaretBeşaret(arapça ve farsça dan dilimize girmiş,) büşra, büşura, büşara gibi müjde, muştu ve iyi haber manalarına, ayrıca yeni ortaya çıkan garip ve çirkin acayip şey manasına gelmekte olan beşaret kelimesi kasabada daha ziyade müjde dışındaki normalin dışında ve acayip, tuhaf ve korkulacak derecede çirkinlik ve alışılagelen dışında, görülmedik meydana gelen olay, doğum ve var olma mana ve durumlarında kullanılmaktadır.
 
Bi çalaÇok az miktarda. çok az olarak görünme gibi manalarda kullanılan deyimdir. (Yağmur yağdımı soruna "bi çala ıslattı geçti" "ahmedi bi çala gördüm gibiydi" "bi çala serinlik geldi" "bi çala dinlendik" gibi.
 
Bigâne - bildikBigane:Tanıdık olmayan, yabancı, yad. İlgisiz, alakasız, lakayd. - Bildik:Tanıdık, dost, ahbap, yabancı olmayan, aşina, bilinen malum.
 
Bili bili - Bülü bülüTavuklarda veya kümes hayvanlarında yemlemek yem vermek için çağırma ünlemi.
 
Billek oyunuBillek kasabada eskiden çocuklardan 40 yaşına kadar insanların oynadığı oyunlardan biriydi. Oyuncuların 3 er, 5 er veya daha fazla sayıdaki 2 gruba ayrılması ile oynanır. Billek: odun dalından 1 parmak, 1,5 parmak kalınlığında 1 karış veya daha kısa uzunlukta sağlam meşe odunu veya dal parçasının adıdır. Billek 1metre civarındaki uzunlukta biraz daha kalın odun sopa ile vurularak rakip oyuncu takımının odukları yere doğru ileriye atılması, rakip oyuncuların da billeği havada yere düşmeden kapmaya çalışmaları (billek havada kapılırsa oyuncular yer değiştirir), kapamadıkları takdirde billeği düştüğü yerden alarak billeğin vurulduğu yerdeki daire içine atılması(billek dairenin içine düşürülebilirse yine oyuncular yer değiştirir), billeği vuran kişinin de havadan dairenin içine atılan billeği dairenin içine düşürmeden elindeki sopa ile vurarak savması şeklinde gelişen oyun türüdür. Oyuncular tarafından saatlerce oynanır. Gençlerin hoşça vakit geçirmeleri sağlanırdı. Billek cirit oyunu gibi atılıp tutulma şeklinde oynandığından çarpma ve yaralanma riskleri de olduğundan oyuncuların dikkatli olmaları istenirdi. İş güç olmadığı son güz ayından yine tarla işinin çıkışına kadar ilk bahar sonlarına kadar oynanırdı. Billeğin vurulabilecek kadar havaya atılarak Sopa veya deynek vurularak tutulamayacak kadar uzağa atılması avantaj sayılır, karşı ekibin de billeği atılacak daireye ulaştırması istenir. Billeğin sopa vurularak uzağa atılmasına billek çalma, billek çalımı da denilir.
 
BilmişBilir geçinen, çok şey bilir görünen, bilgiçlik taslayan. Kasabada bu kişilere Çok bilmiş, pek bilmiş de denilir.
 
BirdirbirEğilmiş vaziyette duran kişinin üzerinden sayı sayılıp atlayarak sırayla oynanan bir çeşit çocuk oyunu
 
Birem biremBir bir, tek tek, ayrı ayrı. Topluca değil zorlukla tek tek gibi manalarda kullanılır. (dökülen taneleri birem birem ne zorlukla topladı.gibi)
 
Bise - BiseğiBiraz, birazcık, azıcık, bisecik çok az manasında kullanılır. (yediğinden bise de bana ver, Biseği versem yermisin, Yediğimi çocuk görünce ben de canı kalmasın diye bisecik verdim)gibi kullanılır.
 
BistanKediler için, kedilere ünlemede, kedi çağırmada tekrarlanarak bistan bistan veya kediye hitapta kullanılır. Mahalli tabirdir.
 
Bitek1.Zahire ambarlarında içine, buğday, arpa, yulaf, yem konulması için ayrı ayrı yapılmış veya ayrılmış bölmelerdir. Taş duvar, ahşap tahta veya çantı tabir edilen, sağlam ağaç bölmeler odunlar sıralaralarak aralarının çamurla doldurulup sıvanması ile de yapılan sabit bölmelerden meydana gelirdi. içine konulan zahirenin ismine göre isimlendirilir. Arpa biteği, buğday biteği, yem, kırma, zavar biteği şeklinde adlandırılırdı. 2. Bitki yetiştirmeye elverişli, verimli, mümbit toprak.
 
Bitikara - bitikareBitikara kelimesi (Peti-pöti=fr. küçük) genellikle iki renkli ve küçük kareli kumaşa denilir.(pöti kare, peti kareli veya) biti kare - bitikara şekillerinde de telaffuz farklılıkları vardır.
 
BitikareKasabada kadınların dışarıda başörtülerinin üzerine örtünmek için kullandıkları küçük küçük siyah beyaz renkte kareli örtü kumaş bezi. Küçük kareli bez kumaş.
 
BişirgeçPişirme ile alâkalı ancak kelime kasabada daha ziyade tandırda saç üzerinde pişirilen şepit-yuka tabir ettiğimiz geniş açılmış hamurun pişirilmesi ve çevrilmesinde kullanılan özel yapılmış uzun ve yassıca olan ahsap sopanın adıdır.
 
Bohça - boğçaDört köşesi bir yere getirilip eşya bağlanmak üzere yapılmış dört köşeli kumaş veya dokuma. Dört köşe hazırlanmış kumaşa istiflenip sarılmış eşya bağı-balyası.
 
BönAptal, şaşkın, avanak, ahmak manalarında kullanılır. Aslı bun olup darlık sıkıntı ve karagün zorluk olarak da kullanılır. Bun da olmak bönleşmek.
 
BoranıÜzerine yoğurt dökülerek yenilen bulgurlu veya pirinçli ıspanak veya benzeri sebzeden hazırlanmış yemek çeşidi. Kasabada sulaç olarak geçmektedir.
 
bostanEski zamanlarda Kazım Karabekir'de henüz ticari bir meta haline gelmeyen karpuz ve kavun'un ekildiği yere verilen ad. Bostan tarlasnında çobanları uyarmak amacı mutlaka devramber ekilirmiş.
 
Bostan korkuluğu1. Bostana musallat olan kurt kuş ve zararlı hayvanları korkutup ürkütmeye yarayan insan şekline insana benzer insan elbiseleri giydirilmiş maskot. Taş toprak ağaç vs.den yapılmış korkuluğa da Hoyuk denilir. 2.mecazen. işe yaramaz, göründüğü gibi olmayan, aciz ve beceriksiz kimse.
 
BostangüzeliKasabada bostangözeli de denilen, bostan ekilmiş, gübreli tarlaları seven,bahar aylarında kendiliğinden çıkan, tazelerinin kavrularak yendiği sirken otuna benzer yabani ot.
 
BöveÖrümcek, ağ yapan böcek, araziye açtığı deliğin çeperlerini ağla sıvayan böcek. Örümcek in kasabada diğer bir ismi böve dir.
 
Boyna (Boyuna)Devamlı, durmadan, halâ gibi manalarda kullanılır. Boyna tarla sürer, ne bitmezmiş boyna çekiyor bitiremedi. Çeke çeke bitmedi gibi.
 
bozbaglar

Bozbaglardan bir Flash görmek icin tiklayiniz

 
Böğürİnsan vücudunda kaburga ile kalça kemiği arasında kalan bölüm. Böbrek nahiyesi. Eli böğründe kalmak:umduğunu bulamamak, ümidini yitirmek. Dağın böğrü: dağın yan orta tarafı.
 
BöğürmekSığır, dana, manda, deve vb.gibi hayvanların bağırması, narası. Böğürme sesi. Böğürtü.
 
BudalaBud:Varlık, uzaklık,Budala:Abdal, tasavvuf ehli, iç temizliği, iç temizliğine önem veren saf, derviş manalarına gelen Budala kelimesi yurdumuzda ve kasabamızda kullanılma maksadı bunlardan tamamen başkaca ve Budala:Ahmak, ahmaklık, aptal, aptallık, bönlük, ebleh, akılsız hareket eden kimseler için kullanılmaktadır. Para budalası:Para düşkünü para sevdalısı şeklinde aşırı ve manasız düşkün para düşkünü gibi.
 
BulamaçCıvık hamur, un, şeker ve yağla yapılan tatlı, pelte, kavrulmuş un ve yağla yapılan çorba, koyuya yakın sıvı kıvamı.
 
Bülbüllü/horozlu şekerÇocuklar için bülbül şeklinde, horoz şeklinde şişirilerek yapılmış, çöp monteli çocuklar tarafından oyuncak gibi alınıp sevilerek yenilen şeker, şeker oyuncak.(eskiden çok sıklıkla kasabaya gelen satıcılardan alırdık. Satıcısı da "horozlu şeker, bülbüllü şeker, paraları cepten çeker, parası olmayanlar da sümüğünü çeker" şeklinde maniler söylerdi.
 
BunSıkıntı, iç daralması, görünür bir sebep olmaksızın çekilen tedirginlik, duyulan bunaltı. Buhran. Rahatsızlık darlık veren hal.
 
Buru demiriIstarda halı kilim vs. dokuma malzemesini gergin durmasına yarayan, ıstar üzerindeki döner ağaçlara sokularak döndürerek gerdirmeye elverişli, özel eğrilik verilerek yapılmış kuvvet tatbik edilebilen demir malzeme.
 
BürüdeBürünülecek, örtünülecek, sarınılacak eşya-malzeme anlamına gelmekle beraber, kasabada daha ziyade yatak yorganın katlanıp kaldırıldığı yüklük örtüsü, yüklük perdesi manasında kullanılmaktadır. Her türlü dokuma kumaş, pazen, basma gibi ince ve kalın kumaştan yapıldığı gibi halkın kendi imkanları ve el emeği ile yünden eğirilip özel olarak dokunulma çoğunlukla sarı-siyah, turuncu siyah çeşitli renkli ve hane desenli yün dokuma örtülerin adıdır.
 
BuymakSoğuktan donarak ölmek. Ölme derecesinde çok üşümek.
 
BuzağıYeni doğmuş, süt emen inek yavrusu. Yeni doğmuş dana. Buzağılamak: İneğin buzağı-dana doğurması. Kasabada doğuracak ineğe buzalacı, ineğin doğurmasına da buzalamak denilmektedir. Buzağı:İnek,manda ve camızın yeni doğmuş yavrusu.
 
Büğe-Büğelek - BövelekBüğe veya büğelek: İnek,sığır vb.hayvanları sokup kudurmuşa döndüren bir tür sinek, mavi sinek./ Büğe:(Böve) bir cins zehirli örümcek. Büğe uyladığı inek vs. hayvanı arazide kudurmuşa döndürür. Hayvan büğeden kurtulmak için ne yapacağını bilemez hale gelir. Kaçar, koşar,tutulup yakalanmaz hal alır. (Büğelek tutmuş inek gibi kaçar)
 
BuğuzSevmeme,biri hakkında gizli ve içten düşmanlık besleme, kin nefret duyma. Buğzetme, husumet duyma.
 
BıçılganAçılmış azmış, iyileşmesi zorlaşmış iltihaplanmış, kasaba tabiriyle havakmış ilerlemiş yara.
 
Bıdıkı (Bisecik)Azıcık , az miktarda
 
BıngıldakYeni doğmuş çocuğun kafasının üst-ön tarafında alnı ile tepesi arasında henüz kemikleşip sertleşmemiş yumuşak kısmı. Bıngıl bıngıl:Dolgun hafifçe hareketli titrek peltemsi.
 
Bıtırak (Bıtrak)Yüzeyi dikenle kaplı ot tohumu. Batarak acı veren ve elbiseye tutunup sıvaşkan tohumlu diken. (Çok sık meydana gelen meyveye pıtrak gibi, yapışkan ve sıvaşkan üst başa musallat olup rahatsızlık veren şeylere pıtrak gibi yapışkan.) şeklinde batıp ayıklanması zor durumlarda kullanılır.
 
Bığır bığırEtine dolgun şişmanca kişinin şişmanlık durumu ve şişmanlık sebebiyle usul yavaş hareketi manasında kullanılmaktadır.
 
CabaBedava, ücretsiz, karşılıksız,parasız. cabası: fazla olarak üstelik.
 
Cadaloz/cadalosAğız kalabalığı ile herkesi susturup, haksız olduğu halde haklı çıkmaya çalışan, şarlatan gözüaçık. /çok konuşan huysuz ve geçimsiz yaşlı kadın./pek cadalos adam/cadalos karı.
 
Cadı - Cazı1. Hortlak. 2.Büyücü kadın, çirkin ve kötü huylu, kavgacı koca karı. Cazı: üzerinde cadılık vasıflarını toplamış adam.
 
Cafcaf- cafcaflıGösteriş, şatafat, gürültülü boş söz. Gösterişli sahte süslü. Fiyakalı, takıp takıştırılmış süslenmiş.
 
CakaGösteriş, fiyaka, çalım. Caka satmak: gösterişli davranıp çalım yapmak. Cakalı: caka satmayı seven, fiyakalı süslü.
 
Çakmak, çaktırmak, çaktırmamakÇakmak fiilinden başkaca Kelimelerin üçü de mecazi anlamlıdır. Çakmak:fark etmek, anlamak, sezip sezinlemek. İmtihanı kaybetmek, sınıfta kalmak. Çaktırmak:Hissettirmek. Aklını erdirip, direkt söylemeden anlatım. Çaktırmamak:Haber vermeden, uyandırmadan, hissettirmeden yapmak.
 
ÇakıldakKoç, koyun, kuzu ve keçi gibi hayvanların kuyruk altı ve dışkılama bölgesindeki kıllarına bulaşan, takılıp kalan ve bulaştıkça büyüyüp sertleşen çakıllaşıp çoğalan pislik. Dikkat edilmediğinde büyüyüp çoğaldıkça hayvanı rahatsız eder. parçaların birbirine sürtünüp ses çıkarması, taşıma zorluğu sebebiyle sıkıntı verir. (insanların argo manada birbirilerine alay ederek çakıldaklı lafını kullandıkları da görülür.)
 
ÇalaÇala: bir kelimenin önüne geldiğinde o kelime manasının hızlı ve gelişigüzel hareketini anlatır. Çalakalem, çalakamçı, çalakırbaç, çalakılıç, çalçene gibi. / Çala kelimesi kasabada bunlardan başka ve çoğunlukla eskimiş, yıpranmış, kullanılmış, kullanılmaktan eskimiş elbise, eşya vs. için kullanılmaktadır.
 
ÇalmakKendine ait olmayan bir şeyi almak. Hırsızlık yapmak manasına gelen bu kelime başkaca mecazen vurmak sallamak çarpmak, kırbaç çalmak kamçı çalmak, her hangi bir musiki aleti çalmak, kapı çalmak, maya çalmak, zil çalmak, andırmak benzetmek manasına yeşile çalmak, bozmak manasına yemeği bakır çalması, yontup çıkıntıları yok etmek, sürmek manasına ekmeğe yoğurt çalmak gibi hırsızlıkla ilgisi olmayan anlamlarda da kullanılmaktadır.
 
CanavarCan(Türkçe): insan hayatı Aver(Farsca):Öldüren. Canavar: Can alıcı - / aa- Canavar:Yırtıcı, vahşi,koyun kuzu ve evcil haycanlara zarar veren, cana kıyan köpeğe benzer ve köpekten büyükçe yabani yırtıcı hayvan. Canavarlaşma:her şeyi tahripten kaçınmayan kötü huylu zalim, gaddar. Kurt:Yaratılışından bugüne kadar evcilleştirilememiş, bu özelliğinden dolayı Türk tarihinde hürriyet sembolü ve yol gösterici olarak algılanıp, bozkurt efsanesinde yer almıştır.
 
ÇantıEv kaskılarında, evlerin yüklük, hamam evi de denilen gusülhane gibi bölümlere ayrılmasında, ambarlara bitek yapmak gibi işlerde kullanılan kereste ile bölünüp kontraplakla kapatılmasına, kereste iskelet aralarının küçük parça tahta, odun, gületapan kökü ve kamış gibi malzemelerle bölünüp yerine göre ızgara gibi bölünen kısımların çamurla sıvanarak duvar gibi ayrılan yapılara çantı, yapılan işleme de çantılamak denilir. Mahalli tabirdir. Eskiden kasaba taşından yapılan evler yük taşıyıcı duvarların dışında boydan boya uzunca yapılır, araları da çantılarla bölünüp işlenerek musandıralar, yüklük ve gusülhaneler çıkarılır, genellikle aralıklara açılan oda kapıları da ortalarına yapılırdı.
 
ÇapanoğluMecazen umulmadık neticeler verecek, yapılan işin altından akla gelmedik neticeler çıkacak oyun, hile desise ve kandırmacalarla karşılaşılacağından korkulan karışık iş, karmaşık durumlarda "altından çapanoğlu çıkar" diye endişelenmeler. Ters sonuca götürecek tuzağa düşme, zarara uğrama vs.
 
CaskiCas: Osmanlıca da pis, kir, necaset manalarına gelir. Caski nin kelime karşılığı olmamakla birlikte, kasabada hırsız, casus, gözüaçık korkusuz yaramaz çocuk manalarına kullanılmaktadır.
 
ÇayanÇok ayaklılardan 21 çift ayağı bulunan sarımsı renkli zehirli böcek. Kasabada bu böceğe kırkayak veya kırkayaklı de denilir. Mecazen sarışın, çiğ sarı ve soğuk, sevimsiz, sinsi kimselere de çayan veya sarı çayan denilir.
 
CazıEza cefa veren, huzur bozan, zararlı ve böcek gibi sokup ısırıp acıtan. Çirkin, kötü huylu, kavgacı kimseye denilir.Mahalli kelimedir.
 
Çağıldamak, çağlamak.Suyun kabarıp taşıp akması, çağlayıp akması. Taşlara kayalara çarpıp ses çıkararak akması. Akar su sesi.
 
Cebellezi(argo) Hakkı olmadığı halde bir şeyi kendine mal etme. kendisine ait olmayan bir şeyi alma. Cebine indirip sahiplenme.
 
CebelleşmekUğraşmak, didişmek, çekişmek, uylamak. Nizahlaşıp itişip kakışmak. Cedelleşmek. Mücadele etmek.
 
ÇeçTarladan biçilmiş ekin tanelerinin toplu olarak harmanda dökülmüş hali. Tınas savrulması ile ortaya ayrılıp çıkan tanelerin büyük çapta toplu halde yığılmış hali. Buğday çeci, arpa çeci, yulaf çeci gibi mahsulün cinsine göre adlandırılır. Harman savrulması ile rüzgarla uzağa ayrılıp ve toplu hale getirilmiş samana da namlı - saman namlısı denir. Mahalli tabirdir.
 
CelâllenmekHiddetlenmek, öfkelenmek, sinirlenmek. Çar çabuk kızıp kabarıp öfkeli hale gelmek.
 
ÇelenTaş tuğla kerpiç ve biriket gibi malzemeden yapılmış, havlu veya bahçeyi çevreleyen, komşu bahçeyi veya parseli ayıran ihata duvarı.
 
ÇeltekÇoban yardımcısı, çoban yamağı. Sorumluluğu çobana ait olan sürünün güdümünde, otlamasında, sevk ve idaresinde çobana yardımcı olarak çalışan yardımcı.
 
ÇemkirmekKöpeğin kesik kesik ve hırslı hırslı havlaması, argo ve mecazen karşı gelmek, dikleşmek, karşılık vermek, saygısızca konuşarak karşı cevap vermek.
 
CenabetGusül abdesti almayı icap ettiren durum ve bu durumda olan cünüp. Pis, kötü, berbat. Uğursuz sayılan hal. Mundar manalarında kullanılır.(Cenabetten keramet olmaz:pis kötü, günahkar kimseden iyi şey beklenmez manasındadır.) Aslında müslüman bu halde bile hiç bir zaman pis ve mundar olmaz. Ancak gusül abdestine verilen önemi ağırlaştırmak için bu tür tabirler eklenmiştir. İslamiyette zorlama ve normal hali ağırlaştırıp zorluk verme yoktur. Bununla birlikte gusül abdesti almak farz ibadettir. Geciktirilmemesi gerekir. Kasabamızda da her müslüman beldede olduğu gibi gusül abdestine her türlü işten evvel ilk öncelik verilmektedir.
 
ÇenilemekKöpek veya köpek cinslerinin saldırma ısırma gibi fiili mücadelelere giremeden havlayıp yaygara koparması, dövülüp veya başka köpekler tarafından boğulmuş köpeklerin ulu orta havlama sesi dışında bağırarak kaçması veya kaçarak bağırması.(köpeği dövmüşler. durmadan çen çen çeniledi.)
 
CenkCenk kelimesi savaş manasının dışında kasabada bakır malzemenin oksitlenmesi, küflenmesi, nem veya hava ile temasından bakır kırmızısı renginin sararıp, yeşerip, kararması ile zararlı zehirli hale gelmesine cenk almış cenkleşmiş denilir. Bakır kap kacak mutfak malzemesi kalaylanmadan kullanılmaz. Kalayını kolay çıkaran sirke, salça, yoğurt gibi gıda maddelerinde dikkatli olunur. Cenk almış bakır malzemede duran gıda maddelerinin yenilmesi zehirleyici olduğundan öldürücü sonuçlara götürebilir.
 
CerahatYaralanma ve iltihaplanma sonunda meydana gelen ve deri altına toplanan sıvı, irin.
 
CeremeSuç, kabahat, günah, kendisi veya başkasının sebep olduğu zararı çekme. ceza parası. suçun kabahatın karşılığı ödenen ceza.
 
ÇevrikÇember içine alınmış, etrafı çevrelenmiş yer. Çevrik kelimesi Kasabada kenarları duvarlarla çevrilip ihata edilmiş, koruma altına alınmış üzeri açık boş arsa veya arazi olarak kullanılır. Korunduğu için bahçe yapmaya, mahsul dökmeye, hayvan muhafaza etmeye müsait havlu.
 
Cibilliyet - cibilliyetsizYaratılış, huy, tabiat, ahlak, tiynet. Cibilliyetsiz: ahlaksız, huysuz, tiynetsiz, kötü huylu, soysuz, kötü ahlaklı.
 
Cidav - CıdavıCida-cidal:(arapçada) kavga, savaş,cenk, şiddetli tartışma manasındadır. Cidav:atın iki omuzarası ile boynun birleştiği yer manasındadır. Cidav ve cidavı kelimeleri kasabada halk arasına kaynaşmaz, ihtilafçı, kavga gürültücü, yaygaracı, huysuz, ürkek çalımlı manalarında kullanılmaktadır.
 
CimbitCimbit hem Cımbız kelimesinin karşılığı olarak(kaşını cimbitle inceltmiş), hem çimdik kelimesinin karşılığı olarak(çocuğu cimbitleyerek ağlattı), hem de nadiren de olsa az çok az atılacak tuz veya biber ölçeği gibi de(salataya bi cimbit tuz atmış tuzsuz yedirdi) gibi kullanılır. Mahalli kelimedir.
 
Cimcik1. Parmak uçları ile burarak sıkma-acıtma. Sessizce ikaz etmek, terbiye etmek, dikkat çekmek, ihtar etmek gibi yapılan harekettir. Çimdik kelimesinin kasabada kullanılagelen şeklidir. 2. Baş ve işaret parmaklarının birlikte kavradıkları miktar. bir (çimdik) cimcik tuz koy.
 
CimcimeKüçük küçük, ufak tefek. küçük lezzetli bir çeşit karpuz. Ufak tefek ve şirin, küçük yapılı güzel. Minyon tipli şirin minnoş kadın.
 
Çimen - çemenKokulu tohumu olan maydanoz cinsinden bir bitki. Bu bitkinin tohumu öğütülerek elde edilen tozu ile sarmısak ve biber karıştırılmak suretiyle yapılan ekmek üzerine macun şeklinde sürülerek yenilen katık. / Pastırma yapımında kullanılan pastırmalık etin dışına sıvanarak bekletilen bastırmaya tadını kazandıran baharatlı acı ve kırmızı renk verilen sıvamanın hazırlanmasında kullanılan bitki tozu.
 
Cimnastik - JimnastikVücudu ve vücut organlarını alıştırıp güçlendirmek için yapılan hareketler. Beden idmanı, spor. Kültür-fizik hareketleri. Yer hareketleri, barfiks, atlama, uzun atlama, kulplu beygir, halka, paralel, denge kalası gibi yarışma kolları bulunan bir spor dalı.
 
Cingil - CıngılKelime kasabada cingil olarak kullanılmaktadır. 1.Üzerinde ancak birkaç üzüm tanesi bulunan küçük salkım. 2.Yemeni kenarlarına ve giyeceklere takılan küçük salkım şeklindeki boncuk, gümüş vs. süs eşyası. 3.Kasabada burundan damlayan sıvı manasında da kullanılır.
 
Çiriş çanağıÇiriş:Ciltçiler ve ayakkabıcılar tarafından kağıt, deri, bez yapıştırmakta kullanılan, öğütülerek toz haline getirilmiş sarızambak kökünden yapılan tutkal. Çiriş çanağı:karılarak bir kapta yapıştırmada kullanılan ve yapışkanlığı sebebiyle ağzı yüzü karışıp şekli bozulmuş çanak, tas vs.çirkin görünümlü çiriş kabı.
 
ÇirkefÇirk:Kir, pas, pislik. Pislenmiş, kirlenmiş, kokuşmuş su. Mecz.pis kirli,iğrenç şey veya kişi. Çirkeflik yapan, kötü ve pis huylu hareket eden. Çirkefleşmek:kötü huyu ve hareketleri ön planda tutarak hareket sergilemek.
 
CivanGenç ve körpe erkek adam. Delikanlı. Nevcivan:çok genç delikanlı. Civan boylu:ince uzun yapılı, ince uzun boylu. Dal boylu.
 
ÇivitHindistan ve Yemen de yetişen bitkiden çıkarılan mavi renkli kök boya- ot boyası. Bu mavi renge çivit mavisi de denilir.Mavinin bir tonu, koyu mavi renk. Çamaşırların sarılıklarını gidermek için çamaşır tozuna veya durulama suyula birazcı katıldığında tam beyazlık elde edilir.
 
Çiğdemİlk bahar aylarında bağlarda ve dağ eteklerinde çıkan, ince pırasa yaprağı veya uzun çayır yaprağına benzer otlu, beyaz sarı ve pembe çiçekleri olan tabanında fındık veya sarmısak gibi ve file şeklinde kabuk içinde soğanı bulunan bitki. Kitaplarda öksüzoğlansoğanı olarak da geçmektedir. Bahar aylarında bağ budama, bağ kazma veya yaylaya at gütmeye gidildiğinde çiğdem sökülüp toplanıp çok lezzetli ve sevilerek yinilirdi.
 
ÇiğeBadem, ceviz, kabak çekirdeği ve ayçiçeği gibi kuruyemiş çeşitlerinin yenilen içine deriz. Cinsine göre ceviz içi, badem içi, kabak çekirdeği içi gibi badem çiğesi, ceviz çiğesi olarak da kullanırız.
 
Çiğnem1.Ağızda bir seferde çiğnenilebilecek miktar. Bir çiğnemlik yedim. Bir çiğnem sakız vs. 2.Ağızda çiğnenilerek dişi olmayan küçük çocuklara verilen yiyecek(geviş).
 
ÇobanaldatanUzun ve oynak kuyruklu, boz renkli alatavuk veya alacatavuk da denilen kuş. Keçisağan kuşu. Çobanlara karşı yaptığı hareket ve çıkardığı seslerle çobanları aldattığından bu isimle anılmaktadır. Tarla kuşu.
 
çödürmekişemek. çiş yapmak. abdest bozmak. küçük abdest yapmak.
 
ÇokaYığma taş-taştan kayadan oluşma taş kaya kayılarak yapılmış yüksekçe tepe manasınadır. Kasaba'da kozağaç adıyla bilinen mevkisinin üzerinde sarp kayalık mevkiine verilen ad, eteğindeki yayla düzlüğünde kaynak suyu ve hayvan sulama yalak-havuzları vardır.
 
ÇolpaElinde ayağında sakatlık varmış gibi uygunsuz hareket eden, beceriksiz, eli işe yatkın olmayan, acemi ve bilgisiz hareket eden, yöndemsiz, usülsüz ve işbilmezlik.
 
CombalakDüşüp kalkmak, yatıp kalkmak, takla atmak. Başı yere eğerek sırtı üstüne yuvarlanmak. Combalak kılmak: Eğilip yerde başı sırtı ve kalçadan ayaklarına doğru yuvarlanarak kalkmak.
 
CombulTencereden tabaklara sulu yemek ve daha ziyade çorba, hoşaf, komposto koymaya yarayan uzun saplı çukur kepçe.
 
Çöp basmaKasabada yakın zamana kadar komşuların davarlarından sağdıkları sütü, süt değişiği olunan komşulara sırası gelene getirerek ölçü olarak kullanılan kova helke veya tencereye dökülerek temiz bir çöp veya çubuk parçası batırılarak ıslanan sınır bıçakla işaretlenip tekrar geri ödemede kullanılan çöp kertilmesine çöp basma veya çöp basması denilir. Günümüzde çok seyrelmiş veya geçerliliğini kaybetmiş bir adetimiz.
 
ÇöpçatanKısmet bulan, evlenecek kişiler arasında aracılık yapan, bir araya gelip görüşüp anlaşmalarına ve evlenmelerine yardımcılık yapan kimse. / argo hampa:yardımcı, yardakçı, kafadar.(hampa iyi manada kullanılmaz)
 
CozutmakSözünü yerine getirmemek, oyundan kaçmak,yan çizmek, vaadinden caymak, oyun bozmak manalarına kullanılır. Oyunu kavgaya dönüştürerek bitirmek cıllımak veya zıllımak olarak da kullanılır.
 
ÇöğenTarlalarda kendiliğinden çıkan kökü toprak altında yıllandıkça uzunlaşıp kalınlaşan, üste seyrek kaba dallı budaklı otu ve beyaz küçük çiçekleri olan bir ot türüdür. Çöğenin otu sonbaharda kendiliğinden kuruyup kaybolur. Kökü ise toprak altında kendini muhafaza edip her yıl yeşerir ve kol gibi kalınlık ve uzunluklara erişebilir. Bu bitkinin kökü kimya, ilaç ve gıda sanayiinde kullanılmaktadır. Su ile temas ettiğinde soda gibi yuşatıcı olup köpürdüğünden temizlik maddesi imalatında kullanılır. Şifalı bitkidir, gıda sanayiinde özellikle helva tahin helva, köpük helva yapımında aroma ve seyreltici-yoğunluk kıvam hazırlayıcı olarak kullanılmaktadır.Helvacı kökü de denilir. Kasabada eskiden çokca yetişir, insanlar tarafından özel olarak toplamaya gidilirdi. Kök topraktan kazılarak çıkarıldığı için adına çöğen sökme (Çoğan sökme) denilirdi, çıkarılıp toplanan bitki kökleri zamanında bakkallar tarafından satın alınır, toplanan kökler şehirlere satılarak ticareti de yapılırdı. Kasabada kışın sıra gecelerinde köpükhelva yapımında kullandıklarını görürdük. Zamanımızda yabancı ot mücadelesi sebebiyle yok olmaya yüz tutmuştur.
 
Çoğunsamak - çoksanmakÇok görmek, çok bulmak, kendisinden istenileni esirgemek gayreti, istemsizlik. (Yapılan bir işin karşılığında istenilen parayı çok bulmak.)
 
ÇöğürEkin içinde, kırlarda kendiliğinden ve tohumlarından biten, büyük cins diken ve odunlaşıp ağaçlaşmış küçük boylu dikenli çalı. Çöğür yaprakları kadar sıkça ve sertçe dikenlere sahip olduğundan batması sebebiyle insanlar ve hayvanlar tarafından da sevilmez.
 
Cubra(Cibre-cibire den gelmiştir) kasabada cubra olarak söylenir. Suyu sıkılmış, suyu alınmış üzüm posasına denilir. Pekmezlik üzümlerin şıranalarda çiğnenip sıkıştırılıp suyu sıkıldıktan sonra posaları atılmaz. Üstü bastırılıp örtülüp kendi içinde ekşimeye-tütmeye bırakılır. Üzerine dökülen su tekrar süzülerek sirke yapılır. Tekel ve içki sanayiinde cubradan damıtılarak elde edilen rakıya cibre rakısı denilir. Ancak kasabada cubra sirke yapımı dışında kullanılmaz. Kullanılacak yönü kalmayan cubrayı hayvanlar severek yerler.
 
CüccemCüccem çörekotunun kasabada kullanılan karşılığıdır. pasta,börek, hamur işi, yağ, yoğurt üzerine serpilir. Sindirimi kolaylaştırıcı, gaz giderici özelliği vardır. Cüccem-çörekotu yağı bebeklerde karın ağrısına karşı da kullanılır. Yazılı kaynaklarda çok yararlı olduğundan bahsedilir. Ölümden başka her derde dava olduğu söylenir. Kokusu ve tadı hoş, siyah renkli küçük taneli ot tohumudur.
 
CücükKörpe, çok taze, tatlı, leziz, soğanın ortası, soğanın küçüğü, yeni sürmüş küçük dal, filiz, tomurcuk. Soğan ve katmanlı bitkilerin göbeği. Kuş veya tavuk yavrusu civciv, bir şeyin küçüğü. Cücüklenmek:filizlenmek, filiz süymesi.
 
ÇükürKazma nın kasabada kullanılan adıdır. Mahalli tabirdir. Taş sökmede,kütük sökmede, yer kazmada kullanılır. İki ağızlı bir ağzı kazma diğer ağzı ağaç odun kesmede kullanılan sapı ahşap dayanıklı, kuvvet tatbik edilebilen kazıcı kesici alet. Antalya ve ilçelerinde de aynı isimle anılmaktadır.
 
CümletenHep, bütün, hep birlikte, hep beraber. Hepsi bir arada. Toplanmış olarak. Cemi cümle: bütün herkes. Herkesin toplanması, bir araya gelmesi.
 
ÇuvaldızÇuval, torba, halı, kilim, dayama yastığı yatak gibi kalın malzemeyi dikmeye yarayan ucu yassı ve sivri uzunca büyük iğne.
 
ÇüşEşeği durdurmak için kullanılan söz. / argo. aptalca harekette bulunan kimselere de ileri gitme manasına söylenir.
 
CıcıkGaz lambalarında yanan fitilin üzerine kapatılan ışığı çoğaltıp lambanın sönmemesini sağlayan lamba şişesi. Kasaba ve havalesine ait mahalli tabirdir. - Cıcığı çıkmak: Üstü açılıp kalkan deri altında etin görünmesi, yaranın açılıp iç kısmın dışa görünmesi. Cıcığını çıkarmak: Çok harpalayıp içini dışına çıkarmak. i
 
Çıkrık 1.Halı, kilim, çul, çuval, tülü, halı dayama yastığı vs dokunması için hazırlanan yünün eğirilip bükülmesi işinde kullalınır.Üzerinde iplik sarılan çark sistemi de denilebilir. Makineleşmiş büyük kirman şeklidir. Büyükçe süslü iki kasnağın karşılıklı ortasına ip döşenerek davul gibi şekil verilmiş, ortasındaki dönen ağacına döndürücü kolu montelenmiş bulunan tekerleğin dönmesi ile gücünün sağlamca bir ip aracılığı ile 1 metre ilerisinde monteli mile aktarılması ve milin sürati ile de bağlanan yünün hızlıca dokunacak ip haline gelmesi için kullanılan sistem bütünlüğüdür. Hızlı dönen iğ tabir edilen mil dışında tamamı ahşap malzemeden yapılmıştır. Zamanımızın nostaljik aletlerinden olup büyük yapılarda duvar dekoru süs aleti olarak kullanılmaktadır. 2. Kuyudan su çekmede kullanılan üzerine ip sarılıp boşaltılarak kuyudan kovayı indirip çıkaran alet. kuyu dolabı da denilir. 3. Ağaçtan yuvarlak malzemeler de işlenilen iptidai tornaya da çıkrık denilir. Kasabada çıkrık denilince akla 1.maddedeki ip eğirme bükme aleti akla gelmektedir.
 
Çıkı - çıkınÇıkın kelimesi kasabada çıkı olarak kullanılır. Küçük bohça, içine yiyecek, erzak, para, küçük ve az malzeme konularak bağlanmış paket. Azık çıkısı, para çıkısı. (azığını mendiline çıkılayıp davarın ardına gitti. Çobanın çıkısını hazırladınmı?, karnımız acıktı çıkıya ne koymuşlar bakalım. vs.gibi)
 
CılgaDağlık ve ormanlık arazide, dar ve dolambaçlı yol, keçiyolu, patika yol.
 
CılgısızMızıkçılık, sululuk ve cıvıklık gösteren, yaramazlık yapan çocuklar için kullanılır.
 
CılkBozulmuş, kokmuş, çalkanmış bağları çözülmüş sulanmış, irinleşmiş, eksilip boşalmış, faydasız hale gelmiş. Bayatlamış.(cılk yumurta, cılık yara, cılklaşmış meyve, cılkı çıkmış iş. gibi)
 
Cıllımak - Zıllımak Sözünden dönmek, oyundan kaçmak, vaadinden caymak, oyun bozmak manalarına kullanılır. Oyunu kavgaya dönüştürerek bitirmek manalarında cıllımak veya zıllımak olarak her iki halde de kullanılır. Zılmak kaçmak uzaklaşmaktır.
 
CıncıkGenellikle camdan yapılmış, bardak çanak şeklindeki irili ufaklı kırılacak eşya.
 
CıngıldakÇanın, zilin küçüğü, hayvanların boynuna takılan küçük çan veya çocukların oyuncak olarak oynadıkları zil sesli demir, teneke ve plastikten yapılmış içindeki tanelerin çarparak ses çıkardığı çocuk oyuncağı.
 
CıngırıkOrtasından bir noktaya dayanan, iki ucuna karşılıklı birer kişi binip, bir tarafı aşağı bir tarafı yukarı hareket ettirilerek ekseni etrafında döndürülerek eğlenilen kalas düzeneği. Kasabada çocuklar, genç kızlar ve hatta kadınlar bayramlarda meydanlara kurulan cıngırıklar etrafına topllanıp eğlenirler, salıncaklara binerlerdi.
 
CırcırFermuar kelimesinin kasabada ikinci kullanılan adıdır. Valiz, bavul, pantalon, fanila, çanta ve cüzdan cep ve ağızlarını kapamada kullanılır.
 
Cırmık - cırmalamakTırnakla yaralama, tırnak izi. Cırmalamak: Tırnakla çırmık atmak, parmak uçları ile yaralamak, çırmıklamak.
 
CırrıkSığırcık kuşları kasabada cırrık olarak da adlandırılır. Çıkardıkları ötme şekli ve renkleri itibariyle kara cırrık olarak vasıflandırılır. Çocuklarca kış günlerinde Yerlerin karla kaplanması ile ile beslenme zorluğu çeken kuşları yakalamak için at kuyruğu kılından yapılmış ilmiklerle doldurulan tuzaklar kurularak cırrık kuşları yakalanırdı.
 
CırtatanBağ, bahçe, harmanyeri ve rastgele yerlerde kendiliğinden çıkan küçük kavun kökenine benzer ve biraz daha gri kül renginde kökenleri olan meyvesi küçük ve tüylü hırtlağı andıran bitkidir. Mahalli bölgelere göre acı hıyar, eşek hıyarı ve acıkelek isimleri ile de anılır. Söylenenlere göre sinüs dolgunluklarında sinüzit rahatsızlıklarında meyvesinin suyu buruna damlatılırsa sinüslerin açılacağı rivayet edilir. Ancak zehirli bitki olduğundan kullanılacak dozun çok önemli olduğu saf olarak kullanılmaması gerektiği, gliserin gibi yağlı mahlüllerde mutlaka seyreltilmesi gerektiği aksi halde kanamalara yol açma riskinin yüksek olduğu halk arasında anlatılır durur. Tıp otoriteleri tarafından riski ön plana getirilerek kullanılmaması tavsiye edilmektedir.
 
CısÇocukların tehlikeli şeylerden ve daha çok yakıcı ateş, kesici eşya gibi şeylerden uzak durmalarını sağlamak için söylenen korkutma ve uyarma lafı. Bunun için deney ve tecrübe ettirilerek birazcık da ateşe maruz bırakılıp eli-teni ısıya tutulur,soba, ütü, çaydanlık gibi yakıcı aletlere dokundurulur ve cısss denilerek tecrübe ettirilir.
 
Çıtçıt - çıtpıtBirbirinin içine giren iki parçadan ibaret olup, tutturulmak istenen iki parçalı nesneye karşılıklı birer parçası dikilen tutturucu. Düğme yerine kullanılan, küçüklüğü sebebiyle yer kaplamayan kasabada adına şipdüşen de denilen düğme.
 
CıvıkFazla sulu, bulaşkan, yoğunluğunu kaybetmiş sulanmış. - Etrafındakilere soğuk ve sıkıcı şakalar yapan dalaşan, ciddiyetini kaybeden, şımarık kişi.
 
CızıBu kelime kasabada çizgi manasına ancak genellikle bağ bostan ekiminde gater veya sıra anlamında kullanılır.
 
Daban bas gübbüdü basAyaklarını yere yeni basmaya başlayan çocukları, basma konusunda heveslendirmek için yapılan "Daban bas, gübbüdü bas, birini de kaldır, birini bas" tezahürat..
 
DadaKüçük çocuk bebek yiyeceği, çocuk maması.
 
DadanmakBir şeyin tadını tadıp alışmak, lezzetini alıp tadını öğrenip alışkanlık kazanmak. Tutkunu olmak. (çocukları oyuna dadandırdınız derse çalışmıyorlar. Siz eğlenceye çok dadandınız her zaman olmaz. gibi)
 
DâhdahaDâh:At ve eşek gibi binek hayvanlarının hareket etmesi için ünleme sözü. Dahdaha: Atın, arabanın harekete geçmesinde çalakamçı ve yerinde sevinç göstererek harekete katılmak ve hızlanmayı desteklemek.("at elin eğer emanet senin bir dahdahan var" sadece işin şamatasında olanlara söylenir.
 
DalAğaç dalı, ağaç kolu manasının dışında kasabada sırt ense arka manalarında kullanılır. Dalına alıp götürmek, dalına yüklemek, dalında taşımak, dalı kaşınmak, dalına binmek gibi.
 
DalamakYakmak, acıtmak, kavurmak, ısırmak, dişle koparmak, vurup kapmak, talan etmek manalarına kullanılır. (ısırgan daladı, köpek daladı, ayı dalamış, sivri sinikler dalamışlar. gibi)
 
Dalağı dışındaDüşündüğü gibi, kalbinden geçtiği gibi konuşan, işi dışı bir, hatalı da olsa bildiğini söyleyen, karşısındaki kırılsa da doğruyu söyleyen, dobra insanlar için kullanılan mecazi deyimdir.
 
DammakBu kelime lügatlarda damla ile ilgili damlamak şeklinde geçmekte ise de, Dammak: kasabada aklından geçmek, bir şeyin olacağını önceden bilmek, ön sezi olarak aklından geçmek geçirmek manalarında kullanılır. (Bunun böyle olacağı aklıma dammıştı. Senin söylediğin gibi aynen benimde aklıma damdı. Bilmiştim böyle olacağını aynen aklıma damdıydı. gibi)
 
DamızlıkHayvan üretmek için döl almak için beslenen erkek veya dişi hayvan.(damızlık koç,damızlık boğa, damızlık inek gibi) / argo. çalışıp işe güce gitmeyen tembel insanlara da denilir.
 
DanaburnuToprağın altında sebze ve bitkilerin köklerini keserek kuruyup yok olmasına sebep olan, irice başlı, parlak kahverenginde sert kabuklu, kasabada süreğen olarak da adlandırılan zararlı haşere.
 
DandikArgo olarak kullanılır. Yapmacık, basit, uygunsuz, ve münasebetsiz uydurma, kısa, kısacık tuhaf manalarında kasabada kullanılır ve mahalli kelimedir. (çok dandik bir hali var. hiç de yakışmamış dandik olmuş. Bırak dandik işleri de esasa bak. Paçası dizinde çok dandik olmuş. gibi)
 
DangalakAkılsız, düşüncesiz, budala. Dangul dungul konuşan. Konuşması ve hareetleri kabaca olan münasebetsiz hareket sergileyen kişi.
 
DangırdamakKaba ve başkalarını rahatsız edecek şekilde, yüksek sesle ve bağırarak konuşmak. Dangul dungul kabaca ve kaba bir şekilde manasız manasız konuşmak.
 
DaniskaEn iyi, en büyük, en yüksek, en kaliteli, mosturalık, numune şekilde. En güzeli. Örneklik.
 
Dank - dank etmekUzun zamandır anlayamadığı bir şeyi başka bir ipucu ile birdenbire kavrayıvermek anlamak. Kafasına vurur gibi girmek. Kafasına dank etmek. Aklı başına gelmek. (zamanında okumadı şimdi dank etti amma geçmiş ola, geç de olsa kafa dank etti. gibi)
 
DarbımeselBir olaya, bir hikayeye, bir örneğe dayalı olarak misal gibi söylenen meşhur söz, ata sözleri. Anlatılan konuya emsal gösterme. Bir konunun iyice anlaşılabilmesi için örnek vererek konuşma anlatma. Darp:vurma, çarpma. Darbımesel:meseleyi vurgulayarak, örnek göstererek anlatma.
 
Das dingilÇok kısa elbise, uygunsuz ve dikkat çekecek derecede kısa / bomboş, hazırlanmadan manalarına kullanılan deyimdir. (Kısa bir elbise giymiş dasdingil çıkmış. Hiç bir şey almadan dasdingil çıkmış gelmiş.) gibi
 
DavarEhlileşip evcilleştirilmiş (koyun,keçi, kuzu, oğlak,şişek,toklu,çebiç,koç,teke gibi) küçükbaş hayvanların tümüne, çoğuluna verilen ad. Sürü-toplu haline de koyun sürüsü, keçi sürüsü vs. olarak adlandırılır.
 
Dayfalmak(Dafi:arapçada sıkıntı içindeki hal, sıkıntı geçirmek, sıkıntı hali.Cezbeden ve cazip gelen halin zıttı.savan,iten) Kasabada kullanılış şekli ile Dayfalmak:sıkıntı içine düşmek, bunalım ve bunalma daralma, kıriz hali olarak kullanılır. Ufunetli hâl.(ör. sıcak hamamda dayfalıncaya kadar durmak, baygınlık geçirecek hale düşmek)
 
DazlakBaşın üst kısmının ve tepesinin saçsız olması. Tam saçsız durumunda dastıngır (tasgibi dazlak) veya dıngırıdazlak denilir. Hastalık sebebiyle saç dökülmesi dışında tabii haller için kullanılır.
 
DağarGenişçe ve yayvan ağızlı, içinde yağ, yoğurt ve peynir gibi gıda maddeleri konulmasında kullanılır toprak kap. Çanak, küp, büyük çömlek. Dağarcık:Küçük ebatlı dağar, mcz. hokkabaz torbası, bilginin toplandığı yer ve hafıza. Bilgi dağarcığı.
 
Dağdağan - dardağanDağdağa:gürültü patırtı, huzursuzluk, sukuneti bozan olumsuzluk. Kasabada bu kelime dardağan olarak da kullanılır. Dışarıdan gelip ortalığı karıştıran huzuru bozan, ağıda figana sebep olan, tatlıyı acıya çeviren huzuru zehir eden kimseler için "gelip ortalığa bir dardağan(dağdağan)tuzu ekip gitti" gibi kullanılır.
 
DebelenmekArka üstü yatıp iki yana hareket etmek, bir o yana bir bu yana dönüp durmak. / Bir acının tesiri ile kıvranmak veya bir bağdan bağlılıktan kurtulmak için çırpınıp çabalamak./Boş yere çaba sarfetmek, boşu boşuna uğraşmak.
 
DebizKasabada toprak çeşididir. İnce milli kumsal ve derin toprak araziye debiz veya debiz toprak denilir.
 
Deh - DehlemekEşek ve bazı binek hayvanlarını hareket ettirmek için kullanılan hitap ünlemi. Dehlemek: Deh deh ile hayvanı harekete geçirmek. Kovmak. Dehlenmek:Kovulmak.
 
dembestebudala,sakar,dikkatsiz anlamında kasabada kullanılır
 
DenkHayvana yüklenen yükün yarısı, bir tarafına konulan miktarı. Sıkıca bağlanmış taşınabilen eşya balyası. Bir tarafı dengede tutan karşı ağırlık. (Değirmene denk atmak, evlenirken dengine düşmek, karı koca denkliği, dengi dengine. gibi). Denk:eşit, aynı miktarın karşılığı. Denklik:eşitlik.
 
DesturDestur izin müsaade. Destur almak:izin almak, kaideye uymak. Destur: izin verin geçelim, müsaade edin açılın, bu mana ile cin ve perilere hitaben de kullanılıp tuvalete ve karanlıkta bir yere girileceğinde destur denilir. Destur: izin. Destursuz bağa gireni sopa ile kovalarlar.
 
DevramberAyçiçegi yada çekirdegin diger adidir. Kasabada güne tapan, güle tapan, devregamber, günaşık, çitlek olarak da adlandırılır.
 
Deyus - Deyyus(argo) Eşinin sapkın, ahlâhsız hareketlerine rıza gösteren, karı kız pazarlayan, teres, pezevenk manalarında çok ağır ifade. Kelimenin kasabada manâ ağırlığı dışında daha hafif şaka yollu ve samimi hal içinde kullanıldığı görülür.
 
DeğirmiEni boyu bir kare. Eninden boy ölçüsü almak. Eni kadar uzunluğu olan. (değirmi tülbent başörtüsü)
 
Dibabıİçinden pazarlıklı kendini beğenmiş,gubuz
 
DibekTaş ve ağaçtan yapılmış büyük havan. Evlerde demir bakır tunç pirinç ve sağlam agaçtan yapılmışları havan olarak kullanıldığı gibi sokaklarda ve mahallelerde büyükçe kayadan oyulmuş dibek taşları da bulunmaktadır.
 
Didek-DideklemekKuşların ağızlarının ucunda kemik ve boynuz gibi şert yapıda, yem toplamada yemede diş ve dudak yerini tutan savunma ve saldırı organı olarak kullandığı gaganın kasabada ifade edilişidir. Gagalamak kelimesi de dideklemek olarak geçmektedir. Didik didik etmek ve didiklemek parçalara ayırmak kelimesine benzerlik sebebiyle kasabada didek ve dideklemek olarak kullanılageldiği tahmin edilmektedir.
 
Dik sıçraya gelmekAni hareketle irkilmek, tingedek düşmek, soğuk duş tesiri ile birden kendine gelmek manalarına kullanılan mahalli terimdir.
 
DilfilBotanikte Tirfil otunun kasabada söylenen kelime karşılığıdır. Dilfil yabani yonca türü yabani ot çeşididir. Hayvanlar tarafından çok sevilerek yenildiğinden ekinlerin arasında an başlarında kendiliğinden yetişirdi hayvanlara yedirilmek için toplardık. Zirai ot mücadelesi bu tür otların da kaybolmasına sebep oldu.
 
Din din didiğini dinIsrarcı şekilde hep aynı şeyi söyleyip tekrarlamak. Söylediğinden vaz geçmeyen. Aynı lafa takılıp kalmak.(Deyim)
 
DingildemekÇok çalışıp, çok yürüyüp yorulup yürüyemez hale gelmek. Yorgunluklan bozuk düzen düzensiz yürümeye çalışmak.
 
Dinmek - DinelmekÇalışmaktan yorulup hareketsiz kalmak, dinlenmek istiyacında olmak. İşi yapmayı bırakmak mecburiyetinde kalmak, devam edecek hali kalmamak. Dinelmek: Dikilip kalmak. Ayakta beklemek. Oturmadan dikilmek.
 
DirgenTarlada sap saman, ot diken toplamada, atmada, evde bahçede ahırda kaba malzeme ve gübre atmada-taşımada doldurmada kullanılan sağlam demirden yapılmış, 3-4-5 uzun parmaklı, uzunca ahşap saplı çiftçi el aleti.
 
Dirhem3,25 gr. ağırlık birimi. gümüş para birimi. Küçük birimler için dirhem dirhem (azar azar, gıdım gıdım gibi manalarında da) kullanılır. Zamanımızda geçerliliği olmadığı halde kelime olarak halen kullanılmaktadır.
 
DirlikYaşayış, hayat, geçim, rahatlık, huzur,refah manalarındadır. (Dirliği düzeni yerinde, dirliği kaçtı, dirliksiz, dirliğini bozdu, dirlik vermez) gibi kullanış yerlerine göre manalarında da şekil değişiklikleri olmaktadır.
 
DitmekYünü, pamuğu lif lif parça parça ayırmak. Sertleşmiş yastığı, yatağı kaba ve yumuşak olması için boşaltıp içini diderek döverek kabartıp tekrar doldururlar. Pamuk yün ve benzeri dokuma ve yatak,yorgan, yastık malzemesini diderek tarayarak ayrıştırır ve yumuşatırlar.
 
DivrikiEline ayağına çabuk, gücü kudreti yerinde ve hareketli. İşi hızlı ve çabuk gören kişi.
 
DizginHayvanın ağzına takılan geme bağlanarak binicisi tarafından tutulan ve atı yönlendirip kontrol eden kayış. Dizginlemek:atı kontrol altına almak, Dizgini salıvermek: atı serbest bırakmak alabildiğine koşturmak, dizgini çekmek:hareketi durdurmak, engel olmak.
 
DişemekDiş çıkarmak, diş meydana getirmek. Diş çıkması. Hem yeni doğan çocuğun süt dişlerinin çıkmaya başlamasına, hem de 7 yaşına gelen çocuğun süt dişlerinin altından esas dişlerin gelmeye başlaması ile üsteki süt dişlerinin yerinden çıkmasına dişemek denilir. Ayrıca çok yaşlı ihtiyar insanların 100 yaşına gelmesi veya 100 yaş civarında diş çıkarmasına da da yaşlılık sebebiyle diş çıkardı, dişedi denilir.
 
DolamaDerine işleyen yara, kurlağan, etyaran. Genellikle parmaklarda meydana gelir ve tırnak için risk taşır. İltihabı sebebiyle ateşli ve sancılıdır. / Yer sofrasında sininin etrafına dolanın ve yemek yiyenler tarafından dizlerinin üzerine örtülen koruma malzemesi geniş bez. Günümüzde peçetelerin yaygın kullanıma girmesiyle nostaljide kalmıştır.
 
DölekUslu, terbiyeli, doğru dürüst, ağırbaşlı. Olgun görünümlü.
 
Domalan-DolamanBahar aylarında tarlalarda ve genellikle kırlarda (mahalli kanaata göre yağışlı havalarda gök gürlemesi ile meydana gelen) toprağın altından toprak yüzeyini kabartıp yararak kendini gösteren, patates biçiminde irili ufaklı ve yumruk büyüklüğünde olabilen, kavrularak ve ateşte közlenerek yenilebilen, et lezzetinde veya daha lezzetli, kıymetli gıdadır. Gök gürlemesi ile birlikte meydana geldiğinden nükleer enerji olduğu da söylenir. Yer mantarı türüdür. Diğer mantarlar gibi zehirli olanı görülmemiştir. Kasabada adı Dolaman olarak da geçmektedir. Bahar aylarında yağmur yağışından sonra tarlalara toplamaya çıkılır. Geçici sürede de olsa pazarlarda da satıldığı görülür.
 
DomuşmakMoral bozukluğunun yüze vurması. Düşünceli sessiz kalma durumu, savat surat asılması, yüzünü ekşiterek durma hallerine domuşmak veya domuştu kaldı denilir. Yüzünden düşen bin parça oldu domuşup kaldı. Hiç yüzü gülmüyor, durmadan domuşuyor şeklide kullanılır.
 
DoruSiyahla kırmızı arası renk koyu kahverengi at rengi. Yelesi ve kuyruğu siyah diğer tarafları kırmızıya çalar at. Doru at, kır at,
 
Döşek, döşşekYatak. Üzerine yatılarak dinlenilen sergi, yer yatağı. Kasabada genellikle yün malzemeden doldurulup yatak haline getirilmiş uzun ve geniş minder.
 
DumağıBoğaz rahatsızlığı ağırlıklı akciğer üşütmesiyle ortaya çıkan öksürük. Tipik üst solunum yolundaki kıcık öksürük şekli. Genel olarak kullanılmakta iken kasabada yakın zamana kadar kullanıldığından mahalli tabir olarak kalmıştır.
 
Dümbüldüdük-DüllümdüdükEl alem tarafından duyulmak, ifşa olmak. Herkesin diline düşmek. Herkesin ağzına laf olmak, lafa konu olmak.
 
Dürtmek, dürtüklemekSivri bir alet batırarak yürümeye, ileriye gitmeye zorlamak. İşe sürmek için istek ve arzu artırmak. Bir işi yaptırmak için zorlamak. İkaz etmek uyarmak için dokunmak. Dürtüklemek: kısa aralıklarla dürtüp durmak.
 
Dutu (Tutu)Tutulmak, bağlanmak, Nişan, işaret, belirti, iz. Kasabada nişanlanan gençler için aileler biribirlerine dutu alıp verirler. Bu dutuda bir bohça içinde hediyelik eşyalar ve bir takım takılar bulunur. Sembolik işaretleşme, bağlılık ve bellilik sözüdür.
 
Düven - düğenHarmanda ekin sapını dövmeye yarayan, altında çakmak taşları sıralı, önüne koşulan hayvanla çekilen alet. Harmana serilen ekin saplarının üzerinden çekilerek altına sıralanmış diş tabir edilen kesici çakmak taşları ile sapı kesip saman haline getiren ve tane ile sapı-samanı birbirinden ayıran, büyük parça kalın ve sağlamca geniş tahtadan yapılan alet.
 
Düğdü - DüğdülemekDüğdü:Yuvarlar, toparlak kısmı, tokmak kısmı. Baş kısmı. Keserin düğdüsü, soğan-sarımsak başı manasına soğan sarımsak düğdüsü manalarında kullanılır. Düğdülemek: Yuvarlak hale getirip sıkıptırıp tortop yapmak. Sıkıp sıkıştırıp düğümlemek.
 
Düğe - düveBir yaşını geçmiş, boğa görmemiş, inek adayı dişi dana. Danalıktan yeni çıkmış genç boğa adayına da tosun denir.
 
DüğlekBüyüyüp olgunlaşmamış kavun, kelek. Orta ve küçük boylu kavun kelek.
 
Düğürcük -düğüBulgurun elendikten sonra geriye kalan ince kısmı, bulgurun batırık, kısır ve çiğ köfte yapımı için ayrılmış ve ince çekilmiş hali. Kasabada simit olarak da adlandırılır.
 
DüşRüya, mana alemi, uyurken görülen olay veya rüyada görülen hareketler. Hayal, gerçekleşmesi arzulanan, ümit edilen, gerçek olmayan hayal.
 
DüşüncemeDüşünce, düşünceli olma, endişeli, meraklı halde bulunma. Düşüncemeli başında merak konusu ve rahatsızlık verici bir iş bulunması. Ayrıca ince düşünüp kimsenin kırılmasına sebep olmayan derli toplu hareket eden kişilere de akıllı adam manasına düşünceli insan denilir.
 
Dıkım - TıkımAğızın alabileceği kadar veya yutulabilecek büyüklükte lokma. Kasabada çok kelimede olduğu gibi tıkım, dıkım şeklinde ifade edilir. Çok yerde "sokum" olarak da kullanılmaktadır.(Az bir parça bir lokma manasında bir dıkım ver, Yemeği ekmekle dıkımla karnın doysun, kaşık almamışız dıkım dıkım yedik. Çocuk bir şey yemez 4 dıkımla sofradan kalkar. gibi)
 
Ebemekmeği - ebegümeciÇiçekleri ve kökü ilaç yapımında, yaprakları da sebze olarak kullanılan, birkaç çeşidi bilinen şifalı bitki. Bağda bahçede kırda bayırda kendiliğinden çıkar, yonca yaprağından büyükçe yapraklı,toprağın üzerinde serilerek genişleyip, mor-beyaz küçük çiçekler açar, gömlek düğmesi büyüklüğünde yassı kapsül bohça şeklinde çekirdeği muhaafaza eden ince yapraklarla sarılı tohum meyvesi bulunan, sulak yerde yetişen taze otu ve taze çekirdeği sevilerek yenilir. Her derde deva bitki olduğu söylenir. Tazesinden yemek yapılabilir, taze veya kurusu kaynatılarak suyu içilebilir. Şifalı bitkilerdendir. Bazı yerlerde özellikle güney doğuda özel olarak ekilip taze otu ıspanak gibi satılır. Ot böreği ve yemek yapılarak kullanılmaktadır. "Her derde deva ebegümeci" tabiri halk arasında sıkça kullanılır.
 
Ecin - Ecinni- EcinniliEcin:cin, Ecinni:cin topluluğundan, Ecinnili: Cinli, cinlerle birlikte. manalarındadır. Ancak bu kelimeler kasabada huysuz, sabırsızlaşıp huysuzlaşan, asabileşen, fenalaşıp kontrolu zorlaşan kişiler için kullanılır.
 
Edalıİşveli, cilveli, nazlı, hoş tavırlı, çalımlı./ süslü. Eda:yapma, ödeme, ifa etme, naz manalarına da gelmekte ise de kasabada daha ziyade işveli, süslü, cilveli manalarında kullanılmaktadır.
 
Efsun(farsça kelime) Sihir yapma,,üfürük, büyü yapma, okutma.Halk arasında "afsun" olarak da kullanılır. Efsuncu: üfürükçü, büyücü,sihirci.
 
EhvenDaha hafif, daha zararsız, daha uygun. Ehvenişer: şer ve zararın en hafifi.
 
Eke tokaEke: kendini ispat etmiş büyümüş. Eketoka:Büyüyüp gelişip büyük parça haline gelmiş. (Komşunun çocuğu büyümüş eko toka delikanlı olmuş, sen onun küçük göründüğüne bakma yarın eke toka adam olur.gibi)
 
ElentiSaman çalkanmasında, elenmesinde altına geçen ince saman ve saman tozu. (Damların yağmurdan akmaması için yuvulmadan önce yuvağa ıslak zeminin yapışmaması ve daha çabuk sıkışıp sertleşmesi için elenti serpilir, elenti serpilen ıslak zemin çiğnenip yuvak çekilerek sertleştirilir.)
 
ElgalemElinden iş gelmeyen, beceriksiz.
 
Elgama - elgameElinden iş gelmeyen, el becerisi olmayan, beceriksiz./ Bilgisiz beceriksiz, düştüğü zorluktan çıkamayan, çaresiz, biçare.
 
Eli kulağındaHemen hemene, bitmek üzere, ses geldi gelecek, haber bekleme, eli kulağına gitti seslenecek manalarına kullanılan deyimdir.
 
Eliböğründe1. Ahşap yapılarda balkon, cumba veya çıkmalarda çıkmanın ucundan taşıyıcı duvara verilen eğik destek. 2.Kaybettiği yakını veya malı için üzülüp çaresiz kalıp beklemek. Her iki tabir ve mana da mahallidir. Kasabada her iki hali de kullanılmaktadır.
 
Elifi1. Elif şeklinde dik, elif harfine benzerlik gösteren. 2. Pantalona benzeyen bir cins bol dikimli şalvar. Kasabada kelime daha ziyade elifi biçimi şeklinde kullanılmaktadır. Önü ve arkası yırtmaç-düğmeli rahatlığı yönünden yaşlılarca tercih edilen şalvar tipli pantalon.
 
ElikulağındaElini kulağında tutmak. Kasabada bu birleşik kelime mecazi anlamda ve hemen hemene, ses verecek durumda, sonuca yakın, bitmek üzere kelimeler yerine kullanılır.
 
Elini yüzünü yalayanKertenkele adlı sürüngene fiziki hareketlerinden dolayı verilen isim.
 
Elisıkı Fazlaca tutumlu, pinti, hasis, cimri. / cömert olmayan, başkasına vermek istemeyen. Mıskı.
 
Ellem bellemÇocuklara ortaya uzatılan ayakları üzerinde "ellem bellem, ıktır kallem, çat çut, aynız buynuz, seksen doksan yüz" şeklinde sayılarak yüz kelimesi denk gelen ayak toplanarak oyundan çıkar, saya saya ayaklar ortadan bir bir çekilir son kalan ayak sahibi oyun ebesi olur. Oyun böyle devam ederek çocukların hoşça vakit geçirmeleri sağlanırdı. Televizyon, atari ve bilgisayar oyunlarının çıkması oyun alanlarını değiştirmiştir. Bu tür oyunlara orta yaşlı bazen büyük adamların da katıldığı görülürdü.
 
Elti - İltiİki kardeş hanımlarının bir birine göre diğeri. Bir kadının kayınının eşi. İki erkek kardeşin hanımlarının her biri.
 
Em1.Emmekten emir. 2.İlaç, merhem, çare. Fayda sağlayan sağlığa kavuşturan, hastanın iyileşmesine yarayan şifa kaynağı. Kelime kasabada daha ziyade "emsiz, bir eme yaramaz" şeklinde ilaç olmaz, faydası dokunmaz, bir işe yaramaz kişiler için olumsuz olarak kullanılmaktadır.
 
Embel - ÖğendireEmbel:Üstüne binilen, arabaya koşulan hayvanların hızlı gitmeleri için arkasından veya üstünden dürtmeye yarayan ucu sivri veya çivi bulunan kısa saplı dürtecek. Öğendire: Arabaya, düğene, sabana-pulluğa koşulan hayvanların yürümeleri için arkasından dürtmeye yarayan ucu sivri veya çivili uzun odun veya sopaya denilir.
 
EmirberEmireri. Haberleri getirip götüren, emirleri yerine getiren, eskiden subayın evinin gündelik işlerini yapmakla vazifeli asker er. Zamanımızda kaldırılmıştır.
 
Emişmek - EmiştirmekBiri birinin sütünü emmek, Biri birinin annesini emmek, süt kardeşi olmak. Koyunların kuzularını emzirmeleri.Kuzuların koyunları emmeleri. Emişmek ayrıca argo manada menfaat paylaşımı olarak da geçer.
 
EmmiBabanın erkek kardeşi, amca. emmi, emmioğlu, emmikızı. Baba emsali veya daha yaşlı amcalara da emmi, Ahmet emmi, Mehmet emmi diye hitap edilir. Emmi kelimesi ile bu kişilere seslenilir. çağırılır.- Amca karşılığıdır.
 
Emniyet iğnesi(emliyet-emlihet iğnesi) Çatal iğne, filkete iğnesi, emniyetli iğne manasında batma tehlikesi olmayan emniyet altında bulunan çatal iğneye kasabada emniyet iğnesi (emliyet-emlihet) iğnesi de denilmektedir.
 
EndamBeden, vücut, boy, vücut uygunluğu, şekil, biçim. Endamlı:Boylu poslu uygun vücutlu uzunca boylu. Endamsız:Endamı biçimsiz.
 
EndazeEndaze:Ölçü, mikyas, 2.65 cm tutarındaki ölçü. Endazeli:Ölçülü, uygun, makul. Endazesiz: ölçüsüz, hesapsız.
 
EnfiyeBurun otu, toz haline getirilmiş ve buruna çekilen tütün. Bazı kullanıcılar kutu halinde cebinde taşır ve ara sıra buruna çekerek aksırıp sağlığa kavuştuğu yolunda ifadelerde bulunurlardı. Enfiye kullanıcılığı tiryakiliğe dönüşürdü. Zamanımızda enfiye çekeni enfiye kullananı görülmez oldu.
 
EngiştanEl dikişi, iğne oyası ve iğne ile el dikişi sırasında iğnenin kolay batması, kolay geçmesi için iğneyi bastırmada terzilerce çok kullanılan iğneyi itelemeye yarayan parmağa kapsül gibi takılan yüzeyi çukurluklu yüksük.
 
EnikHayvan yavrusu, et yiyen hayvanların, yırtıcı hayvanların yavrusu. Köpek eniği(varik de denilir), canavar eniği, arslan eniği gibi.
 
Enkibet - Enkebit - enkibet basmasıKarabasan, kabus, sıkıntı, korkunç rüya ile birlikte gelip kıpırdayamayacak duruma düşme. (ankebet:dişi örümcek) Enkibet basması:örümcek ağına sarılmış gibi hareketsiz kıpırdayamaz halde kalmak. Yükün altında kalmış gibi sıkıntıya düşme sıkıntı çekme hali.
 
EntariBasma, patiska, kumaş gibi ince ve muhtelif dokumalardan yapılmış uzunca elbise, Kadınların düz ve süssüz elbiseleri. Kollu, uzun ve genellikle tek parça elbise.Fistan. Kasabada yaşlılar enteri olarak da ifade etmektedirler.
 
Erinmek - ErincekÜşenen, üşengeç, tembel, gevşek, esneyip durmak, güç harcamaktan kaçınmak, tembel tembel oturmak.
 
ErişteHamurdan kesme taze ev makarnası. (rişte:farsça iplik anlamındadır) Erişte: Yüksek randımanlı undan, içine yumurta kırılarak yuğurulan hamurun belli bir kalınlıkta açılarak isteğe göre (kibrit çöpü veya istenilen kalınlık ve uzunlukta) kesilerek kurutulup çorba veya pilav olarak pişirilir. Yapımı ramazan ayı yaklaşınca yoğunluk kazanır. (erişte-irişti pilavı, erişte çorbası)
 
Erkeçİki yaşını aşmış erkek keçi, genç teke. Kasabada irkeç de denilmektedir.
 
Esah - essahSahi, sahiden, doğru. Daha doğru veya çok doğru, en sağlam, en güvenilir. Tasdik etme tabiri. Mahalli kelime (dediğine inanmadım essahmış, esah ben de biliyorum öyle imiş)
 
EsaletinSahiden, bilerek, özellikle, esahtan, düşünüp tasarlayarak ve bilerek yapılan hareket. Yapmacık olmayan, gerçek ve bilerek yapılan iş.
 
Esameİsim, ad. Esami ve Esame olarak kullanılan bu kelime kasabada evsame olarak da aynı manada kullanılır. Esameli: ismi yazılı, deftere ismi geçmiş, esamesi yok veya esamesi okunmaz:değeri yok ismi geçmez manalarında mecazen de kullanılır.
 
EsbabSebep, sebepler, bir olayın meydana gelişine yol açan. Hadisenin nedenleri. Esbab-esbap kelimesi kasabada bunlardan başka aslı esvap olan kelime yerine (yanlış şekilde) elbise, urba, giyecek, libas, çamaşır manalarına da kullanılır.
 
EskazaKaza ile meydana gelen, kazaen oluşan olay. Kasıt olmadan bilmeyerek ve yanlışlıkla meydana gelen, ortaya çıkan durum.
 
Esmem yanmazGam yemem, üzülmem manalarına gelen mahalli bir tabirdir. (Zengin olmayı boşver zarar etmezsek esmem yanmayacak, Umduğumun yarısı çıksaydı esmem yanmazdı" gibi.
 
EsnanYaş, diş, askerlik devresi. askerlik çağı. Arkadaş, akran, emsal/ büyüyüp gelişmiş, delikanlı olmuş, askerlik çağına girmiş manalarına kullanılır.(seninle olanlar esnana(askere) gitti, senin oynadığın işlere bak, öyle göründüğüne bakma emsali esnandan gelesi oldu. gibi)
 
EvelemekSözü ağzında dolaştırıp ne söyleyeceğini bilememek, kasabada hık sumak. Eveleyip gevelemek de denir.
 
EvlekTarla sürülürken parçalara bölünerek sürülmesine evlek evlek sürmek denir. Bir dönümün 6 veya 8 de bir parçasına 500-600 m2 lik bölümüne evlek denir.( Eskiden tarlalar evlek evlek sürülürdü. Şimdi traktörle uğraşmak istenmiyor. Kolayına kaçılıyor. Tarla ve bahçelerde ekim, sulama ve benzeri kolaylıklar sağlamak için yapılan bölmelerden her biri, dönümün dörtte biri. Ev yapacak büyüklükte arsa.
 
Evmekİvmek, acele etmek, telaş göstermek. (Evmek ile ilgili; Sen evme işin evsin, ne kadar çabalayıp acele edersen et iş olacağına varır. Telaşla olmaz işin rastgelsin, acele giden iki gider gidiş geliş dört olur. gibi tabirleri geçmektedir.
 
Evtik - EftikOyalanıp telaşlanan, telaşeli ve ivedisi olan huzursuz halde bulunan manalarında kullanılır. (Ahmet amma evtikmiş hiç durduramadık. Çok evtikleniyor bir an evvel işini görüverin. Evtik adamla yola gidersen ya rahatsız olursun, ya da çabucak gelirsin) gibi kullanılır. Sen evme işin evsin, sen telaşlanma işin rastgelsin gibi evmek kelimesinden gelmedir. Eftik olarak da kullanılır.
 
EvşirilmedikEvsimek:(ehlileştirmek- evcilleştirmek) kelimesinden geldiği ve kasabada evşirilmedik şeklinde kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bükülmedik sulan ip, gevşek ve dağılan ip manasında evcilleşmemiş, ehlileşmemiş elinden iş gelmeyen yöndemsiz kişiler için kullanılmaktadır.
 
Eyer - EğerBinek hayvanlarının sırtına konulan ve binicisinin rahat oturabilmesini sağlayan, tutunulacak yerleri ve ayak konulacak üzengisi olan özel olarak yapılmış oturak.
 
Eğiş büğüş olmak.Eciş bücüş, eğri büğrü manalarına kullanılır. Daha fazla küçük eşyaların eğilip göçmesi, eğilip kırılması değişik şekillerde deforme olmasında kullanılsa da. mecazi manada adamın karşısında eğiş büğüş oldun. Suçluluk psikolojisi ile dik duruş gösteremedin, ofun sofun oldun gibi manalarda da kullanılır. Kasabaya has deyim olabilir.
 
EğleşmekDurmak, dinlenmek, vakit geçirmek, oturmak ikamet etmek. (Ne iş yaparsın nerede eğleşirsin, Buradan geçen yıl göçüp gidenler nerede eğleşmişler.)
 
Eğreti (İğreti)Ödünç emanet alınmış, kullananın kendi malı olmayan./ sağlam ve sabit olmayan, boşlukta duran. / istenildiği zaman takılıp çıkarılabilen. / tabii olmayan sahte, suni. (kelime kasabada ekseriyetle iğreti olarak kullanılır)
 
EşgareAşikar olarak, alenen, kimseden çekinmeden, herkesin göreceği şekilde. Açık apaçık şekilde manalarına kullanılır. (Mehmet kimseden çekinmeden yapacağını eşgare yaptı) (Haklı olduktan sonra eşgare işle, gizlemeye gerek yok ki.) gibi. Aşikarane.
 
FakZararlı, av veya sair hayvan ve canlıları tutmaya yarayan alet, tuzak, kapan. İçindeki yeme yaklaşan kuş veya hayvanı yakalamaya yarayan düzenek.
 
Falaka1. Ceza çektirmek üzere ayağa bağlanarak dövmeye yarayan ipli urganlı ağaç. 2. Atların çekme kayışlarının (koşum kayışları) pulluğa, arabaya veya düğen gibi çekilecek araca bağlayan ortası halkalı sağlamca ağaç parçası. Kasabada falaka denilince akla koşum çekim malzemesi gelir.
 
FarfaraGürültücü, şamatayı seven, buna meraklı övüngen hafif kimse. Bu tür hareketli kişilere de farfaracı denilir.
 
Farzımahal - FarzımuhalFarz:Kesin yapılması gerekli. Muhal:Gerçekleşmesi imkansız, hayal ürünü. Olmayacak iş. Farzımuhal: Olması güç ve imkansız ama olmuş sayalım manasını verecek şekilde kullanılır. Varsayımlı hareket.
 
Fasafiso- FasaryaBoş, değer taşımayan laf, söz, laf kalabalığı veya değersiz şey.
 
FaytonDört tekerlekli, yayların üzerine monteli, üzeri körükle açılıp kapanabilen atlarla çekilen açık binek arabası. Asıl adı Fayton olup olup kasabada (p harfi ile) paytun olarak konuşulmaktadır. Zamanımızda nostaljik ulaşım araçları olarak eski filmlerde kalmış, sünnet çocuğu gezilerinde kullanılmaktadır. Eskiden şehir içi taksiciliğinin yerine kullanılırdı. Varlıklı kimselerin fayton gezileri, fayton sefaları olurdu. Faytonculuk meslek sayılırdı. Zamanımızda geçerliliğini yitirmiştir.
 
FecusFitne çıkaran, faciaya sebep olan, ara bozan, bozguna yol açan.
 
FelekSert demirden veya su verilerek çelikleşmesi sağlanmış demirden yapılmış, bir ucu tornavida şeklinde diğer ucu ortasından yarılarak çatal kanal açılmış çivi sökecek şekilde bükülmüş 1 metreden uzunca, sert zemin kaya vs. ağır malzemeye vurup kırmaya, kuvvet tatbik ederek ayırmaya yarayan ağırca sağlam manivela. Eski at arabası dingilinden yapılmış olanları da vardır. Ağır yük hareket ettirmede kullanılır. Mahalli tabirdir.
 
FellikTekrarlanarak kullanıldığında acele ve telaşlı çabalı hareket ifade eder. (çocuğunu kaybetti zannetti fellik fellik aranmaya başladı.)
 
Fener1.İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf muhafaza, 2.sahillerde gemilere yol gösteren ışıklı kule. 3.Bayram ve özel gecelerde yakılan meşale(fener alayı). gibi birçok manada kullanılan fener kasabada ençok rüzgarda yağışta cam fanusla korunup sönmediği için gece karanlığın aydınlanmasında kullanılan, teneke den yapılmış gazyağı yakıtlı, fitille yanan ve yanan alev cam ve muhafaza ile korumalı seyyar aydınlatma aracıdır. Zamanımızda nostaljik süs ve dekor malzemesi olarak yerini almaktadır. Kasabada elektrik gelinceye kadar her evde bulunur ve her zaman kullanılan elaltı gereciydi. Mahalle meydanlarında cami önlerinde ve çarşıda fener asılacak direkler vardı. Özellikli günlerde, ramazan gecelerinde yakılırdı. Sonraları yerini lüks fenerleri almış olup günümüzde onun da kullanılabilirliği kalmamıştır.
 
FerIşık, aydınlık, parlaklık. Ferli: göz alıcı, Gözü ferli: gözü sağlıklı görür.
 
Ferfene karışmakKasabada genellikle çocukların, evlerinden getirdikleri değişik ve çeşitli yiyecekleri bir araya toplayarak birlik beraberlik içinde yemeleri. Azıkların biraraya toplanarak kırda, piknikte ortaklaşa, biribirinden istifade ederek yiyeceklerin birlikte yenmesi. Azık karışımı.
 
FesatBozukluk, çürüklük, yolsuzluk, karışıklık, nifak, ara bozmak. İnsanları biribirine düşürmek. Fitne, fecus hal. Mü'min fesatcı değil firasetli olur.
 
FeslikanBallıbabagiller familyasından yeşil renkli, beyaz çiçekli, güzel kokulu adı reyhan olarak da geçen fesleğen çiçeği. Yaz bitkisidir. Salataya tazesi, yemeklere yeşili ve kurusu da katılabilir. Nane gibi kendiliğinden sulak yerlerde kolayca yetişmekte ve pazarlarda satılmaktadır. Kasabada evlerde saksılarda da yetiştirilmektedir.
 
FettanKarıştırıcı, kurnaz, fitne ve fesat sahibi.(fettanlık yapıp ortalığı darmadağın ettin. fettanlık çıkarıp kavga ettirdin)/ Gönül alan, insanı büyüleyen, sihirbazca bir güçle aşka düşüren.(Bir dilberi fettan, bir mahbubei fettane, çeşmi fettan-fettan bakışlı)
 
Feşmekânİsmi belli olmayan, söylenmek istenmeyen isim yerine kullanılır. Belirtilen şeyden sonra diğer bazı şeyleri sıralamak külfetinden kurtulmak için söylenir. Falan filan, falan feşmekan vs.
 
FilikKeçi tiftiğinin beyaz ve kaliteli cinsi. Derisi post yapımına elverişli salkım saçak ve kıvrım kıvrım saçaklı ince uzun tüylü keçi yünü, keçi tiftiği.
 
FingirdekOynak, hoppa, cilveli ve yapmacık hareketlerle kendini göstermeye çalışmak. Bu hareketlerde bulunan kadın ve kızlar için söylenir.
 
Fink atmakKeyfi olarak hiç bir şeye aldırmadan oraya buraya gidip gelmek, gezip eğlenmek. Sorumsuz ve faydasız şekilde gezip eğlenmek. Fink atmak, fişenk atmak.
 
FirasetAnlayışlı, zeki, çabucak anlayıp kavrayan manaları yanında özellikle ince zekalı ve ahlaklı anlayışlı manalarında, gönülden yönelme, inanma gibi ince düşünceli ferasetli olarak kullanılır. ilmi firaset. (mü'min firasetli olur.)
 
FirekDomates, Avrupadan eski adı Firengistan(Frenklerin Ülkesi) 'dan geldiği için Firenk'den Firek'e dönüşmüştür. Zira domates kelimesi Fransızca'da "Tomate" İngilizce'de "Tomato"dur. / Kasabada kıraç yerde yetiştiği için de küçük ebatlı, tadı ekşi ağırlıklı, salatası lezzetli, özellikle salça yapımına elverişli kasaba domatesi. Bostan domatesi. Şimdilerde firek domatesi adıyla şehirlerde yüksek fiyatlarla sofralara gelmektedir.
 
FirikTavuk (civcivinin)bülücünün büyüyüp (bulada-yarka) haline gelmiş hali. Civcivlikten çıkıp, gurk tarafından seçilip serbest bırakılmış, henüz yumurtlamaya başlamamış zamanı.
 
FistanKadınların giydikleri belden dize kadar uzanan geniş ve çok kırmalı, patiska veya çok çeşit renkli kumaştan yapılmış süslü entari.
 
FitilGaz lambası, fener ve idare başlığına takılan veya mum içine konulan, pamuktan bükülmüş veya örülmüş, yanacak maddeyi tabandan emip yanan aleve taşıyan bez. / Fitil almak:öfkelenmek, burnundan fitil fitil gelmek: yaptığı kötülüğe pişman etmek. Fitil vermek: ateşleyip öfkelendirmek.
 
FodulÜstünlük iddiasında olup, kendini üstün gören, kendini begenmiş. Gubuz. Kibirli, boşa gururlanan. (Hem kel hem fodul). Bencil yalnız kendini düşünen, kendini haklı gören, Kasabada kelime (hodul) olarak da kullanılır.
 
Fol - FollukFol:Tavukların yumurtlaması için belli bir yere konulan yumurta veya yumurta biçim ve şeklinde yalancı yumurta. Folluk:Tavukların yumurtladıkları tabanı saman döşeli yer veya yuva. / sebepsiz tartışma veya bağrışmaya: ortada fol yok yumurta yok siz bağrışırsınız denir.
 
Foya1.Kıymetli taşların altının parlak görünmesi için kuyumcuların teşhir de altına koydukları parlak levha. 2. Mecazen sahtecilik, gözboyacılık. Kasabada genellikle 2.madedeki manasında kullanılmaktadır. (foyası fos çıktı. foyası ortaya çıktı. gibi)
 
FıccıkGelincik çiçeği. Kasabada tazesine ilibitçe denilen sevilerek yenilen otun büyüyüp boy atmış, küpe dökmüş ve küpelerini açarak çiçek haline gelmiş hali. Tarlalarda kendiliğinden çıkan kırmızı gelincik çiçeği. Koparıldığı yerden süt çıkarır ve süt bulaştığı yerde kuruyunca zor çıkarılır, koyu kırmızı renk alır. İlibitçenin kartlaşmış boy atmış halinde ve yüksek miktarda yenilmesi durumunda baygınlık verir. Bu durumdaki kişilere yoğurt ayran verilerek baygınlıktan kurtarılmaya çalışılırdı. Boz renkli olanları taze iken de yenilmez bu türüne deli fıccık denilirdi.
 
FıkraBir konuyu belli bir görüş açısından ele alıp işleyen, nükteli, latifeli, düşündürmeye, eğlendirip güldermeye yarayan hikayecik. (Nasrettin hoca fıkraları, çocuk fıkraları.) Bilgisayar, radyo, tv. atari vs. yokken uzun kış gecelerinde anlatılarak zamanı değerlendirmek vakit geçirmek için her çocuğun bildiği onlarca fıkra-masalı vardı. Toplumun kültürünü fıkralarında masallarında bulmak mümkündü.
 
FıkramakYemeklerin, gıda maddelerinin sıcaktan ekşimesi, bozulup yenilmeyecek hale gelmesi. Kabarıp taşması, bozulması sebebiyle mayalanıp zararlı hale gelmesi. Kasabada buzdolabı, soğutucular yokken bu tür gıda maddelerinin, yemeklerin sıcak sebebiyle fıkraması bozulup telef edilmesi olağan vakalardandı. Onun için yenilebilecek ve korunabilecek kadar pişirilirdi. Artan yemekler kuyulara saklanarak bozulmadan dayanması için serin yerlerde saklanırdı.
 
FıldıramakElden kurtulup fırlayıp gitme. Kontrolsuz kurtulup kaçma. Fırlamak, yere çarparak dağılıp gitmek manalarında kasabada kullanılan mahalli kelimedir.(elinden düşürdü fıldıradı gitti. Dengesini yitirip fıldırayıp düştü. gibi)
 
FırdolayıFırdönmek, fırdolanmak. çepe çevre etrafını kuşatma, etrafı kolaçan etmek, kontrol etmek dolanmak, çevresini dolaşmak. Fırlanmak:dönmek, Başı fırlanmak:baş dönmesi, Fırdolayı:Dönüp dolaşmak - çepeçevre dolaşmak.
 
FırsatBir işin görülmesi yapılması için ortaya çıkan müsait zaman. Fırsat kollamak: İşin yapımı için müsait zamanı aramak, bekemek. Fırsat düşkünü: İşin yapılmasına uygun zamanı bekleyip zamanını bulunca olanca imkanını seferber ederek başkalarını düşünmeden kendi menfaatına hareket etmek. Ayrıca kasaba tabiri ile -hursat yesiri-(fırsat esiri)şeklinde yapacağı iş için çıkacak fırsata ve uygun zamanı beklemeye mahkum başkaca imkanı yok, fırsat bulamadığından yapamadığı manasında kullanılmaktadır.
 
Fırttırmak(argo) Aklını kaybetmek, çıldırmak, aklını oynatmak. / elinden fırtıp kaçmak, elinden kurtulup kaçırmak.
 
FışkıHayvan gübresi. Hayvanların yeni olmuş ve halen ıslak durumdaki kurumamış gübresi.
 
Gabal, Gabala, Gabal-mı?Kabal:Bir işin yevmiye hesabı yapılmadan tahmini komple olarak hesaplanıp verilmesi, işin tahmini hesapla alınıp yapılması, kabal pazara iş yapmak, kabala almak, sıkıştırmaya gerek yok kabalamı aldık gibi kullanılır. Kabalmı:Kabil mi,Kolay mı, olması mümkünmü, imkansız, kabil değil, çok zor manalarında kullanılan mahalli kelimedir. Kabal kelimesi de kasabada G harfi ile kullanılmaktadır.
 
Gabertme - BişiYörelere göre değişik isimlerde anılan hamurun açılarak yağ içinde kızartılarak pişirilmesine kasabada gabertme denilir. Kasaba ekmeğinin yarısı büyüklüğünde ve küçük hamur bezesinin daha ince açılarak yağda pişirilmesidir. Kahvaltılarda sevilerek yenilir. Gelenek göreneklerimize göre cenaze arkasından da yapılarak komşulara cami cemaatına dağıtılır. Konya'da da üç ayların başlangıcında yapılarak komşulara ikram edilir. Yağda pişen manasına Bişi olarak da alandırılır.
 
GaddarÇok acımasız, zulmeden, zalim, haksızlık yapan, merhametsiz, kıyıcı.
 
GaferiyatGaffar,Gafur: Günahları örten, bağışlayan Gafir:Saran,kuşatan, içine alan,kaplayan, çevreleyen. Gafere: Allah'ın bağışladığı, keffareti kaldırılmış, affedilmiş. İlim irfan sahibi edilmiş. İyad: imar edilip desteklenmiş, mamur olan abad olan, kalkınmış yer.( Kafirlerden kalma, kafirlerin imar ettiği, kafirlerin abat ettiği yer olarak da söyleniyor ise de kelimenin kökünde Ka olmayıp hep Ga harfi kullanıldığından bu mananın dışında değerlendirilmektedir.) GAFERİYAT: Allah tarafından bağışlanıp korunmuş, ilim irfan sahibi topluluk. Alimler meclisi. Kıymetli topluluk. Kalkınmış, mamur edilmiş, âbâd belde. Takviye edilip desteklenmiş kalkındırılmış yerleşim merkezi. ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Gaferiyat'dan yetişmiş ilim ve din adamları gerek Selçuklu gerekse Osmanlı imparatorluğu zamanında memleketin birçok yerinde önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Alimler meclisi olarak adlandırılan Gaferiyat dan çıkmış ve isimlerinin arkasına Gaferyadi ismini kullanmışlardır. Bunlardan bazıları; 1) İSHAK GAFERYADİ: Gaferiyat ve Karaman'da yaptığı tahsille kendini göstermiş, İstanbul'a çağrılarak oradaki tahsilinden sonra Ebusuut efendi tarafından Karaman'lı Müderris Mahmud'ül hal efendiden boşalan Haydarpaşa medresesi müderrisliğine tayin edilmiş, dürüstlük titizlik ve asabi tabiatlılığı ile de tanınmış, Padişaha ulu orta lafını çekmeden yazıp yolladığı dilekçe dolayısıyla görevden azledilmiştir. İlmi değeri ve iktidarı sebebiyle Üçşerefeli medrese, terfien Sahan Müderrisliği, Edirnede Darulhadis Medresesi Müderrisliğine, 4 defa İzmir kadılığına bu arada çok yer kadılığına tayin edilmişse de bazı görevleri kabul etmemiştir.1601 de vefat etmiştir. 2) MOLLA DEDE GAFERYADİ: İstanbul'da zamanın büyük alimi Abdülgani efendi yanında asistanlık yapıp sonra bir çok medresellerde dersler vermiştir. 1604 de Edirne Camiardı Medresesi dekanlığına getirilmiş, bir sene sonra da emekli olarak vefat etmiştir. 3)MOLLA BALI'İ GAFERYADİ: Tahsil hayatını İstanbul'da anadolu kadıaskeri Hubbizade efendiye asistanlık yaparak tamamlamış, Beşiktaş'da Sinanpaşa medresesei Müderrisliğine, 1601 de Rodos adası müftülüğüne, buradan istifa ile tekrar İstanbul'da Soğukkuyu medresesi ve Mehterzade medresesi müderrisliğine getirilmiş, hemşerisi Abdullah Gaferyadi'den boşalan Sahan müderrisliği mevkiine yükseltilmiş, Edirne'de Karaman prenslerinden Karaman beyin Darulhadis medresesi ve Sultanselim medreseleri müderrisliklerine atanmıştır. Balı efendi ağırbaşlı,şükrane ve fakirhane hayat yaşamış şen ve şatır görünümlü halde imiş. 1611 de vefat etmiştir. 4) HOCA MUSLİHİTTİN GAFERYADİ: Larende'de gördüğü tahsili yeterli görmeyerek Mısır'a gitmiş.Çok derin geçen tahsil hayatından sonra kasabaya gelmiş, İstanbul'a giderek Kadızade'den icaret alıp 1591 de Topkapı Ahmetpaşa medresesine müderris olmuştur. 1595 de üçşerefeli rütbesi verilmiş, Edirnekapı medresesi müderrisliği, Sahan müderrisliği, Edirne'de Beyazidiye medresesi müderrisliği, İstanbul'da Sultan Selim medresesi müderrisliğinden devamlı yükselerek Valide'i Cedid medresesi müderrisliğine getirilmiştir. Daha sonra Üsküdar sancağı kadılığı, Eyüp kadılığı, Şam vilayeti kadılığı ve İzmir kadılığına atanmıştır. Muslihittin Gaferyadi hoca Osmanlı Devletinin devamlı beğenisini kazanmıştır. Arapça gramer ve çok sayıda dini kitap yazmıştır. Önemli kişiliği sebebiyle kendisine Kadı Naipliğine yükseltiltiğinden kendisi Sarı Naip olarak anılmış. 5) ABDULLAH GAFERYADİ: İzmir Kadısı İshak Gaferyadi'nin yiğeni ve aynı zamanda damadıdır. Anadolu Kazaskeri Ahizade Mehmet efendi yanında tahsilini tamamlayıp İslam Hukuku bilim dallarında ilerleyip İstanbul'da Mehmetpaşa medresesi müderrisi iken ibdida hariçlik rütbesine yükselip, Esmehansultan medresesesi müderrisliğinden saham müderrisliğine terfi ile 1610 da Edirne'de Beyazidiye külliyesi müderrisliğine, İzmir kadılığına,Diyarbakır kadılığına,1616 da Kudüs kadılığını, 1619 da Mekke-i Mükerreme kadılığına yükselerek gelmiştir. İnce ruhlu, zeki, yardımsever,nükteli ve tartılı konuşkan, şair ve hatipmiş. 1623 de Kahire kadılığından emekli olmuş, kendisine verilen İstanbul Süleymaniye külliyesi Darulhadis kürsüsünü kabul etmemiş,1626 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. 6) Kudüs Kadısı SAFER GAFERYADİ: "Sanma aks'i nale'i Ferhad feryad eyledi. Terk'i Gaferyat'dan Feryat, Feryad eyledi." Kasaba halkından olan ve yazdığı kıtadan da anlaşılacağı üzere çok sevdiği kasabadan ayrılmasına üzülen Safer hoca İstanbul'a gelip şöhret yapan Şeyhülislam Zekeriya efendiden ders alıp 1611 de Ümmü Veled Çelebi medresesi müderrisliğine atanmıştır. Sırasıyla Zekeriye efendi medresesi, Atik Muratpaşa medresesi, Edirnekapı medresesi, Sahan Müderrisliği medresesi, Bursada Muradiye medresesi,Edirne'de Selimiye medresesi müderrisliklerinde bulundu. İstabul Üsküdar kadılığına, 4 yıl sonra Kudüs kadılığına atandı. 1629 da bu görevinde iken vefat etti. Hoca Safer Gaferyadi çok ince görüşlü, intibah sahibi ve biraz öfkeli olduğu dikkat çekermiş. -------------- Konya ve Karaman'ın kendini kalkınmışlıkta ispat ettiği dönemlerde Gaferiyat da ilim ve alimler meclisi iken bu kervandan geri kalmamış, yetiştirdiği insanları da Gaferyadi ismi ile devletin ve memleketin çeşitli kademelerinde yüksek hizmet ve görevlerde bulunmuşlardır.
 
Galayıt - Kalaid 1. Resmî bir törende, törenden sonra yapılan büyük ve gösterişli şölen, düğün nişan ve toplantılarda giyilen elbise urba takımı. 2 . Gala: Bir temsilin ilk oynanışı veya bir filmin ilk gösterimi. 3. Gerdanlık, ziynet, kıymetli giyim kuşam./ Galayıt: Kasabada düğün sırasında kız evi tarafından damata yapılan elbisenin damat evine tören halinde davullu zurnalı götürülmesine galayıt gitmesi galayıt götürülmesi denilir. Gala ilk gösterim, galayıt: ilk giyim. Yeni kıyafet. Düğünde ilk ve yeni giyim, ilk tören kıyafeti, manalarında kullanılmaktadır.
 
Gale guleHile hurda, aslı astarı yok, basit yapmacık, değersiz hareket, göz boyamacılık manalarında kullanılır. Kelime kökü ve türemesi bilinememektedir. Mahalli tabirdir. (ör. onun dediğine bakmayın, onun işi gücü gale gule)
 
GalesizÖnemsemeyen, gaaleye kaale almayan, tembelce davranıp hesaba katmayan. Üşengeç, umursamaz. Rahat davranıp telaşe etmeyen. Gailesiz. Hiçbir şeyi dert etmeyen, derdi tasası olmayan rahat kimse.
 
GalgımakYerinde durmadan sekip durmak. Hoplayıp zıplamak. (Ağır azem dur galgıyıp durma. Ne galgıyıp duruyorsun akıllı ol. İt takkayı ne yapacak galdımı düşer. vb.gibi kullanılır.)
 
Gallangopİnsanlarin toplululuk halinde bulunduğu gibi, hep birlikte, toptan, topluca ve olduğu gibi anlamında kullanılır. "Gallangop gelin de arabaşı içelim '' veya "şehire gidelim diye arkadaşı çağırdım o da gallangop iş elbisesi ile gelmiş gezerken ben utandım." gibi
 
GammazBaşkasının ayıbını sırrını açığa vuran, kovcu, arabozucu, söz taşıyan, fitleyen, müzevir, casus, münafık.
 
GamıtmakKendini kasıp kuruntulu olarak görünmek, gösterişli görünüp o halde süzülmek. Mahalli tabirdir.
 
GancıkDişi,genellikle hayvanlar için kullanılır. İnsanlar için kullanımında argo manası vardır. (bkz.kancık)
 
ganerebugün türk dil kurumu sözlüğünde bulunmasada; eski zamanda kullanılmış ve halan Karaman çevresinde kullanılmaktadır. Kelime olarak sorumsuz insan, lakayt anlamına gelebilen bir sözcüktür. Yakın zamana kadarBatı Karadeniz'de özellikle Zonguldak ve çevresinde başıboş hayvan manasında kullanılsada artık o yörede de kullanılmamaktadır.
 
GanevizKavanoz, Camdan yapılmış ağzı geniş kapaklı şişe. Camdan yapılmış turşu-salça-reçel ve sair her türlü gıda koymaya yarayan küçük küp. Kavanozun Kasabada az da olsa söyleniş şekli.
 
GarerÖlçüsünde, yeterince, tam kararında. Karar manasında kararlaştırıldığı şekilde, uygun sayıda ve uygun miktarda. Gararınca: uygun görülecek tahmince ve yeterince . Münasibi gibi. Garerince.
 
GarezGaraz kelimesinin kasabada kullanılışı. Garez: Kasıt, kötü ve düşmanca niyet. Kötü maksat, kötü gaye, hınç.
 
GaripsemekKendini bir yerde yapayalnız, koruyucusuz hissetmek. Arkadaşdan dosttan mahrum görüp kederlenmek. Mahsunlaşmak.
 
GaterDaha ziyade bağ, bostan veya sırayla ekilen bitki sıralaması için kullanılır. Cızı olarak da geçer. Mahalli kelime olabilir.
 
Gavilli döğüşKavil kurullarak yapmacık kavga çıkarmak. Kavga nizah halinde gösterilerek karşısındakini kandırıp menfaat temin etmek. Muvazaa. Danışıklı dövüş.
 
GavutGavut-Kavut: kitaplarda Kavrulmuş un çorbası olarak geçmekte ise de. Gavut kelimesi kasabada her türlü kavurga,leblebi vs.nin havanda dövülerek un haline gelmiş şekline denir. (Leblebiyi dişi ile ezemeyen, dişi olmayan yaşlılara ve çocuklara havanda dövülerek un haline getirilerek verilir)
 
GaymeKağıttan mamul paralar. kağıt para. Zamanımızda gayme kelimesi çok nadir olarak yaşlılar tarafından fiyat sorulurken veya gırgırına ciddiyetsiz konuşma sırasında kullanılmaktadır.
 
Gayrı - GayriGayrı:Artık, daha, gayrıca, başka, başkaca.(İşimiz bitti gayrı gidelim, alacağını aldın gayrı uğramaz. gibi) Gayri: Başka, gayrılik, özgelik, diğer manalarına kullanılmakla birlikte, önüne gelerek kullanılan kelimeleri olumsuz hale getirir.(gayrimenkul,gayrimeşru, gayrimuntazam, gayrimüslim, gayrisafi, gayritabii gibi)
 
GaysakKilli, milli gibi özlü toprakların iyice su tutacak şekilde ıslanmasından sonra kuruyup kabuk tutması, üzerinde sert tabaka oluşturması. Çok ıslanmasından dolayı sertleşip keseklenmesi. kabuk bağlanmasına gaysak tutması da denilir. Açık yaraların kuruyarak kabuk bağlaması, koruyucu tabaka oluşmasına da gaysaklanma yaranın gaysaklanması denir.
 
Gaytanİnce bezden dikilerek veya iplikten bükülerek düğmeye geçirilen düğmelemede kullanılan uzatma halka. Eskiden gömleğin üst yaka düğmelerinde çoğunluğunda gaytan bulunurdu.
 
GayyaCehennemde bulunan, düşülmesi halinde çıkılması çok zor kuyu. Netameli yer ve içinden çıkılması güç iş veya olaylar.
 
Gayıl - gayıl olmakRazı, kabul eden, boyun eğen, rıza gösteren, itiraz etmeyen. Kail kelimesinin kasabada kullanış biçimidir.
 
GeberesiceGeber:Öl, gebermek:ölmek, geberesice:(istenmeyen kişi için) ölümünü istemek, ilençe ve hakarete yakın ölümünü talep etmek.
 
GebreSert kıl ve sert çuldan yapılan atları tımar etmek için ele takılan kese ve kaba eldiven torba.
 
GecesefaGece çiçek açan, sürüngen gövdeli, iki çeneklilerden bahçe ve saksılarda yetiştirilebilen süs bitkisi.
 
GelgelelimKelimenin gelmek gitmekle ilgisi olmayıp, ama, fakat, lakin manalarına gelen şekilde kullanılmaktadır. (Çok güzel yağmur yağmıştı gelgelelim biz ekini yetiştiremedik. Herşey ucuzladı tam mal alınacak sıra gelgelelim para yok. Tam ataması yapılacaktı gelgelelim diplomayı getiremedi. gibi)
 
GelişatOrtaya gelen durumlar, gelişmeler, gelişme hareketinin seyri. (gelişata göre davranmak, fazla borçlanmaya bakma yılın gelişatı ne olacak belli değil. gibi)
 
Gelişigüzel(Gelmekle ve güzellikle ilgisiz birleşik kelimedir.) Dikkat etmeden, özen gösterilmeden, düzenli bir şekilde olmasına bakılmadan sıradan ve olduğu gibi rastgele yapılan. (İşine hiç dikkat etmez, yaptığı hep gelişigüzel)
 
GemAtın ağzına takılan, dizgin ve kayışla tamamlanan ve atı yönlendirmeye idare etmeye yarayan demir alet. Tabir yerinde olursa atın direksiyonu. Gem vurmak:Gem takmak, hareketi sınırlamak, engel olmak, taşkınlığa mani olmak. Gemi azıya almak: mecazen söz dinlememek, itaat etmemek, bildiğini okumak.
 
GerçiHer ne kadarsa, her ne ise de manalarında kasabada sıkça kullanılır. (Gerçi olan oldu. gerçi yapacak bir şey yok.)
 
GerzekGeri zekalı, aptan, bön manalarına gelen bu kelime kasabada bu manalarla birlikte ve buna ilaveten lüzumsuz işe karışma, şımarma (gerzekleşme)manalarında azarlama olarak da kullanılmaktadır.
 
GevenYabani ot olarak yetişen, kökünden kitre adı verilen bir çeşit zamk salgılayan, çalımsı ve kurutularak hayvan yiyeceği ve yakacak olarak kullanılan bitki. Kasabada şantiyenin üzerinde şimdi kombassan evlerinin bulunduğu yerde geven (Keven) otu çok olduğundan bu semtin adı gevenlik olarak anılırdı.
 
Gevil yavıl etmekSuçlanarak sorulan soruya karşı tutarsız kelimelerle cevap vermek. Doğru dürüst cevap verememek. Lafı eveleyip gevelemek olarak da kullanılır. Kaçamak cevap verdiği belli olan ve ezilip büzülerek cevaplamaya çalışmak.
 
GevizBuğday arpa gibi tahıl, hububat ın tanelerinin elenerek kalburun üzerine toplanan veya yıkayarak suyun üzerine ayrılan kabukları, üzerine gelen çör çöp ve uçuntu saman parçalarına geviz veya gavuz denilir.
 
GezeğenteGezenti. Çok gezen, gezmeyi seven, gezip dolaşan. Gezinip duran. Belli bir yerde durmayan. Dolaşıp duran.
 
GeğirmekGenellikle yemekten, çok yemekten sonra görülen midede sıkışan gazın ağız yolundan çıkarken meydana gelen ses. Mide gazını sesli olarak ağızdan atmak.
 
Geğrek Kaburganın alt kısmındaki boşluk, kaburganın altı. Kasabada giyrek olarak da geçer.
 
GicimikKaşıntı ile birlikte acımsı yanma tadı. Ağızı kıcıklayan tad. Dile ekşimsi acılıkta tad bırakma.( peynir biraz gicimikli çıktı. Peynir güzelmiş amma gicimiği de olmasaymış gibi)
 
Gidedur - GiderayakGidedur: Yürümeye, gitmeye devam et. Bekleme yürü.(zaman kaybetmeyelim sen gidedur.) Giderayak: Tam gitmeye hazırlanırken, gitmeye başlarken, gitmek üzere iken. (Herşey yerinde oldu, giderayak şu iş de gelmeseydi.)
 
GidişmekKaşınmak, kaşıntı yapmak, kaşındırmak.
 
Girisingiri gitmek(gingiri gitmek)Geri gitmek, geri dönmek. / Gerisingeriye dönmek. Geldiği gibi iz üstü dönmek.
 
GöbürYol tozu. Yazın harman zamanı tarla yolundan araçların özellikle at arabalarının çok sık gide gele yolun toprağının incecik ezilerek toz haline gelmiş hali.
 
GödeŞişman, kaba, hantal, İrice gösterişsiz. (eskiden bir çekirgeler gelirdi iri iri göde çekirgesi derdik)
 
GödenKalın bağırsağın son, anüse yakın kısmı. Hayvanların ince barsaktan sonraki mumbar olarak adlandırdığımız barsak bölümü.
 
GodukGoduk:Eşek yavrusu, sıpa manasında geçmekte ise de, kasabada ana babasından, abi ve ablasından, büyüğünden ayrılmayan gittiği yere giden. istenilmediği halde arka takip eden.
 
Goduş - godoşGostak, süslü, fiyakalı görünmek, olduğundan farklı güçlü kuvvetli ve yakışıklı görünmek. godoşlanmak.
 
Göher - GöverBir maddenin özü, cevheri manasında geçen bu kelime kasabada tohumdan ekilerek meydana gelen soğan küçüğü, başlanıp büyümesi için ekilecek küçük tohum soğan. Göver:göverip yeşermekten gelirse de. Kasabada soğan göheri olarak geçmektedir.
 
Gök görmemişGök:yerin göz ile görülebilen ufuktan başlayarak kubbenin derinliğinde sonsuz boşluk. Görmemiş:Gözün görme duyusunu kullanarak cisimlerin şeklini hissetmemiş. Gökgörmemiş:Görgüsüz, göreneksiz, bilgisiz, cahil, tecrübesiz. Adabdan edepten habersiz. Alışmamış, toy, acemi, eğitimsiz. Kıskanç, cömert olmayan.
 
Gök maşlakKozağaç yolu üzerinde gökçeşme ve kocatepesi mevkileri ilerisi ve belik ormanı altında, hayvancılığa elverişli, su kaynağı ve sulama yalakları olan barınmaya elverişli, soğuktan emniyetli davar ağılları bulunan mevkidir.
 
Gol demiri/Kol demiriGenellikle büyük borda kapı ve garaj kapısı gibi geniş kanatlı kapılarda içeriden bir ucu duvarda monteli, diğer ucu kapı kanadının ortasındaki kuşakta halkaya takılan, kapının ileri geri hareketini engelleyip sabitleyen emniyet demiri.
 
GömgöbelekKelebek
 
GömükUzun süre çekip kurumayan su birikintisinin iyice çamurlaşıp yosunlaşıp yoğunlaşması. Bataklık.
 
Gönen - GönenmekGönen:Topraktaki nem, ıslaklık, rutubet. Bitkilerin gelişmesine yarayan su öyüntüsü. Gönenmek:Sevinç,mutluluk, rahat, huzur içinde yaşamak. Refah ve ferahlık içinde olmak.
 
Gopuk - KopukKopmuş, kesilmiş, bütünden ayrılmış, / sorumsuz, bağlantısız, mesuliyetsiz. İşsiz güçsüz serseri. Kopuk takımı:serseri takımı.
 
GoraKapı kilitlerini açıp kapamaya yarayan, genellikle büyük ebatlı ve boru şeklinde demir malzemeden yapılmış anahtar.
 
GöresekGörgü, kültür, bilgi, görenek, terbiye manalarında kasabada kullanılır. Görgülü, terbiyeli, edepli ve becerikli kişilere göresekli, bunlardan yoksun kişilerede göreseksiz veya gönebeği kıt denilir.
 
Göresi gelmekÖzlemek, görmek istemek, görme arzusu duymak.
 
GörümceGeline göre, beyinin-kocasının kız kardeşi.
 
Goya - GüyaSanki, sözde, başkasının doğrulanmamış sözünün aktarımında kullanılır. Zannedersin ki, imiş gibi manalarında kullanılır. Güya. (Goya bu işi kendisi yapmış, bu işten goya haberim varmış, anatılana bakılırsa goya kendisi oradaymış, çok aradık yok goya havaya uçtu. gibi) Çok kelimede olduğu gibi bu kelimede de ü harfi o ve u olarak da konuşmada kullanılmaktadır.
 
Goyak - KoyakVadinin halk dilinde söyleniş şeklidir. İki dağ veya iki tepe arasında uzun çukur dere. Bir nehirin aktığı uzun çukurluk. (Nil vadisi, tuna vadisi gibi). Kasabada iki yüksek dağ veya yüksek tepe arasındaki mesafe, düzlük manalarına kullanılır. Goyaklar, goyak arası mevkisi diye isimlendirilen mevkiler vardır.
 
Göynek Kaput bezi veya patiskadan dikilen uzunca etekli, kollu, önü yırtmaçlı veya oyuk şekilde dikilmiş soğuktan korunaklı boyundan dizlere kadar vücudu saran çamaşır. Atlet örgü fanina çamaşırlar çıkıp kullanılıncaya kadar herkesin giydiği çamaşırdı. Yaşlı insanlarımız alışkanlıkları sebebiyle halen kullanmaktadırlar.
 
GözemekÖrgü örer gibi hususi şekilde, eski örülüş şeklinde kapatmak, dikmek. Nakışı ipekle örtmek, iki kat etmek. Seyrelmiş doku ve örgüyü sıklaştırmak, kapatmak. / Seyrekleşmiş bitkilerin arasındaki boşluklara yenilerini dikerek tamamlamak. Yeni dikimle sıklaştırma.
 
Gözsüz köpeğiToprak altında yuva yapan, gözsüz kemirgen fare cinsi gelengi büyüklüğünde Kasabada bu isimle anılan kör fare. Kemirici memeli hayvan. Yer altından toprağı yer yüzüne çıkararak kendisine yol açar. Gözü olmamakla birlikte hissetme, ses ve koku alma duyargaları hassaslaşmıştır. Yaş ve soğan sarımsak gibi sebzeleri toprak altına çekerek beslenen zararlı hayvan.
 
GubuzÜstünlük iddiasında olup, kendini üstün gören, kendini begenmiş. Kibirli, boşa gururlanan. Bencil yalnız kendini düşünen, kendini haklı gören. Kubuzlanan, fodul. Övüncek kibirli.
 
GücünZar zor, zorluk ve güçlükle yapılan, zorlanarak güc kullanılarak meydana getirilen manalarına kullanılır. (Ahmet öyle zor durumdaydı ki bu hale gücün gelebildi, hayat şartları çok ağır bu kadarını gücün yaptı, kolaymı zengin olmak coluk çocuk okutacam diye gücün gücün bu güne geldi) gibi kullanılır.
 
GüdükKuyruksuz, eksik, sakat, tamam olmayan, kısa boylu, sonuçlanmamış yarım./ Kulpsuz sürahi, bocut. / Kuyruğu yolunmuş kuş, kuyruğu kesilmiş köpek.
 
GuldurRahatsızlık sebebiyle iltihaplanmış şişmiş veya fiziki şekil bozukluğu gösteren deforme olup büyümüş rahatsızlık veren hastalıklı erkek yumurtaları, (Testisleri)
 
GulduratmakDuran şeyleri yerinden oynatmak, düzeni karıştırmak, rahatsızlık vermek. Huzursuzluk çıkarmak.
 
GületapanÇeşitli yöre ve bölgelerde ayçiçeği, ayçekirdeği, günaşık, günebakan, günetapan, devramber olarak isimlendirilen bitki ve kuruyemiş olarak kasabada sevilerek yenilen çekirdeğin kasabadaki adıdır. Yağlı tohumlardandır. Kasabada çitlek olarak da isimlendirilir.
 
GullapGul veya gull=arapçada zincir,halka,irtibat noktası. Ap=açıklık,açılabilen bütünlük. Gullap=menteşe. Kasabada eskiden beri kullanılan (doğrama olmayan) kuşaklı kapılarda kanatlarının kasalarına irtibatlandırıldıkları noktalarda biribirine geçmiş, menteşe olarak kullanılan halka başlıklı çivi.
 
GumpirToprak altında büyüyen, bol nişastalı, yumrulayarak çoğalan çok çeşitli yemeği-salatası-kızartması-böreği, kasabada soğanlı karışımlı sıkması da yapılan gıda maddesi. Patates.
 
GündönümüEn uzun günlerin sonu, gündüzlerin kısalıp, gecelerin uzamaya başlaması. Sıcakların artıp, topraktaki gönenin çekilip ekin ve otların sararmaya başlaması. 22 Haziran
 
GünlükçüGündelikle, yevmiye ile çalışan. Gündelikçi. Amele. Yevmiyeci.
 
GünücüKıskanç, başkalarını çekememek, Günücülük=çekememezlik, kıskançlık,hasetlik. Günüleme,günülemek= haset, gıpta.
 
GüpdüşenAkşamları insanlara gelip ısıran ve ısırdığı yeri yakan, gözlere girerek yanmasına sebep olan çok küçük siyah sinek.
 
GuradaTam sağlam şekilde olmayan, iğreti duran, dokunup itme ile düşen devrilen ve göçecek durumda olan rastgele vaziyet.
 
GurcuKasabada çocukların sayarak oynadığı yassı ve yuvarlak taşla oynadıkları oyun. (Oyun oynanırken sayılan saymacalar:Naldırnaç, gıldırgıç, kırküç,kırkdört,kırkbeş,kırkaltı, kırkyedi,kırksekiz,kırkdokuz, elli, belli, süllü, sülüman,arnavut, gırnavut, alt çocuğunu şurda avut, savut, savut bir, savut iki, savut3, savut4, savut5, savut6, savut7, savut8, savut9, savut10, mavıdon, cavıdon, kantar kanadını dartar, arkada kalanın dar pabucunu yırtar.) şeklinde devam eder.
 
GüreBir-üç yaş arasındaki tay.
 
GurkYumurtaların üzerine civciv çıkarmak için kuluçkaya yatan, civcivlerin yumurtadan çıkmasından sonra da büyütünceye kadar onlarla ilgilenip doyurup besleyen ve civcivleri koruyan tavuk veya hindi.
 
Guskun - KuskunGergi ipi. At, eşek ve katır gibi binek ve yük taşıma hayvanlarının kuyruğunun altından geçirilerek eğer veya semere bağlanıp gergin durmasını sağlayan kayış veya örme bağ.
 
GusülhaneGusül abdesti alınacak yıkanılacak yer. Kasabada eski evlerde odalarda bölüm olarak veya yüklük yanlarında yüklük altlarında özel olarak yapılmış yıkanma bölümü, hamamevi.
 
Güye - GüveYünlü dokuma, halı, kilim, kumaş vs. gibi eşyaya zarar veren böcek kurtçuk çeşidi. Pulkanatlılardan güve kelebeğinin kurtçuğu. Yün güvesi, un güvesi gibi adlandırılır. (yünlü kumaşları halıyı kilimi her yıl bakıp havalandırıp naftalinlemezsek güveler delik deşik eder, bakılmadığından her tarafı güve yeniği olmuş, Un eskiyip güvelenmiş gibi)
 
GuymakTuzsuz taze koyun Iravağında (kaymak) kavrulmuş un ve içine-üzerine dökülmüş tozşeker den karıştırılarak belli bir yumuşak kıvam ve dağılgan gevreklik kazandırılarak yapılmış, açık bakır tabaklara serilerek üzeri kaşık izleri ile süslendikten sonra ağızda yumuşak un gurabiyesi gibi dağılan çok lezzetli ve sevilerek yenilen iç fıstıkla tad zenginliği verilebilen ismi ve yapımı kasabaya mahsus tatlı çeşidi. Un helvasının taze krema ile zenginleştirilmiş ayrı bir lezzet verilmiş şeklidir. Guymak tatlısı.(Kasaba guymağı adıyla tesçil ettirilip, adına festival-eğlence bile düzenlenebilir.)
 
Guz - GuzanKuz, kuzey, kuzeye bakan, poyraza karşı, güneş görmeyen gölge ve soğuk taraf,
 
Güz bülücü Baharda ot ve yeşilliğin, yazda yiyeceğin bol olduğu ekin harman, bağ bostan zamanında dünyaya gelmeyip de harmanlar kalktıktan sonra doğan ve yiyeceği iyice kıtlaşan zamanda dünyaya gelen bülüce(tavuk civcivi) güz bülücü denir. Bunlar kadersiz görülür. Kışa girilirken iyi beslenemez zayıf ve cılız kalırlar. Baharda dünyaya gelen kendini kurtarmış, güzün dünyaya gelen hayvanlar da kışa zayıf girmiş olurlar. Bu durum ileriki yıllarda da kendini belli eder. Kasabada kadersiz ve zamansız doğanlara bu ifadeler mecazen de kullanılır.
 
GüzlekGüz yağmurlarından faydalanarak güzün çıkan ot, güzün çıkan ekin, kıştan evvel çıkarak kendisini kurtarmış çıkıp çıkamama tehlikesi kalmamış ekin.
 
GuşaneBüyük ebatlı, ağzı kapaklı karavana tencere. Kalabalık ailelerde veya davetlerde çok yemek pişirme ihtiyaçlarında tencere olarak kullanılır.
 
Bir harfin ı lı okuşundan ibaret gibi olan bu kelime kasabada ünlem veya kadınlara, kızlara çağırma, ikaz ünlemi olarak kız, kı argo hitabın Gı olarak kullanılmasıdır. Erkekler için de Ulan, Ulen, Len yerine Le olarak kulanılmaktadır.
 
GıcıkBoğazda aksırma, öksürme, yutkunma hissi uyandıran kaşınma ve yanma./ hali hareketi ve tavırlarıyla karşısındakini kızdırma. Şüphe ve tereddüte düşürme, gıcıklandırma. Kuşkulandırıcı hareket.
 
Gıdı gıdıYerli yersiz konuşmak, boşu boşuna ve çok konuşmayı huy edinmek. Vıdı vıdı etmek. Gıdılanıp durmak.
 
GıdıkÇen altı, gerdan. Gıdıklamak: Çocuklarda parmakla dokunarak güldürme. Vücudun belirli yerlerine dokunarak gülmesini sağlamak. Teşvik veya tahrik etmek.
 
Gıdım gıdımAzar azar, küçücük küçücük, çok az çok az. (Eli çok sıkı gıdım gıdım verir, öyle yavaş ki adım adım gıdım gıdım yürür.)
 
GımcımakVarılan karar veya verilen sözden dönmek için bahaneler üretip durmak, eğilip bükülüp vazgeçmeye çalışmak. Gımcıyıp- gımcıtıp durmak.
 
GındamKasabada kullanılan mahalli kelimedir. Gösteriş, alım, çalım, kuruntu, süslü, yakıştıran. Böyle kişilere de gındamlı denilir.
 
Gıran giresiceKıran:Yokeden, telef eden salgın hastalık. Kıran giresice deyimi beddua, ah, ilenç olarak kullanılan yok olup gitme temennisi.
 
GırlaOlabildiğince, alabildiğince, çok fazla. Zebil. Sayıya gelmez çoklukta.
 
GıyadalamaYarı açmak, yarı aralamak. Açıkla kapalı arası. (kapıyı biraz gıyadala hava alalım. Kapıyı çok açıp odayı soğutma gıyadalı tut. Kapıyı biraz gıyadala da nefes alalım. vs.gibi)
 
GıyadalamakKapiyi yada pencereyi aralamak,kismen acik tutmak
 
Gıytık - KıytıkKıymık kelimesinin kasabada söylenegelen şekli. Ağaç, odun, tahta gibi veya bunlardan yapılmış ahşap malzemenin ince bir kısmın gövdeden ayrılarak ele, ayağa batacak yırtıp yaralayacak hale gelmesi. (Odun kırılırken elime kıytık battı. Tahta indiriyordum kolumu kıytık yaraladı gibi)
 
GığKoyun, keçi pisliği, gübresi, gığalak.
 
Hadi gomaHaydi buyurun, bırakmayın yiyin, buyurun kalmasın, koymayın.
 
HafızSaklayan, koruyan, muhafaza eden manasına gelmektedir. Kuran-ı Kerim'i hıfzedip ezberleyen, tamamını ezbere okuyan insana denilmektedir.
 
Hak bayramı sanmak - bellemekYüzünü bulunca astarını da istemek gibi manalarda kullanılır. (Biz onun yüzüne güldüysek hak bayramımı sandı, her zaman kedi bal yemez bu günü hak bayramı bellemesin çalışmayınca olmaz, dün işin rastgeldi de hakbayramı bildin iş hiç de öyle kolay değildi.) gibi kullanılır.
 
HaklamakKarşılık vermek, hak ettiği gibi davranmak, zarara sokmak. Hakından gelmek:Üstesinden gelmek, üstün-galip gelmek. Hakını avucuna vermek:Hak ettiğini verip işini bitirmek.
 
HalâvetTatlılık, şirinlik, lezzet,leziz, zevk.(Bu yemek ve şerbet çok havaletli olmuş. Bu sözde havalet yok. Halinde davranışında halavet göremedim. gibi)
 
HalayıkEv işlerini yapan, ev işlerinde evin hanımına yardımcı olan. Kadın hizmetçi. (Evin sahibi değilde halayığı gibi dolaşır, halayık gibi hiç durmaz, az yide halayık tut gibi kullanılan kelimedir) Erkek hizmetçiye de Uşak denir.
 
Halbağı - halbağılKelime kasabada halbağı, halbağıl, halbağal şekillerinde de, Halin zorluğu, halledilecek işin kolay olmadığı manalarında bahal eklentili olarak da kullanılır. Halberi kelimesiyle mana ağırlığı yönünden benzerlik göstermektedir. Halbuysa kelimesi de içinde kullanıldığı durumu anlatan cümlenin farklı olduğu ama, fakat, lâkin manalarında kullanılmaktadır.(Ör. öyle umuyor amma halbahı kolay değil, sen basit zannediyorsun amma halbahıl göründüğü gibi değil.gibi)
 
Halbuse - halbuysaHâl böyle ise, hal bu ise, oysa ki, oysa öyle iken, doğrusu şu ki, aksi gibi, gel gör ki gibi manalarda kullanılmaktadır.
 
HaltUygunsuz, münasebetsiz söz, fiil veya davranış. Halt karıştırmak, Halt etmek, halt yemek gibi kullanılmaktadır. Bir tür argo kelimedir.
 
HamasetYaratılıştan gelen yiğitlik, cesurluk, kahramanlık.
 
HamlamakUzun süre hareketsizlik ve idmansızlık yüzünden çevikliğini ve dayanıklılığını kaybetmek. Hamlaşmak: Uzun süre çalışmadığından ilk çalışma sırasında çalışmaya alışıncaya dek çekilen zorluk.
 
Hamut - HamıtAtın arabaya veya çifte koşulması sırasında yükü asılıp çekmesi için boynuna takılan koşumun boyun halkası.
 
HanHan:Hakan, hükümdar, padişah, Osmanlı Sultanlarına verilen isim. / Han:Gerek yol üzerlerinde gerek şehirlerde yolcu, misafir ve kervanların, yabancıların konaklama ve kalmaları için yapılmış büyük yapılar. Yolcu ve hayvanlarının ihtiyaçlarına göre yapılmış yeme, yatma, barınma, dinlenme kompleksleri. Kasabada bulunan han kullanım ihtiyacı dışında kalmakla ilgisizlikten ve ihtiyaç duyulmadığından yıkılıp gitmiş, bulunduğu mahalle hanönü, yanındaki çeşmeye de halen hanönü çeşmesi denilmektedir.
 
HanayEski evlerde önü açık, genişçe sofalı ev. İki veya daha fazla katlı ev. Müstakil çok katlı, çok odalı ev.
 
HanefiDört büyük ehli sünnet imamının en önde geleni olan İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerine bağlı ve onunla ilgili. Ebu Hanife mezhebine uyan veya bağlanan.
 
hangırdahangi yerde, nerede anlaminda kullanilir
 
Har vurup harman savurmakHâr: Kuvvetli ateş alevi / çalı çırpı / hor, hor görmek, horlamak/ Yiyen içen tüketip savuran manalarına gelir. Har kelime olarak genellikle kendi başına kullanılmaz. Birleşik olarak kıymet vermez, değersiz görüp yok olmasına göz yumup harcayıp tüketen manalarında kullanılır. Dağıtıp tüketen, israf eden, mirasyedi kişiler için kullanılır. (kendimi kazandı harvurur harman savurur, malın kıymetini bilmedi har vurdu harman savurdu şimdi de olana bakar. gibi)
 
HaranıKazanın küçüğü, kulplu, meydanda yakılan ateş üzerine konularak kullanıldığı için dışı kalaysız, büyük tencere
 
HararBüyük çuval. Daha ziyade saman, ot, yün gibi kaba malzeme konulup taşınmasına yarayan, kıl yün ve basit malzemeden dokunmuş büyük ebatlı çuval.
 
HarmanEkinlerin ve mahsulün tarladan biçildikten sonra sürülmesi, işlenmesi, savrulup saman ve tanenin ayrılması işlemlerinin yapılması için genişçe hazırlanmış çalışma yeri. / Bu işlerin yapılma zamanı.
 
Hasid - HasetKıskanç, başkasında olmasını istemeyen,başkasının refah ve servetini çekemeyen, haset eden, düşkün olmasını isteyen. Kıskanç Hasetçi, hasitlenen.
 
Hattı zatındaEsasında, aslında, onda, onunla birlikte, temelinde, değişmemiş biçiminde, doğrusu doğru şeklinde. Zaten.
 
HatılDuvarları sağlam tutmak, yukarıdan gelecek ağırlığı etrafa dağıtmak bölmek için inşaata yapıya ara ara konulan sağlam ağaçtan yapılmış kereste, ağaç, beton tabaka. Kasabada yığma inşaat yapımı sırasında duvarlara konulan ağaç vs. dışında kapı ve pencere üstlerine konulan ağşap ağaçlara da hatıl, ayrıca balastır da denilmektedir.
 
HavayıHububat-zahire ölçü birimi. Bir teneke hacmindedir. Buğdaya göre, arpaya göre, yulafa, nohuta göre kg.ları değişir. Ayrıca buğdayın arpanın tanelerinin dolgun ve zayıf olmalarına göre de değişkenlik gösterir. Onun için günümüzde pek kullanılmamakla birlikte yine de halen geçerli pratik ölçü biçimidir. Ortalama 1 havayı buğday 16, arpa 8, yulaf 5 kg gelmektedir. 1/2 Yarım havayı ölçü birimine çerek, 12 havayı ölçü birimine de kile denilir. Konya kilesi 12 havayı olarak geçer.
 
HavdanKuyludan kova ile çekilen suyu biriktirmek için taştan yapılmış büyük su kabı
 
Havlu Peşkir, peştemal, el yüz kurulamaya yarar yumuşak dokumalı bez olarak kullanılan malzeme dışında kasabada etrafı çevrili arsa, çevrik, kenarları duvar, çalı çırpı vs ile çevrilip koruma altına alınmış alan, hayat, bahçe manalarında da kullanılır. Evi içine alan bahçe ekiminde kullanılana İç havlu, evin dışında daha ziyade davar kuzu ve sair hayvanların barınıp gezindiği yere dış havlu olarak geçer. İç hayat dış hayat gibi.
 
HavruzTopraktan yapılmış, su dökülecek içi sır kaplamalı kap, lazımlık, oturak. Kasabada silbiç veya sibek olarak da kullanılır. Eskiden küçük çocukların, bebeklerin beşiklerinin altına ve bebeğin poposunun altına denkgelecek şekilde monte edilerek kullanılır, idrar ve kaka yapımında bebeğin tenine temas etmez bebeğin rahatı sağlanırdı. Günümüzde kullanılmaz olmuştur.
 
HavsalaZihnen algılama alma, kabul, kavrama derecesi, zihin kabiliyeti. (Havsalama sığmıyor, hafsalam kabul etmiyor, anlayamıyorum) (Havsalası dar:Kabiliyeti kıt, karnı geniş olmayan, kabul etmeyen)
 
HayalmeyalBelli belirsiz, şekli tam olarak seçilemeyen, gerçekliği şüpheli, muhal, flu.
 
Haybatçıİşi, ortalığı velveleye verip herkesin duymasını, bakmasını sağlayan yaygaracı hareketle bağırmak. Yüksek sesle bağırarak dikkat çekmek.
 
HaybeciHaybe:Boş faydasız. Haybeci: İşsiz, güçsüz, bedevacı, beleşçi. Bedavadan, haybeden, emeksiz ve masrafsız elde etmeye çalışan.
 
HaydaHayvanları hareket ettirmek için dah manasına ünlem kelimesi, ayrıca şaşkınlık ve kızgınlık ifade etme ünlemi.(hayda bir de bu çıktı) gibi
 
HayliBirçok, çok, çokça, iyice.Haylice:çokca (bir hayli zaman, bir hayli parası var, hayli kitap yazdı, bir hayli emek çekti. gibi)
 
Hayt - heytDikkat çekmek için veya dikkat et manasında ikaz şeklinde atılan nara,
 
HaytaHaydut, asi, isyankar, eşkiya, dikbaşlı, huysuz, haylaz. İşsiz, hay huycu, aylak gezen, serseri kimse.
 
Hayu-hayuğuHay:üzüntü ve dikkat çeken azarlama ifade eder. Kasabada Hay kelimesi birleştirilerek hayulan(hayoğul) veya haygı (haykız) gibi tamlama ile birlikte kullanılmakta ve (Öyle değildi neye öyle yaptın hayu, öyle deme hayuğu, neden hayu) gibi vurgulamalarda kullanılır. Genellikle kadınlar arasında veya kadınlarca kullanılmaktadır.
 
HayınHiyanet eden, hain, ihanet eden manalarına kasabada kısaca hayın kullanılmaktadır. (şu çocuk hiç denileni tutmaz çok hayın. Bu adam ne kadar hayınmış olmaz dedi durdu. vb.) ihanetten ziyade inatlık manasına gelecek şekilde de kullanılmaktadır.
 
HazağıHerhalde, her durumda, her zaman, tahminen mutlaka, bir işin olması yolunda manaya ağırlık kazandırması için kullanılır.(Bu kadar emek verdi hazağı neticesini alacaktır. Bizi buraya getiren ağa hazağı ekmeğimizi de düşünmüştür. Toplanmamızı isteyen kendisiydi hazağı gelecektir. gibi)
 
HazırlopHazır bulunmuş, başkası tarafından hazırlanmış, hazıra konma, başkalarınca hazırlanıp yinecek hale gelmiş. Emeksiz elde etme.
 
HaşarıZaptedilmesi ve kontrolu güç, ele avuca sığmaz, rahat durmaz, çok yaramaz, azgın huysuz .
 
HaşatÇok eskimiş, yıpranmış, darmadağınık, kullanılamaz, işe yaramaz kullanılamayacak hale gelmiş, bozuk. / aşırı yorgun, bitkin, dövülerek veya çok yorulmuş, bitkin hale gelmiş.
 
HaşhaşTohumları tıpta ilaç olarak, uyuşturucu olarak kullanılan, kapsüllerin kabuğu çizilmek suretiyle sütünden afyon denilen madde elde edilen bitki. Ekimi devlet müsaadesine bağlanmıştır. Afyon ile ve iç egede ekimi dikimi yapılan köylünün tohumundan yağlık, otundan saman yaptığı çok yönlü faydalandığı bitki. Kasabada da tohumu kavrularak, gerektiğinde çekilerek bulgur üzerine dökülerek yenilir, bazı pasta böreklerde iç malzemesi olarak kullanılmaktadır.
 
HelâBüyük ve küçük abdest yapılan yer, tuvalet, wc, abdesthane(abdest bozma yeri), ayakyolu.
 
HeleKelime kendi başına manasız gibi görünse de, ikaz, tehdit, vaad gibi ifade kazanarak kullanıldığı yere bağladığı kelimeye göre ağırlık kazanır. (Hele bitirdin, yürü hele, hele bekle, hele bak, hele hele, hele şükür. gibi)Kasabada da çokca kullanılmaktadır.
 
HelikDuvar yapılırken, örülürken büyük taşların arasına boşluklarına konulan dolgu ve taşları biribirine bağlayan küçük taş veya çakıl taşları.
 
HelkeDemir, bakır,alüminyum,galvanizli saç gibi madenlerden yapılmış madeni kulp veya sapı olan kova. Bakır, alüminyum ve galvanizli saç gibi madenlerden yapılanları süt sağımı, yoğurt üğütülmesi,hububat taşınması gibi işlerde, demir ve kıymetsiz malzemeden yapılmışları da toprak, taş çakıl, kum taşınması gibi inşaat işlerinde kullanılır. Tokat helkesi, çamur helkesi, yem helkesi gibi kullanılışlarına göre isimlendirilir.
 
Hemen - hemencecikHemen:Vakit geçirmeden, derhal, şimdi. Hemencecik:Çabucak, çarçabuk, derhal.
 
HendeseCisimlerin şekli, mesafeleri, ölçümleri, her çeşit yapı ve inşaasından bahseden matematik kolu. Geometri.Düzlem,uzay ve anallitik geometri. Teknik resim.
 
HengameKavga, gürültü, şamata, çatışma. Kalabalık kargaşalık. Badire
 
HeptenTamamen, bütün olarak, hep birlikte. İyice. Hepsi beraber.
 
HergeleBinilmeye, yük taşımaya, iş görmeye alışmamış at, katır, eşek sürüsüne denir. Bu sürünün çobanına hergele çobanı denir. Mecazen argo olarak usül yol yordam bilmeyen terbiyeden mahrum kimse.
 
Herif1.Kaba saba, göze hoş gelmeyen, şüpheli, bayağı adam. 2. Adam, erkek adam. 3. Erkek, koca. kelime kullanılış şekline göre yumuşaklık, erkeklik-cesaret, kabalık manalarına gelmektedir. Kasabada (herif-avrat)karı koca, er-avrat, (herif gibi) olgun, cesaretli, (herifmi-şerifmi) sözüne güvenilmez, (herifli-avratlı) kadınlı erkekli manalarında kullanılmaktadır.
 
Hevenk - avenk, evenkDalından, kökeninden, çubuğundan asmasından kesilerek kışta ve sonra yenilmek için asılıp saklanmak üzere sapı ile birlikte kesilmiş üzüm meyve kavun, incir vs. meyve bağı.
 
Heybe - HeğbeBinek hayvanlarının üstüne, palan veya eğer ve semer üzerine atılan iki tarafından katlanarak torba şeklinde dikilmiş, iki gözlü, çuval, torba gibi yün, kıl vs. dokuma. Yük taşımaya yarayan iki gözlü torba. Eskiden poşet, torba, valiz, bavul, file gibi malzemeler yok ve kullanımda değilken herkes alışverişine heybe götürür. Aldığı nevaleyi-malzemeyi heybesinde taşırdı. İnsanların omuzunda rahat taşınması ve ortalı durması için gözlerin ortasında baş geçecek şekilde ayrık olurdu. Heybe kullanılış şekillerine göre şehir heybesi, pazar heybesi, azık heybesi, Eşek üstünde taşınana at üzerinde taşınanına at heybesi, eşek heybesi denilir. Halı ve kilim gibi renk renk, desen desen nakışlı dokunmuşları, kenarlarına meşin dikilmiş süslenmiş ve sağlamlaştırılmış çeşitleri vardı. Bağdan üzüm sepetlerle heybe içinde, bostandan karpuz kavun heybe içinde taşınırdı.
 
HohlamakBir şeye ağızı yaklaştırarak hızla soluk vermek, ağzı açık olarak peşpeşe kuvvetli nefes vermek.
 
Hökkem hökkemAğır azem, okkalı okkalı, oturaklı. Hökkem hökkem oturmak:Ağırlığınca ve kuruntulu olarak oturmak. Hökkem hökkem konuşmak: Tahmin edilenin üzerinde ve oturaklı ve kaideli konuşmak.
 
HonçaYaylımda kuzulayan davarın sırtına belli işareti koyup(çalı çırpı parçası bağlayıp), yavrusunu taşıyarak mahalleye getiren çobana mal sahibinin yavruyu teslim alırken,çobanın zahmetine karşı verdiği hediye. (Mahalli tabir)
 
HonuAğzı dar kaplara sıvı dökmede kullanılan, aşağısı dar yukarısı geniş şekilde alet. Huni. Honi.
 
HorantaHane halkı kalabalığı. Çoluk çocuk, ana baba, dede (ebe)büyükanne den oluşan kalabalık. Horantalı ev:Nüfusu kalabalık ev. Horantası baskın: Nüfusu yoğun gideri fazla aile.(horantalı evde ne olursa gider. horantalı evde sofra şenlikli olur. Yemekler çalakaşık gider. 50 havayı un üğütmüş amma ne olur horantası fazla)
 
HoravıEhlileşmemiş, korkak, ürkek durmak, insanlara ve kalabalığın içine karışamamak. Hor görüleceğinden alaya alınacağından şüphelenip endişelenip kenarda durmak.
 
HorsaHevesini almak. Çalım satmak manalarında kullanılan mahalli kelimedir. Daha ziyade hareketleri ile gösteriş yapmak. Yürümek, bunalmışlığı stresini üzerinden atacak hareketlerde bulunmak "Horsanı aldın, horsanı attın, horsasını attı" biçiminde çok kullanılır.
 
HortlakÖldükten sonra canlanarak mezarından çıkıp insanlara zarar verdiğine inanılan ölü. Hortlamak:Yok edilmiş bir kötülüğün yeniden ortaya gelmesi. Hortlatmak:Bir kötülüğün yeniden canlanmasına sebep olmak.
 
HoskislemekKöpekleri saldırtmak için, hücum ettirmek için kışkırtmak, köpekleri hoskis kelimesini bağırarak tekrarlayarak galeyana getirip saldırmasını sağlamak.
 
Höykürmek1.İbadet olduğuna inanılarak Yüksek sesle bir ağızdan zikir çekmek. 2.Yüksek güç göstererek(Kükremek gibi) yüksek sesle kendinden geçercesine hızla çalışıp durmak.
 
Hoyuk1. Bağ, bostan, düz arazi üzerine taş toprak ağaç vs.den yapılan yığma tepe, hudut anbaşı belirten uzaktan görünen bellilik. İşaret. Minare şeklinde yükseltilmiş taş yığını, geriden gelenlerin gözüne çarpan korkuluk. 2. Avcıların nişan aldığı yapay hedef. 3. Lüzumsuz kalabalık eden, çalışana mani olup, ayakta dikilerek çalışma alanını daraltan kişiler için mecazen hoyuk gibi dikilme denilir. Hüyük kelimesinin kasabada kullanılagelen şeklidir.
 
HöşmerimPeynir veya kaymağı unla karıştırarak yaplan bir türlü tatlı, sündürme. Kasabada un yağ ve pekmez veya şekerden yapılmış bir tür tatlı helva çeşidi. Ufalanmış ekmeğin yağda çevrilerek üzerine pekmez dökülerek yapılan tatlı çeşidine de höşmerim denir.
 
Hüdanabit - HüdayınabitEkilmeksizin kendiliğinden biten, tabii ot. Suni ve insan emeği bulunmayan otlar. mecazen eğitimsiz terbiye görmemiş insanlar için de kullanılır.
 
Hümermek(Argo) Karşı koymak, horozlanmak, üstün gelmeye çalışmak, korkutmak için güç gösterisine girmek.
 
HüngürdemekSesli ve bağırarak ağlamak. Sesli olarak ve çırpınarak asabileşip üzülerek ağlamak, ( üzüntüsünden hüngürdeyerek ağladı, hüngür hüngür ağladı. saya saya hüngürdeyerek ağladı. gibi)
 
Hıh - Hık - hık mıkHıh:Önemsememe, küçük görme, saymama ünlemi. Hık:Boğazdan çıkan kesik ve olumsuz ses, kabul etmeme ünlemi. Hık mık:Bahane uydurma hali. Hık deyip burnundan düşmek:çok benzemek.
 
Hılkıyet - HılkıyyetYartılışa bağlı, yaratılışla ilgili. Bir hal ve huyun doğuştan olması. Halkedilişten.
 
HımbılAptal, budala, tembel, uyuşuk, elinden iş gelmez kimse.
 
HımhımBurnundan konuşmak, burun veya geniz rahatsızlığı sakatlığı sebebiyle hımhım ederek konuşmak. Sesin genizden yoğunlaşarak gelmesi. Konuşmada kelimelerin ses ayırımını yapamadan anlaşılması zor şekilde ifade edilmesi. mecazen kendince mırıldanır gibi hareketsiz ve uyuşuk sıkılgan kişilere de söylenir.
 
HınamAdavet, düşmanlık, kin, husumet, garez, buğuz ve hınç beslemek. Daha ziyade gizli düşmanlık, saklanan kin ve husumet olarak kasabada eskilerce yaşlılarca kullanılan bir mahalli kelimedir. (Ör. Öyle güldüğüne bakla eski hınamı içinde durur. O adam ne kincidir yeri gelince eski hınamı ortaya çıkar. gibi)
 
HırpaniYırtık, pırtık, perişan kılıklı. Bakımsız. Üstü başı dağınık, eskimiş.Hırpalanmış kılıklı, eski kıyafetli.
 
HırtalKöpeklerin boynuna takılan demir halka üzerine demir çiviler montelenmiş tasma. Genellikle koyun sürüsüne giden köpeklerde, canavarla ve yabancı hayvanlarla yapılacak mücadelede hem karşı hayvanı yaralamada kullanması hem de boynunda meydana gelebilecek ısırmalara mani olması için takılır.
 
HırtlakKavunun küçük, ham ve salatalık gibi yinebilecek tazelikteki zamanı.
 
Hırı hırtışı kesilmekYorulup yorgun düşmek, dermansız mecalsiz hale gelmek, nefes nefese kalmak. boğuşup dalaşmaktan, koşup kovalamaktan bitkin hale gelmek manalarında kullanılan deyimdir. Hır:kavga gürültü.
 
HısımAkraba ve yakınlardan olan kimse. Akrabalık, garabet, yakınlık. Kan bağı yakınlığı.
 
Hışım - HaşinKızgınlık, öfke,gazap, hiddet.(Allahın hışmına uğramak:Allah'ın gazabına, cezasına düçar olmak) beddua manasına da gelir. Aynı zamanda hızlı, süratli çarpma, birden bire bastıran sert yağan yağmura da denilir. Haşin:Sert, katı, tavizsiz, acımasız.
 
Icığı cıcığıİçi dışı, her yanı, her yönü, bütünü. Herkes, her hepsi, ne varsa hepsi manasında kullanılır. Icığı cıcığını çıkarmak: her yönüyle incelemek, ıcığı cıcığını sormak: soyunu sopunu, kimliğini iyice sormak. (ıcığı cıcığı çağırmış, rahat oturamadık, ıcığı cıcığı oradaydı bir şey anlamadık, sen de ıcığı cıcığına kadar sorarsın. gibi)
 
Ihmak - ıhıp kalmakIhmak:Devenin dizleri ve karnı üzerine çökme hareketi olup yorgunluktan hareketsiz kalan ve hareket etmeye dermanı olmayan kişiler için de ıhıp kaldı denilir.
 
Iklım TıklımAğzına kadar dolu, sıkıntılı hale gelmiş, aşırı kalabalık.
 
Ikınmak - ığınmakAğırlık altında zorlanmak, ağırlık kaldırmada zorlanmak. / Şiddetli kabızlıkta ve doğum sırasında zorlanmak. Sıkıntı altındaki kişinin nefesini tutarak direnmesi. Ikınmak kelimesi kasabada ığınmak olarak da kullanılır.
 
Ikırcık - İkircikliIkırcık:Tereddüt, ikilem, tenakuz, karamsar. İkircikli-Ikırcıklı: Tereddüt içinde olan, karar vermekte ikilem yaşayan. Karamsar.
 
ilisırahamur sıyıracı / Bknz. İlisıranı
 
IncıkFazla tiitiz, pimpirik, ince eleyip sık dokuyan manasında çok inceleyen kişi. Seçici, seçmekte zorluk çeken kişi. Fazla incelendiği için bütün eksik yüksek işlerle karşılaşıldığından "ıncığın aşına kurt düşer" lafı da halk arasında yer bulmuş vecizeleşmiştir.
 
Incık boncukUfak tefek, fazla değer taşımayan süs eşyası. Kasabada cıncık boncuk olarak da kullanılmaktadır.
 
IramakIraklaşmak, Uzaklaşıp aralaşmak.
 
IravakTereyağı yapılmak üzere sütden ayrılan kaymak. Krema. Kasabada kullanılan mahalli kelimedir.
 
IrgalamaSarsma, yerinden oynatma, sallama. / ilgilenme. alaka.(araba çok ırgalayarak getirdi başımızı döndürdü. Irgalaya ırgalaya içimiz dışımıza çıktı./ o konu beni hiç ırgalamaz. gibi)
 
IsmarıçIsmarlamak, sipariş etmek. Bir yere giden kişiye alınacak bir şey tembih etmek. Ismarıç:ısmarlanan şey, nesne.Sipariş edilen. (Ahmet Karaman'a gidiyormuş Ankara bileti ısmarıç ettim. Madem şehire gideceksin ısmarıcım olsa yaparmısın?.) gibi. Nasrettin hocaya düdük ısmarıcında bulunmuşlar, hoca para verenlere düdük almış, vermeyenlere almamış. Hocayı gören parasını vererek ısmarıcını almak istemiş hoca da sen parayı vermemiştin parayı veren düdüğü çalar demiş)
 
Ismıcakİçinden pazarlıklı, sır vermeyen, sinsi, lafa söze vardırmadan işini gören, sessiz sedasız işini götüren.
 
Issı - İssi1.Sahip, malik, hükmeden, tasarufunda bulunduran. Kasabada sıkça ve tek başına pek kullanılmaz ancak mal sahibini bulur, hak yerini bulur manasında(mal issini can turabını bulur) şeklinde kullanıldığı çoktur. Is: sahip demektir. 2. Kasabada ayrıca bu kelime havanın çok ısınması sıcağın çökmesi ve bunaltıcı sıcaklara da hava çok issi - issi çöktü denilmekte ve issi-ıssı kelimesi böyle de kullanılmaktadır. Kelimenin is ile duman kiri ile ilgisi yoktur. Ancak is kokusu ile ilişkilendirilebilmektedir. (İssini yesin, issini yiyesice gönül) gibi umduğunu bulamama hallerinde deyim olarak da kullanılır.
 
IvgaEndişe, Korku veya meraklı heyecan, telaşeye düşüren şüphe manalarına gelen kasabaya has mahalli tabir.
 
Ivır zıvırDeğersiz, değer taşımayan, derme çatma, işi yaramaz söz veya şey. değersiz mal eşya. değersiz ayrıntı.
 
Iğıl Iğıl - Iğır ığırIğıl ığıl:Belli belirsiz sessiz sakin akıntı. Iğır ığır:Sallanarak hareket etmek manasına gelen kelimeler tekrarıdır.
 
Japone Kıyajette Japoni sitil, japon tarzı giysi.
 
KabahatÇirkin fiil ve hareket, yakışıksız davranış. Hafif suç, kusur. Yanılmak, yanılarak yapılan hareket. Kabaca davranış. Kazaen yapılan hareketkde kasıt aranmaz ancak kabahat da kasıt ve kusur söz konusudur. Bilerek yapılması ağırlık kazanır.
 
KabaraBaşı tümsekli sarı veya beyaz çivi. Ayakkabıların altına dayanıklılığı artırmak için çakılan iri başlıklı çivi.
 
KabağaçKaba ağaç, büyük dallı budaklı ağaç. Fidanlık zamanını geçmiş kartlaşıp kabalaşmış büyük ağaç, kocaman iri ağaç.
 
KademeKadem: Basmak. Kademe:Basamak, merdiven ayağı, derece, katman. Kademe kelimesi kasabada bunlardan başka basılarak geçilen geçit, kaldırım, gezinti gibi yerlere kasaba taşından genişçe ve büyük olanlarından döşenmiş yerlere denir. Bu iş için döşenen büyük taşlara da kademe taşı denir.
 
KadimiKadim:Eski, eskiye ait, eskiden beri. Kadimi:Eskiden var olan, daimi, devamlı.
 
Kahır - KahırlanmakZorlama, haksızlığa yokluğa uğramaktan dolayı kendini yıpratıcı durumda üzülme. Kederlenme. Böyle kırgınlık ve üzüntüden müteessir olma. Kahır etme, derin üzüntü duymak (zorlandı, kahırlandı. Kahrından hastalandı, emeğinin karşılığını göremeyince kahredip üzüldü. vb.gibi)
 
Kail - KayılRazı, kabul eden, rıza gösteren, itiraz etmeyen. Kayıl olan.
 
Kakaç1.Tuzlanarak kurutulmuş et veya kurutulmuş manda etine Kakaç denilir. 2. Kasabada kakaç kelimesi yaşlılıktan dermansızlaşmış, itilip kakılan ve yardıma muhtaç, çalışamaz hale gelmiş insan. olarak kullanılır.
 
Kakmak - kakalamak- kaktırmakİtelemek, güç kuvvet tatbik ederek sürütmek, Asılıp çekmenin tersi bir araba, eşya veya başka bir varlığın arkasına geçerek itelemek, ileriye götürmek. (çalışmayan arabayı arkasından kakmak. Yolu açmak için yoldaki eşyayı kenara kaktırmak vs. gibi) Hemşerimiz Hikmet Sayar'ın "galender kişi 3 yerde lazım olur ve çağırılır. 1.Çalıştırmaya, 2.Oy kullanmaya, 3.Araba kaktırmaya." sözünde kaktırmak kelimesi kullanılmış yerini bulmuştur.
 
KakılıÇok fazla, epeyce var, ağzına beraber dolu, Yığılı duru manalarında fazla miktarda olduğunu belirten mahalli kelime.
 
KakırdakHayvan kesildikten sonra çıkan iç ve et yağlarının doğranıp saç veya leğende kavrulup süzülmesi sonucu eriyen yağından ayrılan kavrulup pişmiş yağ kısmı. Bazı yemeklerde kullanılır, genellikle soğanlı otlu karışımla böreği yapılır, sıkma sıkılarak da yenilir.
 
KalburKALBUR: Ağaç kasnak tabanına, bağırsak ve kiriş adı verilen, deri malzemeden yapılmış muhtelif kalınlıklarda ip-iplik haline getirildikten sonra ıslak olarak elek şeklinde örülüp geçirilmiş taneli hububat eleğidir.Tahıl türlerinin elenip, toz toprak saman gibi yabancı maddelerden ayrılması temizlenmesinde kullanılır. Çiftçi köylü malzemesidir. Sık kalbur, seyrek kalbur, gözer ve çineder olarak adlandırılmış çeşitlendirilmiştir. GÖZER: Kalburun iri gözlü yapılmış şeklidir. İri taneli tahıl-hububat çalkanır. ÇİNEDER:Orta kalbur ve gözer arası büyüklükte delikli kalbur çeşididir. Kalburcu: Kalbur yapan kimselere denilir. Kalburdan geçmek-kalburdan geçirilmek:elemek, elenmek. Kalbur üstüne gelen: iri taneli gözönüne gelen. Kalburüstü adam: İleri gelen,seçilmiş, sözü geçen adam. Kalbur kemiği:Alın kemiği arkasında yer alan delikli kemik. Kalburla su çekmek:(Kalburda su durmayacağı için)Boşuna, olmayacak işe koyulmak, sümeye gayret.Laftan ileri geçmeyecek çalışma.
 
KalenderAllah yolunda, kendi halinde, dünyadan el çekip başıboş bir şekilde gezen. Derbeder ve hiçbir şeyi umursamaz derviş. / Dünyaya ait bağlardan kendini kurtarmış, gösterişlere aldanmayan gerçeği görebilmiş insan. / sade ve gisterişsiz bir şekilde yaşayan alçak gönüllü kimse.
 
KanaraEsasen eti yenilen hayvanların kesilip yüzüldüğü yer olan mezbaha-kasaphane manasında olan bu kelime kasabada saldırgan ve doymak bilmeyen köpekler için kullanılır. (hoşt köpek, hoşt kanara şeklinde) mecazen ve argo olarak aç ve doyumsuz insanlara da hitabedilir.
 
Kancık (Gancık)Canlı hayvanların dişileri. Daha ziyade Katır eşek, köpek,kedi gibi hayvanlar için kullanılır. Atın dişisine kısrak, sığırın dişisine inek, küçükbaş hayvanların dişisine koyun, keçi, erkeğine de teke ve koç tabir edilir. /mecazen argo olarak sözüne güven olmayan, hileci, dönek, yüzüne gülüp kötülük düşünen kalleş insanlar için de bu kelime kullanılır.
 
KanırtmakBir şeyi büküp zorlayarak yerinden oynatmak, koparmak. Kasarak zorlayıp hareket ettirmek.
 
Kapçık1.Küçük kap, 2.Tahıl tanelerinde çanak yaprak. Kasabada buğday çalkanırken kalburun üzerine, yıkanırken suyun üzerine çıkan buğday gevizi de dediğimiz,ekin yaşken taneyi koruyan çanak yaprak. 3.Mermi kovanı.
 
Karaltı1. Belli belirsiz karanlıkta seçilemeyen şekil. 2.Siyah kara gölge karanlığı. 3.Uzaktan seçilemeyen kara görünen şey. Karaltısı kalkmak: (mecezi)ölmek.
 
KararlamayıGöz kararı, tahmini yapılan ayarlama. Ölçüp biçmeden, tartmadan elle ve göz ayarı ile ve tahmini kararlaştırma.
 
KarayağızKoyu esmer, kızılla kara arası renkli delikanlı.
 
KardeşkanıKasabada kardaşkanı olarak da geçer. Baklagil cinsi bitkilerden, çiçekleri küme veya salkım yapraklı ağaçcık ve bu ağaççıktan elde edilen kırmızı sakız(bitki ismi:peterocarpus). Süngerimsi taş ve ağaç görünümünde kırmızı renkli madde. Kasabada karahekimilacı olarak korku giderici vs. olarak kullanılmaktadır.
 
Karman çormanHer şey biribirine girmiş, karmakarışık hale gelmiş. Fazla biribirine geçmiş çok karışıp ayrılması zorlaşmış vaziyette karışık.Alt üst olmuş.
 
Karnı dönmekBir iş veya bir konu hakkında konuşulan, kararlaştırılanın dışında düşünmek, çekememek, sonradan rıza göstermemek. İçinden işin aksini düşünmek. Karıncımak. Kabullenmemek, çekememek. Aldandığını tahmin etmek.
 
Karık - karık çekmekBağ bahçe ve tarlalarda sebze ekimine ayrılan bölüm./ Bağ bahçe ve tarlada sulamak için açılan su arkı, su yolu.(bostanın kenarına bir karık nohut, ortasına da bir karık soğan ektik. Bahçeye 3 karık domates 2 karık biber ekmek için yer hazırladık gibi)
 
Karıncalı1.İçine karınca karışmış. 2. Vücudun bir tarafı uyuşarak böcek ısırıyormuş gibi his vermek. 3. Demir vs. metallerin paslanmasından mütevellit satıh bozukluğu, pas yeniği.
 
Karışlamak -Alın karışlamakKarışlamak:Karış hesabı ölçmek. Alın karışlamak: Beğenmek, aferin brova demek olarak da kullanılan bu kelime Kasabada daha ziyade mana ağırlığının zıttına karşı gelip meydan okumak olarak kullanılmaktadır.(aksini ispat edenin alnını karışlarım)
 
KarşıcıYoldan, uzaktan gelen kişi veya misafiri karşılamaya giden kimse, karşılamacı, yolu evi bulmasına yardımcı olmak üzere karşılamaya giden kılavuz.
 
Kasaba taşıÖzellikle Kasaba'da ve kasaba yöresinde çıkan inşaat taşı. Kasabaya mahsus, eski zamanlardan beri kullanıla gelen, inşaat yapımında, bahçe tanzimi işleri ve özellikli yerlerde dekor şömine ve bahçe duvarı, bahçe süsü, anıt kaidesi, arka fonu yapımlarında çok amaçlı olarak kullanılan taş. Taşlık mevkiindeki arazide kazılıp 1-1,5 ve yerine göre 2 m den daha yüksek toprağın çıkarılıp boşaltılmasından sonra kat kat üst üste muhtelif kalınlık ve büyüklükte katmanların arasında beyaz kil ile ayrılan mesafe aralıklarında çıkarılan, katmanların kol olarak adlandırıldığı, kapak kol, kara kol, çelik kol,kuduz kol, kepenekli kol ve ara kollar olarak isimlendirilen, irili ufaklı, bazı büyük parçaların çıkarılma zorluğu sebebiyle çıkarılabilecek büyüklüklerde kırılıp çıkarılan beyaz renkli, ocaklardan çıkarılıdıktan sonra yağmur,kar, soğuk, sıcak, güneş etkisi gibi tabiat şartlarında daha da sertleşen Kasabaya mahsus taş. Ocaklar katman sayılarına ve ocak derinliklerine göre derin ocak, yuka ocak olarak ifade edilir. Kasaba dışında özellikle sahilde bahçe tanzimlerinde kullanıldığından dışarıya da satılmaktadır. Bahçe hayat ve geçecek yerlere kaldırım yapmaya kullanılan geniş ve büyük parçalara kademe taşı, bununla yapılan kaplamaya da kademe döşemesi denilir.Çalışan insanlar için iş sahası ve geçim kaynağıdır. Yapımı özel ustalık ve maharet istediğinden inşaatlarda tuğla vb. malzemeye oranla pahalıya mal olmaktadır. (Yollarbaşı kasabası ve Kızılkuyu köyünde de Kasaba kadar çoğunlukta olmasa da muhtelif yörelerden çıkmaktadır.)
 
KasmakKısaltmak, daraltmak, germek, kısmak. Bir oda veya boşluğu kaskı ile çantı ile bölmek.
 
Kasvet - KasavetKaygı, tasa, üzüntü, keder. İç karargınlığı. Üzülüp sıkıntıya düşme. Sıkıntıya yol açan hüzün. (orası kasvetli bir yer gitmesek iyi olur. Öyle yerde adamı kasvet basar. vb.gibi)
 
KatakülleArgo kelime olup (katakülli), hile ve göz boyama ile aldatma aşırma, gürültüye getirip sessizce yürütme, sahip olma, kandırma.
 
KatranÇam ve katran ağaçlarından çıkarılan damıtılarak elde edilen, koyu renkli ağır keskin kokulu, yapışkan, tıpta ve hayvan hastalıklarında iç parazitlere karşı hayvanların içecekleri suya karıştırılarak ilaç olarak da kullanılan sıvı.
 
KatıkEkmekle birlikte yenilen, yenilen ekmeğe ilave tad vererek yenmesini kolaylaştıran, tad değişikliği ve besin değeri katan gıda maddesine katık denir. (Elmayı ayrı yeme de ekmeğine katık yap, katıksız ekmek kuru kuru zor gidiyor. Bizim ağa çalışanına iyi bakar azığa katığı bol koyar. Eskiden kıtlık zamanında buğday ekmeği katık istemez denirdi. Azığa katık olarak ne koyulacak kuru üzüm koysak olurmu? gibi konuşmalarda geçer)
 
Katır1.Erkek eşekle dişi atın veya erkek atla dişi eşeğin çiftleşmesinden doğan eşekten büyükçe dayanıklı hayvan. Katırların yavrulama yeteneği olmadığından kendi cinslerinin devamı yoktur. İnatçı ve dayanıklı hayvandır. Dağlık arazide yürümeye ve yük taşımaya, arabaya koşmaya, tarla sürmeye elverişlidir. 2. Katır kelimesi kasabada topaç manasına da kullanılmaktadır.Katır:çocukların ipe sarılarak veya kırbaçla döndürdükleri konik şeklinde sivri ucunda yuvarlak başlı çivi veya kabara çivi bulunan fırıldak oyuncak çeşidi.
 
KavAteş veya sigara yakmaya yarayan, çakmak vs ile tutuşturulan kuru ve pamuk,bez gibi kaba madde.Çakmak taşlarıyla tutuşturularak yakılan malzeme/yılanın kendiliğinden soyulan derisi, çürümüş kurumuş hafifleşip süngerleşmiş keresteye de kav gibi olmuş denilir.
 
KavaraArı kovanında arıların bal dolduracakları gözenek. mumdan yapılmış petek.Arıların yemesi için kovanda bırakılan bala da kavara denilir.
 
KaviKuvvetli, güçlü, zorlu, dayanıklı, sağlam, emin, güvenilir.
 
KavlakKabuğu kabarıp düşmüş, kabuğu ayrılıp dökülmüş. Kaskavlak(cascavlak) büsbütün soyulmuş çıplak. Saçı tüyü dökülmüş, sakalsız hamtıraş (Ör.Güneşte çok kalınca yüzü kavladı. Havalar ısınınca yılanın derisi kavlar. Ağacın kabuğunu soymuşlar kaskavlak çıkmış. gibi)
 
Kavsaraİnsan ve hayvan kaburgası içi, kaburga kafesi iç genişliği. Göğüs kafesi. Kelime kasabada çoğunlukla mecazen "kavsarası dar" olarak ve çabuk sinirlenir,asabileşip hırçınlaşan kimseler için ufak meseleden daralıverir manalarında kullanılır. Kuş kursağı, taşlık. Mide, karın genişliği, batın genişliği.
 
KavurgaBuğday, mısır, nohut, çekilmemiş bulgur vs. kuruyemiş gibi yenilmek üzere ateş üzerinde kavrulmuş halindeki yiyecek. Nohutun kavrulmuş haline leblebi denilmesine rağmen Kasabada kavurga genellemesinden ayrılmaz. Ancak buğday kavurgası, nohut kavurgası adıyla tasnife tabi tutulabilir. Misafirliklerde sofraların vazgeçilmez kuruyemiş eğlencesidir.
 
KavutKavrulmuş unla yapılan ve genellikle göçebe halkının kolay ve belli başlı yemeği olarak geçen kelime. Kasabada yemek manasının dışında buğday, nohut kavurgası ve bazı kuruyemiş kavurganın dişi olmayanlar ve çocuklarca yenebilmesi için havanda dövülerek un haline getirilmiş şekline denilir. Çekilmiş bulgur ayrılırken simit veya ince düğü dediğimiz çeşidinin daha ince ufalanmış şekline de kavut denilir. Kavut şekerle karıştırılarak sevilerek yenilir.
 
KayganaÇırpılmış yumurta ile un karışımı hamurun yağda pişirilmiş hali kahvaltıda, üzerine tatlı ya da şeker kestirmesi dökülmüş hali de tatlı olarak yenilir. Kasabada da sıkça yapılan bir tür yiyecek.
 
KayluleÖğle uykusu, kestirme, şekerleme. Peygamberimizin sıkça yaptığı ve tavsiye ettiği dinlendirici kısa süreli öğle uykusu. Bünyeye iyi geldiği ve dinlendirdiği için kasabada güzellik uykusu da denilir.
 
KaymeMaddi kıymet arz eden, tedavül gören kağıt para.
 
KaynataEşlere göre birine karşı bir diğerinin babası. Eşin babası. Kayınpeder. Kayınbaba. Kayının atası.
 
KaypakKayan, bir yerde durmayan, sivişik, verdiği sözü tutmayan, dönek, kaypaklık eden.
 
Kâzım Karabekir PaşaKazım Karabekir (1882 - 1948) Cihan yıkılsa Türk yılmaz' Kazım Karabekir aslında bir Selçuklu ailesine mensuptur. Tarihte Karabekiroğulları unvanına sahip ailenin bugün il olan Karaman'da kendi adları ile anılan ilçeleri var. Soyadı daha kullanılmadığı zamanlarda da Kazım Bey'in ismi Kazım Karabekir'dir. Kanun çıkınca ikinci ismini soyad olarak alır. Timsal Hanım anlatıyor: "Yararlılıklarından dolayı tımar verilmiş bunlara. Kırmızı şalvarlı, kırmızı cepkenli, ellerinde kılıçları olan süvari birlikleriymiş bunlar. Gerek duyulduğunda orduya alınırlarmış." ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ KÂZIM KARABEKİR ( İstanbul 1882 - Ankara 1948 ) Kurtuluş Savaşı'nın büyük kahramanlarından Kâzım Karabekir, Selçuklu Türklerinden Karaman'ın halen isminin Kazımkarabekir İlçesi olduğu Gaferiyat kasabasından, Kırım Gazisi Mehmet Emin Paşa'nın oğludur ve annesi Havva hanımdır. 1882'de İstanbul'da doğdu. Fatih Askerî rüştiyesini, Kulelî Askerî idadîsini, Harbiye ve Erkânı Harp mekteplerini bitirdi. Kurmay Yüzbaşı olarak Manastır'a tayin edildi ( 1905 ). Enver Bey ( Paşa ) ile birlikte, İttihat ve Terakki cemiyetinin Manastır şubesini kurdu. Bu sırada rum, bulgar ve sırp çeteleriyle çeşitli çarpışmalar yaptı. Gösterdiği başarıdan ötürü, kolağası ( Kıdemli Yüzbaşı ) rütbesiyle Harp Okulu öğretmenliğine tayin edildi. Bir süre sonra Edirne'de II.Ordu, 3. Tümen kurmay başkanlığına tayin edildi. 31 Mart hareketini bastırmak üzere istanbul'a gelen Hareket ordusunda 2. Kafkas tümeni kurmay başkanıydı. Bu tümen ayaklanmış avcı taburlarının sığındıkları Taşkışla ile Taksim kışlalarında çarpıştı. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra tamamen askerî görevlerine döndü. 1910'da Arnavutluk ayaklanması sırasında Kolordu Harekât şubesi müdürü olarak yeniden çarpışmalara katıldı ve Kaçanik boğazındaki harekâtı başarıyla tamamladı. Bu sırada Harbiye nezaretine başvurarak Karabekir soyadını aldı ( 1911 ). Aynı yıl binbaşı oldu; Balkan Savaşı'nda ve Edirne'nin savunmasında yararlılıklar gösterdi. İki yıl kıdem zammı ve Osmanlı nişanı aldı. Savaş bitince Erkânı Harbiyei Umumiye riyaseti ( Genelkurmay Başkanlığı ) İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne getirildi. 1914'te Yarbay oldu ve birinci Dünya Savaşı'nda I.Kuvvei Seferiye kumandanı veya İstihbarat şubei müdürü olarak İran ve daha doğudaki harekâtta görev aldı. Daha sonra İstanbul, Kartal'da bulunan 14. Tümen kumandanlığına getirildi ve tümeni ile birlikte Çanakkale Cephesi'ne gönderildi. Çanakkale'de özellikle Fransızlara karşı, üç buçuk ay Kerevizdere savunmasını yaptı ve kazandığı başarı üzerine albaylığa terfi ettirildi ( 1915 ). Daha sonra Alman Mareşali Graf Von Der Goltz Paşa'nın kurmay başkanı olarak Irak cephesine gitti ve Kutülemare'nin düşmesinden biraz önce, bu bölgedeki 18. Kolordunun kumandanlığına tayin edildi. Bir yıl Irak cephesinde kalarak İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savaşlar verdi ve Diyarbakır Bölgesindeki 2. Kolordu Kumandanlığına naklonulda ( 1917 ). burada Ruslarla çarpıştı; Van, Bitlis, Muş, Elazığ cephesindeki 2.Ordu kumandanlığınada vekâlet etti. 1918 yılı başlarında Erzincan bölgesindeki I. Kafkas kolordusu Kumandanlığına getirildi. Erzincan ve Erzurum'u Ruslardan geri aldı. Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerinin ve Karaköse'nin ele geçirilmesindeki başarıları üzerine mirlivalığa ( tuğ general ) terfi etti ( 1918 ). Bütün bu askerî harekat sırasında birçok nişan ve madalya aldı. Daha sonra Ermenistan ve İran Azerbeycanını işgal eden Kâzım Karabekir, karargâhını Tebriz'de kurarak Azerbeycan'daki İngiliz Kuvvetlerini buradan çıkardı. Sadrazam Müşir İzzet Paşa, Kâzım Karabekir'i Erkânı Harbiye reisliği görevi ile İstanbul'a davet etti. Karabekir, İstanbul'a gelince, İtilâf devletlerinin şehirde yerleşmeye başladığını gördü; yeniden doğudaki kumandanlık görevine gönderilmesinde ısrar etti. Önce Tekirdağ'daki 14., sonra doğudaki 9. Ordu Birliklerine kumandan tayin edildi ( 1919 ). Kurtuluş savaşının başlangıcında Erzurum Müdafaayı Hukuk Kongresi'nin toplanması siyasî ve askerî harekâtın planlanması sırasında Şark cephesi kumandanlığı ve Edirne milletvekilliği yaptı. Doğuda geliştirdiği askerî harekâtla Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerinin ele geçirilmesinden sonra Ermeni ordusunun yok edilmesini sağladı. Bu önemli zafer sonucunda Ermeni Taşnak hükümetiyle barış görüşmelerine girişildi. Ankara hükümetinin Murahhas heyeti başkanı olarak, Sevr antlaşmasından Ermeni hükümetinin imzasını geri aldırmayı ve Ermeni ordusunun silah, araç ve gereçlerinden önemli bir kısmını Türk Hükümetine teslim ettirmeyi başardı. böylece siyasi ve idari alanda da başarılı oldu. Yapılan bu antlaşma ile, Türklerin oturduğu üç ili, Türkiye'ye kazandırdı. Bundan sonra Kurtuluş Savaşı için, Batı Anadolu'daki orduların başarılarını sağlamak üzere, doğudaki ordunun büyük kısmının top, tüfek, süngü, kılıç, cephane ve mühimmatı ile çeşitli harp gereçlerini Batı cephesine ulaştırdı. Bu sırada ferikliğe ( tümgeneral ) terfi etti. ( 1920 ). Rus ve Kafkasya hükümetleriyle yapılan Kars antlaşmasına ait görşmeleri, Ankara Hükümeti murahhas heyet başkanı olarak başarıyla sonuçlandırdı. Aynı zamanda Edirne milletvekili olan General Kâzım Karabekir, zaferden sonra. Ankara'da bulunan I. Ordu müfettişliğine tayin edildi. Bundan sonraki seçim devresinde İstanbul milletvekili olarak Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez ve diğer arkadaşlarıyla birlikte ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet fırkasını kurdu ve bu partinin liderliğine seçildi ( 1924 ). Emekliye ayrılınca siyasi hayata atıldı ( 1927 ). 1938 yılından 1946 yılına kadar, Büyük Millet Melisi'nde, İstanbul milletvekili olan General Kâzım Karabekir, 1946 yılında Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Bu görevde iken öldü. General Kâzım Karabekir'in özellikle Kafkas cephesi'ndeki savaşlarda gösterdiği üstün sevk ve idare kabiliyeti ve kahramanlığı, harp tarihinde seçkin bir yer almasını sağladı. Kâzım Karabekir'in eserlerinden bazıları : İtalya - Habeş Harbi ( 1933 ); İngiltere - İtalya - Habeş Harbi ( 1935 ); Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik ( 1937 ); Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu ( 1939 ); Ülkümüz Kuvvetli bir Türkiye'dir ( 1947 ); İstiklâl Harbimiz ( 1947 ); İstiklâl Harbimizin Esasları; İstihbarat, Talim ve Terbiye hakkında anahtarlar; İktisadi esaslarımız, sanayi projeleri; Ermeni Meseleleri, Ülkümüz Kuvvetli Bir Türkiye'dir; Öğütlerim; Şarkılı İbret.
 
KazımkarabekirKonya-Karaman arasında Hacıbaba dağı eteklerinde yer alan İlçemizin tarihi muhtelif zamanda ortaya çıkan kazılardan, ansiklopedik bilgilerden ve benzeri birçok belgelerden elde edilen verilere göre, Hititlere kadar uzanır.Uzun zaman Romalılar tarafından ticari, dini, askeri bakımdan önemli bir üs, posta ve ticaret yolu üzerinde bir merkez olarak kullanılan ilçemiz büyük seyyah Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine de konu olmuştur.İlçemiz şimdiki adını İstiklal harbimizin Şark Cephesi Komutanı Korgeneral (Ferik) Kazımkarabekir Paşa'nın aslen buralı olması dolayısıyla almıştır. Selçuklular, beylikler ve Osmanlı devrinde "GAFFİRİYET", "GEFR-İYAD" anılan ilçeye Cumhuriyet döneminden önce "GAFFERİYAT" denilmiş, 1956 yılında KAZIMKARABEKİR adı verilmiştir. Buraya öteden beri "KASABA"da denile gelmiştir.Kasaba diye anılması ile ilgili bir görüş şöyledir:Bu yörelere Türkler yerleşmeye başladıklarında ilçe ve civarında bir yerleşim merkezi kurulmuş, ilk kurulan bu yerleşim birimine başlarındaki Türkmen beyinin adından dolayı "Kasaba-i Mahmudlar" (Muhmutlar kasabası) denilmiş. Daha sonra bu kasaba halkı şimdiki merkezimize yerleşmiş ve kasaba ismi böylece söylenegelmiştir.Osmanlı harfleriyle yazılmış "Lugat-ı Tarihiye ve Coğrafya" adlı lügatin V. Cildinin G harfi bölümünde buranın adı "GAFFAR ABAD" olarak geçmektedir.XIX. Yüzyıl sonlarında hem "Gafr-i yâd" ve hem de " Kasaba" denildiği olmuştur.Bu isimlerin hepsi de (Kasaba hariç) Arapça - Farsça bir terkiptir. "GAFFAR" Allah'ın Esma-i Hüsnasından (99 güzel isimden) biridir. Günahları örten, günahları bağışlayan, merhameti çok olan Allah anlamındadır. Gafir de aynı kökten bir kelime olup, aynı anlamda kullanılır. Arapçadır.Bütün bunlara bağlı olarak, ilçemizin daha önce kafirlerin elindeyken Evliya Çelebinin de dediği gibi, "KAFİRABAD" iken - Müslümanlar tarafından fethi ile "GAFFÂRÂBAD", "GAFARIYAD" olarak adlandırıldığı görüşü kuvvetlidir.Buna göre;GAFFÂRÂBAD ya da Gafirabâd: günahları örten, günahları bağışlayıcı, Allah'ın şenlendirdiği, nimetlendirdiği, mamur ettiği yer anlamında, adlandırılmıştır.Aynı adlar veya birisi zaman içinde halk tarafından söylenirken Gaferiyad şekline dönüşmüştür.Karaman Beyliği devrinde ilçemizin arazilerinin büyük bir bölümünün (Karamanoğlu İbrahim bey) İmareti'nin vakfı olduğu ilgili kaynaklarda yazılıdır.Bu tarlaların mevkii; İlisıra (Yollarbaşı), Bosala, Letere, Yağmurlar, Karacalar, Sınıkahır tarlaları ile Erayda kışlığı ve Düdükümmü topraklarıda dahil olmak üzere) sınırlandırılarak gösterilmiştir.Karamanoğulları çağında, Osmanlıların gerileme çağlarına kadar önemli bir Türk-İslam kasabası olarak Gaferiyad'ta islâmi bir çok mabetten başka, Karamanoğulları çağının yapısı olan, kadın ve erkekler için ayrı ayrı bölümleri bulunan hamamı, 3 tane medresesi, 6 tane okulu ve yine Karamanoğulları yadigarı bir bedesteni vardır.Başbakanlık arşivinin S.42, H.30'daki kayda göre Osmanlılar zamanında kasaba adı ile 18 köyü olan ve Konya İli'nin 25 ilçesinden birisi iken, Gaferiyad 1885 tarihinden itibaren bucak durumuna indirilmiştir. (Üzerinde 1260 tarihi bulunan ve İlçe merkezi olduğunu belirleyen KAZA-YI GAFERİYAD mührü zamanın Başbakanı Adnan MENDERES'e verilmiştir.) Medresesi, müderrisleri ve kadılık makamının varlığı (ki bugün hala kadılar lakabı ile anılan bir aile mevcuttur.) ilçemizin tarihi derinliğine işaret eden delillerdir. 1878 Konya İl yıllığında ise ilçemiz bucak merkezi olarak gösterilmektedir.1296 sayılı Devlet Salnamesinde Karaman'a bağlı tek nahiye olarak Gaferiyat nahiyesi gösterilmektedir.Gaferyad 22 Şubat 1951 tarihinde "Kasaba Belediyesi" adı altında Belediyelik olmuş, bu isim 1956 yılında, babası Mehmet Emin Paşa ve ailesi aslen ilçemiz halkından olan Kurtuluş Savaşımızın komutanlarından, Şark Fatihi, yetimler babası unvanlarına layık görülmüş, Kazımkarabekir Paşa'nın adına atfen KAZIMKARABEKİR olarak değiştirilmiştir.4 il ve 5 ilçe Kurulması hakkındaki 15.06.1989 tarih ve 3578 sayılı Kanun ile Karaman İlçesi Konya ilinden ayrılarak Karaman İli adı ile İl Merkezi olarak kurulmuş ve Kazımkarabekir bucağı aynı Kanun ile Karaman İline bağlı Kızılyaka bucağı ile birleşerek Kâzımkarabekir ilçesi adı altında 17 köyü ile tarihte sahip olduğu ilçelik unvanına tekrar kavuşmuştur. Daha sonra İlçemizin Kızılyaka Bucağına bağlı Alanözü, Ağaçoba, ve Kabiller köyleri 24.10.1991 tarih ve 21031 Sayılı Resmi gazetede yayınlanan kararla ilçemizden ayrılarak Konya ili Güneysınır İlçesine; yine Kızılyaka Bucak merkezi ve bağlı Başkışla, Bozkandak, Damlapınar, Göçer, Muratdede, Şıhlar ve Yılangümü köyleri 22.02.1993 tarih ve 21504 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararla İlçemizden ayrılarak Karaman ili Merkez ilçesine bağlanmıştır.
 
Kağşama- koğşamaParçaları gevşeyip yıkılacak hale gelme. İhtiyar, vücudu gevşemiş. Çökecek halde. (eski yapı taşları iyice koğşamış yıkılacak durur, adam yaşlılıktan goğşamış gağışdayıp göçecek duruyor. gibi)
 
KaşağıAt, eşek,katır, öküz gibi büyükbaş hayvanların bakım ve tımarında kullanılan testere dişli alet. Bazılarının ortalarında iki kenar arasındaki bağlantı tellerinde hareketli demir halka takılır ve kaşağılama sırasında hayvanın hoşuna gidecek ses çıkarılırdı. Kaşağı yapmak hayvanın üzerine yapılmış pas,kir,asalak hayvanları temizlediğinden, hayvanı rahatlatır ve kaşağı yapılırken hayvan hoşlandığını belli eder. Üstünde veya sırtında yarası olan hayvan yaraya kaşağının dokunup acıtmasından korkar ve kaşağının yaraya yaklaşmasından tedirginlik gösterir. Bu hususta tekerleme de vardır.(kaşağıyı al ahıra gir yarası olan gocunur)
 
Kaşık çalımıAkşamın olup gelmesi, akşamın yaklaşması. Akşamın dar vakti. Herkesin evine pürtelaş yetişmeye, evdekilerin de akşam yemeği için sofra hazırlama telaşesi. Akşam yemeğine başlama zamanı. (ör.öyle dar vakit çağırdı ki neredeyse herkesin sokaktan ayağının kesildiği kaşık çalımı zamanı)
 
KebeHalıdan ince ve tüysüz, kilimden kalın ve motifleri itibariyle kilimden ayrılan daha ziyade düz desenli motifsiz biraz daha itina gösterilmeden kaba yün ve dilme çaput gibi çeşitlerden dokunan, evin sekaltı ve aralık balkon gibi yerlerde serilip kullanılan sergi malzemesi.
 
KeçeIslatılarak dövülmek suretiyle yün veya kıldan elde edilen kalın ve kaba kumaş, halı kilim kebe gibi yere serilen döşeme. Keçe yer döşemesi olarak kullanıldığı gibi çobanlara- çiftçilere kışlık koruyucu kepenek olarak, atların bellemelerinin içine ter emici olarak, semerlerin içine yumuşaklık sağlaması ve ter emici olarak, ayakkabıların tabanlarına soğuktan koruyucu olarak çok geniş sahada kullanımı bulunmakta idi. Zamanımızda keçe yapan ustalar ve keçe, kepenek talep edenler de kalmamıştır. Keçeleşme:1.Yün kırıntıları ve toz karışımının keçe haline gelmesi. 2.(mec.) vücudun her hangi bir yerinin uyuşması hissisleşmesi.
 
KefEt ve benzeri gıda maddelerinin pişirilirken kaynaması sırasında suyunun üzerine çıkan ve kaynarken köpük oluşturan parçacıkları. Kef:köpük
 
KekreTadı hoş olmayan, acımtrak, dil buran manasında kulllanılır. Bu tadı andıran tatlara kekremsi denir. Kasabada kekre adıya anılan ve bostan ekilen yerlerde ve tarlalarda kendiliğinden çıkan, yolunmasında temas edilen yerlere acısını bulaştıran boz renkli, hayvanlarca da sevilmeyen ot türü.
 
KeleErkek tosun, damızlık iyi cinsden seçilen, döl alımı için özel surette beslenilen boğa, büyük tosun.
 
Kelek kesenMecazi anlamda olup, Her işe karışıp kendini yetkili görüp karar veren. Kendini idarecilikte yetkili gören.
 
KelerYılan gibi ancak daha kalınca, dört ayaklı, bununla birlikte sürünerek yürüyen kertenkele dediğimiz sürüngen türüdür. Kertenkeler çabuk yürüyen cinsi, yeşil keler, benekli keler, İri başlı keler, alaca keler, keler balığı, su keleri, kum keleri, kaya keleri, büyük keler,bukalemun gibi çeşitleri vardır. İrice cinslerinin zehirli olduğu söylenir. Kasabada halk arasında bu türlerine yılan ebesi de denilir.
 
KelpKöpek, it, zağar.
 
Kem kümTereddütlü, kararsız söz söylemek. Söylenen kelimelerin bir mana ifade etmemesi. Ne söylediğini bilmemek. Doğru cevap verememek. Tutarsız ifadelerde bulunmak.
 
Kemre1.Hayvan gübresi, tezek. Hayvanların gübresinin hayvanlar tarafından ahırda, ağılda ciğnenerek sıkışıp tabaka halinde preslenmiş hali. Tabaka halinde kaldırılarak parçalar halinde istiflenir ve köy yerlerinde yakacak olarak kullanılır. Ezilerek tarlaya bahçeye atılarak tabii gübre olarak da kullanılır. 2. Yaraların üzerinin kabuk baklaması, 3.Başın yıkanmaması sebebiyle bakımsızlıktan oluşan kepeğin yerleşip tabaka bağlaması yonga tutması.
 
Kendir tohumuSapından kendir denilen ve ketenden daha kaba bir lif elde edilen adına kenevir de denilen bir bitki tohumu, bu tohum kuş yemi olarak da kullanılır. Kendir tohumu kasabada bundan başkaca kuruyemiş olarak da yenilir, kavurularak bulgur üzerine ve dövülerek batırık içine de malzeme olarak kullanılabilir. Otu esrar ve uyuşturucu olarak kullanıldığından ekilip yetiştirilmesi yasak veya izne tabidir.
 
KengerBitki biliminde Birleşikgillerden, dikenli yapraklı , sütünden sakız yapılan, başka bölgelerde yaban enginarı, eşek dikeni de denilen, kasabada tazesi toplanarak yemeği yapılan ve dikenli yaprakları ayıklanarak taze olarak da sevilerek yenilen, taze kangal dikenini andıran dikenli bitki.
 
KepazeAdi, bozuk, değersiz, kötü vasıflı, fena. Utanmaz, rezil, haysiyetsiz, terbiyesiz.
 
KepçekulakBüyükçe, öne doğru eğik, kıvrımları düz açık geniş kulak.
 
KepenekIslatılarak dövülmek suretiyle yün veya kıldan elde edilen kalın ve kaba yekpare keçeden özel olarak kullanılan şekle göre çobanlara- çiftçilere kışlık soğuktan koruyucu olarak çok amaçlı kullanımı bulunan üst kapşon koruyucu giyecek.
 
KepirTaşlık verimsiz ve çoraklık, yamaç yer. Ekim dikime elverişsiz taş kaya kaplı dik, yamaç sık engebeli arazi.
 
KerataAyakkabıyı kolayca giyebilmek için kullanılan maden, plastik veya boynuzdan yapılmış oluk şeklinde alet. Ayakkabı çekeceği.
 
KerevetTahtadan yapılan, oturmak veya yatma için kullanılan yüksekçe eğreti yer. Yüksekçe konumlu minder, sedir, karyola gibi rahatlık yer.
 
KerimeKerim:Allah'ın sıfatlarındandır.Kerem sahibi. Kerem:Karakter, cömertlik, iyilik,ihsan edici. Kerime:Kız çocuğu, kız evladı, mahdume manalarında kullanılmaktadır.
 
Kerliferliİnsanlar için Kılık kıyafeti yerinde, gösterişli. Üstü başı düzgün. Fiyakalı. Kasabada kellifelli olarak da kullanılır.
 
KertikGenelde "Kerte" veya "kerti" olarak kullanılan kasabada da bu manada kertilerek yapılmış işaret, çentik, oyuk işaret.
 
KesatAlışverişte durgunluk hali, sürümsüzlük, yokluk, kıtlık, azlık.
 
Kese1. Küçük bez-kağıt torba. 2.Kısa ve kestirme yakın yol. En yakın gidilebilecek dolambaçsız kısa yol.
 
KesmikSamandan çalkanarak ayrılan iri kısmı, hayvanların önüne dökülen yem-samanın yenirken hayvanlar tarafından beğenilmediği için seçilmiş iri ve düğümlü kısımları. Tandır ve ocakta yakacak olarak kullanılır. Eski saç odun sobalarında da odun tutuşturuca olarak kullanılırdı.
 
Kesmik kırısıHarmanların kaldırılmasından sonra mahsul artıkları en son işlenir ve adına da kesmik harmanı denilirdi. Baharda ot ve yeşilliğin,yazda yiyeceğin bol olduğu ekin harman, bağ bostan zamanında dünyaya gelmeyip de harmanlar kalktıktan sonra doğan ve yiyeceği iyice kıtlaşan zamanda dünyaya gelen kırıya(eşek yavrusu) kesmik kırısı, (bülüce de güz bülücü) denir. Bunlar kadersiz görülür. Kışa girilirken iyi beslenemez zayıf ve cılız kalırlar. Baharda dünyaya gelen kendini kurtarmış, güzün dünyaya gelen hayvanlar da kışa zayıf girmiş olurlar. Bu durum ileriki yıllarda da kendini belli eder. Kasabada kadersiz ve zamansız doğanlara bu ifadeler mecazen de kullanılır.
 
KestekKısa boylu, kısa boylu ve enli, tıknaz boylu. Kestek boylu: Toplu şişmanca ve kısa boylu.
 
Keten tohumuLifleri iplik haline getirilerek dokumacılıkta kullanılan keten ipliği, keten bezi elde edilen Kasabada Zeyrek olarak ifadesini bulan geçmişte ekilip biçilen bitki tohumu. Tohum sanayide bezir yağı yapımında kullanılır. Yağı bir çeşit helva yapımında gıda maddesi olarak da kullanılır.
 
KetumGizleme, saklama, sır tutma, ağzı sıkı olma, kimseye sır açmama.
 
KevgirYemeğin köpüğünü almaya, bulgur pirinç mercimek gibi bakliyat yıkamaya yarayan delikli süzgec şeklinde uzunca saplı kepçe. Kasabada genellikle ve özellikle pekmez kaynatılırken karıştırmada, pekmez indirildikten sonra soğutma sırasında karıştırılarak savrulup köpüğünün alınmasında kullanılan büyükçe bakır çukur tas şeklinde süzgeç olarak da kullanılabilen, sıcak kazanı uzaktan karıştırabilmek için uzunca ağaç saplı büyük delikli kepçe. Kasabada halk arasında kefkir olarak da anılır.
 
KeşYoğurttan, kesilmiş sütten, yağı alınmış yayık ayranından, peynir suyundan kaynatılarak yapılmış yağsız yavan peynir. Çökelek. Halk arasında havalide yağsız yavan manasında imansız peynir olarak de isimlendirilir. Kasabada genellikle peynir suyu veya kesilmiş sütü değerlendirmek için yapılan çökelek de denilen peynir çeşididir. / Keş:ahmak,akılsız, kolay aldanan manasına,çile çeken çilekeş, esrar çeken esrarkeş, çeken, çekici, katlanan, düşkün manalarına da kullanılır. Serkeş asi, başkaldıran, sırmakeş sırmaişleyen gibi birçok manalarda da kullanılır.
 
Keşik - KişikSıra olmak, sıraya girmek, peş peşe sırayla. sırası geldikçe. (süt değişiğine girince herkes keşik keşik verdiği sütünü topluca alır veya kişik sırasında toplu aldığı sütü parça parça öder. Bağ kazmaya kişiğe girdik imece usulü kolayca bitirdik gibi)
 
KifsizKeyfi yerinde olmayan. hafif hasta, rahatsız, neşesiz. Keyif kelimesinin mahallen kullanışı.
 
KilimYünden dokunan, halı gibi tüylü olmayan havsız kalın sergilik dokuma. Kasabada da ısdarlarda değişik renk ve desenlerle motif motif aynalı kilim, orta kilimi, çıbık kilim vs. isimlendirilerek çeşit çeşit dokunmuş ve kültür haline gelmiş el işi sergi dokuma türüdür.
 
KinikmekKin duymak, nefret etmek. Kinleşmek. Kin gütmek.
 
KininKınakına ağacından elde edilen, eskiden sıtma hastalığında çok yaygın kullanılan küçük taneli ve kremper kutusu büyüklüğünde teneke kutularda satılan el altı sıtma ilacı hapı.
 
KipilemekBiraz hayret, biraz endişe, biraz merak durumunda veya dikkatini toplamak gayreti ile bir yere pükdikkat bakarken gözünü kapatıp kapatıp açmak.
 
KirkitHalı kilim dokunurken düğüm ve atkının sıkıştırılmasında kullanılan ağaç veya genellikle demirden özel yapılmış yapılmış etarağı.
 
KirmanYün eğirmek, ip yapmak için genellikle sağlam tahta-ahşap mahzemeden yapılmış biribiri içine geçen iki parça kavisli ağacın + şeklini alıp ortasındaki delikten başlıklı iğ geçen tahta malzemedir. Elle çevrilince ucuna bağlanan yünü büküp ip yapan ve yapılan ipin kirman üzerine sarılması ile tekrarlanan işlem sonucu istenilen büyüklükte yumak meydana gelir. Kirman ile yün eğirme işine kirman eğirmek denir. Kasabada eskiden boş kalan kadın eline kirmanını alır. Vaktini değerlendirirdi.
 
kiyası olmaKarışma, senin üzerine vazife değil anlamında kullanılır. / Kiya sı kelimesi kasabada kahya dan dönüşmüş olduğu tahmin edilmektedir. Gönlümün kahyasımısın, o adamın kahyasımısın her işe karışırsın, sen bu işe karışma, sana vazife değil manalarında kiyasımısın(kahyasımısın), kiyası kesilme, kiyası olma, kiyası kelik gibi sıklıkla kullanılan deyimdir.
 
KişelemekTavuk, dana,koyun,kuzu, sığır sıpa gibi kümes ve ahır veya ağıllarda besleyip barındırdığımız hayvanları sürüp uzaklaştırmak, kuşları ürkütüp kaçırmak. argo olarak da istenilmeyen kişileri başından savmak manalarına kullanılır.
 
Koç katımıKoyunların döllenip yavru yapması için sürülerden ayrı beslenip hazırlanan koçların (Güz mevsiminde-Ekim ayında) sürünün içine salınmaları./Koç katımı zamanı. Eskiden kasabada zaman dilimi olarak kullanılan tabirlerdendi.
 
Koca osman üzümüİri taneli, biraz sert ve parlak kara kabuklu, pekmezlik veya şaraplık dan ziyade kurutmalık ve taze yemede tercih edilen dayanıklı dimnit üzüm çeşididir. Civar il ve ilçelerde Keçimen üzümü, ekşikara üzümü olarak da isimlendirilir. Kasabaya bu çeşit Kocaosman isimli kişi tarafından getirildiği için Kasabada bu adla anıldığı söylenir.
 
KöçekKadın kıyafeti ile sazlı, çalgılı ortamda kaşıkla, zille oynayan, rakseden erkek. Eskiden Kasabada erkek çocuk sünnetleri genellikle bahar aylarında gelen sünnetçilerle yapılır. Sünnetçiler de yanlarında çalgıcı takımı ve köçeklerle birlikte gelirlerdi. Yine kasabada yersiz, zamansız ve hafif hoppa davranışlı kişilere de mecazen köçek denilir.
 
Kocunmak(Gocunmak)Alınmak, huylanmak, işkillenmek, telaşlanmak, kuşkuya düşmek. Kocundurmak(Gocundurmak): damarna basmak, tahrik etmek, tırmalamak, huylandırmak. Kuşkulandırmak.
 
Kodesİnsan, hayvan ve sair canlıların kapalı tutulduğu hapsedildiği dar, karanlık zindan. Hapishane.
 
KodukLügatlarda "Eşek yavrusu, sıpa" manasına gelen argo kelime. Kasabamızda birinin ardına davetsiz takılan kişiye denilir. Asıl kişinin peşine takılarak gruba dahil olan kişidir. Kullanılan şekline göre pek argo olarak kabul edilmez. Ortama sonradan davetsiz olarak katılmış ve öncekilerce pek hoş karşılanmamış durum. (bir kendisini çağırdık o da arkasında kodukla geldi. Oraya koduk getireceksen kendin de gelme. Koduk gibi bizi mi takip edersin? gibi)
 
Köfün - küfeTaze dallardan biçilmiş çıtalardan veya kamıştan örülmüş derin ve değişik boylarda kaba sepet. Sırtta malzeme çekmekte, hayvanlara sağlı sollu sarılarak sebze meyve çekmekte kullanılan büyük sepet.
 
Kokurdak arpa zamanıEkin halindeki yeşil arpanın ok üzerine kalkıp başak çıkarma zamanı, biraz daha ilerisi başakların içindeki tanelerin süt haline dolmaya başlama zamanı. Kasabada bu süre zaman dilimi olarak, zaman tarifi olarak kullanılır. At çiftçiliği zamanında hayvanların yeşilini alması harmana güçlü girmesi için ekin halindeki arpa arpa kokurdağı zamanında biçilerek hayvanlara yedirilerek güçlendirilirdi. Bu zaman dilimine de arpa kokurdağı zamanı denilir. Aşağı yukarı Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı zamanlarına isabet eder. (arpa kokurdağı, bostan ekimi, bostan otu, alaca düşümü zamanı gibi)
 
Kokuz -KokozParasız, müflis, parasız pulsuz kalmış, züğürt.
 
KolanEnli örme veya kayış kuşak. At, eşek, katır gibi binek ve yük taşıyan hayvanın palan, eğer ve semerini bağlamak için belinin-karnının altından geçirilip gerilerek sıkılan örme veya kayış bağ.
 
KonmakUçarların yere inmesi manasında olan bu kelime kasabada bunların dışında taşınan yükün hareket halinde yorularak bir yere taşınan ağırlığın indirilip dinlenilmesi manasında da kullanılır.
 
Kör kuyuSuyu çekilmiş, su gözleri körelmiş, suyu kurumuş, susuz kuyu.
 
Kör söylemekAksi söylemek, ters konuşmak. Beklenmedik bir işin önceden ifade edilmesi. (böyle olacağını bilmezdim kör söylemişsim vb)
 
KördüğümÇözülmesi imkansız hale gelmiş düğüm. Çözümsüzlük. Mcz. halli imkansızlaşmış, içinden çıkılması zorlaşmış mesele, müşkilat. Kördüğüm olmak: Çözülmez hale gelmek.
 
Kork Aprilin beşinden öküzü ayırır eşindNisan ayının beşi genelde soğuk geçtiği için bu deyim kullanılmıştır. İlginçtir ki April kelimesi Nisan ayı anlamında İngilizcede April, Fransızcada Avril'dir. Eski nisan ayının beşi yaklaşık 18-19 nisana rastgelir. Bu günlerde tehlikeli, beklenmeyen ve hasara sebep olan soğuklar olabilir.
 
KoruKorunan, koruma altına alınan ve gelişip büyümesi için bakılan küçük orman. Yasaklanarak, çitle çevrilerek girilmesi, kesilmesi, kullanılması yasaklanan orman sahası. Kasabada belediyece bozburun yolu,gökçeşme yolu devamı gökçeşme ve gökmaşlak üzeri belik ormanı, kozağaç hattı ile doğruyoldan uludereye giden yol hattı kesime yasaklanarak koruma altına alınmış ve ormanlaşması sağlanmıştır.
 
KorukÜzümün veya sair meyvenin olmamış hamı, yeşili, ekşi veya tatlanmamış acı hali. Mecazen olgunlaşmamış, akıllanmamış toy hareketler gösteren insan.
 
Kösere - kösere taşıBileği taşı, çark taşı, değirmen taşı yapımına yarayan taş cinsi. Asıl adı küstere olan bu taş kasabada kösere olarak geçer ve çok sert taş olup metallerin sürtülmesi halinde metali aşındıracak sertlikte olduğundan bıçak, makas, demir ve çelikten mamul tahra, balta, nacak gibi kesici aletlerin ağzının açılmasında, bileğilenmesine kullanılır. Taş özelliği bakımından taş çok sert ve çok ince kum tanelerinden preslenmişi şeklindte, granit gibi sert ve üzerine sürtülen metali aşındırıp yontan bileği taşıdır.
 
KostakZarif, kibar, güzel, biçimli giyinen ve gösterişli yapılı, gösterişliliğini öne çıkaran, kostakça hareket eden. Kostaklanan.
 
Köstebek - GözsüzköpeğiToprak altında yaşayan, toprağı iteleyerek yer yüzünde tümsekler meydana getiren, gözü olmayan, lügatlarda kör sıçan olarak da geçen tarla faresi çeşidi. Kasabada gözsüzköpeği olarak adlandırılır. Yer altında açtığı biribirine bağlantılı yuvalarda yaşar. Yeryüzüne nadiren çıkar. Hasas duyargaları ile insanların yaklaşmalarında yaklaşan sesin ortamı terketmesine kadar sessizliğini korur. Bahçe ve tarlalarda sebzelere tabana çekerer imha eden zararlı hayvan. Tarlaya bahçeye musallat olması halinde çıkarılıp,öldürülüp imha edilinceye kadar tedirginlik verir. Deliğine su boşaltılarak çıkmasına çalışılır. toprağın altına tuzaklar kurularak, patlayıcılar konularak öldürülmesine çalışılır.Yer altında yaşayan zararlı fare cinsi.
 
KöstekAt, eşek, katır gibi hayvanların araziye kaçmasını önlemek için iki veya üç ayağına vurulan bağ. (at-eşek kösteklemek. at kösteği, ata köstek vurmak).Köstek olmak:bir işin yapılmasına mani olmak,baltalamak. Köstekli:köstekle bağlanmış,engel olunmuş./ Cep saatlerine takılan bağlanan zincire de saat kösteği denilir. Köstekli saat tabir edilir.
 
KötenTarla sürümünde kullanılan, traktörle çekilebilen toprağı kazarak ve altını üstüne çevirerek toprağın değişmesine, havalanmasına ve otların yok edilmesine yarayan demir malzemelerden yapılmış büyükçe tarla sürme aleti. Büyük pulluk.
 
Kov - kovcuKov: Arkadan çekiştirme, gıybet, zem, dedi kodu. Kovcu:Kov yapan, dedikoducu, gıybetçi. (Dinimizde kov ve gıybet ağır günahlardan sayılmaktadır.)
 
Koyun (goyun)1.Gevişgetirenlerden, et,süt,yün ve gübresinden dahi çok yönlü istifade ettiğimiz evcil küçükbaş hayvanlardan davar türü. Erkeğini koç, dişisine dişikoyun, kuzulusuna sağmal, yavrusuna kuzu, bir yaşındakine toklu, iki yaşındakine şişek, üç yaşındakine öveç(öğeç)denilir. 2.(mec.)halim selim, sakin, uysal, yumuşak başlı, sessiz kimse. 3.Kendini idare edemez aciz, bön kimse. 4.Göğüs kafesi-sine ile elbise arasındaki kısım. Kucak.(koynuna girmek,koyun koyuna, yaslı gittim şen geldim, aç koynunu bengeldim. vs.) 5. Yere dönük yüzü koyun yatma. Yüzu koyun:Kasabada bu cümle daha ziyade yüzünkuyu şeklinde ifade bulur.
 
Kozağaç(gozağaç)Toros dağlarının bağrında, Kasaba'ya 10-12 km mesafede, Kasaba'nın içme suyu kaynağının bulunduğu, önceleri meşhur bağlarının olduğu, yayla özelliği sebebiyle üzümü geç olgunlaşan, ceviz,kiraz ağaçları yoğunlukta halen mesire yeri olarak kullanılan mevkidir. Bağcılığın önemini kaybetmesi ile bakımsız hale gelmiş, Afyonluk-çoka-gökmaşlak ve kocatepesi mevkileri ile çevrili dinlenme ve eğlence tesisleri kurulabilecek kıymette yeşillik mevkidir.
 
KoşumHayvanların arabaya, pulluğa, sabana, düğene her hangi bir şeye koşulacakları zaman takılan asılma ve çekme kayış takımı. (Hamıt, dizgin, yan kayışlar, belleme ve atın arkasından dolanan kayış dahil koşum takımı) Koşum hayvanı:Araba vs. koşulan hayvan. Koşumlu: Koşumu olan ve koşumu takılı hayvan.
 
KramperCilt-deri çatlakları için kullanılan, yağlı ve yağsız türleri bulunan krem çeşitlerinin eskiden kasabada kullanılan adı.Çok küçük ebatlı olan kutularına da kramper veya kremper kutusu denilirdi.
 
KubarmakKibirlenip, kendini kuvvetli gösterip güç gösterisinde bulunmak. Hümermek. Çalımlı ve heybetli görünmek. Mısırga ve tavus kuşunun tüylerini ve kanatlarını açarak büyük ve heybetli görünerek dikkatleri üzerine çekmesi. Yapmacık göstermelik güç gösterisi.
 
Kücü ağacıIstar üzerinde direzi veya çözgü adı verilen dizili iplerin arasından melik geçirilerek dokunmasına yardım eden sağlamca yapılmış direzi aralayıcı sabit ağaç.
 
KulaKızıl ve boz arası bir renkte olan. kula saç, kula at.
 
KulakasmakDikkat verip dönüp dinlemek. Değer verip kulaklarını gelen sese döndürmek. Dikkat kesilmek manalarında kullanılır. Kasabada bu kelime daha ziyade olumsuz yönü ile onun dediğine kulak asma, dediğinden birşey çıkmaz dinleme, dinlemeye değmez manalarında kulakasma olarak kullanılır.
 
Külçe(Külçe: genelde kalıp ve blok halinde altın için kullanılmaktadır.) Kasaba azıkta, çayın yanında ve öyün aralarında yenilmek üzere özel olarak yuğurulan hamurdan yapılmış bezelerin sac üzerini kaplayacak şekilde 4-5 cm yüksekliğinde yanyana sıralanıp üzeri yumurta, salça, çörek otu vs ile zenginleştirilip tandırda pişirilen pasta çeşididir.Yağlı ve yağsız pişen vs. türleri vardır.
 
KüllemeÜzüm tanelerini, üzüm salkımlarını karartan, çürüten ve kurutan, verim düşüklüğüne sebebiyet veren bir nevi mantar hastalığı. Kasabada küllemeyi önlemek için üzümler çiçekten çıkmadan başlamak üzere bir proğram dahilinde bir sezonda birkaç defa kükürt ile ilaçlanır.
 
Kuluç - kulunçKarında, kaslarda meydana gelen şiddetli, hareketi zorlaştırıcı ağrı. Adale sertlenmesi, mafsal, boyun,bel ve kalça tutulması gibi ağrı.
 
KülüstürÇok eski, yıpranmış,bakımsız, işe yaramaz halde olan araç gereç , malzeme, yapı. (külüstür araba, külüstür ev. vs.) Mecazen: Yaşlanmış yıpranmış insan.
 
KümeKüme:Toplanma, birikim, yığıntı, gurup manalarında olan küme nin kasabada bunlardan başka ve genellikle Açık havada yapılan barınak, gölgelik, çadır, çardak, kulübe manalarına kullanılmaktadır. Harmanın uzun zamana yayıldığı aylar sürdüğü zamanlarda işi çok olan çiftçi, hali vakti yerinde ve imkanı olanlar harmana 4-5 ağaç çatarak kuzeye gelecek ve harmanı görecek kapı dışındaki tüm etrafının çalı çırpı ve ekin sapı ile kapatılarak sabit gölgelik (küme) kurarlardı. Arazide bağ, bostan bekçileri de aynı kümeyi kurarak kendilerine sabit yer yaparlar. Yatak yorgan, yiyecek içecek bu şekilde emniyet ve koruma altına alınırdı.
 
KüncüKüncü:Susam tanesi. Kasabada Simit, açma, poğaça ve pasta gibi hamur işi yiyeceklerin üzerine pişmeden dökülen susam tanelerine verilen addır. Tahin, helva yapımında kullanılır. Susamlı helvaya kasabada küncülü helva denir.
 
KünkTopraktan saksıdan pişirilerek, çimentodan yapılan suyolu döşemekte, baca yapımında kullanılan boru.
 
KunnamakKûn:farsça makat,kıç manasında kullanılır. çıkış,meydana geliş yeri olarak kullanılmıştır. Kunnamak:Genellikle köpek ve kedilerin yavru meydana getirmelerine, doğurmalarına denilmiştir. Köpek yavrusuna enik, kasabada varik de denilir.
 
KuradaKuruyup zayıflamış, eskimiş yıpranmış kullanılamayacak hale gelmiş yıkılma göçme riski altında olan yapı, duvar. düzenek vs.
 
KurcalamakKurca:Kaşıma, tahriş etme, karıştırma, azdırma. Kurcalamak:Tırmalamak, tahriş etmek, ellemek, öte betesini karıştırmak dokunmak. Azdırıp karıştırıp azgın hale gelmesine yol açmak. Eşelemek.(çıbanı kurcalamak iyi değildir. Bu hali kafamı kurcalıyor. Polis bu cinayeti aylardır kurcalıyor. gibi)
 
KurnaHamamlarda musluk altlarında bulunan, su toplamaya ve su ayarlamaya yarayan küçük mermer havuz olarak geçen bu kelime kasabada çeşme musluğu manasında da kullanılmaktadır.
 
KursakKuşların birinci midesi taşlık, geviş getiren hayvanların birinci midesi otluk.İşkembe.
 
KüsküAteşi çekmek, sermek, toplamak, karıştırmakta kullanılan yarı yanmış büyükçe odun veya demir çubuk. (ocak küsküsü, tandır küsküsü. vb.)
 
Kuskunu kolanı koparmakYük taşıyan (at,eşek,katır vs) hayvanın taşıdığı yükü, üzerine yerleştirilmiş semerin bağlarını kopararak semer ile birlikte yükü yıkıp yükün altından kurtulması. İnsanlar için de argo olarak her türlü mesuliyeti kırıp yok sayarak sorumluluktan kurtulmasına denilir.
 
KusmakYediği içtiği şeyleri ağzından geri çıkarmak, istifra etmek, yediklerini ani ve şiddetli şekilde ağız yolundan geri çıkarmak.
 
KüspeSusam, zeyrek, köftün vs. gibi yağı çıkarılmış, suyu alınmış her türlü tohum ve meyve artığı ve posası. Hayvan yemi olarak kullanılır. Besleyici özelliği vardır. Sınık küspesi, pancar küspesi, pamuk küspesi vs. gibi çeşitleri süt ve et hayvancılığında özellikli kullanılan besleyici yem çeşididir.
 
kussuklemekKapiyi ic taraftan kilit yerine surgulemek. Bir cesit guvenlik tedbiri.
 
küsüklemeanahtarsız bir şekilde sağa sola hareket eden bir ağaç parçası ile kapıyı arkasından kilitli hale getirmek
 
KuymakKavrulmuş Un, taze kaymak ve tatlandırıcı veya şeker karışımı kasabaya özel helva görünümlü tatlı çeşidi. (Bkn.Guymak)
 
KuytuRüzgaz almayan çukurca, içe çekkin yer. Sessiz, gözden uzak ve tenha yer. İşlek olmayan yer.
 
Kuyu çengeli - ÇengelÇengel in basit lügat manası sepet, kova, et,but vs. asılan kanca manasınadır. Ancak Kasabada her evin su ihtiyacı kuyulardan karşılanırken kuyulara da sarkıtılan kova ve kap vs. düşmesi olağandı. Kuyulara düşen eşyaların çıkarılmasında kullanılan dairesel büyük bir halkanın etrafına takılan zincirlerin uçlarına oltalara benzer kancalar takılması ile meydana gelen özel yapılmış kanca topluluğu. Kuyunun tababına ulaşan sağlam halat ve zencir ucuna bağlanan çengel kuyunun tabanında dolaştırılarak kova vs.nin kancalardan birine takılarak çıkarılmasında kullanılırdı. Zamanının kıymetli aletlerden olmakla beraber şimdilerde özelliğini kaybetmiş nostaljik eşyalardan olmuştur.
 
KuzulakBahar aylarında tarla ve yol kenarlarında kendiliğinden çıkan, kuzukulağı da denilen toplanıp yenilebilen ot. Sıvas ve yöresinde madımak otu olarak meşhurlaşmış, türkülere konu olmuş ot.
 
KuzulamakKuzu meydana getirmek, kuzu doğurmak. Kuzulamak: Koyun,keçi gibi hayvanların yavrusunu doğurmasına denilmektedir. Koyun yavrusuna kuzu, keçi yavrusuna oğlak denilir.
 
Kuzularla kırtışmakBüyüklerin yaşlanmış olgunlanmış kişilerin kendine uygun olmayan çocuksu hareket sergilemesi. Çocuklarla oyuna katılması. kasabada mecazi manada kullanılan deyimdir.
 
KıçVücudun geri kısmı, kuyruk sokumu bölümü, arka taraf, art, geri. (mecazen ve argo olarak çok kullanılır. kıç açmak, kıç atmak, kıçı kırık, kıçına baka baka, kıçına batmak, kıçına kına yakmak, kıçına tekme atmak, kıçını yırtmak, kıçüstü oturmak, kıçın kıçın gitmek. gibi)
 
KılıbıkKarısının tesirinde kalıp, sözünden çıkmayan erkek. İrade gösteremeyen zayıf erkek. (Zamanımızda geçim ehli, kanı ılık)
 
KılıkDış görünüş, şekil, kıyafet, giyim kuşam. Biçim tarz, suret. Resim,fotoğraf, tasvir. (kılık kıyafeti esaslı, bahçevan kılıklı, Tapu için kılık çıkartmış gibi)
 
Kınnap-kırnapKaba şeyler dikmeye veya bağlamaya yarayan kenevirden ince sicim veya kalın iplik. Kendir veya halat malzemesinden daha ince ve daha itinalı şekilde yapılmış sağlam ip- sicim ipi.
 
KıpıkYarı kapalı olan göz. Güneş veya fazla aydınlığın tesiri ile yarı açık bakmak. Göz kapağı sinirinin rahatsızlığı veya feç olması ile meydana gelen sarkma.
 
KıranYok eden, telef eden, mahveden hastalık. Koyun kıran: Koyunları öldürüp yok edin salgın hastalık. Saçkıran:saçları döküp başı kel eden hastalık. Köküne kıran girmek:Hastalık sebebiyle bir cinsin kökünün yok olması. Kıran giresice: Yok olma yok edilme yolundaki beddua.
 
Kıranta1.Saçlara ağarmaya başlamış orta yaşlı insan. 2. Gösterişli, oturaklı, itinalı giyimli orta yaşlı adam.
 
KırağıSoğuk ve ayaz havalarda donmuş olarak yağan veya yağıp yerde donan çiğ. Kırağı çalması:sebze meyvenin kırağıdan zarar görmesi, Kırağı düşmesi:soğuk hava sebebiyle ince yağan nem ve ya çiğ taneciklekinin donması.
 
KırbaçAt ve arabaya, çifte koşulan hayvanların yürümeleri, yüklerini asılmaları için vurmaya yarayan uzun deynekli sağlam ip veya dilme kösele deriden yapılmış kamçı.
 
Kırç - kırcımakKırç:Kışın sisli havalardaki nemin soğuk sebebiyle ağaç dalları, telefon telleri ve direkleri vb. üzerini kırağı şeklinde kaplayan buz tabakası. Kırcımak:Havanın yağar yağmaz arasında soğuğun şiddeti ile atıştırıp durması.
 
KırkayakÇok ayaklılardan 21 çift ayağı bulunan sarımsı renkli zehirli böcek. Kasabada bu böceğe çayan da denilir. Mecazen sarışın, çiğ sarı ve soğuk, sevimsiz, sinsi kimselere de çayan veya sarı çayan denilir.
 
KırkbayırGeviş getiren hayvanlarda midenin kıvrımlı bölümü, üçüncü kısım. Kasabada mumbar ve karın dolması olarak kırkbayır da doldurularak yemek yapılır ancak çok bölümlü çok kıvrımlı olması sebebiyle zor temizlenmesi nedeniyle zahmetinden dolayı atıldığı da görülmektedir.
 
KırkikindiDaha çok orta anadoluda uzun bir süre ikindi üzeri veya ikindi vakitlerinde yağan yağmurlara verilen ad.
 
Kırklamak, kırkı karışmak, kırkı çıkmakKırklamak:Kırk günü doldurmak, bir işi kırk kez yapmak. Kırkı karışmak:Kırk gün geçmeden doğum yapmak,iki kişinin doğumu arasında kırk günün dolmaması,iki kızın kırk gün içinde gelin olması. Kırkı çıkmak: Bir ölüm veya doğum gibi bir olaydan sonra kırk günün geçmesi.
 
KırklıkKoyun,keçi, kuzu, oğlak vb. hayvanların yününü yapağısını traşlamak kırkmak için kullanılan büyükçe yapılı özel makas. Sındı. Koyun kırkma makası.
 
KırpıntıKesilen veya kırpılan şeyden çıkan parçalar. Kesilip kırpılan şeylerin döküntüsü. (kağıt, saç, kumaş karpıntısı)
 
KırıntıBir şeyin kırılması sonucu ortaya çıkan ufak parçalar. Bir şeyden geriye kalan küçük parçalar. Küçük ve kuru çerezler. Ufak tefek yiyecek artıkları. (kırıntıdan karnı doyar, kırıntıyı çok sever, it yurdunda kırıntı arar gibi mecazi anlamda da kullanılır.)
 
KırıtmakCilveli davranışlar göstermek, dikkat çekmek için, dikkat çekici şekilde cilve yapmak.
 
Kırışmak - KırıştırmakKırışmak kelimesi kasabada genellikle argo manasının dışında kullanılır. Koç ve tekelerin tos vurmalarına denilir. Koçlar ve tekeler birbirlerine başları ile tos vurmaları koç-teke kırışması olarak ifade edilir. Hatta bazı koç ve tekeler zevk için karşı karşıya getirilerek kırıştırılır.
 
Kıtlama - kırtlamaSert ve küçük şeker parçasının ağızda tutularak çay içme şekli. (Kıt:az) (Kıtlama çay içmek)
 
Kızmak - kızınmakKızmak:1.Öfkelenmek, sinirlenmek, hiddetlenmek. 2.dişi hayvanın eş istemesi, kuş tavuk vb. kuluçkaya yatması. 3. sıcaklığın artması, ısınmak. Kızınmak:Soğuktan gelen kişinin ısınması, ısınıncaya kadar sıcağa muhatap olması.
 
KığKoyun,kuzu,keçi vb. hayvanların tane tane kığalak birikintisi, gübresi. Bahçe ve bostan tarlası gübrelemesinde tercih edilen kuvvetli tabii hayvan gübresi.
 
Kış takvimiKış günleri takvimlerde de görüleceği üzere kasabada da diğer mevsimlerden daha başka sayılır ve özellikle bununla ilgili bütün sohbetlere de konu edilir. Buna göre: 12 Aralık da karakış başlar ve 10 gün sürer. 22 Aralıkta günlerin uzayıp kısalması bir süre durur. Gündönümüdür. Hem geceler kısalmaya gündüzler uzamaya başlar. Hem de zemherinin başlangıcıdır. Zemheri 40 gün sürmektedir. 12 gün arası tabir edilen 12 günün 6 günü zemheriden(Ocak ın son haftası) + 6 günü de hamsinden (Şubat ın ilk haftası)alınmaktadır. 12 gün arası en şiddetli soğukların hüküm sürdüğü dönem olarak da kabul edilir. Şubat ayı başında giren hamsin 40 gün sürer. 40 günün içinde 21 Şubattan başlamak üzere birer haftalık dönemlerde cemreler düşer. İlk cemre havaya, orta cemre suya, son cemre de toprağa düşer. 12 Mart da Eski ayla anılan Mart 9 u girer 21 Martta Mart 9 u sona erer. Hamsin 50 sayıya karşılık olarak kullanıldığından Hamsinin içinde Mart 9 u da dahil edilebilmektedir. Mart 9 u 21 Martda biterken 21-22 mart gece ve gündüzün eşit olduğu okinoks da tabir edilen eşitlemedir. 21 Mart aynı zamanda Nevruz başlangıcıdır. Baharın müjdecisi ve kasabada evvel bahar sultan navruz olarak da ifade edilen günden sonra yerde ve gökte kışın sona erdiği kabul edilir. Bu gün de Türk kavimlerinde eskiden beri eğlenceler düzenlenegelmiştir.
 
LabbadakAniden lap diye ses çıkararak larpadak düşme/oturma.
 
Laçka - laşkaAlet makina vb. işlemez, iş göremez hale gelmiş, aşınıp gevşemiş, ayrılıp dağılmış. / Düzen ve disiplini bozulmuş nizam ve intizamını kaybetmiş./ Çalışmayan, hiç bir gayret göstermeyen kimse.
 
LadikeAnılmak, hatırlanmak için alınıp verilen hatıra eşya. Anılmaya yarayan hatıra,belgüzar. Tahminen "yadigâr"dan dönüşmüş Kasabada kullanılan mahalli kelime.(Rahmetli Süllü Sülüman adıyla anılan Süleyman Tuna-Süllü hoca askerken komutanına ladike olsun diye lıklıkı olarak da tabir ettiğimiz süslü sürahi götürmüş. Komutan sorarmış bu ne diye, hoca da ladike demiş olmamış, lıklıkı demiş olmamış. Hoca düşünmüş bu kelimeler kasabada geçer ben size adını sonra söyleyeyim demiş. sonra bunu size hatıra olarak aldım, biz ladike deriz adı lıklıkı demiş rahmetli anlatırdı.)
 
Laf ebesiÇok konuşan, kimseye konuşma fırsatı vermeyen, herkese laf yetiştiren, çenesi düşük.Lafçı, lafazan. Geveze.
 
Laf karıştırmakKonuyu saptırmak, başka yöne çekmek için değişik konu açmak.
 
Laf sokuşturmakKinayeli laf çarpmak. Bir şeyi bahane eder gibi konuşup asıl maksadı lafları söylemek. (o sana ziyarete gelmemiş, laf sokuşturmaya gelmiş vb)
 
LahavleBir bela ve tehlike karşısında ve sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen, "kuvvet ve kudret ancak Allah'tadır" anlamında Lahavle vela kuvvete illa billahil aliyyil-azim duadır.
 
LalettayinSeçip ayırmadan sıradan kim ve ne olursa rastgele.
 
LapacıLapa yemesini seven, tembel, korkak, rahatta büyümüş salgın kişi. / mec. Vücutca iri olmasına rağmen kuvveti ve gücü az olan.
 
Lapur lupur - Şapır şupurLap lup ses çıkararak, ağız şapırdatarak hızlı hızla yemek.
 
LavgarÇok konuşan, geveze. Lafazan, konuşurken dinleyeni usandıran. Lüzumsuz fazla konuşan. Laf etmeyi seven. Lafebesi. Çenesi düşük.
 
Layusel - layuhsaMesul olmayan sorumsuz, sorulmaz. Kayda gelmez. Sayılmaz, sayıya gelmez. Sıralanmaz hizaya gelmez, sıradan ve rastgele.
 
LeBir harfin okuşundan ibaret olan bu kelime kasabada ünlem veya erkeklere çağırma, ikaz ünlemi olarak Ulan, ulen, len argo hitabın le olarak kullanılmasıdır. Kadınlar için de kız yerine gı veya kı olarak kulanılmaktadır.
 
Legorn - ligorBol yumurta veren, her gün yumurtlayan, Yumurta verimi yükse tavuklardan cinsleştirilmiş bir tavuk çeşidi.
 
LengerBakırdan yapılan yayvan ve kenarları geniş sahan veya yüksek kenarlı tepsi. Kalabalık ailelerde kullanılan büyük pilav tabağı, tepsisi. Büyükce bir kabı dolduracak miktarda olan pilava bir lenger pilav tabiri kullanılır. Büyük ölçekli kap tabak, sahan, tepsi manasındadır.
 
LeyliLeyl:Gece, Leylen:Geceleyin. Leyli:Geceye ait, gece ile ilgili, gece vakti, Yatılı, gecelemeli, gece kalınan yer.
 
LeğençeKüçük leğen. Abdest almaya, el yüz yıkamaya yarayan, istenilen yere taşınabilen kullanılan suyu içine toplayan geniş kenarlı tabanı derince el yıkama kabı. Evlerde şebeke suyu ve her evde çeşme lavabo yokken kullanımı yaygın çok çeşitlilik gösteren el altı kullanım aracı idi. Günümüzde nostaljik dekor malzemesidir.
 
LökAğır ağır hareketli, battal. Ağırlıkla yavaş yavaş ve ağırlığından zorlanarak bütün ağırlığı ile oturmak.(öyle lök oturdu ki kaldırması çok zor. Lök gibi oturagitti kaldıramazsın. Lök oturmak. / İri bir tür erkek deve. / kireç ve zeytinyağı ile dövülerek yapılan ve çeşme borusu, çanak çömlek kırığı deliği gibi yerlere yapılan, kaynayıp kalan tıkaç veya yamaya lök dökmek, lök oturtmak denir.
 
LıklıkıUzun boyunlu, kulpsuz, toprak veya camdan yapılmış sürahi. (Suyun dökülüşünde çıkardığı lıkırtı sebebiyle adlandırıldığı tahmin edilen) Sürahi çeşidi.
 
MabeyinAralık, aradaki şey, ara mesafesi. Ev halkı ve yakınları tarafından girilip çıkılabilen, haremlik ile selamlık arasındaki daire. Kasabada aralık antre olarak kullanılmaktadır. Padişahlık zamanında hareme en yakın ve selamlık arasındaki padişah yakınlarınca girilip çıkılabilen hususi daire olarak kullanılmıştır.
 
MadaraKötü, bayağı, sevimsiz, aşağı. Madara olmak:Kötü duruma düşmek. Hilesi hurdası ortaya çıkmak, rezil ve mahcup olmak.
 
Madesi almamakKasabada söylenen deyim olup. İştahsız. Yiyip içmede zorlanan. Midesi kabul etmemek. Midem bulandı yerine madem bulandı veya madem kalktı şeklinde de kullanılır.
 
MadikHile, dalavere, dolap, düzen. Madik atmak: Hile yapmak kandırmak. Düzenbazlık yapmak.
 
Mafişhalk dili, arapçada Yok kalmadı, tükendi. Hak getire bitti.
 
MahanaSebep, vesile, asıl sebebi gizlemek için ortaya sürülen uydurma sebep. Yerine oturmayan ve tutmayan sığınma sebebi. Bahane kelimesi eski ve yaşlılarca mahana olarak halen kullanılmaktadır. Bahane nin mahalli söyleniş ifadesidir.
 
Mahdum - MahdumeKelime arapça kökenlidir. Mahdum hizmet eden hizmet veren, hademe paralelinde geçmektedir. Ancak kelime manası ve kullanılan ifadesi ile (mahadim hizmet verilen küçük insan hizmet edilen ailenin çocukları gibi) oturmaktadır. Halen kullanıldığı şekli ile Mahdum:Erkek çocuğu, mahdume:kız çocuğu(kız çocuğuna Kerime de denilmektedir.)
 
MahfuzArapçadan gelme kelimedir. Saklı, saklanmış, korunmuş, hıfzedilmiş. Muhafaza altına alınmış.
 
MahremKanbağı yakınlığı birinci derecede yakın, aynı çatı altında yaşayabilen, dince evlenilmesi yasaklanan, evlenilemeyecek derecede yakınlıktaki kişiler. Ev halkı. Sır sırdaş, harem dairesindekiler. Kaçınılmayacak yakınlıktaki ve yabancılara karşı korunması gereken aile bireyleri. Mahrem konu:Dışarının bilmemesi içeridekilerin de bilmesinde mahsur olmayan ailevi malumat konu.
 
Mal meraklısıMala, servete taparcasına gönül bağlayan. Mal perest. Mal düşkünü. Mal hırsı içinde olan kişi.
 
MalamaHarmanda üzerinde taneleri olan ekin sapından tanelerini ayırmak üzere yere serip düğen sürülerek ezilen taneli saman. Ekinin cinsine göre arpa, buğday, yulaf, çavdar vs. malaması olarak adlandırılır. Arpa tozu yakıcı ve romatizma rahatsızlığına iyi geldiği ifade edildiğinden. Romatizmalı hastalar dizlerini veya rahtsız olan bedenlerini arpa malamazına sıcak havada gömerlerdi. Malama rüzgarlı havada savurularak taneler samanından ayrılır.
 
Malamat-malamat olmakMalüm:bilinen, bilinmiş, öğrenilmiş, malümat:Bilinen şeyler, öğrenilmiş gerçkler. Kasabada Malamat kelimesi Malamat olmak: Dile düşüp rezil rüsvay olmak. Heskesçe bilinmiş, herkesçe malum hale gelmiş. Gülünç duruma düşmüş olarak kullanılır.
 
Malihülya-maluhülyaHayale dalmak, hayal etmek, meraklı düşünceli hayale dalmak. Hayalinde saklamak. Kara sevda çekme hali, hayalinden çıkaramamak. Bir konu hakkında ümitli ümitsiz hayal edip düşünmek.
 
MaltızYemek pişirmek, su ısıtmak, ızgara yapmak gibi işlerde kullanılan, içi ızgaralı ayaklı taşınabilir ocak./ Süt verimi fazla genellikle evcil, uzun tüylü tiftik yünlü, uzun kulaklı keçi türü. (Maltız keçisi, malta keçisi de denilir.)
 
Mandır mandır oynatmakBasite alıp dalga geçmek, alaya almak, oyuncak edip şakalamak. Maskara edip oynatmak. Maskaya maynun etmek.
 
MankafaKoca kafalı, alık, sersem / şiddetli ve müzmin nezle-sakağı hastalığına tutulmuş / normalin üzerinde iri ve battal malzeme.
 
MarazHastalık, illet, dert, rahatsızlık. Marazlanmak:hastalanmak. Marazlı:Hastalıklı. Mariz:Arizli, hastalıklı. Perhiz:hastaya dokunacak gıda ve hareketlerin yasaklanması.
 
MarpuçHelezon biçiminde yapılmış, ince meşin, deri, lastik veya naylon malzeme ile kaplanmış açılıp toplanabilen boru. Hava, su, yağ gibi akışkan geçirmeye, iletmeye, akıtmaya yarayan hortum da denilen malzeme. Pompa marpucu, nargile marpucu, çeşme marpucu gibi kullanıldığı yere göre isemlendirilir.
 
MartavalSaçmasapan, anlamsız ve yersiz söz, hezeyan, maval. Martaval okumak-maval okumak:uydurma söz söyleyip aldatmak.
 
MarşandizYalnızca yük taşımada kullanılan tren katarı.
 
MavılamakMiyavlamak manasına yakın ancak daha çok kedinin yana yakıla miyavlama biçimine belki de bozulmuş kullanımı şeklinde seyrek olarak mavılamak kelimesi kullanılır. (Kedi yavrularını kaybetmiş mavılayı mavılayı kendinden geçti. gibi)
 
Mavzeryağı-vazelinAdını yapıcısı Mauser in adından alan ve memleketimizde mavzer olarak anılan silahların bakım ve yağlanmasında kullanılmaya başladığı ve adını silah adıyla duyuran vazelin yağı kasabada ilk adıyla mavzeryağı olarak kullanılmıştır. Vazelin:Ham petrolden elde edilen tıpta da kullanılan bir tür madeni-petrol yağıdır. Halkımızca cilt çatlakları için ve zor iklim şartlarında çalışanlar için yumuşatıcı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır.
 
MayaBazı gıdaların kıvamlanmasını, mayalanmasını sağlamak için kullanılan kendinden olan veya eşdeğer kimyevi madde. (hamur,ekmek mayası:üretme de denir. yoğurt mayası:süte çalacak da deriz. Peynir mayas, bira mayasıı gibi kullanılan yere göre isimlendirilir.)
 
MayasılVücutta bir takım sıvılar salgılayan çatlaklar. Kaşıntılı bir çeşit deri hastalığı, egzema, basur.
 
MayhoşTatlı ile ekşi arasında hoş ve haşı giden tadı olan ekşimsi tatlı. / mecazen;pek hoşa gitmeyen hafifçe bozuk iş, ilişki. Limoni veya nardengi de denilen hal.
 
Maymun maskarasıGülünç duruma düşmek, rezil rüsvay olmak. Olur olmaz kişilerce bile alay konusu olmak. Aşağı seviyelere düşülüp el alemin eğelencesi durumuna düşmek.
 
Mayıs5.ay Mayıs ayı/ Mayıs: koyun keçi ve inek gibi hayvanların kığalak özelliğini kaybedip mayileşen ishale dönen büyük pisliği, gübresi. Taze inek gübresi.
 
MayışmakYemekten, sıcaktan veya zevkten eğlenceden gevşeyerek kendini salıvermek, kendini bırakmak. İradesiz ve hareketsiz seyirci durumunda aptal aptal bakakalmak. Şaşkın şaşkın durağanlaşmak.
 
MazaratZarar verici, ziyana sokucu, zararlandırıcı, ziyankar, ziyanı dokunan. Muzır. Aslı mazarrat olan kelime kasabada mazarat olarak tek (r) kullanılır.
 
MazinlikYapılan bir işi tenkit ederek ulu orta haksız gerekçeler üreterek ince ince muhalefet etmek. İştah kaçırıp moral bozmak. Kötü kanaat sergileyerek tenkit etmek. Kelime "Mazinlik vermek" olarak çok kullanılır. Kasabaya mahsus mahalli tabirdir. (Ona bakma sen o her şeye mazinlik verir. gibi)
 
Mazı - kozalakMazı:Servigillerden yassı dallı, yapraklı, düz gövdeli kozalağından solucan düşürücü yağ elde edilen bir ağaç. Böcekler, bitki bitleri, kurtçuklar, bakteriler ve mantarlar tarafından bazı ağaçların taze sürgünlerinde meydana gelen ur. Meşe mazısı. Kozalak: Kozalaklıklar takımından ağaçların(çam, selvi vs.) koni şeklindeki meyvesi, gıcı, koza. Kasabada bunlarla birlikte ve sayılanlardan ayrı olarak meşe çalısında meydana gelen ceviz büyüklüğünde yeşil renkli, olgunlaşınca kabuğu kahve kırmızısı rengini alan içinin un şeklindeki dolgusu yine kasabada temiz olduğuna,yaralara dökülerek iyileştirici olduğuna inanılan meyveye mazı ve kozalak da denilmektedir.
 
MaşrabaSu içmeye ve suyun bulunduğu haranı kazan, fıçı veya büyük tencere gibi kaptan alınarak istenilen yere istenilen miktarda aktarılmasına ve kullanılmasına yarayan, teneke veya bakırdan yapılmış, kulplu kap. Kulplu su tası. Kasabada eskiden su kabağı da aynı işler için kullanılırdı.
 
MeccaneÜcretsiz olarak, bedava, caba, beleş, meccane. Leyli meccane:parasız yatılı(Leyli: geceli)
 
mecçikBaş parmağın; işaret parmağı ile orta parmak arasına sokularak elin yumruk haline getirilmesi ile oluşan argo hareket.
 
Mecidiye-Sultan Abdülmecit zamanında bastırılıp kullanılmaya başlanılan ve yakın zamana kadar kasabada da 20 kuruş olarak tedavül gören para birimi. (1 mecit=20 krş, 1,5 mecit 30 krş) -Kazımkarabekir'e bağlı Cumhuriyetin ilk yıllarında göçmen vatandaşlarımızın yerleşimine açılmış köy.
 
MendeburHayırsız, haylaz, aciz, yaramaz, sünepe, pis, pasaklı. Daha ziyade kasabada pis mendebur şeklinde birlikte söylenir.
 
MenevişTerementi, çitlenbik, menengiç, merlengiç, melengeç ağacı da denilen ağacın, seyrek üzüm salkımı şeklindteki tohumu.Renk değişimi renk dalgası görünümü sebebiyle tohuma bu ad verilmiştir. Dışı kırmızı-mavi ve siyahi yeşile çalar renkli içinde kabuklu tohum bulunan kasabada kavrularak kuruyemiş olarak veya bulgur üzerine dökülerek sevilerek yenilir. Kavrulmuş havanda dövülmüş şekli ile batırığa karıştırılır ve hoş bir kokusu vardır. Menevişin mentollü kokusu sebebiyle nefes açıcı özelliğinden bahsedilmektedir. Meneviş ağaçlarına çam fıstığı aşılanması halinde çam fıstığı olarak meyve vermektedir.
 
Meretİri, çirkin, korku verici şekilde iri yapılı ve münasebetsiz. Uğursuz, kaba, can sıkan, istenilmeyen kimseler veya haller için sövgü sözü olarak kullanılır.(meret bir ayı, ne meret şeymiş, bırak şu mereti. gibi)
 
MerkepBir yere gitmek için araba vb. gibi binilebilen, üzerine atılan palan veya semer ile yük taşınabilen binek hayvanı. Eşek, hımar, har. İnatçılığı ile isim yapmış karakaçan olarak da anılan binek hayvanı.
 
MertekDört köşeli yapı kerestesi, dilme olarak da adlandırılır. Çatı örtmede, iskele kurmada kullanılan çavdırma veya çavdırmalık olarak da adlandırılır. (Elifi görse mertek zanneder. Okuma yazma bilmeyenler için kullanılır).
 
Mesmu - MesmusuzMesmu:İşitilmiş, duyulmuş,haberdar olunmuş. Dinlenilir, dinlenmeye değer, yaraşır, faydalı. Dinlenilen, kabul edilen kabul gören manalarına gelir. Mesmusuz: Münasebetsiz, kabul görmeyen, yararsız, yakışıksız, dinlenmeye değmez. Bu kelime Kasabada genellikle mesmosuz olarak kullanılır.
 
MetazoriZorla yaptırılan, zor kullanılarak yaptırılan, cebir ve şiddet uygulayarak görülen gördürülen iş.
 
MetelÇoğu insanlarla ilgili olağan ve olağan dışı hadiselere dayanan öğüt verici hikaye, ahlak dersi veren masal./ inanılmayacak hikaye, cin peri hikayesi. Kasabada masal ve hikaye anlatmaya metel anlatma denilir. Radyo tv. bilgisayar, internet vs.teknoloji ürünleri yokken çocukların hafızalarında onlarca ve listelerle metel bulunur, uzun kış gecelerinde anlatılır ve dinlenilirdi.
 
MetelikAz gümüşle karışık bakır para. On para değerinde eski yirmilik karışık sikke. Çok az para veya çok değersiz şey. Meteliksiz:Hiç parası olmayan, züğürt.
 
MetresBir erkekle nikahsız karı koca hayatı yaşayan kadın. Kapatma.
 
Meyane - miyeneOrta, ara, meyan, miyane manalarına gelen, genellikle un nişasta vb. den yapılan çorba, arabaşı suyu-çorbası, reçel helva yapımında kıvam hazırlayıcı, yoğunluk ayarlayıcı bulamaç gıda malzemesi.
 
Meymene müsmeneMeymene:Ordunun sağkolu veya yararlı vazgeçilmez özellikteki askeri, Meymenet:Faydalı,mübarek, kutlu, mutlu, uğurlu, bereketli. Mesmu:Dikkate alınan, geçerli, değerli manalarında kullanılmaktadır. Meymene müsmene kelimeleri kasabada birlikte ve bir arada kullanılarak yukarıdaki manalarından tamamen ayrı olarak serbestçe ve rahatca manalarında kullanılmaktadır. (ör. işimizi bitirelim de yemeğimizi meymene müsmene yiyelim. (miymene mismene olarak da geçer) Kalabalıkta bir şey anlamadık sonra biraraya gelelim de konuyu meymene müsmene (geniş zaman içinde enine boyuna ve serbestçe rahatça) konuşalım. gibi.
 
MeymenetMeymenet:Uğur,bahtiyarlık,kutluluk,saadet,mutluluk, bereket. Meymenetli:Uğurlu,bereketli,kutlu,mutlu, mübarek,mesut. Meymenetsiz:Uğursuz,bereketsiz,geçimsiz,, aksi, huysuz. Kasabada kelime miymenet olarak çokca kullanılmaktadır. Miymenet kelimenin bozulmuş şeklidir.
 
Mezbele - Mezbere- MezberelikSüprüntü, süprüntü yere, süprüntülük. mecazen:kötü ve aşağalanacak hal.
 
Meğer Beklenenden farklı şekilde, farklı bulma, birazcık da şaşma ifade eder. Sonradan farkına varılan şey için Meğer, meğerse, meğersem, meğerki şekillerinde halbuki gibi kullanılır. (Sabah gidecektik, meğer o akşamdan vazgeçmiş, Ben varıyordum meğerse o önceden alıp hazırlamış. Meğerki evde varmış vazgeçtim gibi)
 
MeşakkatGüçlük, sıkıntı, zahmet, eziyet, sıkıntılı iş, güçlük ve yoruculuk veren iş.
 
MeşeOdunu sert ve dayanıklı, közü parlak ve sürekli ve birçok türleri bulunan ağaç. (ak, kara, kızıl meşe, mantar, palamut ve mazı meşesi, çalı meşesi gibi çeşitleri vardır) Mecazen kalın kafalı manasına meşe odunu da denir.
 
MibzerTraktörle çekilerek, büyük tekerleğinden aldığı güçle tohum deposunda dönen özel yapılmış mil ile ekilecek tohumu, ayarlanan şekilde gübre ile karıştırarak toprağa uygun şekilde döküp üzerini kapatan motorsuzTohum ekme aletidir. Zamanın ihtiyaçlarına göre yenilenmektedir. Traktör yaygınlaşmadan evvel atların arkasında çekilen üçlü, dörtlü diye toprağı işleyen bıçak ve ekici sayısına göre adlandırılan tohum ekici aletler vardı. Kasabada kullanımı pek görülmemekle beraber Traktörlerin girmediği dağ köyleri ve küçük parsel arazilerde 3lü 4 lü halen kullanılmaktadır.
 
MIH

Çivi, büyük ebatlı çivi, iğseri(ekser) çivisi. Kapı pencere, kalas, dilme ve ağaç gibi büyük ebatlı malzemenin çakılmasında tutturulup sabitlenmesinde kullanılır.

 

 
Mihman - mihmandarMihman:Konuk, misafir.Hususi misafir. Mihmandar:Misafir kabul eden, misafir gelinen ev sahibi. Misafirperver, misafir alan, misafiri koruyup yol gösteren kişi.
 
MilMil: 1.Kara ve deniz mesafe ölçüsü birimi, 2. Selin bıraktığı çamurlu, kumlu, ince toprak cinsi, 3.Ucu iğne gibi veya benzeri sivri ince uzun metal veya bu gibi malzemeden yapılmış, gördüğü iş itibariyle isimlendirilen alet.4.Mil bunlardan başka kasabada çorap fanila örmeye, bunları gözemeye yarayan yaptığı işe göre fanila mili, çorap mili, tek mil, beş mil gibi sayıcı da isimlendirilen örgü malzemesidir.
 
MilizBal arısı. Çiçek in yabancı dillerde karşılığı Melis olarak geçmektedir. Bal arıları da balı genellikle çiçeklerden topladığı polenlerle yapmaktadır. Bu sebeple çiçek arısı karşılığı melis arısı söylenerek melis kelimesine daha sonra kasabada halen miliz - miliz arısı olarak kullanılagelmiştir. Ecnebilerde Melis ve Melisa kız isimleridir. Çiçek ve güzellik manalarındadır. Kasabada (miliz gibi vızıldamak, kör miliz gibi vızıldamak-uğuldamak) sessiz ve anlaşılmaz tesirsiz, kendisinin zor duyacağı kadar sessiz konuşanlara karşı kullanılan kelimelerdendir.
 
Mimliİyi ve doğru yolda olmadığını herkesçe bilinmesi bu hususta hüküm verilmiş olması, kanaat oluşması. Adın kötüye çıkması.
 
Minev - MinevsizEvvelinden, başlangıcından buyana, uygun şekilde, usulünce, münasip olarak. Minevsiz:Uygun olmayan, münasebetsiz, minevi olmayan şekilde. yol yordam bilmeden.
 
Mintan

Uzun kollu erkek gömleği. (eskiden yarım beden yapılarak gömleğin üzerine giyilirmiş). Halen kasabada erkek gömleğine mintan da denilmektedir.

 
MiskinBeceriksiz, aciz, elinden iş gelmez, mıymıntı, uyuşuk. Fakir çaresiz ve yoksulluğa düşmüş kimse.
 
Mitil - Mitil atmakYastık veya yorgan kılıfı. kapsız iki yüzü beyaz yorgan. (adamın sırtındaki ceket eskimiş gitmiş mitili çıkmış. Yatağın yüzü değişe değişe geldi amma mitili eridi gitti.)Mitil atmak: İğreti ve emanet bulunduğu yere yerleşip kalmak.(O oraya mitil attı kimse çıkaramaz)
 
Miyâne - miyeneKasabada bu kelime miyane veya miyene olarak da kullanılır. Bazı sulu, çorba gibi yemeklere gerekli yoğunluk ve kıvamın verilebilmesi için un vb. gıdaların yağda veya tavada kavrularak yemeğe karıştırılması için hazırlanan malzemeye denilir.
 
MolozYıkıntıdan arta kalan taş, tuğla ve harç kırıntıları, yıkıntı artıkları. Mecazen değersiz işe yaramaz kimse.
 
MorukKelime dilimize ermeniceden gelmiştir. Yaşlanmış, ihtiyarlamış köhnemiş erkek.
 
Mostra - mostralıkMostra:Örnek, göstermelik. Bir dükkana veya vitrine tanıtım ve göstermelik olarak ilgi çekmek için konulan numune. Mostralık: 1.Örneklik, göstermelik.2.Mecazi ve argo olarak da hiç bir işe yaramayan yersiz hareketlerde bulunan göze batan kimseler için alay yollu olarak da söylenir.
 
MuallimBir şeyi öğreten, öğretici, eğitici, belletici, öğretmen, ders veren. bilgi veren. Muallime:Ders veren kadın öğretmen.
 
MübarekeTebrik etmek, tebrik edilmek, mübareklenmek, kutlanmak, tebareklenmek manalarına gelen dua mahreçli ve Allah lafzı ile birlikte çok kullanılan kelimedir. Kasabada bayram mübarekesi, düğün mübarekesi, sünnet mükarekesi, nişan mübarekesi gibi maksada uygun manalarda kullanılır.
 
Mücürümİşi yanlış veya bozuk yapan yani eline iş yakışmayan anlamında kullanılır.
 
MücverRendelenmiş kabak, un, yumurta, peynir ve bahatla yapılan bir tür köfte.
 
Müdana(Arapça kelimedir. Halk deyimidir.)Minnet etmek. İyilik, yardım, bağış. Minnettarlık. Yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu saymak. Canıma minnet: yapılan iyiliği memnuniyetle karşılamak. Kasabada müdane olarak da kullanılır.
 
Müdara(farsçadan gelme,arapça müradat) Kin ve düşmanlığı gizleyip, görünüşte dostluk gösterme, yüze gülme.(Dostuna telattuf, düşmanlara müdara:Dostuna incelik ve iyilik ile muamele etme, düşmanlara da öyle görünme)Kasabada müdare olarak da geçer.
 
MuhannetAlçaklık, hainlik, namertlik, kalleşlik. namus ve ahlaken bozuk. İhanet eden, ihanet etmeye müsait kimse. (muhannete muhtaç olmak, muhannet kapısı, Allah muhannete muhtaç etmesin. gibi)
 
MühimsemekBu kelime kasabada möhünsemek-möhümsemek olarak kullanılır. Mühim olarak kabul etmek, önemli görmek, vazgeçilmez derecede önemsemek manalarında kullanılmaktadır. Möhümsememek: önemsiz görmek, kaale almamak.
 
MukaveleSözleşme, kavilleşme, iki tarafın kavli, bir konu veya bir iş hakkında iki tarafın müşterek karara varması. Mukavelename: Kararlaştırılan işlerin belgeye geçirilip imzalanması.
 
MukayyetKayıt altına alınma, ilgilenme, göz kulak olup gözetme. Sahiplenme.
 
MülayimYavaş, yumuşak, uygun, uyumlu, sert olmayan, kabız olmayan, ılıman, ılık. (Şu adama imrendim ne kadar mülayim, hava mülayimleşince buzlar da erimiş, amma da sert adam insan biraz mülayim olacak. gibi)
 
MülazımMemuriyete geçmek maksadıyla çalışan ve memur olmayı bekleyen kimse. / Askeri rütbelerin en küçüğü, teğmenlik, mülazımı evvel ve mülazımı sani adıyla farklılaşırlar, teğmen üsteğmen manasına kullanılır. / Medre mezunu olup memuriyet görevi alacak aday.
 
MülevvesTertipsiz, düzensiz, karmakarışık. Üstübaşı mülevves: üstü başı kirli dağınık. Çok mülevves:Kir pas içinde bakılacak halde değil.
 
MülokeBol soğanlı, kıyma ve yumurta ile yapılan yemek çeşidi. Kasabaya özel bu yemeğe aynı zamanda soğanlama ve mıkla da denilir. Yağda rengi değişecek kadar kıyma ile çevrilip kavrulmuş doğranmış soğan, domates biber ve sair sebze ile zenginleştirilmiş sevilerek yenilen kolay yemek çeşididir. Menemen yemeğine yakınlık gösterir ancak soğanca zengin ve soğanı baskıncadır. Pasırma, sucuk ve peynir çeşitlerinden de zenginleştirici olarak kullanılabilir.
 
Mumbar

Koyun vb.hayvanların işkembe ve kalın barsağa bulgur vs.iç doldurululup ağzının dikilerek pişirilmesi ile yapılan yemek. Daha ziyade sucuk yapımında kullanılan kalın barsağın iyice yıkandıktan sonra yağlı yüzeyin içe çevrilerek doldurulup tencerede pişirilen yemek çeşidine mumbar-mumbar dolması denilir. İnce barsaktan yapılmaz. Başka yerlerde Bumbar olarak da adlandırılmıştır.

 
Mundar - MurdarPis, kirli, iğrenç. Dinen yenmesi uygun olmayan şekilde kesilmiş hayvan. İslami şekilde kesilmeden ölmüş, kendiliğinden ölmüş hayvan. Cinsi münasebetten sonra yıkanmamış kişilere de denilmişse de. Müslüman mundar olmaz. Müslümana da mundar denilmez. Ancak kelime gusul abdestinin önemini izah gayesiyle kullanılmış olabilir.
 
MusakkaKavrulmuş kıyma ile pişmiş sebzeli bilhassa patlıcan yemeği.
 
MusandıraEski kasaba evlerinde oda ile aralık-antre arasındaki bölmede kapının (sağı veya solunda da olabilen) yanında yatak,yorgan ve eşya konulacak yüklük,büyük dolap ve banyo olarak da kullanılan bölüm.
 
Müseyip - müseyyipSahip çıkmayan, ilgilenmeyen,dikkatsiz, alakasız. kayıtsızlık, ihmalcilik, savsaklık.
 
MusibetBirden bire gelen bela, felaket isabeti. İsabete uğrama. Felaket ve bela, uğursuzluk getiren.
 
MuskaGöz, nazar değmesi, tılsım, büyü gibi bir hastalık ve tehlikeden korunmak için yazılan, üste taşınan veya suyu içilen, ya da tütsülenilen dua. Genellikle bu duaların katlandıkları gibi üç köşeli olur, muşamba ile kaplanır. Tılsım, büyü ve falcılık dinimizce yasaklanmış ve büyük günahlardan olduğu ifade edilmiştir.
 
MüsmekGenellikle ineklerin boynuzunu ileri tutarak toslaması, itelemesi. İneğin vurması, başını çarparak vurup devirmesi, inek kakması da denilir. Müsmek kelimesi Kasaba'da mahallen kullanılan bir kelimedir.
 
MüstamelYeni olmayan, kullanılmış, kullanılan. Eski malzeme. Müstamel elbise, müstamel ayakkabı gibi.(Traktörü acentadan mı aldın yoksa müstamelmi?, yenisine para mı yeter müstamelini ancak bulduk. Müstamele para vereceğine biraz daha boçlanıp yeni alsaydın) İstimal:kullanma, Hüsn-i istimal: iyi kullanma, Sui istimal:kötü kullanma. Suistimal etmek kötüniyetli hareket etmek. Kötüye kullanmak.
 
MüzmalEskimiş, eskiliği üstüne sinmiş, tarumar olmuş dağılmış. Değişikliğe uğramış bozulup kullanılmaz hal almış. Müzminleşmiş, tamiri imkansızlaşmış. Elden çıkmış.
 
Muzır - munzırZarar ziyanı dokunan. Ziyankâr. Mazarrat.
 
Muşmulaİçinde çokça çekirdekleri olan, sonbaharda olgunlaşan bir meyve. Türkçede yabani muşmulaya döngel de denir. Mecazi olarak çatık ve buruşuk yüzlüler için muşmula suratlı denilir.
 
Muştucuİyi ve sevindirici haber getiren. Müjdeci. (Ahmet Ayşe teyzenin avrupadan oğlunun geldiğini muştuladı. Ayşe teyeze de Ahmete muştusuna karşı 50 kuruş verdi.)
 
MıccıldamakGeviş getirir gibi yavaş yavaş yemek yemek. Yavaş ve sakız çiğner gibi ses çıkararak yemek. Lokmayı ağzında çok tutup yavaş yavaş evire çevire yemek.
 
MıhlamaKavunda, karpuzda görülen bir tür hastalık. Gelişip olgunlaşma yolundaki karpuz ve genellikle kavunlarda damar damar çivi çakılmış gibi sertleşmeler meydana gelerek kavunu olgunlaştırmadan yer yer çürümeye dönmesi şeklinde seyreden, randımanı düşürüp yenilmeyecek hale getiren parazitin sebep olduğu bir hastalıktır.
 
MıhsıçtıArgoca; cimri, eli sıkı, mıskı, cömertlik yapamayan./ Rehavete kapılıp oturup kalan, tembelliği sebebiyle yorgun görünümlü hareketsiz adam.
 
MırıldamakMır mır etmek, alçak sesle kendi kendine bir şeyler söylemek. Hoşlanmadığı konuda açıktan söyleyemeyip kendi kendine homurdanmak. / hafif bir sesle kendi kendine şarkı söylemek.
 
Mırın kırın etmekGönüllü gönülsüz davranmak. Layık görülen hali beğenmemek, yapılan muameleyi kabullenmemek, verilen karşılığı-parayı azımsamak.
 
MıskıEli sıkı, cimri, kıskanç, eli kapalı, malını yemez yedirmez. Cömert olmayan, sahavetli olmayan. vermekten esirgeyen . pinti manalarında kasabada kullanılan kelimedir.
 
MısmılMıslım kelimesinden gelmektedir. Besmele ile kesilmiş, Temiz pak yiyecek, mundar olmayan temiz. Bu kelime kasabada daha ziyade mısmıl değil, pek mısmıla benzemez gibi olumsuzluk kelimesi gibi kullanılır.
 
Mısırga

Hindi. Mısır tavuğu kelimesinin değişime uğramasıyla, mısır ülkesi tavuğu manasına mısırga denilmiştir. Kasabada mısırga olarak kullanılmaktadır. Mısırgalar çok salak, hareketsiz ve fazla düşünceli görüldüklerinden mecazi anlamlarda kullanılan cümlelerde de çok geçmektedir.(hindi gibi-mısırga gibi düşünür. Amma uyuşuksun aynı mısırga gibi. vs)

 
MıymıntıMızmız, miskin,tembel, uyuşuk, pasaklı.
 
Mız mızElinden hiç bir şey gelmeyen ve bir şeyi doğru dürüst anlatamayan. Aciz miskin. Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeye kusur bulan, huysuz. Bıkkınlık ve sıkıntı verecek derecede tembel, pısırık olan.
 
MızıkçıOyunda hile yapan, oyun bozan. Yenilmeyi kabul etmeyip tatsızlık çıkaran.
 
NacakArkası(düğdüsü) tokmaklı, kısa saplı küçük balta.
 
NadasTarlayı önceden sürüp dinlendirerek ekime hazırlamak. Tarlayı dinlenmesi için ekmemek. Dinlenmeye bırakmak.(Nadasa bırakmak)
 
Nalbant

At, eşek, katır gibi tek toynaklı ve yük taşıyan hayvanların ayak tıknaklarını aşınmadan koruyan demir malzemeden yapılmış nalı hayvanın ayağını özel aletleri ile traşlayıp çakan, at ayağının bakımını yapan kişilere denir. Nalbantlık eskiden geçerli mesleklerdendi. Kasabada 3 - 4 tane nalbant ve nalbant dükkanı vardı.

 
NalçaAyakkabının tabanının aşınmasını önlemek için ölçelerine çakılan demir.
 
NalınHamamda, bahçede, ayakyolu vb.ıslak yerlerde giyilen, tahtadan yapılmış yüksekçe ve tasmalı takunya. Kasabada nalin olarak da geçer. Ayağa takılan manasına ve nal kelimesinden türetilmiştir. Eskiden terlik ve sandalet yerine kullanılırdı. Türkülere konu edilmiş nostaljik ayakabı. Ağaçtan keserle yontularak yapıldığı için devamlı kendine yontan kendi menfaatini gözeten kişilere nalıncı keseri gibi hep kendi menfaatine kendine yontuyor derler.
 
NamahremMahrem:mahremiyet, yakınlık, gizlilik. Harem dairesindeki kişiler, evlenilemeyecek derecede yakınlığı olanlar. Namahrem: Mahrem olmayanlar. Yabancılar. El alem. Çekinilecek uzaklıktaki kişiler.
 
namissiz dogurduguhic bir ise yaramayan insan anlaminda kullanilir
Yorumlar: Argo kullanılan hitap şekli olabilir. Kasabada pek kullanılmamakla birlikte (Namussuzun doğurduğu) şeklinde hakarethamiz hitap şekli olarak kullanılabileceği akla yatkındır./aa
 
NancacıkAzıcık, kifayetsiz, çok az. Nekadarcık manasına kasabada kullanılan mahalli kelimedir.(Ör. nancacık bir şey verdin biraz çok ver. Onunla karın mı doyar verdiğin nancacık şey? gibi)
 
NanemollaNanemolla kelimesi mecazen kullanılmaktadır. Çok kısa boylu huysuz kimseye, gücü kuvveti yerinde olmayan dayanıksız, sağlığı yerinde olmayan sık sık hastalanan kişilere denilir.
 
NanikBaşparmağı burnunun ucuna değdirerek açık olan parmakları da oynatarak karşıdaki kişiye yapılan alay işareti. Birini kızdırmak veya alay etmek alaya almak için yapılır.
 
Ne arasınAramakla ilgili gibi görünse de ne arasın veya nearasın şeklinde bitişik de kullanılan deyim kasabada konu ile ilgisi olmayan alakasız manasına kullanılır. Öyle zannederdim amma nearasın (hiç de öyle değilmiş) gibi.
 
Ne oldum oldum.Israr etmek, isteğini tekrarlamak, vazgeçmez şekilde isteğinin yerine getirilmesi için ısrarcı olmak manasında kullanılan mahalli deyimdir.
 
Nelikle - NeliklerleNe şekilde, nasıl zahmet çekerek, ne zorluğa katlanarak, ne güçlükle, ne emeklerle manalarına kullanılır.
 
Nem ne şekil ?Nasıl, ne şekilde olduğu belli olmayan, acayip şekilli, veya şekli düzgün olmayan, şekilsiz.
 
NembenneKim, kimin nesi, bilinmedik ilgisiz kişiler. (kim yapmış, kimin nembennesi bilmiyoruz. Nembenne ne söylemiş bilmem) gibi
 
NevazilNezle. Üst solunum yolu iltihabı. Şiddetli akıntı yaptıran, mankafa durumu. Akıntılı nezle.
 
NeyseOlan oldu, olsun mühim değil. Ne ise oldu bir kere. Bereker versin daha kötüsü olmadı. Şükürler olsun her neyse ucuz kurtulduk. gibi manalara gelir.
 
NezelmekKullanılmaktan ve eskimekten dolayı zayıflayıp, incelip, nazikleşmek. İyice incelmek.
 
Nikbed- NikbetNik:(Farsça)İyi,hoş,güzel,alâ. (Bet:yüz,çehre,beniz) Bet: kötü, fena, çirkin, nahoş. Bet kelimesi genellikle tekrar unsuru oalarak kullanılır. Betbeniz, bedbereket, betberbat gibi. Nikbet:İyi olmayan, iyiliği olmayan, güzel ve hoşluğun tersine olan manalarda kullanılmaktadır.
 
NişadırAmonyak tuzu denilen tuzlu ve yakıcı beyaz bir madde. Kalaycılar kalaylayacağı kabın temizlenmesi ve kalayın kolay sıvanması için ateşle birlikte kullanırlar.
 
NodaArpa,buğday,yulaf,çavdar vs. gibi hububat mahsulü ile saman gibi ihtiyaç maddelerinin ambar-samanlık gibi kapalı yerlerin yetersizliğinden, muhafaza altına alınamadığı zamanlarda, göz önünde olabilecek arazi ve harman yerlerinde açıkta kazılan çukurlara dökülüp yığılan ve üstünün sap,saman ve toprak örtülerek muhafaza altına alınarak depolanmasına denir. Harman yerlerinde mahsulün toplanarak bir araya yığılmasına da nodalama tabiri kullanılır.
 
NokraKoyun, keçi gibi çeşitli evcil memeli hayvanlarda, özellikle sığırlarda rastlanan ve büvelek kasabada bövelek olarak adlandırdığımız sinek veya uçucu böceğin sebebiyet verdiği, hayvanın derisi ve deri altına yerleşip tahribata sebebiyet veren ölümcül olmayan hayvan hastalığı. Kasabada Okra da denir.
 
NöğürüsünüzNe iş görürsünüz sorusunun halk arasında kullanılan bozulmuş ve kısalmış şeklidir. Ne yaparsınız, ne iş görürsünüz, nasılsınız gibi anlamlarda Konya ve civar yerleşim yerlerinde de nöğürün, nöğürürsünüz, ne yaparsın, ne görürsünüz manalarında kullanılmaktadır.
 
ObaBirkaç odaya bölünmüş, büyük ve uzun göçebe çadırı. Çadır halkı, göçebe ailesi. Göçebelerin bir zaman için konakladıkları yer.
 
ObbülüFarsça kelime, Kasabada halen kullanılır. Od(Farsça):ateş, bel(Türkçe):kürek = Odbeli=ateşküreği, odbeli kelimesi bozulmuş şekli ile öpbülü obbülü olarak da kullanılmaktadır.
 
ÖbekYığın yığıntı, bölük, takım. Yığılıp toplanmış.(öbek öbek toprak dökmüşler, halk öbek öbek toplanıp oturmuş)
 
ObirisiAralarında küskünlük, küslük, güceniklik, dargınlık bulunduğu için konuşmayanların küs olduğu kişinin ismini söylemek mecburiyetinde kalması durumunda o kişi hakkında adını hitap şekli. Daha ziyade çocuklar tarafından kullanılır.
 
Ocak küresiKasabada eskiden evlerin odalarında girişte tam karşılarında şömine şeklinde olup, aralıklarda tandır evinde aşevinde bulunan odun yanan ocakların sağlı sollu kenarlarındaki yüksek çıkıntıya küre denilir. Yanan ateşin üzerine konulan tencere, tava zemin seviyesinde yükselti yer küre olanarak adlandırılmıştır. Pişen yemeklerin kabı tencere ve tavası emniyet altında durması için, yarım daire şeklinde duvar çukurluğundaki ocağın yan taraflarında küre tabir edilen bölümlerde bekletilirdi.
 
ÖcüÇocukları korkutmak için uydurulan, korku verici hayali varlık, umacı.
 
Ocumak - OcutmakOcumak: Zor ve zahmetinden dolayı bir işi yapmaya gönüllü olmamak. İşin eziyet haline dönüşmesinden dolayı isteksizlik. Uzaklaşma isteği. İstememek. Zorluğu sebebiyle vazgecip yanaşmama isteği. Ocutmak: Zorluk çıkararak vazgeçirmek. Ezeyet vererek uzaklaştırmak.
 
ÖdlekKorkak, yüreksiz, cesur olmayan, cesaretsiz.
 
Ofun sofun olmakSıkıntı, üzüntü ve acınma içine düşmek. Of:sıkıntı, bezginlik, usanç, bıkma ve acıma halinin dillendirilmesi acıma narası anlamında olmasına rağmen, Ofun sofun olmak, of kelimesinden türetilen ve kasabada kötü hale düşmek, mahcup olmak manasında da kullanılır.
 
Oha - hohaBüyükbaş hayvanları, özellikle öküzleri durdurmak, hareket ettirip yürümeleri için kullanılan kelime. (oha var menzil aldırır, oha var zelve kırdırır)
 
ÖhöÖksürük sesi veya öksürük sesi taklidi. mcz. dikkat çekmek, alay etmek, farkettirmek, ikaz etmek maksadıyla çıkarılan öksürme sesi.
 
OkkaDörtyüz dirhemden oluşan bir ağırlık ölçüsü. Okka her yerde dörtyüz dirhem. Kilogramdan ağır gelen ve günümüzde nostaljik bilginin dıışında kullanılmayan ağırlık ölçüsü birimi.
 
OklavaHamuru istenilen(mayalı, bazlama, taptup, şebit) şekle göre açmaya yarayan, ihtiyaca göre kalınlık ve uzunlukta yuvarlak deynek. Kasabada oklavı olarak da adlandırılmaktadır.
 
OkuntuKasabada düğünlerden evvel düğün davetiyesi olarak davet edilen kişilere dağıtılan hediyelik eşya. Mendil, bardak, havlu, patiska pazen kumaş gibi değişen şekillerde olabilen eşya dağıtılarak düğüne davet ilanı.
 
Okus pokusHile hurda ve gözaçıklığı ile oyuna getirme. Aldatma. Sihirbaz cambaz numaraları.
 
Öküz1.Çift sürmekte, araba çekmekte kullanılan erkek sığır. 2. Akılsız, kafasız, kalın kafalı kimse.
 
OlçumElinden iş gelir, eli işe yatkın becerikli kimse. (iş tutuşundan belli olçumlu. Eli olçumlu iş yakışıyor. Yaşından büyük gösteriyor ve hareketleri de olçumlu.)
 
OlsunPeki, kabul, tamam manasına razı olmak ifadesi. (varsın olsun)
 
OlukÜst kısmı açık boru, toprağa veya taşa kazılmış üstü açık su yolu, ağaç, kaya vs oyularak su aktarmaya aracı. Bir şeye oyulmuş yol, yiv, açıklık.
 
ÖnBir şeyin yüze gelen kısmı, cephesi, alın, düş yüz, göğüs, sine manasındadır. Ön ayak olmak,ön saf, öne düşmek, öne sürmek, önü kesmek, önüne dikilmek, önüne geçmek, önüne gelmek,önüne katmak, önünü almak, önünü ardını düşünmek, gibi manalarda da kullanılır. Ön ayrıca önmekten emir olarak da kullanılır. (bkn.Önmek)
 
OnculayınO gibi, ona benzer, ona göre, onun gibi.
 
Ongun1.Bir devlet, hanedan veya şehrin sembolü. Karaman'ın sembolu ongun kuşu. 2.Verimi iyi bol olan. Onmaktan gelen bir kelimedir. 3.Faydalı hale gelmiş. bayındır. 4.Kutlu uğurlu manalarına gelir. 5. En eski topluluklar kendilerini ondan meydana geldiğine inanarak mukaddes sayılan hayvan, ağaç, rüzgar gibi nesneler.
 
Onmakİyi olmak, iyileşmek, şifa bulmak. Eksiklerini tamamlayıp kötü yönlerini düzelterek gönül ferahlığına ulaşmak. Mutlu olmak.
 
ÖnmekSinip, görünmeden takip etmek. Kamuflaja girip görünmeden yapılanları takip etmek. (Avcılar avlarını önerek bekler ve önerek yaklaşırlar. Sizi duvarın arkasında önerek ne yaptığınızı gördüm. Bizim saklamamıza gerek kalmadı ki biz tamamen önmüş. Komşusunu öndü, önerken gördüm, önerek arkasından gidiyordu. gibi kullanılır) Mcz. Röntgenlemek.
 
OrakTırpanın küçüğü, kısa saplı 50 cm uzunluğunda ve 50 cm. kıvrımında içi keskin yay şeklinde ekin biçmede kullanılan el aleti.
 
Ordubozan - oyunbozanFesatçı, nifakçı, karıştırıc, bozguncu. Bir işi, oyunu veya olayı olumsuz yönde etkileyecek görüş ve davranış ortaya koyarak, bozgunculuk etmek.
 
ÖrekeKadınların büktükleri yün, keten vb. şeyleri taktıkları tepesi çatal deynek. Kirman yerine kullanılan uzunca ebatlı ip eğirme aleti.
 
ÖrenEski yapı, eski duvar,şehir ve kale yıkıntısı, eski yerleşim yeri. Virane, harabe manasınadır. Kasabada kuyucak adıyla anılan, Yollarbaşı ile kasaba arasında, karaçöğür mevkiinde, su kuyuları olan yine eskiden üzüm bağları ile meşhur mevki ve eski yerleşim yeridir.
 
Öreye kalkmakKoyun sürüsünün arazide gecelemesi dönemlerinde, ortalık aydınlanmadan yarı karanlıkta kaldırılarak otlatılmasıdır. Koyun-keçi gece vaktinde yiyeceği otu seçme imkanı bulamayıp bulduğu tüm otları yiyerek karnını tıka basa doyurması amaçlanarak sürünün erkenden yaylıma kaldırılmasına öreye kalkmak denir. Erkenden kaldırmak manasına da kullanılır.
 
OrganzaKeten veya ipek iplikle dokunmuş ince kumaş veya bu kumaştan yapılmış olan.
 
ÖrkBinek hayvanlarının arazide kaçmasını önleyen zencir veya kendir halat. Genişçe bir mesafeye ulaşan ve yayılıp otlamasına uzunluğu kadar müsaade eden, bir ucu hayvanın yular veya ayağına, diğer ucu da yere sağlamca çakılarak sabitlenen demir veya kazığa bağlanarak emniyet altına alan urgan veya zencir malzemedir.
 
Örs1.Üzerinde demir vb. madenler döğülen demirden kalın ve bir tarafı sivri alet. yere gömülü ve bir kütüğün veya tezgahın üzerine montelenmiş demirci aleti. 2.Ayakkabı geçirilerek ayakkabı imal ve tamirinde kullanılan 3 bacaklı madeni alet.
 
Örseleme - örselemekEskitmek, bozmak, pejmürde etmek, zedelemek, vurup berelemek, güçsüz kuvvetsiz bırakma. Zaafiyete düşürme, dermansız bırakma.(grip deyip geçeriz de çok örselendi, uzun yolda sepette örselenip kalmış. örselenmekten hiç hayrı kalmamış. gibi)
 
Örtbas etmekBir ayıbı, kabahati veya düşük işi herkesten gizleyerek duyulmasını, bilinip yayılmasını önlemek.
 
ÖsseğitO anda, acilen, çok çabucak manalarında (o saatte) kelimesinin şekil değişikliğiyle kasabaya mahsus kullanılış şeklidir. Durmadan, beklemeden, o zamanda, anında yerlerine (össeğitte veya össeğitten) yapılan işlerde, işi çok çabuk gören kişilerin hızlı çalışıp iş bitiriciliği için de (Ahmet olsa össeğitte işi bitirirdi)(çok zamana gerek yok össeğitte biter) gibi kullanılır. Mahalli tabirdir.
 
ÖteğenDünden evvelki gün, evvelki gün, evvelisi gün. Dün, bugün, yarın, öbürgün gibi zaman belirtirken kasabada dünden evvelki gün (öteki gün) manasına kullanırken kısaltılmış şekli ile öteğen denilmektedir.
 
Ötürmekİshal olup çişini tutamamak, altını pisletmek, daha ziyade koyun,kuzu, keçi vb. hayvanlar için kullanılır. Hastalanıp soğuklamış, sindirimi bozulmuş hayvanların sıvı şeklinde dışkılaması, arkasını kirletip batırması.
 
Öveçİki - üç yaşındaki erkek koyun. Koç adayı.
 
ÖylesineManasız ve gereksiz yere laf olsun diye boşuna ve fazladan yapılan hareket.
 
Oysa - oysakiDaha önce belirlenen tespit olunan şeklin dışında ters harekete denilir. Halbuki manasında kullanılır. Bilinenin dışında umulmadık gelişme. Beklenmedik sonuca götüren durum.
 
OyulgalamakParçaları tutturmak için geçici olarak seyrek dikişle dikmek, teyellemek.
 
Oyum - oylumOymak fiili, oyuluş, oyulmuş yer oyuntu, arazide küçük bölüm evlek, oyum oyum, oylum oylum, görünüş itibariyle küçük küçük, parça parça arazi değişikliği bozukluğu veya bitki örtüsü değişikliği.
 
Oyunbaz1.Sıçrayıp, oynayıp, yaltaklanıp oyun yapan, oyun kuran, oyun gösteren. 2.Hile, aldatma yapan, hile ile oyuna düşüren. Hileci, düzenbaz, dolapcı, dubaracı.
 
OyunluOyun bilir. Oyun kurucu, Oyun oynayan, oyun gösteren dalga geçen. İçinde oyun bulunan hareketler yapan. Oyuna getirip kandırıp aldatan.
 
ÖyüntüÖymek: Bulaşmak, içine işlemek, emilerek derinlik kazanmak. Su, yağ, ıslaklık, nem hareketi, bulaşıklığın lekenin yayılarak çoğalması. Öyüntü: İçine işlemiş öymüş gürünüm. Mcz. sıcaklığın - soğukluğun işlemesi, korkunun veya üzüntünün içe işleyen yüreğine işleyen tesiri gibi durumlarda öymek kelimesi kullanılır.
 
Özengi - ÜzengiHayvana binildiğinde ayakları koymaya yarayan kayışla eğere bağlı demir basamaklar.
 
ÖğürBiri birine yakın yaşta olan, akran, yaşıt.
 
ÖğürmekKusmak üzere veya kusarken boğazın derinliklerinden gelen öö sesli bağırtı. Öğürtü sesi çıkarmak.
 
ÖğütlüAkıl, ders almış, bilgilenmiş, tavsiye edilmiş, önceden öğretilmiş. Tembihli
 
Oş - OştKöpeği uzaklaştırmak ve kovalamak için kullanılan kelime. İnsanlara karşı oşt köpek kelimesi o insanı köpek yerine koyup kabul etmemek manasına gelir. oş oş çocuk dilinde köpeğin adı.
 
PabuçPabuç: Ayakkabı, kundura, yemeni manalarında geçmekte ise de kasabada genellikle arkalıksız, ökçesiz, konçsuz ayakkabı olarak kullanılır. mcz. pabucu dama atılmak, pabucu yarım, pabucu ters giydirmek, pabuç bırakmamak, pabuç eskitmek, pabuç pahalı,pabuç çevirmek, pabuçsuz kaçmak, iki ayağını bir pabuca sokmak gibi çeşitli manalarda kullanılır.
 
PaçabaşÜstübaşı dağınık, saçı sakalı biribirine girmiş, nizamsız intizamsız. Üstü başı karmakarışık
 
Palamut1. Bir cins meşe vb. ağaçların kestane türü yemişi, pelit(Bknz.Pelit).Palamut-pelitler ayrıca kösele ve deri yapımında kullanılır. 2. Bir balık türü
 
PalanÇoğunlukla eşeğe binmek için eşeğin üstüne konularak bağlanan genişçe ve enli bir çeşit kaşsız,ağaçsız eğer. Eşeğe palan bağlanmasına palan vurmak denilir.
 
PalaspandırasGerektiği gibi hazırlanmadan, aniden, çok acele şekilde, apartopar.
 
PalazKuş, güvercin, keklik, ördek yavrusunun birazca büyümüş boyu. Semiz, yağlı ve tombul hale gelmişi. Palazlanmış hali. Kasabada bu kelime genellikle keklik palazı için kullanılır.
 
PaldumsuzUlu orta konuşup pot kıran, yakışıksız, münasebetsiz paldır küldür hareketli kimse.
 
Palize - palûzeUn-nişasta ve şekerle yapılan sıcak ve soğuk yenilebilen pelte.
 
PantifliSağlam kumaş, tüylü dokuma veya keçe gibi kaba kumaştan yapılmış terlik.
 
Papara1. Peynir konularak hazırlanmış malzemenin doğranmış ekmek üzerine dökülerek yapılmış tirit. 2. Yavan ve lezzetsiz tad. 3. Azarlama, tekdir işitme.
 
PapelEski 1 liralık kağıttan para.
 
ParçTesti, sürahi gibi kaplarından doldurularak su içiminde kullanılan genellikle bakır metalden yapılmış tutacak kulpu bulunan dayanıklı su tası. Metal su bardağı. Altı ayaklı olanı, yayvan olanı, yüksek bardak şeklinde olanı bulunmaktadır. Su tası, su parçı olarak isimlendirilir. Bakır olanları kalaylanırdı.
 
PardıBetonarme olmayan yapılarda ağaç-hasır gibi ahşaptan örtülmüş ve işlenmemiş tavan. Evin, odanın, ambar vs. tavanı.
 
Pare - Parelenmek(paralanmak)Pare:parça./adet, tane, pare pare:parça parça, parelenmek(paralanmak):parça parça olmak, eskiyip parçalanmak, kırılıp dökülmek. Yekpare:tek parça, blok halinde.
 
Parpı - parpılamakAzar, kötek,- azarlamak, şiddetli şekilde bağırıp çağırmak.
 
Part, parta basmak, part kaldırmakPart:Oyuncunun ilk hareketi ile cezalı duruma düşmesi. Parta basmak:Oyun takibinde oyuncunun önüne kurulan tuzağı göremeyip üzerine basması. Part kaldırmak: Oyunda en kritik yerde cezalı tuzağa basıp oyunun karşı tarafa geçmesine sebep olmak. Daha ziyade bu hareketler Radyo, Tv, bilgisayar, internet yok iken evlerde uzun kış gecelerinde çocuklar hatta aileler arasında oynanan ortaya sıralar halinde serilen çorapların altına saklanan yüzük oyunlarında geçmekte idi.
 
PasakKir, pas, pislik. Pasaklı: Kirli, kirli ve biçimsiz paspal kıyafetli çapaçul.
 
Pat, Pata - PatalmakPat, Pata:Oyunun eşit sayı ile sonuçlanması. Takımların veya oyuncuların biribirini yenemeden veya oyunun eşit sayılarla sonuçlanması. İki tarafa da sayı verilememesi. Patalmak: üzerinde iş yapılan satıhın altının dolu olmaması, arka tarafının boşa çıkması. Çivi çakılan tahtanın, zeminin alt veya arka tarafının boşa çıkmasından destek alınamaması.
 
PatavatsızLafını sözünü düşünmeden ağzına geleni saygısızca söyleyen, davranışına dikkat etmeyen, küstahca davranış.
 
PatikYumuşak deri, bez ve örgüden yapılan çocuk ayakkabısı.
 
PavkırmakTilki veya çakalın bağırması, uluması. Bağırarak ökrürür gibi ses çıkarması.
 
Paytun - PaytonDört tekerlekli, yayların üzerine monteli, üzeri körükle açılıp kapanabilen atlarla çekilen açık binek arabası. Asıl adı Fayton olup olup kasabada p harfli paytun olarak konuşulmaktadır.
 
PazenŞal dokuması tarzında dokunmuş, tüylü veya tüysüz yumuşakça bez veya basma.
 
Paşa - paşacı, paşaya gitmekKasabada 3 gün 3 gece süren düğünlerde üçüncü gece kına gecesinde kına yakıldıktan sonra kız evinden belli sayıda genç ve orta yaşlı erkeklerin oğlan evine giderek orada verilen bahşiş ve hediyeleri alıp, toplanan paraya da çerez-kuruyemiş alınıp gelmeye paşa-paşaya gelme, bunun için gidip gelenlere de paşacı denilir. Bahşiş-para toplama sırasında şamata, toplanacak para ve miktarında ihtilaf çıkarılarak eğlenilir. Alınıp getirilen hediye veya çerez kız evinde gelin ve arkadaşları tarafından eğlence yapılarak yenilir.
 
PekişmekSertleşmek, katılaşmak, sıkışmak, sağlamlaşmak, kuvvetlenmek. Direnç sağlamak. mcz. çalışarak beceri kazanmak, ustalaşmak.
 
PelitBir cins meşe ve meşe cinsinden büyük ağaçların kestane türü meyveleri. Palamut, meşe palamudu. Uzun ömürlü ağaç çeşidi. Kasabada pilit, pilit ağacı olarak da geçer. Pelit güz aylarında kendiliğinden dökülür veya toplanarak bahçeye kazılan çukura doldurularak üstü kapatılır. Kışın soğuğundan donması önlenir ve uzunca süre taze tutulması sağlanır. Soğuk peliti tatlandırır. Sobaların üzerinde,eskiden managala alınan ateş üzerinde de pişirilerek-kestane gibi patlatılarak, suda haşlanarak kendi başına ve bulgurla birlikte sevilerek yenilirdi. Pelitin fazlası tavuklara ve besilere kırılarak yedirilirse etlenmelerine faydalı olduğu söylenirdi.
 
PelteNişasta-un ve şekerin suyla karıştırılıp pişirilmesiyle elde edilen bir çeşit kolay yenilebilen yumuşak tatlı.
 
PerdahParlaklık, parlatma, cilalama. 2.Traştan sonra ustura veya jiletin aşağıdan yukarıya (kılın yatımının tersine) sürülmesi ile kılların en kısa diplerinin de alınması. 3. Paylamak, azarlamak, tekdir etmek.
 
Perişan1.Dağınık, dağılmış, tertibi düzeni kaçmış, karışmış, karmakarışık hale gelmiş. 2.Kederli, gamlı, üzüntü içinde bulunan, mahzuniyet. Elemzede.
 
Persek Çıkarmak (Persenk: eksik çıkarmak) Persek kelimesi genellikle persek çıkarmak olarak kullanılır. Eksik bulmak, hata göstermek, işi zora sokmak için bahane uydurmak manalarına kullanılır.
 
Pervaz1.Kapı pencere gibi şeylerin kenarlarına çakılan yollu ve oymalı tahta. 2. Ayna ve levha gibi eşyaların kenarları. Çerçeveyi oluşturan korniş.3. Elbise, seccade vb. kenarlarına başka renkte veya başka kumaştan çekilen yol.
 
PespayeBasit, bayağı, alçak, soysuz, aşağılık. Pespayelik:Pespaye yaşantı içinde, utanmaz halde yaşamak. Pes:ilgisizleşen, vazgeçmiş, Pesetmiş:mağlubiyeti,yenilgiyi kabul etmiş. Paye:Rütbe, mertebe, derece. Dayanma noktası, başarı. Pespaye:her türlü olumsuz, ar namus yönünden umursamazlık. Kaybedecek yönü-değeri kalmamış.
 
Pestil1.Kayısı, erik, üzüm incir gibi Yemiş ezmesinin, unlanmış pekmez tortusunun, yufka halinde kurutulmuşu. 2.Hasta, çok yorgun, güçsüz. Pestilini çıkarmak:Çok dövüp çarpmak, şiddetli şekilde vurmak.Çok yormak.
 
Peşkir -pişkir

El yüz yıkanmasından sonra kurulama işleminde kullanılan havlu. Kasabada pişgir olarak da anılır. (farsça piş-gir den gelmektedir.) Yer sofralarında yemek yerken peçete yerine dizlerin üzerine alınan ortak uzun beze de peşkir denilmektedir. Kasabada ayrıca eskiden dokuma tezgahlarında özel olarak dokunmuş, havsız, tüysüz, uçları saçaklı veya işlemeli veya işleme oturtmalı el bezi ve kurulama bezine de peşkir denilmektedir.

 
PeştemalBüyük havlu, hamam havlusu, Hamamda veya iş işlerken bele bağlanarak giyilen önlük.
 
Piç1.Gayrimeşru doğan çocuk. 2.Bir şeyin noksanı, küçüğü, aslına benzemeyeni, 3.Ağacın kökünden çıkan sürgünü, 4.Tırnağın dibinden çıkan sert deri veya tırnak ayrığı, 5.Aşısız cins olmayan ağaç. Piç etmek:bir işi çıkmaza sokmak, güdük yada yarım bırakmak. Piçleşmek:Yozlaşlaşıp yabancılaşmak. Piç kurusu:Terbiyesiz veya yaramaz çocuk vs.
 
Pike1.Kabartmalı benekleri olan kalınca dokunmuş bez. Kabartmalı pamuk kumaştan yapılan yatak örtüsü. 2.Savaş uçaklarının çok büyük açı ile hızla inişe geçmesi. Yüksekten hedefin üzerine dik olarak saldırma.
 
Pilav atımı olmakSayıca çoğalmak, sayıca belli bir miktarın üzerine çıkmak, pilav pişirilecek kadar tane sayısına ulaşmak. (ör:Tesadüfen öyle çok kasabalı bir araya geldik ki neredeyse bir pilav atımına ulaştık.)
 
PineklemekUyuklamak, ımızganmak, yatmaksızın oturduğu yerde rahatsız olarak miskin miskin uyuklamak. Mecazen: her hangi bir iş yapmadan tembel tembel oturup vakit geçirmek.
 
Pinpirik - pimpirikBir şeyi zor seçer, zor kabul eder, mızmız, yaşlı, eli ayağı tutmaz,güçsüz anlamında alay yollu kullanılır.
 
PintiCimri, eli kapalı, malını yemez yedirmez. Cömert olmayan, sahavetli olmayan. Hasislikten cimrilikten kılıksız halde gezen.
 
PireÇok sıçrayan, insan ve hayvanları ısırıp rahatsız eden, haşerelerden küçük bir böcek. Daha ziyade davar ağıllarında gübrelik, karanlık yerlerde yaşayıp çoğalır. DDT denilen toz kullanılarak mücadele edilir. Isırdığı yerler kaşınır, kızarır ve kabarır. (Pire itte, bit yiğitte bulunur. İt yurdunda ekmek kırıntısı ne gezer pireden başka. şeklinde deyimlerimiz bulunmaktadır.)
 
Pirelenme - pirelendirmePirenin ısırıp kasıntı yaptırması, ısırdığı yeri acıtıp kızartıp kabartarak rahatsızlık verdiği için mecazi manada da Pirelenme: huylanmak, rahatsız olmak, şüphelenip tereddüte düşmek, işkillenmek . Pirelendirmek:karşısındaki kişiyi huylandırıp şüphelendirmek ve rahatsız bırakmak manalarında kullanılır.
 
PisboğazObur, yenileceğe dikkat etmeden pis temiz demeden ne olursa ne bulursa yiyen, yemeyi çok seven ve çok yiyenlere söylenir.
 
PisipisiPisi: kedi, pisi veya pisipisi: çocuk dilinde kedi. Kedi yavrusu. Pisi kelimesi bağırılarak öfkeli şekilde söylenirse kediyi kovalamak uzaklaştırmak manasına, pisipisi şeklinde söylenirse kediyi davet veya kediye yiyecek vermede çağırma ifadesi olarak kullanılır. Kediler söyleniş biçimine göre vaziyet alır ona göre hareket ederler.
 
PiyazSoğanlı, zeytinyağlı, sirkeli kuru fasülye haşlaması. Argo olarak da piyaz veya piyazlamak: menfaat sağlamak için menfaatlanacağı kişinin pohpohlanması, övülmesi, yüze gülüp samimi olmayan davranışlar. Dalkavukluk etmek hoşa gidecek süslü söz söylemek.
 
Pohpoh/lamak/lanmakPohpoh:takdir, iltifat, alkış, koltuk kabartmak. Pohpohçu: pohpohlayan. Pohpohlamak:Bir kimseyi aşırı derecede övüp dalkavukluk etmek. Pohpohlanmak:pohpohlanma hareketine muhatap olmak.
 
PonponÇocuk, kadın elbiseleri, döşeme eşyaları vb. için süs olarak kullanılan yuvarlak püskül.
 
PopbaBebek ayakkabısı. Çocuğun yürüme çağına kadar giydiği ayakkabı.
 
PoplinKeten, pamuk ve ipekten sık olarak dokunmuş ince bir kumaş cinsi. Bu kumaştan yapılmış olan.
 
PörsükBuruşuk, sarkık, sölpük, gevşek. (Hastalık ne kadar pörsütmüş, Öyle pörsümüş ki çok yaşlı görünüyor, yüzü çok pörsük bakılmayacak derecede. gibi)
 
PörtlekPatlak şekilli, dışarıya doğru çıkık göz için kullanılır. Dışarıya doğru fırlamış görünen göz. / Meyve veya cıvık şeylerin kabuğun çatlağından veya delikten dışarıya taşmış hali.
 
PosbıyıkBıyıkları uzun ve gür olan.
 
PostÜzerine oturmak, namazlık olarak kullanılmak veya şark odası döşenmesinde duvara nostaljik olarak asılmak üzere tüyü ile birlikte kurutulup tabaklanmış deri.(Arslan, kaplan, geyik, teke postu). Mecazen de Postunu çıkarmak, postuna saman doldurmak:öldürmek. Postu sermek: bir yerde oturmak.
 
Pösteki - pösteki saydırmakPösteki:Kılları üzerinde bulunan hayvan derisi. post. Pösteki saydırmak: Birini deli yerine koyup boşa uğraştırmak. İçinden çıkamayacak derecede korkutmak.
 
PotukDeve yavrusu.
 
PoşuUçları saçaklı, pamuk, yün vb. yapılmış veya örülmüş başörtüsü çeşidi. aynı malzemeden yapılmış kış günlerinde soğuktan korunmak üzere boyun bağı ve boyun atkısı olarak kullanılan kumaş veya dokuma-örme malzeme.
 
Pulluk

Tarla sürümünde kullanılan, atlar ve traktörle çekilebilen çeşitleri bulunan, toprağı kazarak ve altını üstüne çevirerek toprağın değişmesine, havalanmasına ve otların yok edilmesine yarayan demir malzemelerden yapılmış tarla sürme aleti.

 
PuntPunt:Uygun zaman, fırsat. Puntuna getirmek, puntunu bulmak:Bir şeyi yapmak için en uygun zamanı bulmak. İşi yapılacak zamana denk getirmek.
 
Pus - pusu - PusmaPus:Sisli, az dumanlı, buğulu hava. Pusu: Düşmanı veya avı yakalamak vurmak için kurulan saklanılan gizli yer. Pusma: sessiz ve hareketsiz halde bekleme.
 
PırtıGöç eşyası, bir evin içinde bulunan eşyaların daha ziyade giyecek türünü içine toplayan eşya bütünü. Pılı pırtı: Eski püstü eşyalar, giyeceklerin tümü. Pılıyı pırtıyı toplamak: Göç etmek için eşyaları toparlamak. Göçe hazırlanmak. Pırtı kaldırmak: Göç etmek.
 
PısırıkTutuk, miskin, beceriksiz, yüreksiz. Utangaç, çekingen.
 
PıtrakDemirdikeni, çobankalkıdan da denilen, dikeni çok acıtan bir bitki. Hayvanların tüylerine takılan, dokunulan elbiseye sıvaşan dikenli tohum veren bitki.
 
PışpışlamakBebeği kucakta, dizde sallayarak uyutmaya veya pış pış çekerek avutmaya çalışmak.
 
RafMutfak, tandır evi ve ocak başına üstüne fazla ağır olmayan tencere, sahan tabak, sini, tepsi, ev odalarına da vitrin gibi süslü sahan, tabak, bardak, ve el altında durmayacak kıymette eşyaları kaldırıp koymak maksadıyla girişte karşı duvara veya kapı yüklük üstlerine monte edilerek tutturulmuş daha çok tahtadan süslü işlenmiş uzunca levha, terek. Halk tabiri ile kelimenin önüne (I) getirilerek ıraf olarak ta tabir edilen bölüm. Günümüzde eski evlerde bulunanlar hayatiyetini devam ettirmekle birlikte yeni ve modern evlerde yapılmadığından ve yerini vitrin ve mutfak dolapları aldığından geçmişte kalan nostaljik bir kültür kalıntısına dönüşmüştür.
 
RafadanYarı pişmiş yarı çiğ, tam olmamış kıvamda. Teleme yumurta.
 
Rahle - rehleÜzerinde kitap okumaya, yazı yazmaya yarayan küçük ahşap masa.
 
Rahmet1.Esirgeyen, merehamet eden, acıyan, Allah'ın acıyıp günahları affetmesi. Rahmetli: ölmüş kişiler için Allah'ın rahmetine kavuşmuş, Rahmetullahi aleyh:Allahın rahmeti üzerine olsun, 2.Rahmet: Faydalı yağmur. Bereketli yağmur.
 
RahvanBinicisini sarsmaksızın hızla yürüyen ata rahvan at, bu tür at yürüyüşüne de rahvan yürüyüş denir. Rahvan yürüyüş binicisini sarsıp yormaz. Kasabada Kirtiş Osman'ın atı vardı. Civarda rahvan yürüyüşü ile halen anılmaktadır. Atın yürüyüş şeklidir. Hızlı yürüyüşe Tırıs yürüyüş, koşu yarış halindeki yürüyüşe de dört nala koşu veya yarış denilir.
 
RappadakBeklenmedik umulmadık bir şekilde habersizce,ansızın.
 
RaptetmeRabıtalama, bağlama, sabitleme.
 
Rasgele-rastgele1.Gelişigüzel, sıradan, her hangi biri, iyisine kötüsüne dikkat etmeden, seçip ayırmadan hangisi olursa. 2. İşiniz gücünüz denk gelsin, isteğiniz gibi rastlayın. Aradığınız önünüze gelsin, işiniz rast gitsin anlamında kullanılan temenni ve dilek sözüdür.
 
RastıkKaşa sürülen madeni kara boya. Kaş boyası. Eskiden kasabada yaz sıcaklarında parlak güneş altında harman hasat işinde çalışanlarda göz ağrıması diye salgın bir hastalık meydana gelir halkın yarısından fazlası muzdarip olurdu. Güneş ışınlarını yutması sebebiyle faydası olur inancıyla erkeklerden bile kaşlarını siyah zift yapıştırmış gibi boyayanlar olurdu.
 
RehavetGevşeklik, sölpüklük, tembelleşmek, ağırlık çökmesi. Yorgunluk sonucu gevşeyip kalmak.
 
RekatNamazda bir kıyam, bir rüku ve bir secdeden ibaret hareket. Namazın bölümü.
 
RekolteÜlke, şehir, bölge veya yerleşim birimi bazında tarımda bir yılda elde edilen mahsulün tamamı.
 
RençberTarla, bağ, bahçe, hayvancılık, küçük ticaret vb. işlerde çalışarak geçimini temin eden.
 
Riya - riyakarİkiyüzlülük, yalandan gösteriş için yapılan takva ve samimiyet gösteren, mürailik. Riyakarhane hareket eden.
 
RobaElbise, giyecek, urba. 2.Bir kıyafetin göğüs ile omuz arasındaki kısmı ve buraya eklenen kumaş parçası.
 
RüküşGiyinişi, kıyafeti ve süslenişi ile gülünç olan. Daha ziyade kadınlar için kullanlır.
 
RumiEskiden Rum denilen Anadolu ve Rumeli ile ilgili veya bu yerlerin halkından olan.(Celalettin-i Rumi, İskender-i Rumi). Rum kavmi ile ilgili rumca kaideler. Anadolu Selçuklularının kullandıkları filiz, yaprak, hayvan figür ve motiflerinden yapılan bir çeşit süsleme.
 
RüsvayRezil, maskara ve alıpları ile meşhur olmuş. Rezilliği herkes tarafından bilinen.
 
RutubetYaşlılık, nemlilik, ıslaklık. Havada veya yapıların içindeki nem. Kuru olmayıp ıslak olan nemli olan. Öymüş ıslaklık. Öyüntü.
 
Rüya1. Uykuda görülen vakıa, alem mana. Düş. 2.Gerçekleşmesi imkansız düşünce, hayal. Rüyaya girmek:Rüyada görünmek.
 
SabanAtlarla, öküzlerle çift sürmekte kullanılan, toprağı kazıp alt üst ederek ekim hazırlayan şimdiki pulluk yerine kullanılan demir uçlu tarım aleti.
 
Sabir- sabri - sabireSabırlılık gösteren, sabreden, bağırıp çağırmaksızın uygun zamanı bekleyen. Bir sıkıntıya, acıya, saldırıya, haksızlığa karşı karamsar olmadan, kızmadan sabreden, dayanan. sabırlı insan. Sabri:Sabreden adam, Sabire:Sabreden kadın
 
SabıErgenlik çağına gelmemiş çocuk. Günahsız, günah işleyecek yaşta olmamak. Sıbyan.
 
SaçakBir ucundan tutturulmuş diğer ucu boşlukta dağınık nesne. Süs için bir şeyin kenarından sarkan veya kenarına eklenen fazla kısım. Püsküllü oya eteği. Çatının binadan dışarıya taşan kısmı. Salkımsaçak:Salkım veya püskül biçiminde sarkan süsler. Dağınıklık.
 
Sacayak - Sacayağı Üstüne saç, tepsi, tencere vb. konularak altına ateş yakılan veya kor ateşi üzerine konulan üç ayaklı alet veya demirden sehpa. Mecazen: Biri ileride ve ikisi geride bulunmak üzere üç kişi biçiminde araya alma durumu.
 
SadeyağıSade:Her hangi bir şey ile karışmamış, birleşmemiş, saf halde, süsten gösterişten uzak, özentisiz, temiz manalarındadır. Sadeyağı:Sadece sütten çıkarılan kaymaktan(kasabada ravak veya ıravak olarak ifade edilen kremadan) yapılmış yağ. Tereyağı. Zeytinyağı veya diğer emsallerinden ayrılması için bu tabir kullanılmıştır. Sadelik, arılık, katkı maddesiz yağ karışımsız yağ manasına gelmektedir. Sadeyağ veya sadeyağı ifadesinde yerini bulmuştur.
 
Saf1.Başka bir şeyle karışık olmayan, temiz, berrak,(Saf su, saf pekmez) 2.Şeytanlık düşünmez, dedikodudan uzak, kolay aldanır, derin düşünmez.(Saf adam, saf kalpli,biraz saf adam) 3.Namazda nizamlı intizamlı olmak için cemaatin belli aralıklarla sıralanışı.Sıra, dizi. (saf saf namaza durmuşlar, bir sıraya girmiş dizilmiş asker.4.Duruluk berraklık, bulanıklıktan uzak olma hali.
 
SafdilTemiz kalpli, hile bilmez. Sade dilli. Argoca bön, avanak manalarına da kullanılır.
 
SafsataGörünüşte mantık kaidelerine, kıyasa ve delillere uygun fakat hakikatte aykırı olan iddia. Sadece karşı tarafı yönlendirmek ve aldatmak için hakikat süsü verilmiş doğru olmayan hükümler.
 
SahanYemek konulmasına ve yemeklerin sofraya konulmasına yarayan bakır, emaye, vs. yemek kabı. Çukur sahan, pilav sahanı. Kasabada sahın olarak da geçer.
 
Sahi - sahiden - sahihSahi:Gerçekten, gerçek şekilde doğru olarak. Sahiden:Hakikaten, gerçekten, doğru olarak. Sahih:gerçek doğru, yalan olmayan, aslı astarı doğru. gerçek asıl.Kasabada bu kelimelerin karşılığında esah essah da kullanılmaktadır.
 
SahtekarBir şeyin taklitini yapan, taklit eden, yalandan düzme şeyler meydana çıkaran, uyduran. Olmuşu olmamış, olmamışı olmuş gibi gösteren.
 
SahtiyanTabaklanıp işlenmiş cilalanmış deri. Umumiyetle keçi derisi. Yumuşak kaba deri. Heybe, azık torbası, kuyu kovası yapımına elverişli olduğundan bunlar için tercih edilen deri çeşidi.
 
SahurOruç tutmak için imsak vaktinde yenen, Ramazanda şafaktan önce dinen belirtilen vakitte yenen yemek.
 
SakarElinden daima bir kaza çıkan, beceriksiz. İş yaparken kırıp döken, düşürüp deviren.
 
SaksağanAlaca kargaya benzer ve ondan biraz küçük siyahlı beyazlı bir kuş. Sürekli ve garip ötüşü ile sıçrayarak yürümesi özelliklerindendir. Kasabada ala karga da denir.
 
Salâ - selâ1.Cuma namazına, cenaze namazına, teravih namazına veya mevlide çağırmak için minarelerde okunan selavat. 2.Meydan okuma, kendine güvenen varsa çıksın, diye bağırma.Rest çekme. 3. mahalle çocuklarının başka mahalle çocuklarına meydan okumaları.
 
SalgarayaAyarsız ve rast gele hareket etmek. Salgaraya konuşmak düşünmeden konuşmak. Salgaraya gitmek rast gele yöne gitmek veya rast gele hareket etmek. Kararlaştırılmadan düşünmeden hareket etmek.
 
Salkım1.Üzüm akasya vs.gibi bir çoğu bir sapta bulunan meyve. 2.Salkım şeklinde duran şey. hevenk. 3.Dalları aşağıya sarkan söğüt ağacı çeşidi. 4.İlkbaharda salkım şeklinde büyük çiçekler açan asma gibi çardağa sarılan ağaç cinsi.
 
Salma1.Salmak fiili salıvermek. 2.Köy işlerinin görülebilmesi için ihtiyar heyetinin kararı ile her haneden toplanan para veya her haneye düşen pay. 3.Bazı elbiselerin kolunun yeninden sarkan kumaş parçası veya uzun sarkık yenli kol. 4. Salıverilen su ile sulama şekli.
 
Salı1. Haftanın ikinci günü. 2.Ovada bir taraftaki arazilerin topluluğu, Arazide ekime, tarlaya vs. ayrılmış bölümler. (Sizin arazilerin çoğunluğu hangi salıya düşer?, şu salının ekini her zaman güzel olur. şu salı da kıraç olduğundan verimsiz. vs. gibi)
 
SalyangozKabuklu, kabuğunu üzerinde gezdiren sümüklü böcek.
 
Salıncak1.Eğlence veya sallanmak üzere ağaca, tavan ağaçlarına, hususi dikilmiş direklere ip urgan-halat bağlanarak oturulacak yer yapılarak sallanılmak üzere yapılan düzenek. 2.Küçük çocukları uyutmak, yatırmak için beşik yerine kullanılan odanın duvarlarına veya tavanına sabitlenmiş halkalara iple asılı yatak. 3.Büyüklere eğlencelik için yapılmış sallanma aracı. hamak. Bayramlarda büyük borda kapılara kurulan salıncaklarda mahallenin genç kızları çocukları sallanırlardı.
 
SamanÇeşitli tahılların taneleri alındıktan sonra kalan, hayvanlara yem olarak verilen sap ezmesi.(arpa, buğday, nohut, fasülye samanı)
 
SancıVücudun içinde saplanır gibi keskin ağrı, karın ağrısı, daha çok ishalden önce gelen bağırsak ağrısı. Bunlarla birlikte sıkıntılı bun zaman için de mecazen sancılı zaman, üzüntülü sancılı durum gibi manalarda kullanılır.
 
Sandıkİçine elbise vs. eşya konulan, tahtadan dört köşeli veya küp şeklinde üstü açılıp kapanabilen konulan eşyayı muhafazaya yarayan geniş kap. Kullanılış ve yapılış şekillerine göre adlandırılır. Kasabada sandık denilince akla önce cehiz sandığı gelir. Her geline mutlaka alınırdı. Tahtadan el emeği çekilerek, oymalı, aynalı şekillerinde yapılıp genellikle bütün kıymetli eşyalar sandıklarda saklanır. Kilit altında tutulurdu. Kullanılış şekillerine göre cehiz - ziynet sandığı, elbise sandığı, Ekmek sandığı, kayıt sandığı, un sandığı, yem sandığı vs vs. çeşitleri bulunur.
 
SankiFaraza, farket ki, tutki, güya,mesela yani gibi manalarda kullanılan kelimedir.
 
SapaDoğru yolun üzerinde olmayan, yoldan sapılarak gidilebilen, yolu kestirme olmayıp dolaşarak gidelen yer. Dolambaçlı yer.
 
Saplı1.Sapı olan, 2.Saplanmış bulunan, 3. Uzunca sapı olan büyük kaptan su aktarmaya, taneli mahsul hububat vs. doldurmaya aktarmaya yarayan kepçeden büyükçe bir kap ve tasa sap montelenmiş hali. Kasabada kazandan, fıçıdan, sandıktan un, buğday vs. taşımaya aktarmaya yarayan sapı uzunca kaba saplı denilir.
 
SarmanAzman iri kocaman, sarı tüylü sarı renkli kedi veya köpek.
 
SarsalamakSarsmak, yerinden oynatmak, Sarsarak korkutmak. Sarsıntıya uğramak, titremek. Sarsıp hareketlendirmek, sarsıp sallamak. Sarsıntı geçirmek.
 
SasıNem,küf,çürük kokan, tadı kaçık. Tadsız tuzsuz. Lezis olmayan,Lezzetsiz.
 
SatenParlaklığı ile nitelik kazanan atlas, ipek kumaş. Pamukla dokunmuş parlak ve sağlam atlasa benzeyen kumaş. Saten kumaşından yapılan.
 
Satır1. Yazı sırası, bir sayfada yanyana kelimeler. 2. Et kesmeye, balta gibi vurup kırmaya, ot kıymaya elverişli enli ve ağır bıçak.
 
SavanPamuk ipliğinden yapılmış kalınca kilim çul. Yaygı ve örtü olarak kullanılan pamuklu bez. Eski kumaş parçalarınan yapılmış serilecek malzeme.
 
Savat suratSavat:1.Gümüş üstüne kurşun ile yapılan nakış,süs. 2. Akarsu üzerinde veya çayda hayvanlara su içirilen yer. Suvat:hayvan sulanılan yer. Savat surat(1 ve 2.bentlerdeki mana ile ilgisiz ve tamamen dışında): Yüz ekşitmek, surat asmak, iç memnuniyetsizliğinin dışa yansıması, moralsizliğin yüzdeki gösterimi gibi manalarda kullanılan mahalli tabirdir. Suratı ekşi ve sinirli haldeki kişilere "ne bu savat surat?, kendinden haberin varmı, ne haldesin aynaya bir bak" gibi hitap edildiği görülür.
 
SavmakKovmak, uzaklaştırmak, atlatmak, geçimek, kibarca kovmak. Uğurlamak. Sıkıntıyı başından bertaraf etmek.
 
Savsak - Savsaklamakişleri değer vermeksizin gelişigüzen yapan veya zamanında bitirmeyen sürüncemede bırakan ihmalci. Savsaklamak:Avutmak, geciktirmek, söz verdiği halde vaktini geçirip yapmamak.
 
Saya gezmekKuzularının koyunların karnında 100. günü tamamladığı, tüylenmeye başladığı zamanda çobanların mahallede koyun sahibi ağaların evlerine kepenek, deri,post ve sair dikkat çeken korkutucu elbiseler giyip,yüzlerini suratlarını tanınmayacak şekilde karalayıp zil sesli, çan sesli oyunlarla uğrayıp oyunlar sergileyerek eğlence düzenlemeleri ve koyun sahibi evlerce karşılık hediyeler vermeleridir. Bu hareket sadece çobanlar tarafından yapılmakla kalmayıp, şamata çıkarmak ve bahşiş almak için mahallenin gençleri tarafından da 1 hafta süreyle yapılırdı. Saya saya salli bey, dört ayağı nallı bey. Saya geldi duydunmu, selam verdim aldınmı. Bahşiş veren ablamın oğlu olsun. vermeyen ablanın kel başlı kızı olsun vs şeklinde maniler söylenir. oyunlar çıkarılırdı. Elde edilen bahşiş ve hediyeler gençler arasında toplanılarak yenilirdi. Saya gezmesinde davar seçimine de 50 gün kalmış demekki şeklinde konuşmalara şahit olurduk.
 
Saymacaİyisine kötüsüne, irisine ufağına bakmaksızın sıradan sayarak. Seçmeden ne gelirse adet - tane hesabı
 
Saymazlık - saymamazlıkDikkate almamak, saygı göstermemek, hesaba katmamak, hürmetsizlik, saymamazlık. Aykırı davranış, riayetsizlik.
 
Sayışmak1. Hesap görmek, hesaplaşmak. Hesaba geçmek, hesaba mahsup etmek. 2.Çocuk oyunlarında sayı sayarak veya tekerleme söyleyerek ebeyi belirlemek.
 
SazanEkseriyetle sazlı durgun sularda, denizlerin kıyıya yakın yerlerinde yetişen balık türü. / Mecazen oltaya çabuk gelen, oyuna çabuk düşürülen saf ve uyanık olmayan kişiler için de kullanılır.
 
Sağduyu1. Doğru, akılla çelişmeyen, akla uygun hüküm verebilme kabiliyeti. aklıselim, hissi selim. 2. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırdedebilme, doğru ve isabetli muhakeme edebilme gücü.
 
SağmalSağılır, sütü alınır, sütlü, süt veren koyun keçi inek vs. süt alınan hayvan.
 
SebelArapça da gözde oluşan hafif bir perde, dumanlı görmeye sebep olan engel manasına gelen tıbbi bir kelimedir. Kasabada şebel olarak da kullanılır(bknz. Şebel, Şebel atma)
 
SeciyeYaratılış, huy, tabiat, mizaç. Seciyeli:sağlam karakterli, güvenilir. Seciyesiz:karaktersiz, güvensiz.
 
Sedir1. Çam cinsinden 40 m. kadar büyüyebilen, kerestesi marangozlukta kıymetli, gemicilikte kullanılan ağaç cinsi, dağ servisi. 2. Kasabamızda sedir denilince odanın en yukarı tarafında üstüne minder ve yastık konmaya yarayan kerevet akla gelir. Üstü minderli ve şilteli özel sergi ve döşemeli bölüm. Misafirlerin ağırlandığı, büyüklerin oturduğu odanın zeminden yükseltilmiş bölümü, odanın baş köşesi.
 
SehimOrtak halde bulunan mal üzerindeki paydaş hakkı. Vereseli malda varis payı. Şirket ve kuruluşlarda ortak hissesi, ortaklık payı. Birlikte toplanan veya birlikte kazanılan malın üleşilmesi, paylaşılması durumunda hissedar adına düşen miktar.
 
Seki - ahır sekisiOturmak gayesi ile evlerin önüne yapılan set. Düz ve yüksekçe oturma bölümü. Deniz ve göl kıyılarında akarsu kenarlarında, yamaçlarda basamak şeklinde yapılan set taraça veya genişletilmiş düzlük. Kasabada Seki kelimesi daha ziyade ahır kelimesiyle birlikte ahır sekisi olarak kullanılırmaktadır. Ahır sekisi: Evvelki dönemlerde hayvanlarla birlikte barınılan yerlerde insanların barınacağı yeri hayvanlardan özel olarak ayıran yüksekçe genişçe oda şeklinde yapılmış, hayvanları gözetim altında tutan, girişi ahıra ve dışarı açılabilen, dışarı açılan pençereleri olan bölüm.
 
SekmenArkalığı olmayan iskemle, taş ve sair malzemeden yapılmış basamak. Kasabada sokak kapıları kenarlarına konulan üzerine oturmaya yarayan büyükçe taş. Evvelce bu taşların olduğu yerlere toplanılır, sohbetler kurulur ve sokak kahveleri şeklinde vazife görürdü.
 
SeleSöğüt ve kamış gibi sağlamca malzemeden derince ve genişçe örülmüş, köy yerlerinde yumurtadan yeni çıkmış bülüçlerin üzerine, kedi köpek ve çocuklardan korunması zarar vermemeleri için bazı yiyecek ve korunacak malzemenin altına kapatıldığı büyükçe yayvan sapsız sepet. Kasabada genellikle bastırıkların üstlerine kapatılarak malzemenin korunmasında kullanılırdı. Adına da bastırık selesi denilirdi. Kullanılacak yerine göre muhtelif ebatlarda yaptırılırdı.
 
Selelem SekmekKasabada boşuna gezip dolaşan, aylak aylak gezen kişiler için kullanılan deyimdir.
 
SemerYük taşıyan hayvanların sırtına yük atmak veya yük bağlamak için konulan, urgan bağlama ağaç çıkıntıları olan palan./ Hamalların yük taşırken sırtlarına taktıkları arkalık. Semer vurmak:hayvana semer takmak. Semeri devirmek:hayvanın semeri düşürmesi, sırtından atması. Semerci:semer yapan kimse, mesleği semercilik olan kişi.
 
Semerli eşşek getirmekMecazen kullanılır. Hiç gereği ve konusu yokken ortaya ilgisiz alakasız laf konuşmak. Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı. gibi. (Sohbeti tam koyulaştırdık sen de ortaya bir semerli eşşek sürüdün geldin sohbetin tadını kaçırıp konuyu dağıttın.)
 
SendirsemeSersemleşmek, seme hale gelmek, semeleşmek. Sendeleyip dengesini kaybetme.
 
SenitKasabada; bazlama ekmek, şepit, taptup ve her türlü erişte mantı gibi hamur işi ile hamurdan mamul yiyeceklerin bezelenip açılıp işlendiği, özellikle hamur işlerinde tezgah olarak kullanılan, arzuya göre ayaklı-düz çeşitlenen tek parça ahşaptan yapılmışı tercih edilen, tandır başı eşyası, mutfak tezgahı. Kullanılış durumuna et senidi, ekmek senidi gibi çeşitlenir.
 
SepkenSerpilen, serpilerek vurulan, kar ile karışık yağmur, sulu sepken, yarı erimiş halde yağan sulu kar.
 
SeğmenDüğünlerde, toplantılarda, törenlerde, bayram günlerinde, karşılamalarda mahalli kıyafetlerle atlı silahlı vs. giyim kuşam ile katılan gençlere verilen ad. Kasabada da salon düğünlerinin dışındaki düğünlerde mahalli kıyafetlerle davul zurna-klarnet arkasında sıralar halinde gezmeye seymen gezmesi denir.
 
SibekTopraktan yapılmış, çocukların idrarını akıtacağı içi sır kaplamalı kap, lazımlık, oturak. Kasabada silbiç veya havruz olarak da geçmektedir. Eskiden küçük çocukların, bebeklerin beşiklerinin altına ve bebeğin poposunun altına denkgelecek şekilde monte edilerek kullanılır, idrar ve kaka yapımında bebeğin tenine temas etmez bebeğin rahatı sağlanırdı. Günümüzde kullanılmaz olmuştur.
 
SicimKeten ve kendir liflerinden yapılmış,Kırnaptan kalınca örülmüş veya bükülmüş dayanaklı ip. Sicim gibi:mecazen damlaları birbiri ardına gelen yağmurun sicim gibi yağış şekli.
 
Siftinmek(sivtinmek)Miskin miskin kaşınmak, kıpırdanıp durmak, oyalanmak, vakit geçirmek.İş görmemek, işten kaçmak için sağda solda iş yapar görünerek vakit öldürmek. Tembellik yapmak. İşin zorundan kaçarak kıyıda kenarda faydasız uğraşılarla iş yapar görünmek. / bir çıkar sağlamak için birine yaltaklanarak yaklaşmak.
 
Sikke1.Eski para birimi, para basma, basılmış para. Halis altın veya gümüş para. 2. Mevlevi külahı. 3. Kasabada yaygın kullanıldığı adı ve şekli ile hayvanları bağlamak için yere çakılmış demir veya ağaç kazık.
 
SilleAçık el ile ve el ayası ile vurulan tokat şekli.
 
Sinan kapısıTavla oyununda 3+1(se+yek) ile alınan veya kapanan kapıya penç kapısına denilir. Kasabaya has mahalli tabirdir. Rahmetli Sinan Osman (Osman Sak) tarafından isimlendirilmiştir. Sinan Osman emmi bu kapının tavla oyununda önemini belirtmek için devamlı "varını yoğunu sat bu kapıyı tut, bu kapıyı kapattınmı arkanı kapattın sayılır. Bu kapıyı alamazsan ardın açıkta kalır" demesi ve sık sık kullanması sebebiyle. 3+1 le alınan kapıya penç kapısına sinan kapısı denilir.
 
SiniÜzerine yemek tabakları, çatal kaşık, bıçak, ekmek, tuz biber konularak yemek yenilebilen, pirinç, bakır, alüminyum ve ahşap malzemeden yapılmış yer sofrasında kullanılan büyük düz tepsi. Kullanacak kişi sayısına ve yerine göre küçük, orta, büyük ve düğün sinisi, meydan sinisi gibi muhtelif ebatlarda yapılmışları bulunmaktadır.
 
SinirsimekCanlılar için gelişip büyüyememek, cılız çelimsiz hal almak. Gıda maddeleri için zamanla sertleşip yenmesinin zorlaşması. Kuru gıdaların nem alıp katılaşması.
 
Sinmek1.Çukura, deliğe, görülmeyecek bir yere saklanmak, kendini göstermeden büzülmek, gizlenmek. 2.Hazmolunmak, vücuda mal olmak,sindirilmek. 3.nüfuz etmek, sinip öymek. 4.Korkup hareketsiz kalmak. 5.Şişliğin inmesi, dağılması. 6.Alışkanlık hale gelen huy, yerleşip kalmak. 7 İşlemek, kalıcı tesir uyandırmak.
 
Sinsi1.Gizli,saklı, gizliden habersiz iki yüzlülükle zarar veren. 2.Gizlilik belirten,kurnazlık gösteren. 3.Gizlice başlayıp ağır ağır habersiz gelişen tehlikeli sonuçlar doğurabilen hastalık veya rahatsızlık veren.
 
Sittin seneAltmış sene, abartma ve fazlalık sebebiyle kullanılır. Kasabada da sittin sene kelimesi uzunca bir süreyi ifade etmede kullanılır. (öyle nefret ettim sittin sene görmek istemem. Ona söyleyin sittin sene gözüme görünmesin. Sittin sene göremez vb.)
 
Sivişmek - SıvışmakSıva ve sürülmek bulaşmak anlamında, Sıvanmak, yapışmak, sıvışık hale gelmek manalarındadır. Ancak kasabada bu kelimeler ortalıktan kaybolmak görünmeden uzaklaşmak manasına kullanılmaktadır. Argo aradan uzamak gözden kaybolmak şeklinde kullanılır.
 
SiymekHayvanlardan genellikle köpekler için kullanılır. Yerden başka duvara, kayaya, tümsek yerlere ve ağaçlar gibi yerden yüksek olan yerlere işemesi.
 
Siğil1.Kurbağa ve ona benzer hayvanların pisliğinden suyun üzerinde oluşan kabarcık. 2.Vicudun genelinde özellikle elde ayakta ve memede çıkan kabarcık küçük ve zararsız ur. Kasabada, kurbağa ile oynayan çocuklarda oluşan siğillerin kurbağadan geçtiği ve geçmiş olabileceği kanaatı ifade edilmektedir.
 
SiğirtmekHizli adimlarla hareket etmek, kosarak gitmek. Seğirtmek, koşmak, koşuşturmak.
 
Sobe - Söbe - söbelemekKoşmaca, kovalamaca, saklambaç gibi oyunlarda kararlaştırılan yere ebe veya oyuncunun koşarak yetiştiğinde söylenen kelime. Sobe kelimesi kasabada Söbe olarak da kullanılır. Tespit edilen yere önce yetişen söbeler, geride kalan söbelenir.
 
SöbüSilindir ve boru şeklinde uzunluk.Yassı yuvarlak, oval ve yumurta şekillerinde olan. Yassı toparlak.
 
SofaEvin ortasında olup odaların kapılarının açıldığı geniş yer, salon. Kapıya çeşmeye yakın oturmak için yapılmış özel bölme kaldırım set.
 
SormukGünümüzde kullanılırlığı kalmayan halk dilinde ifadesini bulan bebek emziği, tülbent vs. içine lokum, şeker ve sair tatlı maddeler konularak bebeklere verilen emzik. Emilecek şey.
 
SöveKapı pencere kanatlarını tutmak üzere kasa haricinde duvara çakılan çerçevenin (alt üst, sağ sol) dört tarafının her bir kenarı. Kapı pencere kenarlığı. El altında ve gözönünde tutulacak kibrit,çakmak, lamba,el feneri gibi araç gereçler kapı pencere sövelerinde tutulduğundan eski tip evlerde tarif noktalarıdır.
 
SövenHalk dilinde saban arabasının iki tarafına dikilen sırıklar, büyük sopa, çit sırığı. Daha ziyade sap-saman tahtası kullanılmadan arabaya gerilen çadır, branda kebe kilim vs. dayaması için arabaya dikilen sağlam sırık. Söven gibi dikilme: sırık gibi durma manasına kullanılır.l
 
Soy sopsoy ismine bağlı olarak kullanılır, insanın geldiği soyu ifade eder. Nesep. Akraba ve hısımlarıyla birlikte ait olunan topluluk. Soy ağacı.
 
SoykaÖlünün üzerinden çıkarılan elbise, ölen bir kimsenin geride kalan eşyası, tereke. Sahibine uğursuzluk getiren eşya. Soyka kalasıca: malın sahibinin ölümünü temenni etmek. ilenç beddua.
 
Sözlü1.Evlenmek üzere biri birine söz vermek. Dünürcülük yapılmadan fazla açığa vurulmadan ailelerin anlaşıp sözleşmesi, dünürcü olunup aileler arasında anlaşılarak nişan yapılıncaya kadar söz kesilmesi. 2.Bir konu hakkında söz birliği yapmak. 3.Sözlü yapılan imtihan-sınav. 4.Bir hareketin yapılıp yapılmaması için sözlü olarak yapılan ikaz veya uyarı.
 
Sözüm yabanaBiri hakkında ağır ve edebe uymayan söz söyleneceğinde orada bulunanları söylenecek lafa muhatap etmemek, oradakileri ayrı tutmak için söylenir. Sözüm ona.
 
Su kabağıKulpsu çıkıntısı bulunan ve içinin boş olması sebebiyle açılan ağzından su doldurup aktarmaya, sapından rahatça tutulması sebebiyle çamaşır yıkarken sıcak su kullanımına elverişli bir tür kabak çeşidi. Kasabada çok amaçlı kullanılması sebebiyle bahçelere hususi olarak ekilir, uygun büyüklüğüne göre tuz kabı olarak da kullanılırdı.
 
Süfli (sifli)Aşağılık bir hale gelmek, aşağılaşmak, kötü pis bir kılığa bürünmek. Kılıksızlaşmak. Perişan yırtık pırtık hale düşmek. Süflileşmek. Kelime kasabada sifli olarak da geçer.
 
Süklüm büklümSuçlanıp utanmak, suçluymuş gibi utanarak ve başı önüne eğerek durmak.
 
SulanBükülmedik, gevşek ve dağılmaya müsait haldeki sıkışmamış iyi bükülmemiş ip. Kasabada evşirilmedik ip olarak da kullanılır. Ayrıca bazı cisimlerin ve ip urgan ve dokumaların havanın neminden etkilenerek dokularının gevşemesine çözünmesine de sulanlanma, sulanlanmış denilmektedir.
 
SulfataKinin sulfatından ve kininin diğer tuzlarından yapılmış eskiden yaygın olarak kullanılan liste başı sıtma ilacı türü. Göz ağrılarında da sulfata çinko tabir edilen göze damlatılarak kullanılan çok yakıcı ilaç türü vardı. Günümüzdü kullanımdan kalkmış olup kullanım tehlikeleri ve riskleri bulunmaktadır.
 
SülükGerektiğinde pis kanı emmek için vücuda tutulan, sürünerek yürüyen tatlı suda üreyip yaşayan kan emici koyu kahverengi veya siyah renkte olan kısa solucana benzer kurtcuk. Tatlı su akarlarında havuzlarda ve su yalaklarında bulunur. İltihaplanmış şişmiş yara ve çıbanlardan pis kanın emdirilmesi ile yaranın iyileşmesi, ağrının kesilmesine yardımcı olması sağlanır.
 
Sumak1.Sıcak bölgelerde yetişen, kabuğu tıpta, yaprağı dericilikte kullanılan bir ağaç türü. 2.Sumak ağacının yemeğe ekşilik vermesi için kullanılan içi çekirdekli meyvesi.- Sumak ağacı kasabada büyük ağaç şeklinde olmayıp iyice bodur 50 - 100 cm. yüksekliğine erişebilmekte ve kasabada dağlık arazide kendiliğinden yetişmektedir. Sumak meyveleri elle toplanıp ovulup sürtülerek çekirdekleri ayrıldıktan sonra toz halindeki meyve kabukları ekşilik vermesi için yemek üzerlerine özellikle lahana sarması gibi yemeklere serpilir. Ayrıca et vs.yemeklerinin yanında iri taneli doğranmış soğan üzerlerine de bolca sumak dökülerek sevilerek yenilir.Yemeklere ekşilik mayhoşluk veren baharat çeşitidir.
 
Sümeye süngâr sıkarBoşuna gayret eder. Boşuna uğraşır. Sümeye süngâr sıkmak/atmak=Olmayacak iş için çalışmak.
 
Sümeye, sümesineSüme=boş, Sümeye=boşuna, Sümesine=boşu boşuna (Ör. Hiç olmadı, sümeye gidilmiş. Yaptığın olmuyor, sümesine uğraşma)
 
SümsükSumsuk kelimesinin kasabada kullanılır şekli. Sümsük:Yumruk, yumrukla vurmak. Sümsüklemek: Yumruklamak.
 
SündükGördüğüne, her hoşuna giden şeye uzanan, hep kendini düşünerek hoş olmayan şekilde teklifsiz olarak almaya çalışan
 
SundurmaÖnü açık çatı altı, hayvanların barınmalarına, çiftçi aleti vs.konulmasına yarayan önü açık üstü örtülü yağmur, güneş görmeyen korunak. Balkon, örtme altı.
 
SünepeÜstü başı pis, miskin, mıymıntı. Aciz, yaramaz, pis, pasaklı. Daha ziyade kasabada pasaklı sünepe şeklinde birlikte söylenir.
 
SüngârTaşla kuş avlamaya yarayan lastik sapan.
 
SünniKur'an-ı Kerim'in hükümlerini, Hz.Muhammed'in sünnetlerini yaşamak üzere büyük din imamlarının üzerinde anlaştıkları meşru mezheplere bağlı olan. Kelime kasabada sünnü olarak da kullanılır. Sünnüleşmek de kasabada ehlileşmek akıllanmak, iyi huya dönmek, olgunlaşmak manalarına kullanılır.
 
Sürgü - sürgülemekSürgü:1.Tarla sürüldükten sonra keseklerin kırılıp düzlenmesi için çekilen alet buna kasabada tapan da denilir. 2.Kapıyı içinden kuvvetlice kapatmak için arkasından sürülen demir veya ağaç. 3.Sıvayı, betonu düzlemek için kullanılan maladan büyük alet. 4.Hastanın altına sürülen kap. Sürgülemek:Kapı arkasına sürgü sürüp sağlamca kapatmak. Sürgülü hale getirmek.
 
Sus payı - SusmalıkBildiği bir şeyi veya bir sırrı söylememesi, bir hadise karşısında susması, ses çıkarmaması için verilen para veya menfaat karşılık. Susma payı.
 
Susuz MuslukSessiz ve sinsice işini yürüten kişi.
 
Sütleğenİçinde süt gibi beyaz bir sıvı dolaşan bitki - ot çeşidi. Ağaç sütleğeni, sarı sütleğen gibi isimlendirilir. Koparıldığı yaralandığı yerden süt benzeri sıvı ifrazatı yapan ot veya bitki.
 
SuvatHayvan gücü, insan gücü ile uzun derin kuyulardan urgana bağlanmış kovalarla su çekip çıkarmak. Şebeke suyu olmayan genellikle köy ve çiftliklerde, hayvancılıkla uğraşanlarca hayvanları sulamak-kullanılacak suyu teminde, kuyudan su çekmek için kurulan düzene koşulan hayvanla uzun süre kuvat çekilerek su çıkarılırdı. Suvat çekmek belli başlı iş sayılırdı. Suvata koşulmaya ayrılan eşeğe suvat eşeği denilir.
 
SuyoluSuyun akması için künk veya demir boru ile yapılmış oluk ark manasına gelmektedir. Kasabada ayrıca bununla birlikte Kozağaçtan çıkan kaynak suyunun yol boyunu takip ederek kasabaya ulaşan künk hattına da su yolu denilirdi. Başkaca gökçeşme yolu üzerinde şimdi harap olup kaybolan ve zamanının meşhur bağlarının olduğu semte de suyolu, su yolu bağları denmekteydi.
 
SüyümBir kulaç miktarında veya 1 metre civarında iğneye takılıp kullanılabilecek uzunluktaki iplik.
 
Sıdmak - sıdırma - sıdalakSıdmak: Üzüm veya domates gibi meyve ve sebzenin ezilerek suyunu şiresini dışarı çıkarması, ıslağını dışa vurması. Ayrıca Sıdmak kelimesi korkan kimseler için ödü patladı yerine ödü sıddı şeklinde de ifade edilir. Kasabada kullanılan mahalli kelimelerdir. Kasabada yumurta kırmasına, sahanda yumurta yemeğine yumurta sıdırması, Kurumaya yön tutmuş iyice yumuşamış, buruşmuş üzüme sıdalak veya sıdalak üzüm denir.
 
SıkletAğırlık, mcz. sıkıntı, daralgınlık. (Buraya gelip oturalı epey oldu sıklet bastı haydi çıkıp bir hava alalım.)
 
SıkmaKasabada yapılan mayalı ekmek veya bazlama da denilen kasaba ekmeği üzerine konulan malzemenin ekmekle birlikte dürülerek sıkılmış şekline sıkma denilir. Sıkma yeni yapılmış ekmek veya ısıtılarak yumuşatılmış ekmek üzerine arzuya göre kıyma, kavurma, sucuk, bastırma, peynir, yumurta, patates vs. ekmeğin ortasına yakın yerde bir uçtan bir uca sıralanarak serilir, isteğe göre soğan, taze soğan, tuz,biber, maydanoz ve sair baharatla da zenginleştirilip dürülerek katlanıp sıkıldıktan sonra, ayran çay gibi içeceklerle, kavun karpuz ve üzüm gibi yiyeceklerle birlikte sevilerek yenilir. Kasabanın pratik yenileceklerinden olup aynı zamanda pratik azık çeşididir.
 
SındıMakas, büyükçe makas, terzi makası.
 
SındırmalıSındı:Makas, büyük terzi makası, Sındırmak:yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak manasındadır. Sındırmalı kelimesi kasabada içinden pazarlıklı, gizli niyetli, esas niyetini gizleyerek sinsice hareket sergileyen manasında kullanılır.
 
SıpaYaşını doldurmuş henüz iş görecek duruma gelmemiş eşek yavrusu, daha küçüğüne kırı denilir. (argo olarak küçük yaştakilere de söylenilir)
 
Sıra gezmek/sıra olmak/sıra tutmakUzun kış gecelerinde gençlerin, orta yaşlıların kendi aralarında, anlaşabilecekleri samimi arkadaş grupları ile birleşerek 10-20-30 kişiye varabilecek gruplarla akşamları bir araya gelmeleridir. Her gün değişik ve sıradaki kişinin evine toplanılır. Kendi aralarında oyunlar, acılı, acıtıcı boyutlara varan şakalar yapılırak eğlence çıkarılır. Evlerde arabaşı, pişmaniye çekilir, helva yapılır şamatalı eğlencelerle yenilerek kış geceleri değerlendirilirdi. Gelenek haline gelen bu hareket son zamanlarda yok olmuştur.
 
Sıraca - sıracalıSıraca: Boğazda urlar çıkması, bedenin bazı taraflarında yaralar açılmasına yol açan ırsiyetle ilgili olabilecek hastalık cinsi. Sıracalı: Sıraca hastalığına yakalanmış olan. Sıracalı kelimesi Kasabada genellikle hastalıklı görünümlü, zayıf çelimsiz ve gücü kuvveti olmayanlara aşağılayıcı ve argo olarak kullanılır.
 
Sırnaşık - sırnaşmakOna buna sataşıp rahatsızlık vermek, sırnaşık hareketler sergilemek.
 
SırtarmakGenelde sırtını bir yere dayayıp karşı koymaya kalkışmak, arka bulmak arkalanmak manalarına gelen bu kelime kasabada bunlardan başka ve tamamen ayrı olarak sırıtmak, uygun olmayan şekilde gülümsemek, yüzsüzleşmek olarak kullanılmaktadır.
 
SırımKalınlığı sıyrılmış ince ve yumuşak deriden dilinmiş, kalbur gözer yapımında ve özellikle deri çanta, kösele dikimende kullanılan sağlam deri ipliği. Deriden yapılmış ip.
 
Sırıtmak1.Dişleri göstererek sessiz gülmek. Dudakları ayırıp dişleri göstermek, yalandan ve tatsız şekilde gülmek. Samimiyet ve gülümseme dışında alaylı gülme şekli. 2.Kumaşa uymayacak ve kendini çirkin gösterecek şekilde değişik renk ve uygun olmayan iplikle yapılan dikiş. 3. Ayıbı ve eksiği ortaya çıkmak. kusurun gizlenememesi.
 
Sıska1.Karnına su dolmuş, karnı şiş kendisi zayıf çocuk. 2.Raşitizm denilen hastalığına tutulmuş zayıf ve kuru kalmış çocuk. 3. Pek zayıf ve etsiz kalmış güçlenememiş arık.
 
Sıtkını sıyırmakSadakattan, bağlılıktan gelen bu kelime kasabada nefret etmek, alakasını kesmek, bağlılığını koparmak, gözü görmesin olmak gibi kullanılır.
 
SızgıçKemikli et kavurması. Genellikle koyun, keçi gibi küçük baş hayvanların kaburgaları etli bırakılarak kırılıp parçalanıp saçta kemikli halde kavrulup yemeklere katılarak kullanılır. Kemikli kavurma şeklidir. Daha ziyade sulu pilav(bulgur çorbası), nohut, fasulye gibi bakliyat yemeklerine kullanılır. Adı kemikli sızgıç olarak geçer. Yemeklerin besin değeri açısından zenginleşmesine, lezzetlenmesine yardımcı olur.
 
SızlanmakUğradığı mağduriyet sebebiyle yakınmak şikayet etmek. Sızı ve sıkıntısını ifade etmek.
 
SığırcıkSerçeden büyükçe, nadiren yerleşik yaşayanına da rastlansa da genellikle kışın sürüler halinde göçeden, kasabada kara cırrık olarak da anılan kuş cinsi. Soğuğa dirençli ve eti yağlı kuş türü.
 
TadımlıkTadına bakmaya yetecek miktarda. Pek az tadacak kadar.
 
TafraKendisini olduğundan değerli gösterip atıp tutma. Yüksekten uçma, Şişinme. Sıçrama, atlama. Tafra satmak:Kendini yüksek göstererek yapmacık hareketlerle öğünmek, yapmacık göstermelik hareketlerde bulunmak.
 
TaharetTemizlik paklık, büyük aptesten sonra yapılan temizlik. Temizlenmek.
 
TahraAğaç budamada, ağaç ve odun kesmede-kırmada kullanılan tutacak sapı ve kesecek ağzı yekpare demirden sağlamca yapılmış bir çeşit ucu eğri kesecek malzeme.
 
TahterevalliOrtasından bir noktaya dayanan, iki ucuna karşılıklı birer kişi oturan, bir tarafı aşağı bir tarafı yukarı hareket ettirilerek eğlenilen kalas düzeneği.
 
TakasÖdeşme, sayışma, hesaplaşma, alacakla vereceğin kapatılması. Alınan mal karşılığında mal verilip hesaplaşma.
 
TaklaBaşı yere koyup bedeni üzerinden çevirmekten ibaret oyun, perende atmak. Tepe takla:başı aşağı gelme.
 
TanlamakHayrete düşmek, şaşırmak. Benilemek.
 
TapanTohum ekilmiş tarlada kesekleri ezerek toprağı düzlemek ve tohumu örtmek için sürütülerek çekilen ağaçtan yapılmış genişçe alet.
 
TaponDüşük kalitede, eski,satılması zor ve elde kalmış mal.
 
TaptupMayalanmadan yoğurulan hamurdan ve acil durumlarda bekletilmeden tandırda saç üzerinde pişirilen, bazlamadan ince ve biraz da genişçe özellikli kasaba ekmeği çeşidi. Kremadan yağ yapılırken çıkan yağ suyu ve Peynir suyu ile yoğurulan hamurdan yapılan türü de bulunur. Halkımızca bazlama ve mayalı ekmek gibi bıkmadan usanmadan sevilerek yenilir.
 
TapışlamakÇocuk veya iş yaptırılacak kişiye överek, moral vererek ensesine sırtına hafif hafif vururak elle sıvamak.
 
TarumarKarmakarışık, dağınık, perişan hale gelmiş.
 
TasAltı dar ve yuvarlak üstüne doğru genişleyen çukur sulu yemek kabı. Çini, billur ve cam porselenden olursa kase de denir. Su içmeye veya su dökünmeye yarayan yine madenden yuvarlak ve kulplu veya kulpsuz kap. Kullanıldığı yerlere göre su tası, çorba tası, hamam tası, sefer tası gibi isimlendirilir.
 
TasmaBazı hayvanların boynuna takılan deri veya madeni halka. Nalın veya terlik üzerine konulan meşin, lastik vs. parça. Argo olarak da ahmak, budala, enayi manalarına kullanılır ise de, Kasabada genellikle hırtal manasında kullanılır.(Bknz .Hırtal)
 
Tavİşlenecek bir maddeye verilen ısı, rutubet, katılık , kıvam, nisab. Basılacak kağıt, ütülenecek çamaşıra su serpmek. Semizlik, dolgunluk, tüzü düzelip parlamak. En uygun durum ve zaman.
 
Tavsımak Yeni yapılmış bir ürünün ıslaklığı sebebiyle çekişmesi ve kurumaya yüz tutması. Ele alınacak işlenecek hale gelmesi. Tavlanıp tavı geçecek hale gelmesi. Kurumaya yüz tutmak çekişmiş hale gelmek. Kurumak.
 
TavukgötüSiğil gibi elde ve ayakta çıkan, nasırımsı derinliği olan, sürtünme ve darbelerde acıtan bir tür deri rahatsızlığı.
 
TavşanlamakTavşanlamak: Zayıflayıp tavşan gibi kuru ve yağsız olmak manasına gelmekte ise de kasabada bundan başka iş yaparken başka yerlere bakınıp durmaya, uyumak için yatıp da uykusu gelmeyip etrafa bakınmaya, allek allek bakmak yerine tavşanlayıp durma olarak kullanılır.
 
Tay geldiÇocuklu dul kadının evlenmesi ile birlikte koca evine yanında götürdüğü çocuğuna aile dışındakilerce söylenen tabir.
 
TebdilTebdil:Değişmek, tebeddülat:değişiklik. Tebdilhava: hava değişikliği, rahatsız ve hasta kişinin iyileşmesine yarayan havadar yere gitmesi. Hava değişimi. Hava tebdili: Rahatlamak için açık hava veya değişik hava teneffüs etmek. Tebdili kıyafet:kıyafet değişikliği. Tebdili mekan: Mekan değişikliği
 
TebelleşTebel: Kıvrım, kat, katman, buruşukluk. Tebelleş: Birbirine geçmiş, karışmış, karma karışık olmuş. Ayrılması zor hale gelmiş. Tebelleş olmak:Birine gelip sürekli olarak durmadan rahatsız etmek. Rahatsız edip oyalamak. Başına bela olmak.
 
Tefe koymakTef Türk musikisinde küçük kasnak üzerine gerilmiş deriden yapılmış vurmalı ritim sazıdır. Kasnağında zil sıralanmış olanları da vardır. Tefe koymak mecazi manada alaya almak, dalga geçmek, kasaba tabiri ile mandır mandır oynatmak gibi manalara gelmektedir. (onunla aşık atamazsın seni tefe koyar oynatır. gibi)
 
Tekaüt - Tekavit -TakavitYaşlılık ve hizmet sebebiyle vazifeden ayrılarak emekli maaşı ile istirahate çekilmek. Tekaüde ayrılan için mütekaid de denilir. Kasabada taka kelimesi eski manasına kullanıldığından tekaüt kelimesi de takavit olarak kullanılmaktadır.
 
TekneBir bütün ağaçtan içi oyularak veya tahtadan kullanılacağı yere göre çeşitli ebatlarda yapılmış kap. Kasabada genellikle hamur yoğurmaya veya içine ekmek koymada kullanılır. Yekpare kütükten içi oyularak yapılmış olanlar makbul sayılır. Acıkan tekneyi susayan çeşmeyi bulur gibi tabirler kasabada çok kullanılır. Deniz taşıtlarından bazılarına da tekne denilir. Bazı müzik aletlerinin içi boş kısımlarına da tekne adı verilmiştir. Mecazen yaşlı insanların sonradan olan çocuğuna tekne kazıntısı denilir.
 
TelaşeAcı ile karışık acelecilik. Heyecanlı gürültü patırtı. Şaşkınlıktan doğan kargaşa. Üzüntülü ve sıkıntılı endişe. Bazı kimseler telaşlı olup etrafını da telaşlandırır bunlara mecazen telaşe müdürü derler. Bazıları da hiç telaşa kapılmadan ağır sakin ve soğukkanlı hareket ederler.
 
TelemeYarı pişmiş yarı çiğ, tam olmamış kıvamda. tam iyileşmemiş hasta, rafadan yumurta. kapanmaya yüz tutmuş yara.
 
TelisBitki lifleri ile yapılmış ipten dokunmuş kaba büyük dokuma. telis çuval, telis harar. Daha ziyade büyük balya yapımında, ticari emtina ambalajında kullanılırdı. Zamanımızda kullanımı gittikçe azılmaktadır.
 
TeltikTeltik kelimesi Eksik, noksan, küçük kusur, dolaşık, karışık, zor ve hata yanlış manalarında ise de kasabada genellikle değişik, tuhaf, kolayca bilinebilecek, dilimin ucunda söyleyemedim, teltik bir ismi var amma çıkaramadım gibi manalarda kullanılmaktadır.
 
Temre - TemriyeDeride çok küçük kabartı ve kızartı şekillerinde beliren cilt hastalığıdır. Botanikte karayosunu, liken diye de adlandırılır. Kasabada bu türde rahatsızlığı olanların temrelerinin üzerine sabit kalem dediğimiz kopyalı kalemlerle ıslatılarak yazılır ve tükürülerek temrenin kaybolduğuna inanılırdı.
 
TeneşirCenazenin yıkandığı tahtadan yapılmış seyyar veya gasilhanelerde sabit ve mermerden taştan vs. yapılmış cenaze yıkama yeri. kerevet. Huyu kötü kimselere seni ancak teneşir paklar, ölmesi istenilen kimselere teneşirlik ol gibi beddualara rastlanmıştır.
 
TengerlekTeng: darlık sıkıntı.Halkalanmış. Tengerlek: Küçük yuvarlak şekilde sınırlanmış çember. Daire, halka şeklinde çevrelenmiş şekil.
 
TenteGüneşten, yağmurdan korunmak için kapı pencere önüne, bahçe ve parklarda kullanılan açılabilir veya sabit yapılmış gölgelik.
 
TenteneKanaviçeden, oya ve dantelden yapılmış, elbise, çarşaf, havlu, mendil, örtü etrafına, bürüde ve perde altına dikilmiş örgü süslemedir. Dantel dantela kelime karşılığı olarak kasabada kullanılır.
 
TepelemekTekme ile çiğnemek, yok etmek, tekmeleyip iyice dövmek, itip kakmak, kötü davranmak, hırpalamak. Vasıta ile ile çarpıp çiğnetmek.
 
Tepinmek - tepişmekTepinmek: El ve ayaklarını vuraraksıçramak, kızgınlıktan kendini yerden yere vurup çırpınma. Her hangi bir şeyi kabul etmemekte ısrar etmeyi tepinerek göstermek. Tepişmek: Hayvanların birbirine çifte atarak vuruşması. Kavgada hırgır çıkarıp çekişmek.
 
TepsermekYeni yapılmış bir ürünün ıslaklığı, yeni ıslanmış bir yerin çekişmesi ve kurumaya yüz tutması. Ele alınacak işlenecek hale gelmesi. Tavlanıp tavı geçecek hale gelmesi. Kurumaya yüz tutmak çekişmiş hale gelmek. Kurumak.
 
TeraneKelime nağme, ahenk, makam, ezgi, rübai manalarındadır. Ancak kasabada bunlardan ayrı uydurma bahane, sığınılacak sebep manalarına da gelmektedir. Mcz. sık tekrarlanan sıkıcı ve usandırıcı söz olarak da kullanılır.
 
Terbiyeden tezikmekTezikmek aralaşıp uzaklaşıp gitmek, kaybolmak, tezip gitmek manasına gelen bu kelime kasabada terbiye ile ilişkilendirilerek terbiyeden uzaklaşmak, terbiye dışı hareket yapmak manalarına kullanılır.
 
TerelelliHafif, hoppa, delişmen, deli dolu yerinde duramayan basit hareketler içinde olan.
 
Ters - TerslemekTersine hareket etmek, aksi davranmak, zıtlık, huysuzluk, sertlik manalarına gelen bu kelime kasabada ayrıca hayvan gübresi olarak kullanılmaktadır. At tersi, davar tersi olarak geçer. Hayvanların pislemesine gübrelemesine de terslemek de denilir.
 
TetirHalı, kilim vs. ıstar tezgahlarında dokunması için hazırlanan yün iplerin motif desen ve şekillerinin oluşmasında özellik gösteren renklerden sadece yaş ceviz veya ceviz kabuğunun kaynatılarak elde edilmesinden meydana gelen siyahi yeşile çalan renk. Orijinal kök boyası, bitki boyası rengi. Yaş ceviz yeşili renk. Dokumacılıkta kullanılan sağlam, solmaz ve çıkmaz kıymetli, koyu yeşile dönük renk.
 
TevatürAğızdan ağıza yayılan, ifrat derecesine ulaşmış, kuvvetli yaygın söylenti. Çoğaltma, ifrata kaçma.
 
TevekAsma, bağ çıbığı ve kavun karpuz gibi bitkilerin kökü ve kökenleri için kullanılmışsa da, Kasabada asma veya bağ kütüklerinden yeni çıkan sürgün dallar için kullanılır, taze sürgün asma dalı taze ve mayhış bir tadı ihtiva ettiğinden sevilerek yenilir. Tefek olarak da ifade edilir.
 
TezekBüyükbaş hayvanlardan özellikle inek ve öküzlerin, kurutularak yakılan gübrelerine tezek denilir. Isı kalorisi düşük olmasına rağmen kor haline gelmesi durumunda ateşi uzunca süre muhafaza eder. Köylülerce tandır yakacağı olarak da kullanılır. mecazen kokaryakıt olarak da adlandırılır.
 
Tezgene - teskereFarsça deskere den gelme olduğu tahmin edilen teskere kelimesi iki manada kullanılmaktadır. Teskere:1.Kasabada yaygın kullanılış şekli tezgene dir. Tezgene: iki paralel ağaç üzerine çakılmış tahta tabla üzerinde taş, moloz, tuğra kiremit vs inşaat malzemesi gibi şeyleri taşımaya yarayan kenarındaki kolları vasıtasıyla iki kişinin yapışması ile taşınan sedye şeklindeki yük taşıma aletidir. 2.Tezkere veya teskere kelimeleri genel olarak belge vesika pusula manalarında nüfus teskeresi, inşaat izin teskeresi, gümrük teskeresi, askerlik teskeresi gibi yazılı belge manalarında kullanılmaktadır.
 
TezikmekSıçramak, koşmak, sıçrayıp uzaklaşmak. Tezikip gitmek: Gözdep uzaklaşıp kaybolup gitmek.
 
TeğelDikilmemiş bir şeyi yatıştırmak veya içine doldurulan pamuğu-yünü durdurmak için geçirilen kaba ve seyrekolarak iliştirme dikiş şekli. Kasabada ilgilemek, teğel çekmek veya oyulgamak da denilir.
 
TiftimekBir iplik, urgan, kendir, halat veya bir dokuma çeşidinin lif lif ayrılarak bağlarının zayıflayıp nezelip nazikleşmesi, havının dökülmesi, dayanıksızlaşma. Eskimeye yüz tutması.
 
Tiksinmek - tiksintiYemekten ikrah etmek, iğrenmek, mide yadırgaması, midenin yenileni kabul etmemesi. Yeme isteğini kabul etmemesi. (Aynı yemeği yiye yiye bir tiksinti geldi bir daha gözüm görmesin oldu.)
 
Tilki uykusuTilki kurnazlığı temsil ettiğinden, uyumadığı halde yattığı yerden etrafı gözetleyen ve etraftaki sesi ve konuşmaları dinleyen, her konuşulan ve hareketten haberdar olan kişilere tilki uykusunda, tilki uykusuna yattı denilir.
 
TiritEt suyu ile hazırlanmış, soğan, yumurta, domates, baharatlarla zenginleştirilmiş malzemenin doğranmış ekmek üzerine dökülerek yapılan yemek. Daha ziyade kurumuş ekmeklerin değerlendirilerek yenilebilmesi için yapılan kolay yemek çeşidi. Ayrıca sonradan da üzerine iri doğranmış soğan serpilerek onun üzerine de sumak ekilerek sevilerek yenilen ve aranılan yemeklerden olmuştur. Kasabada sevilen ve zenginleştirilmiş malzemesi ile besleyiciliği artan bu yemeğin milli yemekler arasına girmesi ile büyük şehirlerde hususi tiritçi lokantaları açılmaya başlanmıştır. (Kadınhanı şivesi ile şakaları bile yapılmaktadır. "ekmeği ekmeğile yiyirik, adına da tirit diyirik, amanın amanın bi yiyirik bi yiyirik)
 
TirmenTarlalarda anbaşı olarak kullanılan kelimenin bağ ve bahçeler için kullanılan karşılığıdır. Komşu bağ ile arasındaki hudut çizgisidir. Bağ ve bahçelerde biraz daha belirgin. Bağın içindeki çakıl ve taşların komşu ile aralarındaki çizgi üzerinde toplanması ile oluşan duvarımsı çakıl yığını çizgisine tirmen denilir.
 
Tiynet (Tıynet)Yaratılış, mizaç, hilkat, cibilliyet, fıtrat. Tıynetsiz:kötü yaratılışlı, kötü mizaçlı.
 
TöhmetSuçlanma, bir suç ve kusur işlemiş oması zannedilen, zan altında olmak. Şüpheleri toplamak.
 
TokalakÜzerinde birkaç üzüm tanesi bulunan küçük salkım./ Cingil. /Toka büyüklüğünde küçük salkım.
 
TökezlemekYürürken ayağı dolaşmak, ayağını bir yere çarpıp sendelemek, dengesi bozularak düşecek hale gelmek. Güçlükle karşılaşmak.
 
TokluBir yaşını doldurmuş koyun kuzusuna Toklu, 2 yaşındaki kuzuya da Şişek denir.
 
TokuçEskiden yıkanmakta olan çamaşır üzerine özel tahtadan yapılmış kürek şeklindeki aletle vurularak kirinin çabuk çıkarılması sağlanırdı. Bunun için yapılmış tahta alete tokuç denilir. Bazı yerlerde tokurcak olarak da adlandırılmıştır.
 
Tokucu torbaya sokmakTokuçu torbaya koymakla alakalı gibi görünse de kasabada bir işe karar verip hazırlığını yapıp yola koyulmak manasına kullanılan deyimdir.
 
TORGASABA DA ESKİDEN BANYO HAVLUSUNA TOR DENİRDİ.
 
Tös - DösBinek ve yük hayvanlarının özellikle atların binilecek yere yanaşması, geri geri gidip falakaya, arabaya, düğene koşulması için yaklaşması istenildiğinde söylenir. Kelimenin kasabada söyleniş şekli dös veya döst dür.
 
Tosbağa/TosbağıYuvarlak yarım küre şeklinde, üstü,altı bütün dış yüzeyleri kemikleşmiş hane hane desenli kabukla kaplı, yalnız başını, ayaklarını ve kuyruğunu çıkarabilmesi için delikleri olan. Karada yürüyüp gezebilen ve denizle yaşayan yüzebilen çeşitleri olan kaplumbağalardır. Kara kaplumbağaları her türlü kara iklimi şartlarında yaşayabilen özelliğe sahiptir. Otsu bitkileri yiyerek beslenir, nemli araziyi sever. Kışları kendini kuytu yerlere toprak içine gömüp kış uykusuna yatarak kışı çıkarır. Denizde yaşayanlara karetta karetta denilmekte. Yaşadığı bölge turistik ve görmeye değer kıymette gösterilmektedir. Karada yaşayanların ayakları yürümeye, Denizde yaşayanlarının ayakları ise yüzmeye elverişli şekilde gelişmiştir.
 
Toz kondurmamakBir kimse, bir olay bir şey hakkında laf söyletmemek, korumak, arka vermek.
 
TrampaKarşılıklı mal alıpverişi, bir malı alarak yerine başka bir malın verilmesi. Mal değişikliği. Takas yapmak. Trampacı: aldığı mala karşı daima mal veren ve bu işten para kazanan kimse.
 
Tuh - TühVah vah, yazık, yazıklar olsun anlamlarında pişmanlık, öfke, begenmeme ve üzüntü, acıma belirtmek için kullanılır.
 
TulukTulum kelimesinin kasabada kullanışı ve ifade şeklidir. Tuluk:Bütün olarak çıkarılmış hayvan derisidir. Kesilmeden delinmeden bütün olarak çıkarılan deri temizlenerek içine yağ, yoğurt ve genellikle peynir basılarak kışlık yiyecek peynir hazırlanır. Kışlık peynirde tuluk peyniri tercih edilir ve sevilerek yenilir.
 
TuncukmakYerinde duramamak sonu zarara varan hareketler sergilemek. Hırçınlaşmak, şirretleşmek, şerli hareketlerde bulunmak. (tuncukup durma, uslu dur, tuncukma. Tuncukup duruyordun sonunda ağlayacağın belliydi. gibi) Şirretleşmek manasına şirnemek olarak da Kasabada mahalli kelimelerdir.
 
Tünek - TülekTünek:Tavuk vs. kümes hayvanlarının, kuşların üzerine çıkıp geceledikleri sırık, kümes sırığı, ağaç vs. Tülek: Kuş ve kümes hayvanlarının bahar-yaz mevsiminde tüylerini dökmeleri. Tüy dökümü.
 
TüreneMeydana gelmek, oluşmak, ortaya çıkmak manalarına gelen türemek kökünden gelen bu kelime kasabada yeni bir çeşit, tuhaflık, alışılanın değişik şekilleri ve hayret verici tuhaf halleri için kullanılır. (Çocuk çok değişik türene bir şey. Nerenin türenesiymiş bilemedik. Ne biçim türene adam ? gibi) Mahalli bir tabirdir.
 
TutamBir kerede birden bir elin avuç ve parmaklarıyla birlikte tutulabilecek miktar. Genellikle otsu bitkiler için bir yolumluk bir tutamlık gibi kullanılır. (Bir tam ot, bir tutam maydanoz, bir tutam nohut, bir tutam saç veya sakal gibi) Bir tutam tuz veya bulgur gibi malzemeler için ise parmak uçlarıyla veya avuç içiyle alınabillecek daha küçük miktar için kullanılır.
 
Tutamak1.Yiyecek maddelerin ısıtılması, pişirilmesi için tencere tava demlik vb. mutfak malzemelerinin sıcakken tutulmsını sağlayan, bir şeridin uçlarına tutturulmuş iki bez parçası. Kasabada çeşitli desen, nakış kurdela ve süslemelerle genç kızların çeyizlerine dahil edilmiştir. 2.Bir işte veya bir konuda dayanılan nokta, belge, vesika manalarında da kullanılmaktadır.
 
Tütmek - kokmakTütmek kelimesi genelde tütsü ve dumanlamak dumanı tütmek manalarında kullanılmakta ise de kasabada başkaca kokmak koklamak yanında daha ziyade güzel kokuya tütmek, kokunun kötü şekline kokar, kokmuş kokmak gibi kelimelerle ayrıcalık getirilmektedir. Kelimenin başına güzel koku, kötü koku gibi ayırt edicilik konulmamışsa; Koku: kötü koku, Tütü:güzel koku ağırlıklı kullanılmaktadır. Tütmek, türül türül tütmek.
 
Tüymek(argo) kaçıp kaybolmak, ortadan yok olmak, gözden uzaklaşmak. Sıvışıp kaçmak.
 
Tuz kabağıSu kabağı olarak kullanıldığı için bu adla anılan içi boş kabağın sap çıkıntısı kesilmesi ile tuz kabı olarak da kullanılır ve kullanıldığı yer itibariyle su kabağı, tuz - biber kabağı olarak adlandırılırdı. Şimdilerde nostaljik eşyalardan sayılmaktadır.
 
Tuz taşlarıKasabamızda hayvancılığın yaygın ve zaruri olduğu dönemlerde, koyun keçi inek gibi hayvanların tuz ihtiyaçlarını gidermek için hayvanların barındığı hayat tabir edilen havlulara konulmuş, üstleri düz ve genişçe kayalardan seçilmiş veya kademe taşından özel olarak yükseltilip sabitlenmiş üzerine tuz dökülmeye yarayan taşlar. Hayvanlar bu taşlar üzerine dökülen tuzu yalayarak tüketirler ve tuz ihtiyaçlarını görürlerdi. Ayrıca büyükbaş hayvanların ihtiyaçları için kaya tuzu olarak anılan blok halinde tuzlardan konulurdu.
 
TıfılKüçük, çocuk, taze, yavru. Ufak tefek, zayıf. Sabi.
 
Tıka basaHiç boş yer kalmayacak biçimde, iyice sıkıştırarak doldurmak. Tıkabasa doymak.Tıklım tıklım. Ağzına kadar doldurmak cümlelerindeki gibi kullanılır.
 
TıkaçTesti, sürahi, güğüm, şişe, su yalağı vs. su gibi akışkan madde doldurulan kapların ağızlarını kapatmak için kabına göre özel hazırlanmış sıkıştırılarak kapatan bez, odun vs.den yapılmış tıpa şeklindeki alet. (testi tıkacı, su yalağı tıkacı vs. çok kelimede olduğu gibi T kasabada d olarak da kullanılarak dıkaç şeklinde de ifade edilir.)
 
TıksırıkAksırık, kapalı ağızla hafif aksırma. Tıksırığı olan kimseye tıksırıklı denilir. (Düzgünce otur aksırıp tıksırma, çocuk rahatsız her halde tıksırıp duruyor)
 
TıkızÇok tıknaz, pek sıkı, küçük ve kalınca, çok sağlam ve sıkı manalarında olan bu kelime kasabada bunlardan maada özellikle billek oyununda sayımda geçer, billeğin deyneğe çarpmasına, küçük ve sağlam billeğe de tıkız denilirdi.
 
TınazSavrulmak üzere yığılmış dövülmüş ekin. Tarladan harmana getirilen biçilmiş taneli sap harmanda düğenle sürülerek ezilmiş malamanın rüzgarla birlikte savrulması için harmanın ortasına yığılarak toplanmış haline tınaz-tınas, rüzgar altında savrularak tanenin samanından ayrılması ameliyesine de tınas savurmak denilir.
 
TırmıkTarlada ekin sapı, kuru ot toplamaya elverişli olarak yapılmış uzun saplı ucu tarak biciminde ahşaptan ve sağlam ağaçtan yapılmış tarım aleti. Harmanda saman toplamada, kaba malzeme itelemede de kullanılır./ Bahçede işlerinde toprak tesfiyesinde taş çakıl toplanmasında da kullanılabilen demir malzemeden yapılmış küçük tırmak çeşidi, ayrıca traktör arkasında arazide sap, saman, ot toplamada kullanılan tarım aleti çeşidi bulunmaktadır.
 
Tırtığını taramakVurup çarpmak, saçını başını karıştırmak, üstünü başını yırtmak. Dövüp tanınmaz hale getirmek.
 
TırısAtın kısa adımlar atarak hızlı yürüyüşüne denilir. Tırıs gitmek:koşarcasına hızlı ancak koşmadan gitmek. Tırısa kalkmak:Atın yürüyüşünü tırısa çevirerek yürümesi. Tırıs koşusu: Atların dörtnala kalkmaksızın hızlı yürüyerek koşarcasına gitmesi. Rahvan yürüyüş, tırıs yürüyüş ve dörtnala şeklinde çeşitleri vardır.
 
UçarıPek yaramaz, uçkun akıllı, çapkın. Mesuliyetsiz, hayalperest, olgunlaşmamış. Zevk sefa aleminde dolaşan. Uçar akıllı.
 
Ucca ucca - ucun ucunHer iki kelime de kasabada usul usul, yavaş yavaş, usul yavaş, usulca yavaşça, sessiz ve belli etmeden belli belirsiz manalarında kullanılır.
 
ÜçetekEteği üç parçadan meydana gelen ve kasabada da eskiden giyilen bir çeşit entari, kadın elbisesi.
 
ÜçtekerliÜç tekerlekten birisi olan çekici tekerleğin önde diğer ikisinin arkada veya tersi şeklinde yapılmış, Konya ve havalisinde çok görülen, yük taşıma kasası bulunan, ekseriya motorla hareket ettirilen üç tekerlekli yük taşıma aracı.
 
Uçuk1.Ateşli hastalıklarda, merak ve endişeli korkulu hallerde dudaklarda çıktığına inanılan, bazen virüslerin sebep olduğu kabakcıklar. 2. Renk için soluk, solmuş, uçmuş açık renk. Hafif silik, belli belirsiz renk.
 
UfakHem boy bos ve ağırlık olarak hem de yaşça küçük cüssesiz karşılığında kullanılır. Sevimli küçükler için ufacık, ufak tefek, pek ince ve iyice ezilmiş parçalar için un ufak şeklinde yer alır. İrili ufaklı, ufak para, ufak tefek adam vs.
 
UfûnetAğır ve kötü kokunun hakim olduğu hal. Ağırlaşmış hava. Havakmış yara, çürümüş et, çıban kokusu. Ufunetini dağıtmak: pis,ağır kokulu ortamdan temiz havaya çıkmak. Daralgınlıktan kurtulmak.
 
UkalâBilmediği halde bilir geçinen, akıl satan, akıllılık göstericilik. Bilgisiz küstah. Akıllılardan geçinerek bilgili görünmek.
 
Ulan - ülen - lenArgo kelimedir. Erkekler ve erkek çocuklar için hey, ey manalarında hitap şekli olarak kullanılır.(haydi len arkadaş kalkalım, gel ulan gidelim gayri, ülen yapma be. gibi). Kaba bir ifade ile de kızgınlık ve nefret bildirir.(Ulan yanına varırsam döverim, git ülen defol karşımdan, len bunu neye yaptın? gibi)
 
ÜlepeUlufe: Maddiyat, maaş vs. karşılık ücret manasında olan ulufe kelimesi kasabada ülepe ollarak kullanılagelmiştir. Dar manada daha ziyade acele eden ve aceleci kişilere "yavaş ülepemi kapacaksın" "acele etme ülepe mi dağıtıyorlar" gibi kullanılmaktadır.
 
ÜleşmekÜleş:taksimden düşen pay, kısım, hisse, parça. Üleşmek:paylaşmak, taksim etmek, parçalayarak bölüşmek.
 
Ülker - Ülker çalmasıÜlker:Yedi yıldızdan meydana gelen ve hususi bir şekli olan yıldız kümesi, süreyya, pervin, ülker vs. yıldızı. Ülker çalması: Kasabada zamanlaması iyi ayarlanamadan ekildiğinden olduğu şeklinde de rivayet edilen, arazideki nohutun çiçek açımı veya çiçekten küpelenmeye dönümü günlerinde meydana gelen coğrafi meteorolojik olaydan etkilenerek nohutların zarar görüp kurumasına, verim kaybına ülker çalması, hava çalması veya bulut algını da denilir.
 
ÜlübüFasülye olarak bilinen sebzesi yeşil olarak kabuğu ile ve kurusu bakliyat olarak pişirilerek yenilen gıda maddesi. Barbunya, çalı fasülyesi, ayşekadın fasülyesi, yer fasülyesi gibi çeşitleri vardır.Ülübü daha ziyade kuru fasulyenin kasabadaki ikinci adıdır.
 
ÜlükÇaydanlık, demlik, Ibrık, sürahi, fıçı gibi su, sıvı yağ, sirke, şerbet, limon veya benzer akışkan mayi konulabilen ve kullanılışı sırasında istenilen yere istenilen kadar dökülmesine, boşaltılmasına yarayan, doldurulacak ağzından başkaca, kullanılış sırasında dökülmesini sağlayan delikten dışa uzanan çıkıntılı veya oluk şeklindeki akacak yeri.
 
Ulumak - uluşmakKöpeğin uzun ve ürkütücü bir sesle ağllarcasına ürüp havlaması. Uluşmak: birden çok köpeğin birlikte bağrışıp ulumaları.
 
Umma - UmmakÜmit etme, bekleme, inanma, sanma. Bir şeyin olmasını istemek, olmasını beklemek. Zannetme.
 
ÜmükBoğaz, gırtlak, yutak,imik kelimelerinin kasabada karşılık adıdır.
 
Umur - UmursamakUmur:Önem, ehemmiyet, önemsemek,aldırış etmek,vazife saymak. Umursamak:önemli ve ehemmiyetli görmek. Aldırış etmek.
 
UrbaGiyilecek eşya, esvap, giyecek elbise. Libas. Kasabada harman kalkınca birer kat urba kesinilirdi.
 
ÜretmelikÜretme:çoğaltma anlamında kullanılır. Üretmelik mayalanarak çoğaltmadır. Ekmeklik hamur yoğurulmasında, evvelce yapılmış hamurdan ayrılarak yeni yoğurulan hamura karışıtırılıp mayalanmasında kullanılan ekşimiş hamur. Şimdi aynı iş için hazırlanmış toz, ıslak paketlenmiş sanayileşmiş mayalar, bira mayası da kullanılmaktadır.
 
Ürkmek - ÜrkütmekÜrkmek:Ansızın korkup sıçramak, heyecanlanıp korkup çekinmek. Ürkütmek:Korkutmak, ürküntü uyandırmak, menfi olarak etkileyerek çekindirmek.
 
Ürusum - ürüsümResim, vergi ve usül, kaide manasında kullanılan (rüsum) kelimesi kasabada önüne (Ü) harfi getirilerek Ürüsum veya ürüsüm olarak kaide, usül, gelenek, adet manalarında kullanılır.
 
UsluUs akıl manasında ancak kasabada uslu akıllı manasından ziyade zarar gelmez, ağır sakin, terbiyeli, edepli, yavaş, yumuşak, ehliz manalarında kullanılmaktadır. Çok uslu. Akıllı uslu gibi akılla birlikte de kullanılır. Uslu durmak:Rahat oturmak, yaramnazlık etmemek.
 
Üstüne çöp kırdırmamakBirine arka çıkmak, korumaya almak, aleyhine laf ettirmemek. (Deyim)
 
Üstüne çöp kırdırmaz.Koruma altına almış, hakkında laf söyletmez, hiç hata kabul etmez korumaya devam eder. Onun üzerine laf söylenmesine razı olmaz manalarında kasabada kullanılan bir deyimdir.
 
UsturupluDerli toplu, ustalıklı, uygun şekilde, biçimli olarak, usulüne uygun şekilde, ustavari.
 
Usul - usulcaYavaş, sessiz şekilde yavaşca. Usullacık, usulcacık,yavaşlık, yumuşaklık ve nazikçe tavır.
 
Utangaç - UtanmazUtangaç: Utanma guygusu olan, çok utanan, gereğinden fazla utanıp sıkılan, kendisinde bir telaş ve iç baskısı duyup kızaran, serbestçe kendini ifade edemeyen, sebepsiz utanan. Sıkılgan. Sıkıldığını belli eden. Utanmaz: Utanma duygusu olmayan, arsız, hayasız, yüzsüz, utanmazca davranan.
 
UtaşmakYetişmek, ulaşmak. Koşup kavuşmak. (Mahalli tabir)
 
Ütme - ütmelik1.Oyunda yenmek, kazanmak, 2.Ateşte tutarak kılı kılçığı yakmak. (Yeni olgunlaşan buğday veya nohutu gererme tabir edilen olgunlaşmadan ateş üzerinde tutarak pişirmek, kasabada sarı buğday ve nohut olgunlaşma ütmelik döneminde ütülerek ateşte pişen taneler bulgur gibi ve kokulu olarak sevilerek yenilir.)
 
Ütme-ütmelikÖzellikle sararmaya dönmüş, sarı buğday dediğimiz başağı kılçıklı makarnalık buğday ile yine sararmaya dönmüş küpe içlerindeki taneleri gerermiş nohut; tarlalasından ihtiyaç duyulan miktarda toplanır. Açık alana yakılan ateş üzerinde başaklar tutularak buğday ve nohutların pişirilmesi beklenir. Kendi yaşlığı ve ıslaklığı sebebiyle bulgur kıvamında pişen başaklar ve nohut taneleri, saplarının yanması ile yanan ateş üzerine dökülür. Dökülen tane ve başaklar yanmaması için ateşten kenara uzaklaştırılarak toplanır. Toplanan başaklar elle ovularak kabuklarından ayrılır. Direkt ateş teması ile piştikleri için güzel kokulu olan buğday ve nohut sevilerek yenilir. Yapılan işleme ütme, bu kıvama gelmiş sararıp gerermiş nohut veya sarıbuğdaya da ütmelik denir.
 
Uyar akıllıBaşkalarının akıllarına uyan, konuşulanı ölçüp tartmadan, faydayı zararı hesap etmeden, başkalarının aklı ile iş yapan akılsız kişi.
 
UynazUysal, ağır başlı, uyumlu, herkesin fikrine kanaatine saygı gösterir, yumuşak, karşı gelmez, anlayışlı.
 
Uynazın küpüUynaz adı ile anılır Mehmet Uynaz'ın uzun yıllar kahvecilik yaptığı sıralarda özel ev ve işyerlerinde su şebekesi aboneliği yokken rahmetli Uynaz'ın kahvesinde ocaklığa yakın köşesinde büyükçe bir toprak küp vardı. Ahalinin içeceği ocaklığın kullanacağı su bu küpten karşılanırdı. Uynazın yardımcıları ve rahmetli Koruk Halil emmi tarafından devamlı doldurulur dolu tutulurdu. Kahvede kağıt oyunu oynayan gruplar karşısındaki ortak veya rakibinin hareketsiz kalması ve acemilik sergilemeleri durumunda. "Adam oyuncu değil ki uynazın küpü gibi oturur" ifadesinde bulunurlardı. Bu tabir durgun hareketsiz kişilere söylene söylene herkes tarafından kullanıldığından kabul görmüştür. oturmuştur. Azalarak gitse de kullanılmaya devam edilmektedir.
 
UyuntuUyur gibi duran, miskince hareket eden, tembel davranan. Uyuşuk. Gevşek.
 
UyuzDaha çok hayvanlarda nadiren insanlarda da rastlanan pek sık çıbanlar şeklinde görülen fazla kaşındırıcı, bulaşıcı bir cilt hastalığı. mecazen argo olarak da hareketsiz, canlı olmayan, uyuşuk, pısırık miskin, beceriksiz manasında da kullanılır.
 
UzuneşşekEğilmiş vaziyette ardarda sıralanmış birkaç kişinin üstünden sırayla atlayarak oynanan bir çeşit çocuk oyunu.
 
UğraEkmek, taptup, şepit gibi hamur işi yapımında hamurun şekil alması sırasında oklava, senit ve saca yapışmaması için serpilen un, kaba un ve kepekli una denir.
 
UğrunHabersiz, hırsız gibi, yavaşça ses çıkarmadan, duyurmadan yapılan hareketler. Gizlilik içinde yürütülen işler.
 
Uğunduruk - UğundurukluKendi halinde içinden pazarlıklı, sessiz sedasız siyaset takip eden, seslendirmeden kimseye haber vermeden kendi menfaatına çalışmak. Kendi etrafında dönerek uğunmak, dönüp durduğunu kimseye göstermeden hareketini gizleyip hareketsiz gibi görünmek. Bilgisiz ve cahil görünerek işini yürütmek.
 
Uğunmak Nefes nefese ağlamaktan soluk alamayacak hale gelip bayılmak.Havale geçirmek. Kendinden geçip rengi değişinceye kadar kararacak derecede nefessiz baygın kalmak. Bayılıp sıkılıp iç ezinmek. / kendi etrafında dönüş hızını göstermeden hareketsiz gibi durmak.
 
ÜğütlemeAyırma, seçme, tasnif etme. Ayıklama, seçerek toplama manalarına gelen mahalli kelimedir.
 
Üşenmek - üşengeçTembellik etmek, Erinmek, gevşek, esneyip durmak tembel tembel oturmak. İş yapmayı arzu etmemek, tembel.
 
UşkurUçkur kelimesinin kasabada söylenip ve kullanılan şekli Uşkur: Şalvar ve çeşitli donlara geçirilip belde bağlanan ince kuşak, şalvar bağı. Bel lastiği kullanılmazdan evvel donlara takılan bağ. Yeryer ihtiyaca göre özellikle kasabada kullanılmaktadır. Uçkur geçirilerek boğulan uçkur takılan yere de uçkurluk-uşkurluk denilir.
 
vaanna-vannah-annahKasabada kullanılan, hayret ve büyüklük işaret eden, yapılan bir şeyin, bulunulan ortamın azametini,anlatılanın ağırlığını, tesirini izah eden mahalli bir kelime.(Ör. Öyle olduğunu bilmezdim vaanna, vanna ne kadar çok, huyu çok kötüymüş vannah, ağaç öyle büyümüş ki vaanna, olsa o kadar olur.) Vannah=annah=eyvah manalarına da gelir.
 
Vargel - Vargel ağacıVargel:Bir çizgi üzerinde gidip gelerek hareket eden. Vargel ağacı:Istar üzerinde döşeli direziler arasından hareket ettirilerek melik geçirilmesine yarayan aralık hazırlayıcı ağaç.
 
VarikVarik; özellikkle köpek yavrusuna, köpek eniğine denir. Yavru köpek. (Köpek variği olarak geçmemektedir) Enik: bütün yırtıcı hayvan yavruları için kullanılmaktadır. Aslan eniği, canavar eniği gibi.
 
VariyetZenginlik, varlık, mal, servet. Variyetli:Yüksek gelirli, zenginlik sahibi. Varlıklı.
 
VartaTehlike, büyük tehlike, tehlikeli uçurum. (Yolda gelirken büyük varta atlattık, Allah yüzümüze baktı da sağ kurtulduk. vb.gibi)
 
VarışlıAnlayışlı, ferasetli, kiyasetli. Aklı varışlı, akıllı, zeki. Kafalı, aklı erer.
 
Vasi1.Ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle görevli veya ölenin vasiyetini tanzime bıraktığı vekil. 2. Kendilerini temsile yetkili olmayan küçük yaştaki yetimlerin mallarını idare eden ve kendilerini besleyip büyüten bu işle görevlendirilen kimse.
 
VebalYapılan bir iş veya davranışın ahiretçe sorumluluğu ve tehlikeli sonucu, günah.(bu işin yapımı için vebal verdi. Veballi iş beceremezsek vebalinden kurtulamayız günah olur.gibi)
 
VeleKız çocuklarının oyunlarında kullandıkları yapmacık bebek veya malzeme sarmakta kullanılan küçüklü büyüklü bez parçası.
 
Velespitİki lastik tekerlekli, mekanik bir düzenle, ayaklarla pedalın çevrilmesi ile zincirle güç aktarımı yapıp tekerleklerin döndürülmesi ile hareket eden motorsuz binek aracı. Bisiklet. Bi:olmayan, siklet:ağırlık, Bisiklek:ağırlığı olmayan hafif araç manasına kullanılır.
 
VeletÇocuk, oğul, evlat. Nesil. Veledi sülbi:öz evlat, veledi manevi:evlatlığa kabul edilmiş evlatlık.
 
VelhasılSözün kısası, kısacası, sözü uzatmayalım, sonuç olarak manalarına kullanılır. (El hasıl veya elhasılı kelimelerinin kasabada kullanıla gelen şekli velhasıl.)
 
VelveleŞamata, gürültü, patırtı. Yaygara.
 
VeresiyeBedeli ileride ödenmek üzere yapılan alışveriş. Mecazen istemeyerek görülsüz, ehemmiyet vermeden. Veresi toplamak:verdiği malın arkasından giderek bedelini istemek. Veresiyeci: veresi allışveriş veya veresiye iş yapan, veresiye iş gören.
 
VerevBir köşeden bir köşeye kesilmiş veya bükülmüş bez kumaş şekli.(verev bir bez , verev katlamak, verevine kesmek.) Karşı köşeler yönünden kesilmiş veya katlanmış olan.
 
VermekTeslim etmek, ödemek, ihsan etmek, bağışlamak, sunmak. (Paket vermek,hediye vermek, kira vermek, borç vermek, korku vermek, neşe vermek, faiz vermek, ürün vermek, söz vermek, ateşe vermek, ad vermek, ara vermek, arka vermek, el vermek, ödünç vermek, üste vermek, boş vermek, baş başa vermek, bel vermek, boyun vermek, pay vermek, ağzının payını vermek, pey vermek, hak vermek, haber vermek, bilgi vermek, renk vermek, zahmet vermek, senet vermek, keyif vermek, kulak vermek, mana vermek, şan vermek, can vermek, selam vermek, ümit vermek gibi kullanıldığı yer ve şekle göre mana kazanır. Müjde vermek sevinç, korku vermek, zahmet vermek üzüntüdür. Can vermek ölümdür. Kasabada bağdan gelen üzüm, bostandan gelen karpuz kavun hırtlak acur verir yol boyundaki çocuklara. Koyun kuzu et süt verir. Ağaç meyve verir bakarsan. Veren el alan elden üstündür. Karşılıksız vermek, almadan vermek Allah'a mahsusdur. İnsanlar bütün verdiklerinin karşılıklarını misli ile alacaklardır. Hayır veren karşılığını, korku eza cefa veren zulmeden de karşılığını alacaktır.
 
VeryansınVermek ile ilgisi yoktur. Acımadan, sonunun ne olacağını hiç düşünmeden yok etmek, ağzına geleni sarfetmek söylemek manasında ve sadece -veryansın etmek- deyiminde geçer. İmha etmek, yok etmek, talan etmek gibi manalarda kullanılır.
 
vikiz, vikisFerahlatıcı etkisi olan vics adlı kreme verilen ad.
 
ViraneYıkılmış bina kalıntıları, harabeleşmiş yer. Örenleşmiş, terkedilmiş, bakılmayacak hale gelmiş yerler. Kasaba uzun yıllardır göç verdiğinden, oturan yaşlıların da vefatı sebebiyle çok hane kapandı, çok hane virane oldu. Merkezdeki harabe haneler görümü de bozmaktadır. Aşağıdaki dörtlük de Bayburt'lu Zihni memleketinin viran oluşundan etkilenerek ifade etmiştir. Bu şiir defalarca besteye alınmış, değişik kişilerce değişik şekillerde okunmuştur. ---------Vardım ki yurdumdan ayak göçürmüş. Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı. Camlar şikest olmuş, meyler dökülmüş. Sakiler meclisten çekmiş ayağı. Laleyi, sümbülü, gülü har almış. Zevk-u zevk ehlini ahu zar almış. Süleyman tahtını sanki nar almış. Gama tebdil olmuş ülfetin çağı. Bayburtlu Zihni şiiri Rus işgalinden sonra yazmıştır. Kasaba şükür böyle bir durumda kalmadı amma merkezin hali hazır durumu şiire yakındır.
 
Vurgunu yiğin gelmek/gelesiceVurgun:vurulmak, tutulmak. Yeğin:Fazlaca baskın, üstün, şiddetli zorlu. Vurgunu yiğen gelmek: acısı,tutkunluğu baskın gelerek kendini kaybedecek dereceye düşmek. Çok zorda kalmak. Gücünün kudretinin fevkinde zorlukla karşılaşıp üstesinden gelememek. / Büyük zorluk altında kalması istenerek, Beddua ve ilenti olarak değerlendirilir.
 
Vıcık vıcıkCıvık hale gelmek, cıvıklaşmak, gereğinden fazla sulandırmak, sucuk gibi ıslanmak. Fazlaca terleyip yapışkan hale gelip terle ıslanmak.
 
Vıdı vıdıYerli yersiz konuşmak, boşu boşuna ve çok konuşmayı huy edinmek. Gıdı gıdı etmek. Vızıldayıp durmak, vır vır konuşmak. Vırıldanmak.
 
VınHızla dönen ve kendi etrafında hareket eden tekerlek, kasnak, topaç(katır) vs.nin çıkardığı ses. Kasabada bu sese uğunma veya uğunma sesi de denilmektedir.
 
vıngır vıngır Genellikle Karınca, sinek, kurt, solucan ve buna benzer hayvanların bir araya toplanarak hareketlilik göstermelerinde kullanılan çokluk ifade eden mahalli kelimedir. (hayvanın yarasına sinek atmış, vıngır vıngır kurt kaynıyor. Arı kovanı gibi vıngır vıngır girip çıkan belli değil. gibi)
 
Ya1. Şaşkınlık ve hayret bildiren ünlem ve kelimedir. Ya... öylemi olmuş, siz bize neye gelmiyorsunuz ya. , öylemi ya. gibi, 2. Ey, hey, ya Allah, ya Rabbi, Ya Resulallah, ya imdat gibi yardım isteme ve eseflendirme bildirir.
 
YabaHarmanda malama karıştırmada, tanelerin samanından ayrılması için tınas savurmada kullanılan yekpare sağlam ağaçtan yapılmış 4 parmaklı büyük çatal şeklinde harman el aleti.
 
Yaban ayaklıGeçimini, kazancını yabanda çalışarak, memleketinden dışarıda dolaşarak kazanan, işi icabı sık sık yabana gidip gelen kişi.
 
Yad - YatYad:Anmak, hatırlamak, akla getirmek. Eskileri yadetmek: eski günleri gözönünden geçirip hatırlamak. Yat:Yabancı, garip, bigane, ağyar, hasım düşman / Çatanadan büyük gezinti vapuru.
 
YadırgamakYabancı gözüyle bakmak, yabancı saymak. Çocukların tanımadığı kimseden korkup ağlaması. Yabancı yere alışıncaya kadar rahat edememek. Alışkın olmadığı yerde yatağı yorganı yabancı sayarak rahat uyuyamamak. Eski yerini aramak.
 
YahniKavrulmuş soğan veya soğan ağırlıklı ve nohut ile pişmiş et yemeği. Kasabada üç gün süren eski düğün adetlerinde ikinci günü(kız düğünü günü) yahni pilav pişirilerek düğüne gelenlere ikram edilirdi.
 
YalKöpeklere yedirmek için un ve kepekle hazırlanan bir çeşit hayvan yiyeceği.
 
YalakHayvanların su içtiği oyma taştan betondan veya tahtadan yapılmış tekne, suyun sıçramaması için çeşme musluk vb. altına konulan telikli taş tekne. Kullanıldığı yere göre kuyu yalağı, çeşme yalağı gibi isimlendirilir. Köy yerlerinde sürüler halinde sulunacak hayvanlar için doldurulan büyük havuz şeklindeki yalaklara da havdan denilir.
 
YalancıktanGerçek olmayarak, yapmacıktan, yapmacık olarak şakadan, yalandan yapılan basit hareketler.
 
Yalpak - yalpaklık - Yaltak1. Sokulgan, canayakın, sevimli. 2. Dalkavuk, yüze gülücü, riyakar, yalancı. 3. Sarp kayalık yer, uçurum. Yalpaklık: Yalpak olma hali, dalkavukluk, riyakarlık. Yaltak:Dalkavuk, alçakça yalvaran. yaltakça hareket eden. Yaltaklanan.
 
YalınkatTek katlı, ince, sağlam olmayan dayanıksız. Derinliği olmayan, basit, üstünkörü.
 
YampiriEğri büğrü, çarpık çurpuk, yan yan giden, düzgünlüğünü kaybetmiş. Yamuk hale gelmiş.
 
YamıçYamuk, eğri büğrü, bir tarafı yassılmış. Asimetrik.
 
YamışmakVazifeyi veya yapılacak bir işi önemsemeden işin kolayına kaçıp yapmamak. İsteksiz davranıp işi yapmaktan vazgeçmek. Basit bahanelere sığınarak işten kaçmak.
 
YanardönerKıpırdamakla ve hareketle renkten renge giren, renkleri ve dalgaları değişen. Hareketleri ile renk farklılığı gösteren.
 
YansılamakBaşkasının hareketini taklit etmek, taklitçilik yapmak. Ağız eğip alaya almak, yan yürümek, çarpık yürümek. Başkasının konuşma şeklini kullanarak taklit yapmak. Taklit etmek, başkalarını güldürmek için bir diğerini alaya almak dinimizce günahtır. Bir arslan bir başka arslanı taklit etse yansılasa o arslan kalmaz maymunlaşır derler. Taklitçilik yansılamak maymunlaşmaktan sayılır.
 
YanşakTatsız biçimde geveze, ağzı yayvan. Alaycı şekilde lavgar. Lafazan yanşakça hareket eden.
 
Yapmacıkİçten olmayan, düzme, zoraki, sahte, sun'i, samimiyetsiz sahte tavır.
 
YarasaKanatları elleri ile ayakları arasına uzanan bir zardan ibaret olan uçucu ve memeli bir kuş türü hayvan. Gözleri güneş ışığına dayanamadığından yalnız gece dolaşır, çok hassas duyargaları sayesinde hiç bir yere çarpmadan uçabilirlir.
 
Yardak - YardakçıYardak:Yardımcı, yamak, / hokkabaz , kötülükte ortak, kafadar. Yaldakçı: Yardakçılık yapan, yardımcı, kötü işlerde birbirine yardım eden kimse.
 
Yat yat yarışmakKarşı koyar derecede yarışmak, iddiada bulunmak, ısrarlı şekilde direnerek karşılık vermek manalarında kullanılan deyimdir.
 
Yatkın - yatkınlık1. Bir yana meyilli, çok yatmış, çürümeye yakın yatmış mal. Yata yata bayatlamış mal. 2. Bir işi tekrarlamaktan doğan el alışkanlığı, el yatkınlığı, ustalık meleke kazanmak. Alışkın benimsemiş, usta kabiliyetli becerikli, ustalığa yatkın, güreşe yatkın, futbola yatkın, araba kullanmaya yatkın. vs.
 
Yatım1. Yatmış ve eğilmiş hal, yere serilmiş olma durumu. 2. Ekinin otun çayırın sulanma ve rüzgar tesiri ile bir tarafa yatık olarak kalması, halı ve kadifa gibi dokumaların tüyünün dokunuş şekline göre bir tarafa yatık şekil alması. 3. Konuşmalarından ne diyeceğinin anlaşılması ağzının yatımı, ağzının olçumundan omar diyeceğinin belli olması.
 
Yatıp batırBatır kelimesi kasabada batmaktan batırmaktan başka anlamda önüne gelen kelimedeki hareketi devam ettirir manasına kullanılır. Halen duruyor yerine durubatır, bakıyor veya bakmaya devam ediyor yerine bakıbatır, yapıyor yerine yapıbatır olarak şimdiki zaman için kullanılır.
 
YatışmakDurgunlaşmak, sakinleşmek, şiddetin geçmesi, aşırılığın giderilmesi. Gürültü ve karışıklığın son bulması, rahatlamak, heyecanın dinmesi, korkunun yok olması, razı olmak.
 
YavanYağsız, pağı pek az. Tatsız, lezzetsiz. Yavan konuşmak:konuşulan lafın bir değeri olmaması. Görgüsüz, bilgisiz manasına gelmektedir.
 
Yavsı - yavşakHenüz sirken halinden yeni çıkmakta olan bit, bit yavrusu, küçük bit. Yavşak ayrıca mecazi anlamda geveze ve laf etmeyi seven yılışık kimselere denilir.
 
YavıncımakAçlık hissetmek, içi kıyılmak, içi gecmek. Acıkmadan dolayı midesinde ince ince ağrı duymak.
 
Yaya - yayan- yayan yapıldakAyakları ile yürüyen, bineksiz yürüyen, bineksiz kalıp yayan giden. Piyade olarak yürüyerek gitmek.
 
Yaygara - yaygaracıYüksek sesle bağırma, gürültü patırtı çıkarmak, çok bağırmak, gürültülü olarak ortalığı telaşlandırmak. Yaygaracı yaygara koparmak. Velveleye vermek.
 
YaylımYayılmaktan fiil, yayılmak fiili. Hayvanların otlama yeri, düz arazi (Bu sene yağmur iyi yağdı hayvanların yaylımı çok güzel, şu salının yaylımı daha güzel vs. gibi)
 
Yaz bozSebatsız, istikrarsız, değişken yazı. Müsveette karalama yazı. Yazıp yazıp silinecek tahta(Yazboz tahtası)
 
YağlıkCepte daha ziyade burun akıntısını silmek için taşınan çevre tabir edilen bir çeşit mendil.
 
Yağrınİki omuz arası ile boyun kökü mesafesi, Yağrın (kelime atlar için kullanılmış olsa da) kasabada iri yapılı omuz arası geniş insanlara yağrınlı veya yağrını geniş, yağrını 5 karış gibi tarif tabirlerinde kullanılmaktadır.
 
YağırPis, kirli, pasaklı, kir kir üzerine gelerek oturmuş sinmiş çıkmaz hale gelmiş renkten renge dönmüş leke. Uzun süre pis kirli kalmaktan küçük bir yaranın temizlenmemesinden büyümüş hassaslaşmış kapanması zorlaşmış büyük yara ve pislik birlikteliği. (adam ne kadar pismiş elbisenin rengi kaybolmuş yağırlaşmış gitmiş, hayvanlar kaşağılanırken yağırı olan hayvan kaşağının dokunmasından korkar gocunur. vb.)
 
YaşmakKadınların başlarına örttükleri ince beyaz tülbentten yapılmış baş örtüsü, çember.
 
YaşıgaragelesiceLanet, beddua anlamında kullanılan bırleşik bir kelimedir. Yaşının hayrını görmeme anlamına, yaşını yerde yaşayasıca şeklinde de kullanılır.
 
Yaşını yerlerde yaşa/yaşayasıcaBir kimsenin ölümünü temenni etmek manasına kullanılan beddua.
 
İbaBu kelime kasabada Nem, ıslaklık, yaşlık, su öyüntüsü. Rutubet manalarına karşılık olarak kullanılır.
 
İbdimaİlk önce, ilk baş, ilk defa, en önce, öncelikle manalarında kullanılır.
 
İbikKanatlı hayvanlardan genellikle horozun-mısırga(hindi)nın başındaki kırmızı ve kalınca deri uzantısı. Bazı yörelerde horoz tarağı da denir. Kasabada şapka siperine şapka ibiği de denilmektedir. Çıkıntı köşe manalarında da kullanılır.
 
İbtida- iptidaBaşlangıç, öncelikle, ilk önce. ilk evvela.
 
İçerlemekİçin için kızmak, öfkelenmek, gücenmek, alınmak. ( Başkasıyla gidince çok içerledim. Ona karşı İçerlenme o vaifesini yaptı. Çok içerlemene değermi. İçerleyip durma. gibi)
 
İçgil - İşgilBir kusura sebep olup gocunup durmak. Hatanın duyulacağından korkmak. İlişkili görülmek. Adının lafa karışmasından korkmak. İşgillenmek.
 
İçine ilimekİçine sinmemek. Kasabada haksızlık oldu kanaatı ile memnuniyet duymama ifadesi olarak kullanılan deyimdir. Razı olmamak. (Çok ucuz aldım içime ilimedi gidip bir daha sordum. Yanlışlık oldumu diye.) (Kalender adam hediye diye getirdi amma içime ilimedi parasını verdim.)
 
İçyağıHayvanların karın boşluğundan elde edilen, iç organlarına böbrek, yürek, karın ve karnı kaplayan yağ.
 
İdare lambasıKasabaya elektrik gelmeden evvel evlerde gaz lambası, sokakta dışarıda el feneri(gemici feneri) kullanılırken ahır ve samanlıklarda, akşam hayvanların bakımı sırasında aydınlatma aracı olarak ters huni şeklinde tenekeden yapılmış, içerisinde gazyağı bulunan pamuk fitille yanan mum ışığı kadar ışık verebilen adına idare denilen lambalar kullanılırdı. Zamanımızda nostalji malzemesidir.
 
Yele - YelekYele: At, eşek, aslan gibi hayvanların boyun ensesindeki sıralı sert kıllar. Yelek:1.Uçucu ve kümes hayvanlarının kanatlarındaki büyük tüyler.,2.Hava alacak şekilde kolsuz ve ekseriya önü açık,gömlek üzerkine giyilen çok cepli, çok düğmeli veya fermuarlı, kasabada delme de denilen giyecek.
 
YeltenmeBir şeye özenmek, isteyerek meyilli olmak, istekli olarak hareket etmek, taklide çalışmak. Teşebbüs etmek.
 
Yemeni1.Yemende yapılıp veya Hind de yapılıp yemen yoluyla gelen el ile işlenmiş kalıp baskı ile basılarak boyanmış mendil gibi veya kadınlarca başörtüsü tülbent gibi kullanılan dokuma. 2.Kısa kenarlı, kaba malzemeden yapılmış olsa da kullanışlı pabuç iskarpin ayakkabı.
 
Yemleme - yemlenmeYemleme:1.hayvanlar için yem vermek, beslemek, 2.Birini kandırmak için onu elde edecek şekilde davranmak. Yemlenmek:Harcama yapmadan başkasından geçinmek.
 
YenEsvap, çamaşır, elbise gibi giyeceklerin kolu.(abdes alacak yenlerini sığamış.)
 
Yenge1. Geline kılavuzluk eden kadın. Düğünde gelinle birlikte damat evine gidişte geline eşlik eden genellikle yakın hısım akraba hanımı. 2. Erkek kardeş, abi, amca, dtayı karısı. 3. Anadoluda kendinden büyük hanımlara veya tanınmayan yabancı kadınlara hürmet bildiren hitap şekli.
 
YeniyetmeYeni yetişen ergen, genç oğlan veya genç kız. Çocuklukla yetişkinlik arasındaki devre, ilk gençlik çağı, ergenlik dönemi.
 
YepYe ile başlayan bazı türkçe sıfatların başına geldiği kelimeyi kuvvetlendirme ve aşırılık kazandıran kelimedir.(Yep yeni, yep yenli gibi)
 
Yerini kurulamakBir şeyin konulacağı yerin ıslaklığını almak manasına olan bu terim kasabada ayrıca olması istenilen bir hususun veya yerine getirilmesi arzu edilen bir şeyin önceden gerekli şartlarını hazırlamak. Münasip şekilde rastgetirecek şekilde hazır etmek.
 
YevmiyeciYevm:(arapça) gün. Yevmiyeci: Günlükçü, gündelikçi. Günlük ücretle çalışan kimse.
 
Yeşillenmek1.Yeşil olmak, yeşermek. 2.Tazelenmek, tazelik kazanmmak. 3.Gözle bakıp ferahlanmak, gözünü gönlünü eğlendirmek. 4.(argo)Başkasının malına göz koymak, elde etmye çalışmak.
 
İfrat - Tefritİfrat:Fazlaya kaçma. Tefrik:Normal ölçünün altında kalma. Ölçülü olup ifrat ve tefritten kaçınmak gerekir. İfrat tefriti doğrur. Zıt zıttını meydana getirir.
 
YikinmekÜzerindeki yükle birlikte kalkmaya çalışmak. Olanca gücünü kullanarak bulunduğu zorluktan kurtulmaya çalışmak. Ikınarak nefesini tutarak tüm gücünü tatbik ederek işin üstesinden gelmeye çalışmak.
 
YincelemekBir işi yaparkan, zor bir iş için gücünü aralıklarla kullanarak ileri geri hareketlerle kurtarmaya-itelemeye-söküp çıkarmaya-yerinden oynatmaya çalışmak.
 
YinlicekHafif, ağırlığı olmayan, çocuksu ve toy hareketler sergileyen, durulup oturmamış, goruk, olgunlanmamış adam.
 
Yitiz/yitizlemekYetmek, yetinmek, tamamlamak manalarında genellikle davar kuzu sayımında kullanılır. Sürüden eve gelen koyun kuzunun sayısının tamam olmasına yitiz, tamamlamaya da yitizlemek denilmektedir. Eve gelmeyen koyun kuzu aranarak bulunur, sayı tamam olunca yitizlendiği söylenir.
 
YiyintiYenilen şeyler. Azık, rızık manasındaki kelime ayrıca kasabada bir sezon, bir kış boyu,bir yıl gibi yetecek derecede öğütülen un için kullanılır. (ör.horantalı evler yiyintisini çok tutar.)
 
YiğinÜstün kuvvetli, baskın, şiddetli manalarındaki Yeğin kelimesinin kasabada kullanılış ifadesi. (Bu sene amma yiğin kış oldu. vs. gibi) "Vurgunu yiğin gelesice" kasabada ağır belaya uğramak manasına beddua, ilenç olarak kullanılır.
 
İkircikİkilem, tereddüt, şüphe, vesvese, kararsızlık manasına kullanılan bu kelime ıkırcık olarak da kullanılır. kuruntu manasına da gelirse de kasabada bu manada pek kullanılmamaktadır. Bu hal üzerindeki insanlara ikircikli, ıkırcıklı denilir.
 
İlegüne karşıİl:Vileyet, devlet ricali. Kün:ahali,halk, İlegüne:devlete millete. İlegüne karşı: Devlete ve millete karşı mahcubiyete düşmek. İlegüne rezil olmak: Devlete millete rezil olmak. Ele güne karşı: el aleme karşı.
 
İlenmek - ilençBeddua, lanet, inkisar, kargımak. Lanet okumak, ilenmek. Ah etmek. Kötü muamele, kötü davranışa muhatap olan kişinin kötülüğü yapanlara intizarı, bedduası. Beddua hiç bir zaman ve hiç bir şekilde uygun bulunmaz. Bedduanın ve ilenmenin kötülüğü yapana da döneceği dokunacağı anlatılır. Hiç bir anne evladına içten beddua edemez, inkisar edemez, anne devamlı affedicidir. Peygamberimizin hiçbir kimse hakkında düşmanları hakkında bile bedduada bulunmamıştır. İlenmemiştir.
 
İliIlık, soğuk-sıcak arası, ılılklaşmış manalarına kullanılan mahalli kelime. İlimek:soğukluğunu kaybetmek. İliştirmek:eklemek, ilgilemek manasına gelen bu kelime yine kasabada ayrıca ilimek gibi soğuğu veya sıcağı ılıştırmak olarak kullanılır.
 
İlibitçeGelincik çiçeğinin (kasabada fıccık) dallanıp boy atmadan, sütlenip küpe vermeden önceki 3-5 yapraklı taze hali. İlibitçe otu kasabada kuzulak, yemlik gibi tazesi yenen otlardan olup taze taze tuza batırılarak ekmek arası yendiği gibi kavurulup yemeği yapılarak, ot böreği yapılarak da sevilerek yenilmektedir.
 
İlikDüğmelemek için elbisenin belli yerlerinde açılan düğme deliği.
 
İlimekSoğukluğu veya sıcaklığını kaybetmek manalarına kullanılan bu kelime kasabada bunlardan başka farklı şekli ile Sinmek olarakda kullanılır. İçime ilimedi: İçime sinmedi, gönlüm rahat değil manalarına da kullanılır.
 
İlisıranıHamur kesmek ve hamur teknesinde kalan hamur kalıntılarını sıyırmak için kullanılan metalden yapılmış alet. Bu kelimenin etimolojik macerası: iyi sıyıran-iyisıranı-İlisıranı
 
İlişeİlişe: Özel yerlerde, özel fideliklerde önceden tohumdan yetiştirilerek tekrar dikilmek üzere çıkarılmış sebze fidesi. Kasabaya has mahalli tabirdir.Tarlaya bahçeye esas ekileceği yere ekilip riske etmemek için özel yerde belli bir boya gelinceye kadar koruma altındaki yere çokca ve sıkça ekilerek yetiştirilip, sonra taşınıp ayrılıp tek tek ekilecek hale gelmiş sebze fidanı. (İlişmek, tutmak, tutunmak, irtibatlamak,iliştirmek)
 
İlmek - İlmikKolay çözülebilen, iğreti düğüm. Kolay çözülebilen düğümle bağlamak. Halı dokunurken direzi denilen sağlam ipe bağlanıp uçları dışarıya çıkarılıp sıkıştırılan düğüm.
 
İlmühaber - ilmaberResmi bir daire veya kuruluşa sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında bağlı bulunduğu mahalle muhtarı, belediye, ve mahalli kuruluştan alınan tasdikli evrak.
 
İltifatDönüp bakma, dikkate alma, değer verme, itinalı davranma, hatır sorup sevgi gösterme, hürmet etme. Güler yüzle karşılama.
 
İma - imalıİma: işaretle anlatma, açıktan söylemeksizin bildirme.İşaret, dolaylı olarak anlatma. üstü kapalı söz veya davranış.
 
İmam feneriNereden geldiği, ne zaman kullanıldığı, imamlar veya imamlıkla ilgisi bilinememekle birlikte, kasaba da belli bir yerde durmayan etrafta veya kendi etrafında dönüp duran, ortalıkta gayesiz sebepsiz olarak avare avara dolaşan kişilere ve sahiplenilmeyen sahipsiz ortada dolaşan eşyaya denir. Ayrıca sözünden sık sık dönüp sebat etmeyen, sözüne güvenilmeyen dönek manasına da benzetme olarak kullanılmaktadır. (İmam feneri gibi dolaşır,imam feneri gibi döner durur, imam feneri gibi ortalıkta dolaşma denilir)
 
İmece1. Topluluğu ilgilendiren veya birine ait işin topluca elbirliği ile görülmesi. 2. Birçok kimsenin, arkadaşların, komşuların toplanarak yardımlaşılarak elbirliği ile sıra ile görülen iş için kullanılır. imece usulü yardımlaşarak çalışma.
 
İnİn 1: Mağara, yer altında genişlik, kayaların arasında derinde bulunan kovuk. 2: Belirti, iz, emare, nişan. Hayvanların kulaklarında ayırt etmek için açılan oyuk veya kesilen şekil. Ayırt edici işaret. İt atmak: Düğünlerde yeni nişanlanan kızlara oğlan tarafının toplum içinde hedive vermesi, gelin adayının üstüne, omuzuna kumaş vs. atması, çerez vs. vermesi aynı zamanda kızın nişanlandığının topluma ilanıdır. İşaretlenmesidir.
 
İncikBacağın diz kapağından topuğa kadar olan bölümüne denilir. Kasabada buna ilaveten ayak bileği ve üzerine incik denilir..
 
İneğimsağma - Gökkuşağı Eleğimsağma kelimesnin kasabada söyleniş biçimidir. Güneş ışıklarının gökyüzünde bulunan ince bulut ve buhar içinden geçerken ışık içindeki çeşitli renklerin kırılarak ayrılmasından oluşan rengarenk gökkuşağı. Genellikle yağmurdan sonra havanın açılması ve güneş ışığının havadaki su kalıntılarına çarpması ile bulunduğumuz yere göre güneşin tersi istikametinde oluşur. Alaimi sema.
 
İnkıbaz1.Çekilip toplanma, büzülme, 2.Sıkıntı, kasvet, 3. Tutuluk, peklik, kabızlık. Kasabada genellikle sindirimle ilgili boşaltım sistemindeki peklik, tembellik, dışkılama zorluğu için kullanılır. Inkıbaz olarak da geçer.
 
YoHayır, yok, olmaz, kesinlikle, asla vb. anlamlarında itiraz lafı olarak kullanılır.
 
YoksaCümlelerde soru kelimesi olarak geçer. (Böyle olacağını bilemedim yoksa mani olmazdım. Siz gelirmisiniz yoksa ben mi geleyim. Bugün mü yoksa yarın mı gelecek? gibi)
 
Yolgeçen hanıGirip çıkanı, gelip gideni belirsiz olan yer, uğrak yeri. Kayıt kürek tutulmaksızın herkesin nizama intizama gerek kalmaksızın rast gele gelip geçtikleri yer.
 
Yollu - yolsuzYollu:1.Bir türlü yolu olan, 2. yolunda usulünce düzenliliğinde olan. 3.Kumaştaki desen şekli, yollu kumaş, mavi yollu, 4.Belli biçim ve uslüpta olan nasihat yollu sözler. 5.(Argo) Kolaycı elde edilen hafif meşrep kadın. Yolsuz:Yolunda olmayan, uygun ve yerinde olmayan uygunsuz haller. düzen ve usule aykırı.Yolu olmayan, (argo) parasız pulsuz.
 
YonizeriğiDağ salısında bulunan bağ, bağ tirmeni, arazide genellikle kendiliğinden çıkmış, sergilik ve pekmezlik zamanında geç olgunlaşan, tadı çok ekşi, olgunlaşınca sararan, sindirim sistemine yarayışlı, C vitamin deposu yaban eriği çeşidi.
 
Yordam, yordamlı, yordamsızYordam:Kaide, yöndem,elden gelme, eline yakışır olma.Beceriklilik, el yatkınlığı, meleke. Yordamlı:Eline yakışır. elinder gelir. Kabiliyetli. Düzenli. Yordamsız: Gevşek, hareketsiz, düzensiz.
 
YosmaŞık ve zarif kıyafetli, kurumlu, edalı, işveli, işvekar, çok süslü giyinen moda düşkünü kadın.l
 
YosmakBir konuda bir sebebe işaret ederek anlatmak. Bir sebebi dayanak göstererek imalı veya açık olarak anlatım. (anlatırken hep o sebebe yosuyordu, niyeti anlatırken belli oldu hep o sebebe yosarak ifade etti.) gibi. Konuyu bir tarafa çekerek anlatmak . Mahallil tabirdir.
 
YoynukmakYoğalmak, yok olmak, kaybolup gitmek, varlığı ortadan kalkmak, mahvolmak, tükenip gitmek. (bağın çayırını yoynukturuncaya dek ne çektim) gibi.
 
Yoz(Sağmal koyun keçi dışında kalan) Kısır koyun keçi, koç, toklu, şişek, çebiç vs. davar. Yoz davar sağmal davar şeklinde tasnif edilir. Özel beslenme, özellikli bakım takip gerektirmeyen sağılmayan davar. Kaba adi bayağı, acemi, terbiye olunmamış,salma, kısır, soysuzlaşmış, dejenere olmuş.
 
YoğurumYoğurulacak hamur vs. için ölçü birimi gibi kullanılır. Yoğurulacak miktar.(bir iki yoğurumluk un hazırladım.)
 
İpİp: Bağlama, ilgilime, dikme, asma, germe, asılma gibi işlemlerde kullanılır. Kenevir lifi, pamuk, yün, ipek, sentetik, tel vs. gibi malzemelerden yapılır. İp,iplik,halat,sicim gibi çeşitleri vardır. Mecazen= İp cezası/ipe çekmek:asarak öldürme cezası, İpucu:vesile,sebep,arananı bulmaya yarayan bilgi, İpe un sermek: uyduruk bahane bulmak, İpine basmak: dengesini, düzenini bozmak, İpten kuşaklı:(Kuşak: kalın, kavi sağlam sarma malzemesi) Aşırı derecede fakir, maddi yönden çok zayıf, İpe dizmek:düzene sokmak, İpini sürümek:cezasını aramak, cezayı hak etmek, İpten kurtulmak: idamdan dönmek, İpini kırmak:bağından boşalmak, azgınlaşmak. İpiyle kuyuya inilmez: Sözüne güvenilmez.
 
İp sap - ipe sapa gelmezİp bağlama, sap tutma kaynaklıdır. İpe sapa gelmez: saçma sapan, değersiz tutarsız kişi, nesne, olay, kayde değer yanı olmayan değersiz gibi manalarda kullanılır.
 
İpburnuGülgillerden, çalılık ve ormanlık yerlerde yaygın olan, uzun ömürlü gül aşılamaya elverişli, dikenli yabani gül ağacı ve kuşburnu da denilen meyvesi. İpburnu C vitamini eksikliği ve soğuk algınlığına karşı tedavi edici ve koruyucu olarak kuşburnu çayı adıyla yaygın şekilde kullanılmaktadır. Kasabada dağlık arazide ve bağ tirmenlerinde kendiliğinden çıkmakta ve dikenli çalı şeklinde olduğundan korunarak hayatını devam ettiren bakım gerektirmeyen odunsu bitkidir.
 
İplemek1. İp sarmak, iple bağlamak, 2.Hatırlayıp anmak, hatıra getirmek, 3.Saymak, saygı göstermek, değer vermek. İplememek: Hesaba almamak, değersiz görmek. Kelime kasabada genellikle olumsuz yönüyle hesaba almamak iplememek ağırlıklı kullanılmaktadır.
 
İptidaBaşlangıç, en ön, en baş, en önce.
 
İr ekmeğiİr=Er, erken, irekmeği=erken yenilen ekmek-yemek. Sahur yemeği. İrekmeğine kalkmak=sahur yemeğine kalkmak. Sahura kalkmak, irekmeğine kalkmak oruç ibadetini destekleyen, tamamlayan ve kalkılmasına sevap vadedilen ve sevap umulan hareketlerdir. Kültürümüzde sahur davulu, sahur davulu çalan kimselerin manileri bu lazimiyeyi nakış nakış işleyen güzelliklerdir.
 
İriBüyük, cüsseli, hacimli, kocaman. İri kıyım:iri yapılı.İrice. İrili ufaklı: içinde büyüklü küçüklü bulunan.
 
İrişkiKoyun kuzu veya dana bağırsağı içine biber, sarımsak ve baharatlı kıyma doldurularak yapılan sucuk. Sucuğun kasabada nadiren söylenen diğer bir adı.
 
İrzaRazı ve hoşnut, gönüllü. İrza göstermek: Kabul etmek, gönlü olmak.
 
İsabetDoğru gitme, yerini bulma, rast gelme, münasip şekilde, yerinde tam manasında olan iş fiil hareket, Kasabada bundan başka nazar gözdeğmesi olarak da kullanılır.
 
İsilikSıcaktan veya terlemekten vücutta meydana gelen küçük pembe kabarcık kızartılar. Isırgan ve yakıcı kaşıntılı kızarıklıklar.
 
İskemleÜzerinde kitap okumaya, yazı yazmaya, vazo vb süs eşyası koymaya yarayan ahşaptan yapılmış küçük masa, sehpa. oturmaya yarayan arkalıksız sandalye.
 
İspati - ıspatıİskambil oyun kağıtlarında dört renkten(maça, kupa,karo,sinek) biri olan yonca yaprağı gibi benekli (sinek) işaretli kağıtlara kasabada sinek yerine ispati denilirdi.
 
İspirteKibrit Kasabada (İspirte) olarak kullanıllırdı. Ateş yakmaya yarayan tutuşturucu.
 
İspit - Şınaİspit: At atabası tekerleklerinin dış demir çemberi tutan taşıyıcı ahşap parmaklıkların bağlandığı sağlam ağaçtan yapılmış ağaç çember. Şına: At arabası tekerleklerinin ahşap ispitin aşınmaması için dışına geçirilmiş sağlam demir çember.
 
İsraf - MüsrifLüzumsuz yere harcama, kötü kullanarak eskitme, kötü sarf etme, saçıp savurma, savurganlık, ihtiyaçtan fazla harcama. (Ye iç, yedir içir israf etme, israf haramdır. İsraf bereketsizlik getirir. ) Müsrif: israf eden kişi. Lüzumsuz yere sarf eden.
 
İstidaİstek, talep, dava, şikayet dilekçesi. Resmi bir makama durumu bildirmek (halini arz etmek) veya istekte bulunmak, bir hakkın yerine getirilmesi için verilen yazılı dilekçe. Arzuhal. İstida/arzuhal yazan kişilere de istidacı/arzuhalci denilir.
 
İtKöpek, sahipsiz terbiye edilmemiş köpek. mecazen tebiyesiz, ahlaksız ve değersiz kimse. Mecazi anlamda çok yerde kullanılır ve kullanıldığı yere göre mana kazanır. (itin ağzını kemik tutar, it ardına bırakmak, it burnu, it canlı, it derisinden post olmaz, it derneği(çok hırgürlü,gürültülü), it dirliği, it ite it de kuyruğuna buyurur, kuyruğu da kalkmaz tap tap vurur, it iti ısırmaz,it itle gezer,it izi at izine karışır, it kopuk, it köpek, it oturuşu, it sürüsü, it taşlar, it ürür kervan yürür, it yatağı, it yatağında ekmek kırıntısı mı aranır, it yese kudurur, it yestehlemekle deniz kirlenmez(değersiz bir lafla hüküm verilmez), ite atsan yemez, iti an çomağı hazırla, iti öldürene sürüttürürler, at ölür it bayram eder, itin duası kabul olsa kemik yağar, itin kıçına sokmak(rezil etmek), itle çuvala girmek, itla dalaşacağına çalıyı dolaş, itin kuyruğunda, yitle yatan bitle kalkar, bekarın parasını itler yakasını bitler yer, it dalaşı. gibi)
 
İt takkayı ne yapsın.Uygun olmayan eşyayı taşımak. Münasebetsiz durum. Takke insanlarca kullanılır. Kıymetini bilmeyen ve ihtiyaç duymayanlar için gereksiz malzeme. (it takkeyi ne yapsın kalkıyınca düşer) şeklinde kullanılan deyimdir.
 
İt üzümü, köpek üzümüYaban arazide, bağ tirmenlerinde kendiliğinden çıkan küçük vişne görünümlü üzüme benzer kırmızı ve olgunlaşınca siyahlaşan meyvesi olan, yeşil ve küçük yapraklı ve dikenleri olan, civarda karamuk olarak da adlandırılan, bazı ilaçların yapımında kullanıldığından meyvesi şifalı, taze yaprakları pilav içine atılarak lezzet verici çöğür-çalı görünümlü bitki ve meyvesi. Kasabada köpek üzümü adıyla da anılır. Bağ bozumu zamanlarında meyveleri olgunlaşarak kararır.
 
İtdirseğiGöz kenarında çıkan genellikle mikrobik kaynaklı küçük çıban. Arpacık.
 
İtiliKeskin ekşi, acımsı, kokulu, keskin sert acılı damak tadı. Gicimikli acı. çekici değil itici tad. Daha ziyade tuluk peynirleri tadında görülür. Kasabaya has mahalli tabir olabilir.
 
YuhAşağılama, ayıplama için, hoşnutsuzluk verici bir durum veya begenilmeyen bir davranışa karşı söylenen hitap şekli.
 
YüksünmeKendini yük ve ağırlık gözüyle görmek. Ağır saymak. Halk dilinde tembellik etmek üşenmek.
 
YularHayvan bağlamak veya çekmek için başına takılan ucu ipli veya zencirli başlık. (insanlar sözünden, hayvanlar yularından bağlanır.)
 
Yumak1. İpin, sicim veya urganın bir şey üzerine sarılmış top şeklindeki hali. Yuvarlak şekilde sarılmış olan. 2. Yıkamak, temizlemek.
 
YumrukElin yumulmuşu, kapalı elin vurulacak şekilde aldığı biçim.(yumruk gösterdi, yumrukla vurdu, birkaç yumruk attı.)
 
YumuşHalk dilinde iş, hizmet buyruğu. Patronun, ağanın çalışanına buyurması. Çocuğa verilen iş.
 
YunmakYıkanmak, kendi kendine yıkanıp temizlenmek. Yunup yıkanmak.
 
Yutturmak - yutturmacaYutturmak:Bogazından aşağıya indirmek. Yedirmek, Kabul ettirmek,inandırmak. Aldatmak. Yutturmaca: Karşısındakini anlamayacağı bir şekilde değişik anlamlara gelebilen kelimelerle yapılan söz oyunu, aldatmaca.
 
YuvakÇatısız kara örtü damların üzerinde serili toprağın sıkıştırılarak yağmur ve kar suyunun tabana akmaması için taştan yontularak silindir şeklinde yapılmış, yan daireleri ortalarında özel ağaç veya demir kancasının takılarak çekilmesi için çukurlukları olan yuvarlanarak hareket eden ağırlık. Silindir merdane.
 
YuvalakSulu köfte ve topalak olarak da adlandırılan yemek çeşidinin kasabada kullanılan adıdır. Dana eti karıştırılarak yapılması tercih edilir. Etli ve etsiz de yapılabilir. Etsiz yapılan yuvalağa yalancı yuvalak denir. köfte malzemesinin elle yuvarlanarak yapıldığı için bu isimle anıldığı tahmin edilmektedir. Köfte taneleri yapılmasına yuvalak dökülmesi denilir.
 
Yüz görümlüğüGüveyin gerdek gecesi geline verdiği değerli hediye, yüz görümü.
 
Yüzerlik - ÜzerlikEvlerde daha çok tütsü için kullanılan yabani sedef otu tohumu. Bazılarınca üzerinde taşıyanları nazardan koruyacağına inanıldığından üstünde taşınması manasına üzerlik denilmişse de kasabada Yüzerlik adıyla anılır. Tohumları tesbih taneleri gibi iplere dizilerek şekiller verilerek örülür levha, fon vs süs eşyası olarak da kullanılır.
 
YüzlenmekBirilerine güvenmek, yüz bulmak, şımarmak.
 
YüzsüzlükArsızlık, utanmazlık, hayasızlık.
 
YıkışmakGüreşmek, güreş tutmak. Rakibini alt etmek, yıkmak için güreşe girmek.
 
Yılancık1. Yüzde çıkıp yüzün şişmesine ve derinin kızarıp parlamasına sebep olan bir hastalık. 2.Halk dilinde kemik veremi.
 
YılgınYılmış, gözü korkmuş, ürkmüş. Kavgadan kaçan, güreşten çekinip güreş yapmaktan korkan. Cesareti kırılmış, müsabakadan vazgeçmiş. Yorulup bıkıp usanmış.
 
YılmakGözü korkmak, cesareti kırılmak, ürkmek. Usanıp yanaşmamak. Korkup uzaklaşmak.
 
YıprakYıpranmış, aşınmış, eskimiş, güçsüzleşmiş, zayıf dayanıksız manalarına gelen yıprak kelimesi bunlarla birlikte kasabada (argo) ağırlığı olmayıp basit ve korukça hareketler sergileyen kişiler için kullanılır.
 
YırtınmakBoğazını yırtarcasına bağırmak, üstünü paralarcasına telaş etmek, tepinmek, bir konu ile kendini yoracak derecede kendinden geçercesine çok uğraşmak.
 
İz üstüGeldiği yere gerisin geri dönmek, izi kapanmadan hemen dönmek, geldiği gibi geri dönmek. Vardığı yerde hiç oyalanmadan hiç bir iş görmeden geri gelmek.
 
İz'an(izan)Anlayış, idrak, firaset. Zeka, itaat, bağlılık.
 
İzbandutİri kıyım, korku verici görünüşlü haydut, kıyıcı, şaki(eşkiya), Halk dilinde iri, korkunç görünüşlü çirkin kimse. Zebellâ.
 
İzbeBodrum, evin alt katındaki ambar. Kuytu karanlık yer.
 
İğecenÇayır püskülünün kuruyarak dağılıp parçalanmış halinden ucu sivri ve çamaşır, çorap ve elbiseye kolayca batıp işleyen çıkarılması zor çayır püskülü parçası.
 
İğnedenlik -iğnelikİğnelerin batırılarak bir araya toplanması için özel olarak yapılmış ve içi doldurulup kabartılan asılacak süslenmiş bez./ iğnelerin konulduğu kutu.
 
İğrençİğrenme, nefret etme, tiksinme, ikrah.
 
İğretiÖdünç emanet alınmış, kullananın kendi malı olmayan./ sağlam ve sabit olmayan, boşlukta duran. / istenildiği zaman takılıp çıkarılabilen. / tabii olmayan sahte, suni. (Eğreti olarak da geçen kelime kasabada ekseriyetle iğreti olarak kullanılır) (iğreti ata binen tez iner, at elin torban iğreti senin bir dâhdahan var, iğreti ata(el atına) binmiş çalım satar. vs. gibi)
 
İğsiUcu kısmen yanmış sönmüş, kömür uçlu odun-tahta parçası / Eğsi
 
İşkembeGeviş getiren hayvanların ilk ve büyük midesi. Midenin tamamı. Kasabada işkembeye karın, işkembeden yapılan işkembe çorbasına karın çorbası da denilir. Ayrıca mumbarla birlikte içi pilavla doldurularak pişirilir.
 
İşkil - İşkillenmekŞüphe, zan, vesvese, kuruntu. Müşkil: Halli zor mesele. İşkillenmek: Şüphelenmek, zan beslemek, tehlike sezmek.
 
İşmarKaş göz işareti, göz kırpma, el baş işareti. İşaretle ifade etme.
 
ZahireVakti gelince kullanılmak üzere saklanan daha ziyade tahıllardan oluşan yiyecekler.
 
ZangırtıŞiddetli titreme ve sarsılma ile meydana gelen gürültülü ses.
 
ZağarKüçük çelimsiz, kısa boylu kalmış gelişmemiş köpek. Küçük boylu köpek cinsi. Pani, fino gibi de adlandırılır. Güç kullanacak durumda olmadığından davar arkasında gidip cavavarla mücadeleye giremediğinden daha ziyade ev ve bahçe bekçiliğinde kullanılır. Havlayıp yaygara kopararak haber verir.
 
ZebellâHalk dilinde iri, korkunç görünüşlü çirkin kimse. Izbandut.
 
ZehrimarZehir:Yenilip içilmesi, kullanılması, koklaması ölüme yol açan madde, ağu. Mar:Yılan (farsça). Zehrimar: Zehirli yılan anlamına gelmektedir. Kasabada bu kelime yılan, yılan zehiri ve zehirden kaynaklanan kelimeler dışında ayrıca bazı eşya, kalabalık eden fazlalık, lüzumsuz, başağrısına ve gereksiz zorluğa sebep olan eşya için de kullanılır. Döküntü kalabalığı mani engel gibi de kullanılır. Döküle kalasıca, döküle yığıla kalasıca, zehrimar olasıca, zehrimar kalasıca gibi olumsuz istek ve usanç verici manalarda kullanılmaktadır.
 
ZeklenmekAlaya almak, alay etmekten zevk almak, zevklenmek, alay etmekten hoşlanmak. Zevk almanın zevklenmenin alay etmekle birlikteliği.
 
ZemberekÇarkı hareket ettirek çelik yay, kurulabilen yay. Yaylı kapı kapama mekanızması, (saat zembereği, kapı zembereği) Kasabada eski tip, kapı kolu ve doğrama içinde kilidi olmayan kapılarda açıp kapama düzeneği.
 
ZemheriKışın en soğuk zamanı, şiddetli soğuk, karakış.
 
ZerzevatEt, yağ veya zeytinyağı ile pişirilerek yemekte yenen ayrıca salata ve turşusu yapılan bamya, patlıcan, domates, fasulye, lahana vb. yeşillikler.
 
ZevzekHer şeyi karıştıran, ağzı ve eli durmayan, zayıf karakterli geveze. Ağırbaşlı olmayan münasebetsiz adam, happala çocuk.
 
ZibidiPejmürde, yırtık pırtık. Miskin, mıymıntı. Zamansız ve zevksiz davranışları olan kimse.
 
ZilliZili olan her hangi bir yerinde zili bulunan. Etrafını rahatsız eden kavgacı, edepsiz, şerli kadın. Hafif oynak kadın.
 
Zilli maşaUçlarında zil takılı bulunan maşa şeklindeki çalgı aleti. Edepsiz, yaygaracı şirret.
 
ZilveÖküzün boyunduruktan çıkmaması için öküzün boynunun sağına-soluna takılan çomak.
 
ZinharSakın ha, aman ha, mümkün değil, katiyyen gibi manalarda kullanılır. (Zinhar yasak, zinhar olmaz gibi)
 
ZiyankârZarara ziyana yol açma, gereksiz yere zarar ve ziyan veren.
 
ZübbeHafif, kıyafeti ve davranışları hoppa, kendini begenmiş, zevzek genç.
 
Zulm ile âbât, ahiri berbatKötülük ve eziyet ederek, etrafına korku vererek gelişip zengin olanın sonu, akibeti hüsran olur.
 
ZıbarmakKötü halde sızmak, yatmak. Geberip uyumak.
 
ZıbınEskiden kaftan altına giyilen kısa pamuklu çocuk giyeceği. Bebeklere gömleğin üstüne mintan yerine gidirilen pazen vb.den kısa ve kollu ceket.
 
Zıkkım-Zehir zıkkım-zıkkımın pekiZıkkım: Zehir, ağı ağacı(zakkum), Zehir zıkkım: acı zehir, zehir gibi kuvvetli haram, kuvvetli zehir. Zıkkımın peki: Zehirin özü, sert, sıkı, sağlam inatçı, şiddetli, kuvvetli, merhametsiz tarafı.
 
ZıkkımlanmaHakaret noşnutsuzluk veya şaka olarak yemek, içmek.
 
Zılmak(Argo da)Kaçıp kurtulmak, ortalıktan kaybolmak, zorluk ve güçlükle karşılaşınca dönüp vazgeçmek. Kaçıp uzaklaşmak. habersizce kaçıp kaybolmak.
 
ZınarmakKarşısındaki büyüğüne, işverenine, amirine karşı gelmek. Dikleşmek, uygunsuz hareketlerle cevap vermek. İnkar eder derecesinde haksız yere itiraz etmek
 
ZındıkAllah'a ve ahıret gününe inanmayan. Dinsiz inkarcı. Allah'ı inkar eden inkarcı. Münkir.
 
ZırlakBoş yere zırıltı eden. mantısız konuşan, zırtop.
 
ZırnıkBir şeyin küçük, değersiz ve gereksiz paarçası. Kırıntı.
 
ZırzopMünasebetsiz hareket eden, zırlak. Delişmen, delice tavırlı. Hareketlerinde ölçüsüz ve laubali. Kayıtsız ve utanmadan hareket edip serbest olan.
 
ZıvanaUç kısımları açık küçük boru, Değirmen taşının ortasındaki kazık. Birbirine geçen şeylere açılan silindir şekilli delik. Mcz. Zıvanadan çıkmak:çok sinirlenmek, zıvanalamakZıvana takmak, zıvanalı, zıvanasız kaçık zırzop gibi manalarda kullanılır.
 
ŞakkadakAniden, birdenbire, beklenmeyen bir anda. (Aniden karşısına şakkadak dikilmek, durup dururken şakkadar tokadı indirmek vs.gibi)
 
ŞakülYer çekimi istikametini gösteren yere dik inen ve ucunda ağırlığı olan ip gösterge. Çekül'ün çok yerde olduğu gibi kasabadaki adıdır. Şakülü kaygın mcz. dengesi bozulmuş muvazenesiz kimse.
 
ŞakşakçıKendisine menfaat sağlamak için bir kimseyi veya yaptığı şeyi öven ve başkalarına da kabul ettirmeye çalışan. alkışçı, dalkavuk.
 
Şalak Şalak ham karpuza denilir. Kasabada Şalak irili ufaklı kavun karpuz, kelek vs . bostan ürünü karışımının tümüne denilmektedir. İrisi ufağı seçilmemiş karışık kavun karpuzun genel adıdır.
 
ŞallamaŞal:omuza atılmaya, boyuna sarılmaya yarayan yün kumaş./yün,tiftik keçi kılı, ipek vs.den yapılmış bele sarılan geniş kuşak./Keşmir keçisinden yapılmış kıymetli kumaş anlamlarına gelir. Şallama: Kasabada yün ipten dokunmuş yüklük bürüdesi olarak kullanılan, sarı siyah, turuncu siyah renkli hane hane kareli dokunmuş büyük ebatlı perde-bürüde-örtü manasında kullanılır.
 
ŞalvarDaha çok yünlü kumaştan ve kadınlarda bazen ipekten yapılmış, beline lastik ve genellikle uçkur geçirilmiş geniş üst donu.
 
ŞaplakAvuç içi açık şekilde yüze veya surata vurulan sille, tokat, şamar.
 
ŞapşalAptalca davranış gösteren, ahmak, alık, kılıksız, pasaklı. Şapşallaşmak: aptallaşıp, şaşıp kalmak, dökük saçık tembel ve aptalca davranmak.
 
ŞarlatanKendisinde olmayan bilgi, kerem ve sanatları varmış gibi anlatarak halkı aldatan, dolandıran, lafazan, şaklaban.
 
ŞavkIşık, aydınlık, gün ışığı. Şavkarmak:ışık görünmesi. aydınlanma. Şavkı vurmak aydınlığı yansımak. Şavkımak: Parlamak, ışık saçmak.
 
ŞayakDokunması verevine, değirmisine veya çaprazlama biçiminde ince veya kabaca dokuma. Çuha.
 
ŞayiaHerkes tarafından duyulmuş, yayılmış söylenti. Ağızlarda dolaşan yayılmış haber.
 
ŞaşalamakŞaşmak, hayrete düşmek, şaşırıp ne yapacağını bilememek. Bönleşip toparlanamamak.
 
ŞebekKıçı kırmızı, tüyü az, bir cins maymun türü. Tüysüz ve çirkin manasına kullanılır.
 
Şebel, şebel atmaŞeb: Farsçada gece manasına gelmektedir. Şebel:(Kasabamızda bu kelime) hakkı olmadan ortaya çıkıp, ahaliyi uyutarak veya oyuna getirerek, göz boyayıp ortalığı bulandırarak hak iddia etmek olarak kullanılır. Şebel atmak:Kimseye haber vermeden hesaba girmek, karışıp kabul ettirmeye çalışmak.(kelime arapçadan sebel den gelmiştir. Sebel gözde oluşan hafif perde ve dumanlı görmeye sebep olan engel manasındadır.
 
ŞehlâŞaşı bakan göz için güzellik sözü olarak hafif şaşı, biraz yan bakan göz için kullanılır. Mevcut halin güzelliğine zarar vermeyen ancak dikkate değen şaşı bakış şekli.
 
ŞelmeÖrtü, baş örtüsü, yünden örülmüş dokunmuş büyükçe ve en üstüne örtünülen başörtüsü.
 
ŞerenazŞerli, uslu durmayan, etrafı kırıp döküp zararlık veren şerli takımından olan kişi. Daha ziyade çocuklar için kullanılır.
 
Şey1.Belirsizlik ifade eder. Her ne olursa belirsiz bir madde gösterir.(bir şey verdi, bir şey aldınmı?). 2.Mühim bir maddeye işaret eder.(o da bir şey mi?), 3.Olumsuzluk ifadesinde de (bir şey görmedim, bir şey yok.) 4.Kuvvetlendirmek için de (hiç bir şey yemedim, hiç bir şey almadım.) 5.Umumilik de ifade eder.(her şey böyledir, her şeye karışmamalı) gibi manalara gelecek şekilde kullanılan kelimedir. Kasabada şive olarak şiy olarak da kullanılır.
 
Şifa niyetineYılın ilk çıkan meyvesinden, sebzesinden, üzüm karpuz, süt yoğurt gibi ilk mahsulünden tadarken veya siftah ederken söylenen dua mahiyetindeki mahalli tabir.
 
ŞilteYün döşek veya ot minder üzerine yapılan pamukla dolmuş hafif ve yuşumak döşeme. Üzerine oturmak üzere taşınabilen minder çeşidi.
 
Şinik - çerekÜlke ve memlekete göre ağırlığı değişkenlik gösteren tahıl ölçeği. Tahıl için 8 kiloluk ölçek olup kasabada Çerek olarak kullanılan ölçünün civarda kullanılan adıdır. Havayının 1/2 si = yarım teneke. Konya kilesinin 1/24 ü.
 
ŞipdüşenKasabada da ilik-düğme olarak kullanımı yaygın pratik, küçük kullanışlı çıt çıt düğmeye şipdüşen düğme, çitilik veya çıt çıt da denilmektedir.
 
ŞipidikArkasız, ökçesiz hafif terlik. (Sıfat gibi kullanılarak şipşip teklik de denir.) Yürürken sürünerek şip şip ses çıkarmasından dolayı da şipidik veya şipşip terlik denir.
 
Şipilikİlik-düğme yerine kullanılan çıt çıt kasabada şipilik, çıt-pıt veya şipdüşen adlarında da kullanılmaktadır.
 
Şirazeden çıkmakŞirazenin lügat manası: Kitap ciltlerinin düzgünlüğünü sağlayan ibrişim örgüdür. Şirazeden çıkmak kasabada düzenini, dengesini kaybetmek, ipini koparmak, dağıtmak, çığırından çıkmak manalarına kullanılmaktadır.
 
Şirbit Göz çapağı. Bakımsızlıktan, göz hastalığından, ışığa bakmaktan, fazla okuma ve çalışmadan mütevellit göz yorgunluğu hallerinde gözde genellikle göz pınarı bölgesinde meydana gelen çapaklanma.
 
ŞirnemekYerinde duramamak sonu zarara varan hareketler sergilemek. Hırçınlaşmak, tuncukmak, şirretleşmek, şerli hareketlerde bulunmak. (şirneyip durma, uslu dur, şirneme. Şirneyip duruyordun sonunda ağlayacağın belliydi. gibi daha ziyade çocuklara hitapta geçer) Şirretleşmek manasına şirnemek veya tuncukmak olarak da Kasabada kullanılan mahalli kelimelerdir.
 
ŞirretŞerret kelimesi kasabada şirret olarak kullanılır. Şerenaz, yaramaz, hırçın, kötülük işleyen, fesatçı, hayırsız manalarına gelmektedir.
 
Şişekİki yaşına gelmiş koyun kuzusu - 1 yaşını doldurmuş kuzuya da Toklu denir.
 
ŞıllıkYörelere göre değişik manalara gelen kelime pek bayağı şekil ve biçimde süslenip gezen sürtük kadın manasında kullanılmaktadır.